KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Geri Çekilme Tarihi- 2

Çözüm sürecinin başarısız olmasının ardından Türkiye’de çatışmalar yeniden başladı ve soykırım politikaları daha da derinleşti.

20 November 2025
Kategori: Araştırmalar, Dizi Yazı
272 9
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

ÇÖZÜM SÜRECİ, PARİS’TE KATLEDİLEN 3 DEVRİMCİ KADIN VE GERİ ÇEKİLME: 2013

Dosyamızın ikinci bölümünde geri çekilme süreci olan 2013-2015 yılındaki çözüm sürecini, Paris’te katledilen 3 Devrimci Kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Dolmabahçe mutabakatının yok sayılmasını ve daha sonra sertleşen mücadele sürecini ele alacağız.

1 Eylül 1998 ateşkesine Türk Devleti komplo ile yanıt vermiş ve sonucunda 15 Şubat 1999’da Önder Öcalan uluslararası bir komplo ile esir alınmıştı.  Lakin buna rağmen, hep ateşkes, barış ve çözüm politikalarında ısrar etmişti. Çözüm için devam eden Oslo Görüşmeleri hem devlet üst düzey yetkililerince hem de PKK üst düzey yetkililerince katılım sağlanarak, üçüncü bir gücün hakemliğinde yürütülmüştü. Türk Devleti, yine bu süreci hem iç hem de dış siyaset için bir tasfiye stratejisine dönüştürerek Bakurê Kurdistan’da tarihin en büyük siyasi operasyonu ile tasfiyeyi esas almıştı.

Bu çözüm ve barış arayışlarıyla beraber, Kürt sorununun barış perspektifiyle gündeme geldiği 2009 yılında, Önder Öcalan’ın direnişi ve çözüm arayışları, AKP hükümetini diyaloğa zorlamıştı. 29 Mart 2009’de yapılan yerel seçimlerin ardından KCK,13 Nisan’dan itibaren çatışmasızlık kararı aldı.

KCK OPERASYONLARI

Zaman 14 Nisan 2009’u gösterdiğinde Kürtler yeni bir saldırı dalgasıyla daha karşılamıştı sabahı. FETÖ ile ortak hareket eden AKP iktidarı, KCK Operasyonu adı altında Bakur’u adeta teslim almak istemişti. Mart 2009’da DTP’nin belediye seçimlerinde tarihi bir başarı elde ederek 100 dolayında belediye kazanması yeni bir dönemin başlangıcı olmuştu. Fakat bunu hazmedemeyen siyasi iktidar, Kürt siyasal Hareketi’ne yönelik Türk Cumhuriyeti tarihinin en kapsamlı kitlesel gözaltı operasyonları başlatmıştı. Bu operasyonun adına “KCK operasyonları” denilmişti. Türk yargısına göre KCK, PKK’nin şehir yapılanmasıydı. Operasyonun hedefi, önce Kürt siyasal hareketi, ardından da Kürtlerin özgürlük taleplerini destekleyen herkes ve tüm muhalifler olmuştu. Her hafta kitlesel gözaltılar yaşanıyordu. Herkes hedefteydi: seçilmişler, vekiller, öğrenciler, avukatlar, gazeteciler, aydınlar, insan hakları savunucuları, sendikacılar, kadın aktivistler, çocuklar gözaltına alınıp, tutuklanıyorlardı. 2009-2010 yıllarındaki operasyonlarda en az 1.168 kişi KCK operasyonları kapsamında gözaltına alındı ve 603’ü tutuklandı. İnsan hakları savunucuları bu yılı “polisiye devletin kurumlaştığı yıl” olarak kayda geçiriyordu.

Paralel olarak hem Oslo görüşmeleri devam ederken hem de tek taraflı ateşkes kararı 15 Temmuz ve 1 Eylül’e, ardından Ramazan Bayramı sonrasına kadar uzatıldı. Önder Apo, “Demokratik Çözüm Taslağı” hazırladı; kültürel hakların anayasal güvenceye alınması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, siyasi temsilde eşitlik ve anadil eğitimi gibi talepler yer aldı.

