Önder Öcalan: “Koşullar Oluşursa Süreci Çatışmadan Hukuki Zemine Çekerim”
Dosyamızın üçüncü ve son bölümünde; 2020-2025 yılları arasında derinleşen savaş konsepti, İmralı tecridine karşı yürütülen direniş, 1 Ekim 2024’te başlayan “Barış ve Demokratik Toplum” süreci ve PKK’nin 2025’teki tarihsel fesih ile geri çekilme kararını mercek altına alıyoruz.
2020-2022: ÇÖZÜMSÜZLÜK KISKACINDA SAVAŞ VE DİRENİŞ
Kürt sorununun demokratik çözümünün askıya alındığı 2020 yılı, sahada askeri baskının zirveye çıktığı, İmralı’da ise tecridin mutlak hale geldiği bir dönemeç oldu. Haziran 2020’de başlatılan Pençe-Kaplan Harekâtı ile Heftanin, Zap ve Metîna gibi stratejik alanlar hedef alınırken, PKK kırsal savunma doktriniyle (Tünel savaşları, hareketli timler) bu operasyonları boşa çıkarmaya çalıştı.
Bu dönemde İmralı Adası, hukukun ve insan haklarının askıya alındığı bir “yok-mekân”a dönüştürüldü. Asrın Hukuk Bürosu’nun tüm başvuruları “disiplin cezaları” gerekçesiyle reddedilirken, CPT’nin raporları dahi tecridin boyutunu gizleyemedi. 2021 Şubat’ında Garê’de yaşanan ve esirlerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan operasyon, savaşın insani maliyetini ve çözümsüzlüğün yarattığı trajediyi bir kez daha gözler önüne serdi.
2022 yılı ise gerilla taktiğinde bir değişime işaret etti. Kırsal alanda Pençe-Kilit operasyonlarına karşı Zap merkezli direniş sürerken, kentlerde (Mersin Mezitli eylemi gibi) sembolik ve düşük yoğunluklu eylemlerle “direnişin her yerde olduğu” mesajı verildi. Ancak devletin yanıtı, hem sınır içinde hem sınır ötesinde SİHA destekli suikastlar ve nokta operasyonlarla “imha” politikasını sürdürmek oldu.
2023: ÇÖZÜM İÇİN İLK İŞARET FİŞEĞİ
2023 yılı, sahadaki çatışmaların gölgesinde, çözüm arayışlarının yeniden dillendirildiği bir geçiş yılı oldu. Mart ayında PKK’den gelen “Önderlik’in özgürlüğü ve demokratik anayasa temelinde çözüm mümkündür” açıklaması, silahlı mücadelenin yerini siyasal zemine bırakabileceğine dair stratejik bir irade beyanıydı. Ancak iktidar, bu çağrıları görmezden gelerek hava harekatlarını yoğunlaştırmayı tercih etti.
2024: 1 EKİM HAMLESİ VE ‘İKİNCİ AŞAMA’
2024 yılı, Türkiye siyasetinde kartların yeniden dağıtıldığı bir yıl olarak tarihe geçti. Sahada eylemselliklerin savunma pozisyonuna çekildiği bir dönemde, siyaset sahnesinde sürpriz bir gelişme yaşandı. 1 Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti ile tokalaşması ve “Kendi ülkemizde barış olmalı” çıkışı, devlet aklının “çöktürme” stratejisinden “entegrasyon” stratejisine mecburi dönüşünün ilanıydı.
Bu hamleyi, 28 Aralık 2024’te İmralı’da gerçekleşen tarihi görüşme izledi. DEM Parti heyetiyle (Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder) görüşen Önder Öcalan, devlet ve toplum nezdinde beklenen o kritik çağrıyı yaptı: “PKK kendini feshetmeli, silahlı mücadele dönemi kapanmalı, demokratik siyaset dönemi başlamalıdır.”
Bahçeli’nin çağrıları ve kamuoyunda başlayan tartışmaların ardından, gözler 44 aydır mutlak tecrit altında tutulan İmralı Adası’na çevrildi. 23 Ekim 2024 tarihinde, Önder Öcalan ile yeğeni ve DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan arasında bir görüşme gerçekleşti. Yıllar sonra dışarıya ilk mesajını veren Önder Öcalan, tarihsel duruşunu koruyarak şu net ifadeyi kullandı: “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.”