ÜSTENCİ BİR SÖYLEM: MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJESİ

Tarih 19 Ekim 2009’a gelindiğinde Habur Sınır Kapısı’ndan gelen “Barış Grubu”, çözüm iradesini sembolize etti. Ancak devlet, bu adımı yönetemedi. Medya üzerinden linç kampanyaları başlatıldı, barış grubu üyelerine davalar açıldı, bazıları tutuklandı. “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” gibi üstenci bir söyleme dönüştü. Önder Apo’nun, “Güvensizlik duvarı aşılmazsa, tarihsel bir fırsat heba olacak” uyarısı gerçekleşti; diyalog müzakereye dönüşemedi.

AKP HÜKÜMETİ OSLO GÖRÜŞMELERİNE SON VERDİ

Görüşmelere rağmen AKP rejimi askeri ve siyasi soykırım operasyonlarını durdurmuyordu. Devlet, KCK ve Önder Öcalan arasındaki bu görüşmeler Haziran 2011’deki genel seçimlere kadar sürdü. AKP bu seçimlerden galibiyetle çıktıktan sonra, Oslo görüşmelerine son verdi. Bu tutum aynı zamanda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde tam tecridin başlangıcı oldu. Avukatların İmralı’ya giderek Öcalan ile görüşmesi yasaklandı. Öcalan’ın dış dünya ile tüm bağlantısı kesildi. AKP rejimi daha da sertleşerek, Kürtlerin artık “siyasi soykırım” olarak tanımladığı operasyonlarını genişletti.

ROBOSKİ KATLİAMI…

Kış aylarına girildiğinde şehirdeki siyasi soykırım operasyonlarına paralel olarak bu kez gerilla hareketine yönelik de imha planını devreye konuldu. Türk ordusu Sri Lanka devletinin soykırımlarla ezdiği Tamil Kaplanları gibi, Kürt hareketini 2011-2012 kışında yok etmeyi planlıyordu. Tüm hesaplar buna göre yapılmıştı. Yetkililer PKK’nin bu kışı çıkaramayacağını düşünüyordu. Her gün Türk medyasında “PKK kırıldı” tarzında haberler çıkıyor, bir yığın senaryo üretiliyordu. 28 Aralık 2011 gecesi Türk savaş uçakları Roboskî’de köylüleri hedef alarak çoğu çocuk olmak üzere 34 kişiyi katletti. Bu soykırım politikalarının karşısında Türkiye ve Kürdistan bölgelerinde yaşayan Kürtler, Türk Devleti’ne öfkesini ve nefretini artırıyordu.

ÖNDER ÖCALAN’LA GÖRÜŞME YAPILDI, AÇLIK GREVİ EYLEMİ SONA ERDİ

Oslo görüşmelerinin başarısızlığı, 2009-2011 arasında on binlerce kişinin gözaltına alındığı KCK operasyonları ardından 2012 yılı siyasi açıdan en sıcak yıllardan biri oldu. Önder Öcalan üzerindeki tecrit ve işkence sisteminin sürmesi Gerilla ve halk eylemlerini yeni bir boyuta taşımıştı. Bakure Kurdistan sokakları gergin ve çok hareketliydi. Avrupa, Türkiye ve Kürdistan’ın tüm kentlerinde eylemler artmıştı.

Önder Öcalan’ın üzerindeki tecrit ve işkence sistemi tüm katılığıyla devam ediyordu. Gerilla eylemleri, Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’daki Kürtlerin eylemleri devam ederken, eyleme hazırlık içerisinde olan bir alan kalmıştı. O da Türkiye ve Kürdistan Cezaevlerinde tutulan Siyasi tutsaklar idi. Tarih 12 Eylül 2012’ye geldiğinde, PKK PAJK tutsakları süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemlerine başladı. Bu greve dışarıdan da destek geldi. Her kentte dönüşümlü açlık grevleri vardı. Açlık Grevinin 68’inci gününde Mehmet Öcalan’ın İmralı ziyareti sonrası Önder Apo, “yeni bir dönem” mesajıyla ölüm orucu eyleminin bitirilmesini istedi. Siyasi tutsaklar, Önder Öcalan’a dönük inanç ve bağlılığını ifade eden bir açıklamayla açlık grevi eylemlerini 68’inci gününde sonlandırdı.