Bu mesaj, 1999 ve 2013 süreçlerindeki barış iradesinin, tecrit koşullarına rağmen korunduğunu, ancak bu kez sürecin “sözlü vaatlerle” değil, “hukuki ve siyasi güvencelerle” yürümesi gerektiğinin altını çiziyordu.
SÜRECİN İKİNCİ AŞAMASI: FESİH, SİLAHLARIN SUSMASI VE DEMOKRATİK ENTEGRASYON
1 Ekim’den bu yana geçen 1 yıllık süre zarfında (Güncel projeksiyon), Önder Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu” ışığında, tartışmalar yeni bir evreye taşındı. Sürecin en kritik ve en çok tartışılan boyutu ise “İkinci Aşama” olarak adlandırılan; PKK’nin feshi, silahlı mücadelenin sonlandırılması ve gerilla güçlerinin Kuzey Kürdistan sınırlarının dışına çekilmesi başlıkları oldu.
Bu aşamada öngörülen yol haritası şu başlıklarla belirginleşti:
Çözüm İradesini Taşıyan Komisyon: TBMM bünyesinde veya akil insanlardan oluşacak, yasal statüsü olan bir komisyonun İmralı’da Önder Öcalan’ı dinlemesi.
Geri Çekilme ve Silahların Susması: Önder Öcalan’ın çağrısı ve devletin atacağı “yasal güvence” adımlarına paralel olarak, gerilla güçlerinin 1999 ve 2013 pratiklerinden farklı olarak, bu kez “demokratik çözümün anayasal garantisi” karşılığında sınır dışına çekilmesi ve silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasete bırakması.
Demokratik Entegrasyon ve Hukuki Düzenleme: Dağdan inenlerin ve sürgündekilerin toplumsal hayata katılımı, demokratik siyasete entegrasyonu için gerekli yasal düzenlemelerin (Umut Hakkı dahil) yürürlüğe girmesi.
1999 VE 2013 DERSLERİ: “YASAL GÜVENCE OLMADAN ASLA”
Önceki bölümlerde (1999 ve 2013) ele aldığımız geri çekilme süreçlerinde yaşanan en büyük kırılma, devletin gerillanın çekilmesini bir “fırsat” bilerek operasyonlara devam etmesi ve boşalan alanlara kalekol/baraj inşa etmesiydi. Gerilla güçleri, Önderlerine olan bağlılıkla bu çekilmeleri gerçekleştirse de devlet “çözüm” yerine “tasfiye”yi esas almıştı.
Bugün gelinen noktada, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin sağlıklı ilerleyebilmesi için Kürt tarafının en temel kırmızı çizgisi, geçmişteki “aldatma” taktiklerine karşı somut adımlar atılmasıdır. Önder Öcalan’ın “hukuki ve siyasi zemin” vurgusu, geri çekilme veya silah bırakma gibi stratejik hamlelerin ancak; Kürt kimliğinin tanınması, yerel demokrasinin güçlenmesi ve tecridin tamamen kaldırılarak özgürlük koşullarının sağlanmasıyla mümkün olabileceğini göstermektedir.
SONUÇ: TARİHSEL EŞİKTEKİ BÜYÜK İMTİHAN
Kürt sorununun çözümünde 40 yıllık çatışma, inkar ve isyan döngüsünden sonra gelinen aşama, “ya onurlu bir barış ya da daha büyük bir kaos” ikilemidir. Devlet aklı, bölgesel konjonktürün (Ortadoğu’daki savaş riski, İsrail-İran gerilimi) dayatmasıyla iç barışı sağlamak zorunda olduğunu görmüştür.
Önder Öcalan, 1993’ten bu yana savunduğu “Demokratik Cumhuriyet” tezini, bugün “Barış ve Demokratik Toplum” projesiyle güncellemiştir. Şimdi sıra, 1 Ekim’de uzatılan elin, yasal ve anayasal adımlarla “tarihsel bir barış sözleşmesine” dönüşüp dönüşmeyeceğindedir. Gerillanın sınır dışına çekilmesi veya silahlı mücadelenin son bulması, bir “sonuç” olarak masadadır; ancak bu sonucun belirleyicisi, devletin samimiyeti ve İmralı kapılarının barışa ne kadar açılacağı olacaktır.
SON
Özgür AVZEM