Önder Öcalan’ın inisiyatifinde başlayan çözüm sürecinde, Gezi Direnişi ve Rojava Devrimi döneme damgasını vurmuştu. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 28 Aralık 2012 yılında ilk kez Önder Öcalan ile görüşmeler yaptıklarını kabul eden bir açıklama yapmıştı.

“SAKİNE’NİN HESABINI SORUP, AÇIĞA ÇIKARACAĞIM”

2013 yılına gelindiğinde Önder Öcalan ile devlet arasındaki ilk temas gerçekleşmişti. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinin yoğun İmralı ziyaretleri başladı. 3 Ocak 2013’te adaya giden ilk heyette Ayla Akat Ata, Altan Tan ve Ahmet Türk vardı. Bu görüşmeden 6 gün sonra Kürt halkını derinden etkileyen bir katliam yaşanmıştı. 9 Ocak sabahı 3 Kürt Kadın Devrimci Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Paris’te Enformasyon binasında Ömer Güney adlı bir tetikçi tarafından katledildi. Tetikçi Ömer Güney, kuşkusuz Türk MİT’i tarafından görevlendirilmiş, Hükümet kararıyla Avrupa’nın merkezinde, Paris’te 3 Kadın devrimciyi şehit etmişti. Türk Devleti’nin PKK ve Önder Apo’dan intikam alması için Sakine Cansız’ı katletmesinde iki temel etkeni vardı. Birincisi; Sakine Cansız Önder Öcalan’la yürüyen, ona inanıp katılan öncü bir kadın militandı. İkincisi; PKK’nin kurucularından biri olmasıydı. Devlet, PKK’nin kurulmasının intikamını da Sakine Cansız’dan almıştı. Çünkü Türk Devleti intikamcıydı. Önder Öcalan, Sakine Cansız’ın (Sara) şehadetini duyunca, “Sakine’nin yaşamı Kadın Özgürlük Hareketi’nin tarihidir. Sakine’nin hesabını sorup, açığa çıkaracağım” demişti.

ÖNDER ÖCALAN, “ARTIK SİLAHLAR SUSSUN, FİKİRLER KONUŞSUN”

Bu saldırı, süreci akamete uğratmadı ve Amed’te düzenlenen cenaze töreninde barış çağrıları yapılmıştı. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Cenazelerimizin önünde artık barış zamanıdır diyoruz” diyerek, Amed hem siyaha hem de beyaza bürünmüştü. Bir yandan yas diğer yandan barış talebi öne çıkmıştı. Bu saldırı, “barış sürecine yapılmış” olarak değerlendirilmişti. Zira Önder Öcalan mart ayında tarihi bir süreç daha başlatmaya hazırlanıyordu. Önder Öcalan, yeni bir sürecin başlaması için İmralı Heyeti üyeleri Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Altan Tan 23 Şubat 2013’te İmralı’ya gitti. Önder Öcalan, Heyet aracılığıyla 21 Mart 2013’te Amed Newroz’unda okunmak üzere mektup göndermişti. Yüzbinlerin katıldığı Amed Newroz’unda BDP milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder Öcalan’ın mektubunu Kürtçe ve Türkçe okumuştu. Okunan mektupta Önder Öcalan, “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun. Kürtler ve Türkler bin yıllık kardeşliğin gereğini yerine getirmelidir. Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir “diyerek, barış umutlarını zirveye taşımıştı.

“DEMOKRATİK ÖZGÜR YAŞAMI İNŞA HAMLESİ SÜRECİYLE GERİ ÇEKİLME BAŞLADI”

Bunun üzerine KCK Yürütmek Konseyi toplanarak, 23 Mart’ta ateşkes ilan etti. Demokratik müzakerelerin ilerlemesi ve çözüm sürecinde samimi adımların atılması için Önder Öcalan’ın çağrısıyla, KCK 8 Mayıs’ta tekrardan bir adım atacaktı. O da Özgürlük Gerillalarının Kuzey Kürdistan eyaletlerinden Güney Kürdistan sınırına çekilmesiydi. Önder Öcalan kalp ve beyin olarak bağlı olan herkesin bu süreci sahiplenmesi gerektiğini belirtirken, “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesi” olarak ifade ettiği bu süreci üç aşamalı olarak götürmek istiyordu. Gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesi, yeni bir sivil demokratik anayasa ve normalleşme. İkinci aşamada, kolektif ve demokratik hakların anayasal güvenceye kavuşturulması, üçüncüsünde ise kalıcı barış için adım atılması gerekiyordu.

GERİLLANIN GERİ ÇEKİLMESİ FIRSAT BİLİNDİ, 52 ASKERİ ÜSSÜN YAPIMINA BAŞLANDI

Çatışmasızlık ve sınır dışına çekilme süreci böylece başlamıştı. Amed’te sivil toplum örgütleri ve insan hakları kuruluşları tarafından kurulan izleme komisyonu üyeleri, HGP Gerillalarının geri çekilmesi sırasında herhangi bir provokasyon yaşamaması ve geri çekilmenin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için görevlendirilmişti. Heronların ve savaş uçaklarının kritik bölgelerde uçuş yaptığı günlerde geri çekilme gerçekleşiyordu. Özellikle Hakkâri ve Şırnak bölgesinde Geri çekilme esnasında Kürt gençlerinin yoğun bir şekilde gerillaları sahiplenerek, PKK’ye katıldıkları gözlemlenmişti. Öte yandan Her ne kadar devlet yetkilileri, yapımı devam eden yeni karakolların geçmişe dayanan bir proje olduğunu ileri sürseler de karakolların yapım işi PKK militanlarının geri çekilme sürecine denk gelmesi hem halkta hem de geri çekilen gerillalarda ciddi kaygıların oluşmasına yol açmıştı. Dersim, Şırnak, Hakkâri merkez, ilçe ve sınır boylarında toplamda 52 askeri üssün yapımına başlanmıştı. Gerillanın geri çekilmesini tehdit eden bir başka konu ise, korucular idi. Korucuların etkin olduğu bazı alanlarda geri çekilmeyi tehdit eden ve pusulama yöntemleriyle geçiş güzergahlarını tutan korucular, yurtseverleri darp ederek, köylere giriş çıkışları engellemişlerdi.

“İNSANLIK YÜKÜNÜ TAŞIYAN GERİLLALAR, DAĞLARI BIRAKIP, GERİ ÇEKİLECEKTİ”

Gerillalar geri çekilme adı altında kendi ülkelerinin bir yerinden başka bir yere nasıl gideceğini ve ellerindeki silahları ne yapacaklarını tartışıyordu. Yüz hatlarında son derece vakur, sabırlı ve bilge bir dinginlik hâkim idi. Dağların zirvelerinde, kendilerine özgü patikalardan yürüyerek, dağlarda bir halkın özgürlük baharını yaşıyorlardı. Dağları kendilerine seçenek haline getiren koşulların farkında oldukları gibi siyaset zemininde bir halkın özgürlüğünün nasıl sağlanacağının yol yöntemlerini de çok iyi biliyorlardı.

Kürdistan dağlarında on yıllardır yüz yıllık Kürdistan halkının özgürlüğü için her koşulda çarpışarak, direnerek bedel ödemişlerdi. Kimilerine göre eşkiya, kimilerine göre asi, kimilerine göre silahlı militan. Halkın tanımına göre ise özgürlük savaşçılarıydı. On binlercesi on yıllardır süren savaşta yaşamını yitirdi. On yıllardır efsaneleşerek hala dağlardalar. Zindanlarda olanlar da var, sürgünde olanlar da. Kolunu, bacağını, gözünü, elini kaybeden binlerce gazisi de. Hepsi ateşin çemberinden geçti. Büyük bedel ödedi ve bu bedele karşılık bir halkın tarihini, kimliğini ve toplumsallığını korudular. Yok sayılan halkı, yitik olan bir ülkeyi ve halkı var ettiler. Eşit olmayan imkanlara rağmen göğüs göğüse fedaice savaşmışlardı. Sırtlarında binlerce yıllık insanlık tarihinin yükünü taşıyan gerillalar, şimdi bu dağları bırakıp, geri çekilecekti.

“DERSİM’İ TERK EDİYORUZ AMA TERK ETTİĞİMİZİ BİLMİYORUZ ASLINDA”

Dersim eyaletinden Gerilla Komutanı Atakan Mahir öncülüğünde geri çekilen gerilla güçleri, Erzurum Eyaletiyle birleşerek sınır hatlarına çekilmişti. Geri çekilmede Atakan Mahir duygularını şöyle dile getirmişti: Dersim’i terk ediyoruz ama, terk ettiğimizi bilmiyoruz aslında. Yani bir görevdir, çıkmak gerekir. Arkada bıraktıklarımızı bırakamayız. Şimdi şehitleri bırakabilir misin? O arkadaşlarla yaşadıklarını bırakabilir misin? Halkı bırakabilir misin? Ciddi anlamda soyut bir halk kavramı olarak söylemiyorum. Bu coğrafyayı bırakabilir misin? Meşe ağacı her yıl bizsiz açacak. Şimdi onu bırakabilir misin? Yıllarca yaşadıklarımız var. Aşağıda bir Munzur suyu akıyor. Yani onu hissetsen aslında bırakamazsın. Bu topraklar bize de kimlik vermiş. Bu toprakların dervişiyiz aslında. Bir yere gitmemiz gerekmeseydi iyi olurdu. Dolaşırdık kimseye zararımız olmayacaktı aslında. Ekmek aldığımız bir kapıdan hakikat tartışacaktık, bilgi verecektik. Onlardan hakikat gerçeklikler alacaktık. Bunun devletle bir alakası yoktu aslında.”

Gerillanın geri çekilme süreci sorunsuz gelişmişti. Önder Öcalan Kürt sorununun çözümü için atılan tek taraflı adımlardan sonra yaşanan sürecin “müzakereye geçiş” olması gerektiğini belirtti. Bu müzakerelerin ise yazılı bir anlaşma haline gelmesi talep edildi.

GERİ ÇEKİLME DURDURULDU, ATEŞKES KORUNDU

Ancak Türk Hükümetinin çözüme yönelik adım atmaması ve oyalama taktiklerine karşı tepkiler artmıştı. 9 Eylül 2013’e gelindiğinde, Türk devletinin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmaması üzerine KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı tarafından bir açıklama yaparak, gerillanın geri çekilişini durduklarını belirtti. , KCK, “Gerillanın çekilişi durdurulurken ateşkes konumu korunacaktır. Ateşkes konumunda kalınması AKP’ye Önder Apo’nun projesi doğrultusunda adım atmasına fırsat vermek anlamına gelmektedir” dedi.

Bu süreçten sonra Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu da HDP’ye yönelik suçlamalarda bulunarak çözüm sürecindeki muhataplığını zan altına almaya çalıştı. Davutoğlu, “Şiddet, terör, izinsiz eylem, can ve mal kaybına yol açacak tutumların dışında olmaları ve bunlara karşı tavır almaları durumunda muhatap oluruz” dedi. HDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken ile İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Meclis’te 3 Kasım günü düzenlediği basın toplantısında Davutoğlu’na yanıt verdi.

Önder, “Biz barış süreci için üzerimize ne düşüyorsa yaptık ve yapmaya hazır olduğumuz bütün dünyaya ilan ediyoruz. Bu dili ve buna benzeyen yaklaşımların hepsini reddediyoruz. HDP’nin bu kulvarda siyaset yapan bütün kurumlarımızın neye benzediğini, neye benzeyeceğini belirlemek kimsenin haddi ve hakkı değildir” dedi. HPD’nin İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan ise, hükümetin süreci askıya aldığını açıkladı.

KARAYILAN, “AKP ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMADIĞI İÇİN SÜREÇ İLERLEMİYOR”

Halk Savunma Merkez Karargâh Komutanı Murat Karayılan 3 Kasım günü yaptığı açıklamada, AKP’nin üzerine düşeni yapmadığı için sürecin ilerleyemediğini, durduğunu söyledi. Karayılan, “AKP, çözüm sürecini anlamsızlaştırdığı gibi aradaki tek güvence olan Önder Apo’yu da tecride tabi tutarak böylece çatışmasızlığı da anlamsızlaştırmış olur. Bu durumda çatışmasızlık sürecini biz değil kendileri bozmuş olur. Kısaca böylesine hassas ve önemli günlerden geçmekteyiz” diye uyardı.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık da AKP’nin bir yol haritası ve programı olmadığını belirterek, AKP’nin Türkiye’yi bir uçurumun eşiğine getirdiğini belirterek, “Türkiye Suriye ve Irak’ın içine düştüğü duruma düşebilir. Bunu önlemenin tek yolu var. O da hemen, hiç zaman kaybetmeden Önder Apo’yla müzakereye oturmalarıdır. Kürt sorununun demokratik-siyasal çözümünü hızla geliştirmeleridir. Bununla birlikte Türkiye’yi demokratikleştirme yönünde hızla geliştirmeleridir” dedi.

30 Eylül 2014’te Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç sürecin başarıya ulaşması için Çözüm Süreci Kurulu oluşturulacağını açıklasa bile, somut pratik bir adım atılmadı.

KOBANE DİRENİŞİ TARİHİ HEZİMETİ YAŞATTI

Türk hükümetinin çözüm süreci için atacağı adım beklenirken, DAİŞ çeteleri 6 Ekim’i 7 Ekim’e bağlayan gece Kobane’ye saldırdı. Kobanê’ye saldırı çözüm sürecini doğrudan etkiledi. Türk hükümeti Kobanê’nin düşüşü üzerine hesap yaptı. Erdoğan, 7 Ekim’de Antep’te “Şu anda Kobani de düştü düşüyor” dedi. Türk devletinin desteklediği bu insanlık dışı örgüt, ağır silahlar, tanklar ve binlerce güçle kente saldırıyordu. Kobane’ye saldırı ile birlikte bir anda Avrupa, Türkiye ve Kürdistan’ın tüm sokakları hareketlendi. Her yerde Kürtler ve dostları harekete geçti.  Hükümet cephesinde Kürt ve Kobanê karşıtı açıklamalar aralıksız devam etti.  OHAL uygulamaları devreye konuldu, medya yeniden askeri düzen aldı.  Erdoğan, daha da ileri giderek PKK’yi DAİŞ vahşet örgütüyle eşleştirdi, daha sonra PYD’yi de terörist ilan etti. Demokratik çözüm sürecinin devam ettiği başlayan sürece kadarki tüm ateşkesler, Türk devleti tarafından reddedilerek, operasyon ve katliamlarla yanıt verildi.

Tarihi Kobane direnişinin zaferle taçlandırılması sonucu, DAİŞ çeteleri ve Türk devleti büyük hezimete uğramıştı. Kobane, daha sonraki yıllarda Erdoğan ve Türk hükümetinin yüreğinde bir kuyruk acısı olarak kalacaktı.

11 Temmuz 2015 yılına gelindiğinde, TBMM’den geçen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 15 Temmuz’da yasalaştı. İmralı Heyeti genişletildi, çalışmalar yasal güvence altına alındı. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı açıklandı. Önder Apo’nun 10 maddelik barış çerçevesi, kadın özgürlüğünden yerel demokrasiye uzanan bir manifestoydu. Önder Apo, PKK’yi silah bırakma kongresine davet etti. KCK, bu çağrıyı “tarihi” olarak niteledi. Ancak Erdoğan’ın, “Dolmabahçe doğru değildi” açıklaması ve 20 Temmuz’da yaşanan Suruç Katliamı gibi olaylar, süreci çökertti. Önder Öcalan’ın, “Masa dağılırsa çatışmaların önüne geçmek zor olur” uyarısı gerçekleşmişti.

DAİŞ ÇETELERİ ŞENGAL’E SALDIRDI

Yaşanan yoğun tartışmalı ve çatışmalı süreç, tüm hızıyla devam ederken, DAİŞ çeteleri 3 Ağustos’ta Şengal’e saldırdı. Ezidilerin deyişiyle 73. Ferman ile beş bin Ezidi öldürüldü. Şengal ve çevresinde bugüne kadar 85’ten fazla toplu mezar tespit edildi, bunlardan sadece 15’i açıldı. Ezidileri Kurtarma Ofisi’ne göre soykırım sürecinde 6 bin 417 kişi kaçırıldı, Ezidiler köle pazarlarında satıldı. Şimdiye dek 3 bin 570 kişi kurtarıldıysa da hâlâ 2 binin üzerinde Ezidi kurtarılmayı bekliyor. Kamplarda kalan 200 bine yakın Ezidi ise doğup, yaşadığı yerlerine dönemiyor.

ERDOĞAN, “DOLMABAHÇE MUTABAKATINI DOĞRU BULMUYORUM”

2013 yılında başlatılan süreç, her iki tarafın onayı ile “Dolmabahçe Mutabakatı” olarak adlandırılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 22 Mart’ta yaptığı açıklamayla Dolmabahçe mutabakatını tanımadığını belirtti. “Açıklanan 10 maddelik metinde bir demokrasi çağrısı yok. Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim. Ben oradaki (Dolmabahçe) toplantıyı da doğru bulmuyorum. Hükümetin başbakan yardımcısıyla şu an parlamento içinde olan bir grubun yan yana o resmi vermesini ben şahsen doğru bulmuyorum. Daha önceleri gerektiğinde bir arkadaşımız onlarla görüşmeler yapar ve açıklama yapılırdı. Ama o toplantıda olduğu gibi medyanın karşısına çıkmak suretiyle iki ayrı metin deklare edilmiyordu. Böyle bir şey hiç yaşanmamıştır.”

ÇÖKTÜRME PLANI…

Erdoğan, Dolmabahçe mutabakatı inkâr etmiş ve soykırımın startını vermişti. 2015 yılı 24 Temmuz Lozan Anlaşması’nın yıl dönümünde, başta Kandil olmak üzere Medya Savunma Alanlarına hava saldırıları ile beraber Sur, Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin ve daha birçok alanda saldırılarını tarihte benzeri görülmemiş düzeye çıkarmıştı. Oysa çözüm süreci, Türkiye tarihinde devlet ve PKK arasındaki en uzun soluklu barış girişimi olarak dikkat çekmişti.

Çözüm süreci, şiddetin azaltılması, demokratik hakların geliştirilmesi ve Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi adına atılmış önemli bir adımdı. Ancak sürecin sekteye uğraması, çatışmanın barışçıl çözümünün zorluklarını ve bölgedeki siyasi dengelerin önemini ortaya koydu. HDP’nin kapatılması, Eş başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklandığı böylesi bir dönemde, Türk Devleti, Kürtlere dönük topyekûn çöktürme planı doğrultusunda saldırı silsilesi başlatmıştı. 10 yıla yakın aralıksız yürütülen çöktürme harekâtı ve hamlesi, başta İmralı’da Önder Öcalan’ın emsalsiz direnişi ile boşa çıkarılmış; gerilla, halk ve hareket olarak tersine çevrilmiş ve AKP-MHP hükümetini çöküşün eşiğine getirilmişti.

Toplumda barış ve demokratik hakların artırılması konusunda beklentiler yükseldi; fakat sürecin sona ermesiyle bu umutlar da büyük ölçüde sarsıldı. Çözüm sürecinin başarısız olmasının ardından Türkiye’de çatışmalar yeniden başladı ve soykırım politikaları daha da derinleşti.

BÖLÜM 1 İÇİN TIKLAYINIZ

Özgür AVZEM

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş218Paylaş137
Önceki yazı

KJK’den ‘Örgütlenme, Öz Savunma Ve Seferberlik’ Deklarasyonu

Sonraki Haber

MİT Hizbullah’a Silah Sevkiyatı Yapan İbrahim El-Hifil’ı Serbest Bıraktırdı-ÖZEL HABER

Son HABERLER

Araştırmalar

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Yayınlayan Ari Tufan
31 May 2026
0
1.5k

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ekonomik...

Daha fazla okuDetails

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

29 May 2026
1.6k

HTŞ MİT’ten Aldığı IMSI Yakalayıcıları Rojava’ya Yerleştiriyor- ÖZEL HABER

14 May 2026
1.9k

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç