KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Geri Çekilme Tarihi – 1

Kürt Özgürlük Hareketi PKK, 15 Ağustos 1984 hamlesinin ardından, 1993 yılından günümüze kadar, Önder Öcalan öncülüğünde Kürt sorununu siyasal yollarla çözme arayışını hep diri tuttu.

16 November 2025
Kategori: Araştırmalar, Dizi Yazı
299 9
1.7k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

ULUSLARARASI KOMPLO, GERİ ÇEKİLME, OPERASYONLAR, SİYASİ SOYKIRIM: 1999

40 yılı aşkın devam eden savaş süreci boyunca, Önder Öcalan tarafından defalarca kez ateşkes kararları alındı. Çözümün olabilmesi için farklı yöntemlerle görüşmeler yapıldı, adına her defasında “çözüm süreci” konulurken, Önder Öcalan çatışmalı sürecin son bulması ve diyalog sürecinin gelişmesi için her daim iyi niyet adımlarını ve arayışlarını sürdürdü. Devletin çözüm süreçlerinde samimi olmadığı ve süreci tepe taklak etmesi, aynı zamanda sabotatör odakların provokatif girişimlerinden kaynaklı en yoğun çatışmaların ve savaşların yaşandığı dönemlerde bile, PKK hareketi ve Türk Devleti arasında görüşmeler doğrudan ya da dolaylı şekillerde gerçekleşmişti. Barış umudu hep diri kaldı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2024’ün 1 Ekim’inde yeni yasama yılında DEM Partililerle ‘tokalaşması’ ve Önder Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum sürecini başlatmasının üzerinden 1 yıl geçti. 1 yıl içerisinde Önder Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ışığında, PKK’nin feshi, silahlı mücadelenin sonlandırılması ve PKK gerillalarının sınır dışına çekilmesiyle birlikte, süreç ikinci aşamaya evrildi. Sürecin ikinci aşaması ise, “Çözüm iradesini taşıyan” komisyonun Kürt Halk Önderi Önder Öcalan’ı dinlemesi ve demokratik entegrasyon ile hukuki-yasal düzenlemelerin yürürlüğe geçmesidir.

Kürt sorununun demokratik çözümü meselesinde inişli çıkışlı dönemleriyle birlikte, Önder Abdullah Öcalan’ın ve Özgürlük gerillasının tarihte gerçekleşen çözüm süreçlerine yaklaşımlarını ve 1999 yılından günümüze dek uygulamaya konulan geri çekilme tarihini ele alacağız.

***

1993 ve 1998 yılları arasında Türk devleti her türlü askeri şiddet yöntemine rağmen, Kürt halkının özgürlük tutkusunu bastıramadı. Siyasi çözüm fırsatları gladyo darbeleriyle engellendikçe, savaşın şiddeti ve maliyeti de artmıştı. Savaş cephelerine teslim olan Türkiye’de ekonomik kriz derinleşti. Demokrasi sorunu ve insan hakları ihlalleri uluslararası alanda ciddi sıkıntılara yol açtmıştı. Artık siyasi çözüm kendini dayatıyordu. Çünkü savaşla çözüm üretilmiyor ve Türk devleti ve PKK birbirine üstünlük sağlayamıyordu. Nitekim 1997’nin son aylarında Türk Genelkurmay Başkanlığı’nı temsilen bir albayın PKK’nin Avrupa sorumlusu olan yöneticileriyle Avrupa’da yaptığı görüşmede, “bu savaş iki tarafı da yordu. Orta yolu bulup uzlaşalım. Gelinen noktada sorunun siyasi ve demokratik yollarla çözülmesi doğru olacaktır. Ne siz savaşı daha fazla tırmandırabilir, amacınıza ulaşabilirsiniz, ne de biz savaşla sonuca gidebiliriz. Barışa zemin hazırlayacak barışçıl adımlar atalım” demişlerdi.

İSRAİL’İN TEŞVİKİ VE DESTEĞİ İLE ZAP’A OPERASYON

Bir yandan diyalog ve görüşmelerle Kürt sorununa siyasal çözüm arayışları geliştirilirken, diğer yandan Kürdistan dağlarında şiddetli bir savaş sürüyordu. Türk devleti KDP ve İsrail’in teşviki ve desteğiyle 14 Mayıs 1997 yılında Zap’a yönelik operasyon düzenledi. Bir hafta içerisinde PKK gerillaları tarafından iki helikopteri düşürülen Türk Devleti hezimete uğramıştı. Bu süreçte günlerce Zap operasyonu üzerinden propaganda yapan Türk medyası, Türk ordusunun Zap’ı ele geçirdiklerini ve uçar birliklerle Zap’ın zirvelerine hâkim olduklarını veriyordu. Fakat gerçek şuydu ki, Türk Ordusu, gerillalar karşısında daha fazla kayıp vererek ve daha fazla prestij kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştı. İçinde yüksek rütbeli generallerin bulunduğu helikopter düşürüldüğünde, Türk devletine bağlı Özel savaş medyası bu kayıplarını gizlemek zorunda kalmıştı. Siyasi çözüm iddiasıyla görüşmeler yürüten Türk devleti, 1998 yılına operasyonlarla girmişti. 3 Şubat’ta zırhlı araçlar, 8 Şubat’ta da Türk askerleri karadan Güney Kürdistan’a girerek, KDP’ye destek amaçlı sınır ötesi operasyon başlattı.

SİYASİ MUHATABIN AKTÖR GÜCÜ HADEP’E OPERASYON

Askeri operasyonların yanı sıra, siyasi alanda da önemli gelişmeler yaşanıyordu. 12 Şubat 1998’de Kürt siyasi hareketi HADEP’e dönük eş zamanlı operasyon geliştirildi. Siyasi muhatap olarak rol oynayabilecek HADEP’in siyaset yapmasına engel teşkil eden operasyonlar yapılırken, taraflar arasında devam edilecek diyaloğun etkili gücü kalmamıştı. Türk Devleti, Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) aracılığı ile yürüttüğü operasyonlarda HADEP il ve ilçe binaları basılarak 270’i yönetici olmak üzere parti ile ilişkili olduğu iddia edilen 3 bin 215 kişiyi göz altına alındı. Bu süreç sonunda HADEP Genel Başkan Murat Bozlak dahil olmak üzere, 7’si il ve aralarında üst düzey parti yöneticilerinin bulunduğu 50 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu.

ŞEMDİN SAKIK’IN KAÇIŞI VE TESLİM OLMASI

Devlet ve ordu yetkilileriyle 3 yıldır süren görüşmeler operasyonlarla darbe alıyordu. Bu dönemde PKK saflarından tasfiyeci kişiliğiyle bilinen ve Türkiye’ye teslim olan Şemdin Sakık’ın çözüme dönük görüşmelerin seyrini değiştirdi. Şemdin Sakık’ın kaçması ve Türk devletine KDP aracılığıyla teslim oluşu, Türk kamuoyuna ordunun büyük zaferi olarak takdim edilmişti. Şemdin Türk devletine teslim olup, çözüldükten sonra Türk yetkililerine “Serhildan alanı bitirilmek isteniyorsa, Amed’e yüklenmek lazım. Eğer gerilla tasfiyesi isteniyorsa ya da beli kırılmak isteniyorsa, Botan’a yüklenilmelidir. Eğer bir bütünen örgütün bitirilmesi esas alınacaksa, o zaman da Şam’a ve Apo’ya yüklenmelidir. Apo’yu tasfiye etmeden PKK’yi asla bitiremezsiniz. Her gün bir PKK’yi bitirseniz bile, Apo yaşadığı müddetçe her gün bir PKK yaratır” demişti. Şemdin Sakık’ın verdiği kapsamlı bir bilgiler doğrultusunda, operasyonel harekatlar başlamıştı.

“1 EYLÜL 1998’DE TEK TARAFLI ATEŞKES İLAN EDİLDİ”

Artan siyasi operasyonlar, HADEP’e dönük baskılar, Özgürlük hareketine yakın olan ya da ona saldırmayan şahsiyetlere yönelik saldırılar, PKK’nin bu görüşmelere güvenini iyice azaltmıştı. 18 Ağustos 1998 yılında Türk Genelkurmayı’ndan PKK’ye bir mektup gönderilmişti. Üst düzey MGK, MİT yetkilileri ve Demirel tarafından imzalanan mektupta devletin de bazı adımlar atacağı belirtiliyor, bu konuda güvence veriliyordu. Devlet heyeti ile PKK yöneticileri arasındaki temaslar devam ediyordu. Mektupta Türk devletinin PKK’den istediği bazı şeyler vardı. Öncelikle bu süreçte siyasi ve çözüme hizmet edecek bir üslubun karşılıklı olarak kullanılması dile getirilmişti. Daha sonra Özgürlük Hareketi PKK’nin savaşı durduracak bir ateşkes çağrısı yapması istenmişti. Eğer böyle bir açıklama yapılırsa, Türk devletinin de atacakları adımlar olacağı bildirilmişti.  Önder Öcalan’ın, siyasal çözüm seçeneğini her zaman esasa oturtan bir hazırlığı vardı. Bu süreçte siyasal demokratik çözüm yönetimin stratejik bir yaklaşım olduğunu örgüt gündemine koymuş ve Örgüt yapısını ikna etmişti. Önder Apo her türlü imkânı değerlendirme çabası içerisinde olurken, böylesi bir süreçte sorumluluk üstlendi ve çözüm arayışlarını derinleştirmişti. Bunun üzerine 1 Eylül 1998 yılında tek taraflı ateşkes ilan edildi.

“ULUSLARARASI KOMPLO VE ECEVİT’İN AÇIKLAMALARI”

Ancak Önder Apo’nun çözüm arayışlarına ve uluslararası komployla cevap verildi. 9 Ekim 1998 yılında Öcalan Suriye’den çıkarıldı. PKK liderinin Avrupa ülkelerinde kalma çabası ABD’nin baskıları sonucunda mümkün olmadı. Yunanistan, İtalya, Rusya ve tekrar Yunanistan’a gelen Öcalan, Güney Afrika’ya gitmek üzere Yunanistan’ın Nairobi büyükelçiliğine geldi. Tarih 15 Şubat 1999 yılına gelindiğinde PKK lideri Abdullah Öcalan Kenya’nın başkenti Nairobi’den uluslararası bir operasyonla kaçırılarak Türkiye’ye getirildi. Önder Öcalan, Türkiye’den devlete yakınlığıyla bilinen iş adamı Cavit Çağlar’a ait özel bir uçakla Türkiye’ye getirildi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, operasyonun ardından sabah saatlerinde Başbakanlık Resmi Konutu’nda Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Rasim Betir, Genelkurmay Harekât Başkanı ve Başbakanlık Askeri Danışmanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt ve MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile bir araya geldi. Daha sonra Ecevit’in saat 11.00’da basın toplantısı düzenleyeceği duyurusu yapılmıştı. Bakanlar Kurulu salonunda “Değerli gazeteci arkadaşlarım, sizlere ve aziz yurttaşlarıma bir haberim var.” ifadeleriyle açıklamasına başlayan Ecevit, “Abdullah Öcalan Türkiye’dedir” açıklamasıyla halka duyurdu.  Bu açıklamadan sonra Türkiye gözyaşlarına boğuldu. Faşist Milliyetçi kesim sevinçten, Kürt halkı ise kahrından ağlarken, ortaya çıkan tablo adeta bölünen bir Türkiye’yi gösteriyordu. Ecevit’in açıklamaları biter bitmez, binlerce faşist yığını ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklara çıkmıştı. Zafer naraları atıldı, davullar çalındı ve kurbanlar kesildi. Önder Abdullah Öcalan 16 Şubat’ta İmralı Cezaevi’ne konuldu.

ECEVİT; BİZE NİYE APO’YU VERDİLER, ONU HALA BEN DE BİLMİYORUM

Ecevit daha sonraki süreçlerde Cumhuriyet gazetesinden Hikmet Çetinkaya ile Oral Çalışlar’a verdiği röportajda şunları dile getirmişti: “ABD’lilerin Öcalan’ı bize teslim edeceğini öğrenmiştim. “Bu duyulursa, operasyon yatar “demişlerdi. Ben de bunu kimseye söylemedim. Öcalan, Kenya’dan getirilirken her aşamada bana bilgi verdiler. Ben hiç ayrıntı sormadım, onlar bir şey söylerse haberim oluyordu. Öcalan’ın teslim edilmesi neyin sonucuydu? ABD bunu neden yapmıştı, hiçbir zaman öğrenemedim. ABD, demokratik bir ülke. İçinde çok değişik güç odakları var. Bize niye Apo’yu verdiler onu hala ben de bilemiyorum. O çoğulcu toplum içerisinde belki Kürt politikasına karşı olan birtakım çevrelerin etkisiyle oldu bu. Amerika’ya bağlı bir Kürdistan fikrini sevmeyenler de var orada.”

“İNTİKAM KARARI VE GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ EYLEMLERİ”

Diğer yandan 6’ıncı kongresini gerçekleştirirken haberi duyan PKK hareketi, tüm tartışmaları bir kenara bıraktı ve intikam yeminiyle topyekûn direniş kararı aldı. İlk günün şokunu atlatan Kürt halkı dünyanın dört bir yanında ayaklandı ve ateş topuna döndü. Kürt ayaklanması dünyayı şaşkına çevirdi. Avrupa ve Türkiye metropolleri adeta cehenneme dönüştü. Cezaevlerinde ve dışarıda yüzün üzerinde insan kendilerini diri diri yakıyor, binlercesi büyük bir öfkeyle önüne çıkan her şeyi ateşe veriyordu. PKK militanlarının fedaice bedenlerine bağladıkları bombalar ard arda patlıyordu. Sonraki aylar içerisinde Kürtler tarafından sayısız eylemler düzenlendi. Avrupa’da, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sürecinde rol alan ülkelerin konsoloslukları başta olmak üzere birçok resmi kurum binasına yönelik eylemler ve protestolar gerçekleştirildi. “Güneşimizi karartamazsınız” eylemleri doğrultusunda onlarca kadro, yurtsever bedenini ateşe vererek, komployu lanetledi. Avrupa, Türkiye ve Kürdistan dışında cezaevlerinde bulunan onlarca PKK’li tutsaklar da bedenlerini ateşe verdi. Kürt halk önderinin uluslararası güçlerin komplosuyla Türk devletine teslim edilmesi, Kürt halkında öfke ve intikam duygusu geliştirdi. Komploya cevap vermek üzere gerilla da yoğun bir eylemsel süreç başlattı. Kürt halkı dört parça Kürdistan’da ayaklandı, komployu lanetleyerek, sokağa çıktı.

SABRİ OK: “MUZAFFER ARKADAŞLA TARTIŞTIK, GÖRÜŞÜNÜZE KATILIYORUZ”

1993 yılından bu yana Kürt sorununda demokratik çözümün gerçekleşmesi için, siyasi arayışlarını sürdüren Öcalan, komployu boşa çıkarmak amacıyla 2 Ağustos 1999 yılında gerilla güçlerine sınır dışına çekilme çağrısı yaptı. PKK Başkanlık Konseyi, 5 Ağustos 1999 tarihinde çağrıya olumlu yanıt verdiğini açıkladı. Bu çatışmasızlık süreci yaratma hamlesiyle birlikte Önder Öcalan, sorunun görüşmeler yoluyla çözülmesine dair izlediği demokratik uzlaşmacı çizgide ısrarcı olduğunu gösterdi. Önder Öcalan, geri çekilme çağrısını ilk elden dönemin PKK Zindan sorumlusu Sabri Ok’a, oradan da PKK Başkanlık konseyine bir mektup gönderdi. Kendilerinden çağrısına cevap vermelerini istedi. Çağrıyı kararlaştırdığını ileten PKK, gerilla güçlerini sınır dışına çekilme talimatı verdi. Gerilla güçleri de önderlerine olan inanç ve bağlılıkla bu çağrıya uydular. O süreçte Cezaevi’nde bulunan Sabri Ok, hareket olarak Öcalan’ın çağrısını ve gerilla güçlerinin sınır dışına çektiklerini şöyle dile getirmişti: “Bu karar daha kamuoyuna açıklanmadan, Önderlik bize haber gönderdi. “Güçlerimizin güvenlikli bir şekilde sınır dışına yani Güney Kürdistan’a çekilmesini düşünüyorum. Yeni bir süreç, yeni bir tartışma zemini oluşabilir. Böyle bir karar alıyorum. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir” diye bize sormuştu. Bizde Muzaffer Ayata arkadaşla tartıştık. Görüşünüze katılıyoruz. Bizce de uygundur dedik.”

KALKAN: “GERİ ÇEKİLMEYİ BUNU YAPACAK TEK KİŞİ ÖNDER APO’DUR”

Hareket yönetimi, Önder Öcalan’ın 2 Ağustos’ta yapılacak geri çekilme çağrısı üzerine Temmuz’un son haftasında olağanüstü toplanarak tartışmıştı. bu toplantıya katılanlardan biri Dönemin PKK Başkanlık Konseyi üyesi Duran Kalkan Geri çekilme sürecinin tartışmalarını şöyle dile getirmişti: “Biz katılıyoruz, uygulanmasını istiyoruz ama şunun bilinmesi gerekiyor. Yönetim olarak bu kararı hayata geçiremeyiz. Buna gücümüz yok. Bizi gerilla, örgüt ve halk dinlemez. Savaş yaptırabiliriz, komploya karşı gerillanın ve halkın direnişini her türlü yöntemle her alanda geliştirebiliriz. Bunun yönetimi olabiliriz, buna gücümüz var. Ama yeniden ateşkes yapmak, gücü sınır dışına çekmeyi biz örgüte kabul ettiremeyiz. Bunu yapacak tek kişi var, o da önder Apo’dur.”

“BU ADIMIN TESLİM OLMAK DEĞİL, EN PRATİK UZLAŞMA YOLLARINI BULMAKTIR”

Önder Öcalan “bu adımın teslim olmak değil, en pratik uzlaşma yollarını bulmaktır” diyerek, şunları belirtmişti: PKK’yi 1 Eylül 1998’den beri tek taraflı yürütmeye çalıştığı ateşkes sürecinde 1 Eylül 1999’dan itibaren silahlı mücadeleye son vermeye ve güçlerini barış için sınır dışına çekmeye çağırıyorum. Böylelikle demokratik çözüm yolunda yeni bir diyalog ve uzlaşma aşamasının gelişeceğine inancımı belirtiyorum. Bu adım en zor süreçte atılmış bir adımdır. Önceliğin, en acil pratik adımın bu olduğu görülmelidir. Bu konuda en pratik yol daha önce önerilen Kuzey Irak’a çekilmedir. Kısaca da olsa, Türkiye’de silahlı çatışmaya son vermiş bir PKK, yeni süreçte çok yönlü bir gelişmeyle karşı karşıyadır ve bunu ileri düzeyde sağlayabilecek güç ve potansiyele sahiptir. Burada hayali yaklaşmamak, çok acılı bir savaşın ardından barışı geliştirmenin kolay olmadığını, büyük ustalık kadar olgunluk ve sabır gerektirdiğini sürekli göz önüne getirmek gerekir.”

GERİLLA BÜYÜK BİR SAVAŞA HAZIRLANIYORDU

Bu süreçte Gerilla güçleri uluslararası komployu boşa çıkarmak üzere tarihi bir savaşa hazırlanıyordu. Gürpınar, Hakkâri, Van, Botan eyaletlerinde savaş hazırlığı içerisinde olan Gerilla, komplocu güçlerden hesap sormaya odaklanılmıştı. Önder Öcalan bunun tam da uluslararası komplocuların istediği ortam olduğunu görüp, yüzyılları alacak Kürt-Türk savaşını engellemek üzere talimat gelmişti. Talimatta, müzakereler sonucunda çözüm sürecinin başlaması için, güçlerin sınır dışına çekilmesi yazıyordu. Bu çağrıya anlam vermede bazı zorlanmalar yaşandıysa da gerilla güçlerinin Önder Öcalan’a duyduğu derin inanç ve bağlılık gereği bu çağrı kabul gördü.

“ANIN GEREKLERİNE UYGUN PRATİK ADIMLARI ATABİLMEK HAYATİ VE TARİHİDİR”

Önder Öcalan, bu çağrıyı ülkenin birlikteliği, devletin demokratik laik varlığı ve şiddetten arınma olarak değerlendirirken, Türk devletinin soruna nasıl yaklaştığını şu cümlelerle ifade ediyor. “Somut olarak devletin bu dönemi nasıl değerlendireceği çok önemli olmakla beraber, kesin bir belirleme yapamıyoruz. Ama bir bütün olarak muhatap kabul etmek istemiyor. Sanki bir kararsızlık veya yeni bir karar sürecine ihtiyaç varmış gibi geliyor. Ama eğer PKK bu yeni adımı bütünleyici, parçalanmadan başarıyla atar ve inandırıcılığı çok yönlü ortaya koyarsa, devletin yaklaşımlarında gelişme beklemek mümkündür. Önümüzdeki süreçte bu yakın geçmişin muhasebesi önemlidir ve pratiği başarıyla yakalanırsa, geç de olsa doğru bir rotaya girilebilir. Burada PKK cephesi kadar, devlet cephesinin de derin ve doğru çözümleme kadar, anın gereklerine uygun pratik adımları atabilmeleri hayati ve tarihidir. Öyle salt silahlı aşamaya son verme gibi teknik bir şey değil, büyük tarihsel ve toplumsal gelişmelere yol açabilecek derecede önemlidir.”

Bunun üzerine askeri eylemliliklere son verildi. Böylelikle 1 Eylül’de geri çekilme süreci büyük bir sorumluluk ve duyarlılıkla başlayacaktı. Türkiye, PKK gerillalarının sınır dışına çekilmesini tartışırken, Marmara ve Düzce’de meydana gelen depremler, önemli ve acil bir gündem olarak yerini korudu. Deprem nedeniyle 1 Eylül’de geri çekilmesi beklenen PKK gerillaları, 25 Ağustos’ta sınır dışına çekildi. Önder Öcalan’ın yaptığı açıklamadan üç gün sonra PKK yöneticileri açıklamayı destekler nitelikte bir açıklama yaptı. Fakat Ankara’daki genel atmosfer “Öcalan önce dağdan indirsin” şeklindeydi.

GERİLLANIN GERİ ÇEKİLMESİNE OPERASYON: YAKLAŞIK 300 GERİLLA ŞEHİT DÜŞER

PKK gerillalarının sınır dışına çekilme süreci başlamıştı. Garzan, Mardin, Amed, Tatvan, Botan, Dersim ve Erzurum eyaletlerinde bulunan gerillaların gruplar halinde Güney Kürdistan’a hareket etmişti. Türk Ordusu bu geri çekilme adımını sabote edip, tüm sınır hatlarında pusulama ve askeri operasyonlar hazırlığı içerisindeydi. Bu operasyonların sonucunda yüzlerce PKK gerillası şehit düşer. Erzurum Eyalet Komutanı Remzi Avcı öncülüğünde 29 gerilla, Muş güneyi üzerinden sınır hatlarına geri çekilirken, bir köy korucusunun ihbarı üzerine Türk Devleti’ne ait tanklarla ve obüslerle bombalanmıştı. Bu saldırı sonucunda 29 barış ve özgürlük gerillası şehit düşer. Yine Serhat alanında 8 gerilla Türk ordusunun attığı pusu sonucunda şehit düştü. Metina, Gare, Haftanin ve Avaşin hattından, Gerillanın geri çekilmesini engellemek için ön hatlarda operasyon başlatılmıştı. Metina bölgesinde Sosin adlı Gerilla komutanın öncülüğünde geri çekilme hazırlığında olan 8 Gerilla, Türk devletinin tank pususuna düşerek, şehit düşer. Gerillanın Geçiş güzergahlarında bile Türk ordusunun imha operasyonlarıyla karşılaşmıştı. Gerilla Komutanı Şehit Elişer Koçgiri öncülüğünde Karadeniz’den gelen gerilla güçlerini, Koçgiri’deki gerilla güçleriyle birleştirerek, Dersim’e gelene kadar 10 defa operasyon atlatmıştı. Şehit ve yaralıların olduğu Koçgiri ve Karadeniz gerilla güçleri, 75 günde Güney Kürdistan’a ulaşmışlardı. Tendürek’te Gerilla Komutanı Sabri Tendürek öncülüğünde gerilla güçleri geri çekilirken, Türk ordusunun o döneme kadar hiç operasyon yapmadığı Tendürek’e kapsamlı operasyon gerçekleştirmişti. Bu operasyonda 8 Gerilla şehit düşer.  Geri çekilme süreçlerinde, örgütün resmi kayıtlarına göre 300’ün üzerinde Özgürlük Gerillası Türk ordusunun pusulama sonucunda şehit düşmüşlerdi. Fakat sürecin sabote olmaması ve Önder Apo’nun çağrısına bağlı kalmak amacıyla sınır dışına çekilmek, büyük bir ısrarla sürdürülmüştü.

OPERASYON İÇİN İRAN IRAK VE SURİYE İLE ANLAŞMA

PKK gerillalarının çatışmasızlık sürecini başlatmak adına sınır dışına çıkmalarını, Türk devleti ‘liderleri tutuklandığından ötürü savaşı kaybetmek üzere olan bir hareketin çırpınma hamleleri’ olarak nitelendiriyordu. Türk Devleti bu pusulama operasyonlarını İran, Irak ve Suriye ile askeri ve diplomatik düzeyde yaptığı görüşmelerle gerçekleştirmişti. Böyle bir operasyonun gerçekleşmesi için, Türk Devleti PKK’ye karşı askeri iş birliği yapılması yönünde baskılarını yoğunlaştırdı ve bu devletlerle birtakım askeri anlaşmalara imza atılmıştı.

İLK BARIŞ GRUBUNA TUTUKLAMA VE HAPİS CEZALARI VERİLDİ

Önder Öcalan’ın barışçıl çözüm arayışları stratejikti. Bu yıllarda PKK Başkanlık Konseyi’ne mektup gönderip, dağdan ve Avrupa’dan 2 Barış Grubu’nun sürecin ilerlemesi Türkiye’ye gelmesini talep etti. 1 Ekim’de Kandil’den 8 Kişilik Gerilla Grubu, 29 Ekim’de de Avrupa’dan 10 kişilik ikinci barış grubu Türkiye’ye gitti.

Kandil’den Türkiye’ye giden Barış Grubu, Ali Sapan, Seydi Fırat, Mehmet Şirin Tunç, İsmet Baycan, Sohbet Şen, Yüksel Genç, Yaşar Temur ve Gülten Uçar gibi gerillalardan oluşuyordu. Grup Türkiye’ye adım atar atmaz tutuklandı ve tümüne hapis cezaları verildi. Bu isimlerden İsmet Baycan, daha sonra kaldığı Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2003 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

29 Ekim 1999’da bu kez Avrupa’dan Türkiye’ye giriş yapanlar ise, Haydar Ergül, Ali Şükran Aktaş, Aygül Bidav, İmam Canpolat, Yusuf Kıyak, Aysel Doğan, Hacı Çelik ve Dilek Kurt gibi barış grubundan oluşuyordu. Bu grup ta tıpkı ilk grup gibi Türkiye’ye gelir gelmez tutuklandı ve her birine 7 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. Önder Öcalan’ın çağrısıyla 29 Ekim 1999’da Avrupa’dan Türkiye’ye gelen İkinci Barış Grubu üyesi daha sonraki süreçlerde Aysel Doğan ve Ali Şükran Aktaş, kanserden yaşamını yitirdi.

YÜKSEL GENÇ: BİZE BARIŞ ELÇİSİ MUAMELESİ YAPILDI, SONRA CEZAEVİNE KONULDUK

Barış grubunda yer alan ve o dönemde yaşanan gelişmelerin en ince ayrıntısına kadar tanık olan Yüksel Genç şunları anlatmıştı: “Günlerce yürüdük. Sınıra yaklaştığımızda Jandarma’nın telsiz frekansına girdik. Zaten bekliyorlardı. Asker,” Gelip helikopterle alabiliriz” dedi. “Biz geliriz “dedik. 5 saat daha yürüdük. Bir tepeden baktık, aşağıda askerler vardı. Bize işaret ettiler, bu taraftan diye. O yönden geldik. Bir kayanın arkasından Binbaşı seslendi. Silahlarımızı bıraktık. Sonra Binbaşı da” Ben de bıraktım silahımı “diye tekrar seslendi. Orta yerde buluştuk. Arkasında yüzlerce asker vardı. Sonra bizi aldı ve daha ilerde bulunan Tümgeneralin yanına götürdü. Galip Mendi’ydi. Tümgeneral bize, “Sizi teslim alıyorum “dedi. Bize” Neden teslim olduğumuzu “sordu ve” Ne diyeceksiniz? “dedi. Bizim sözcümüz de barış grubu olduğumuzu söyledi. General de bize misafir olduğumuzu ve can güvenliğimizden kendilerinin sorumlu olduklarını belirtti. Tabur’a gittik. Bize barış elçisi muamelesi yapıldı. Çok uzun konuşuldu. PKK ne istiyor, Türkiye ne istiyor… Sonra Van’a götürüldük. Burada sorguya alındık. Cezaevine konulduk.”

ÖNDER ÖCALAN: “SÜREÇ HİÇ GELİŞMEZSE, ORANTILI AKTİF MEŞRU SAVUNMA DURUMUNUZU KORUYUN”

1999’da tek taraflı ateşkes ilan edildi, deklarasyonlar yayınlandı, eller tetikten çekildi.  Tüm bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalıcı barışın sağlanması içindi. Ancak Önder Öcalan’ın çözüm arayışlarına cevap verilmedi, operasyonlar sürdürüldü, akan kan durmadı ve savaş olanca yoğunluğuyla devam etti. İmralı’da tutulan Önder Öcalan üzerindeki tecrit koşulları değiştirilmedi. Kürt halkına yönelik imha ve inkâr politikaları değişmedi, baskılar arttı. Önder Öcalan 2 Ağustos 1999’da PKK yönetimine gönderdiği mektupta sürecin çözüm yönünde ilerlememesi halinde yapılması gerekenleri şöyle vurguladı: “Eğer süreç hiç gelişmezse, devlet mutlak imha temelinde yaklaşırsa, o zaman daha güçlü ve doğru temelde amaçlarınızla orantılı aktif meşru savunma durumunuzu korur ve geliştirirsiniz. Ama umarım bu olmaz ve yeni süreç başarıyla tarihteki yerini bulur.”

ÖNDER ÖCALAN, SAVAŞIN, BARIŞIN, MÜCADELENİN VE HALK ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATIYDI

Barış yapmak savaşmaktan çok daha zorluydu. Devlet aklı tutulmuş, barışa ve demokratik çözüme yine cesaret edememişti. Bu yıllarda dünyanın birçok yerinde çatışan taraflar, sorunlara çözüm bulmak üzere, müzakerelere başladı. Savaş, yerini siyasal mücadele yöntemine bırakıyordu. İngiltere İspanya, İsrail, Kolombiya, Meksika, Endonezya ve Afganistan’da taraflar görüşerek çözüme gitmeye çalışıyordu. 1993’ten beri siyasi çözüm harcayan PKK’nin tek taraflı adımları karşılık bulmamış, aksine Kürt halk önderi Öcalan’ın esaretiyle sonuçlanmıştı. İmralı sürecinde Kürt halk önderi Öcalan, dışarıda sınırlı olarak üzerinde durulan demokratik çözüm yolunu derinliğine inşa etti. Silahlı mücadelenin durdurulması, gerillanın Güney Kürdistan’a çekilmesi, barış gruplarının gönderilmesi, somut pratik adımlardı. Süreç, Önder Öcalan’ın İmralı’daki barış adımlarıyla şekilleniyordu. 12 Ocak 2000 yılında AİHM Öcalan hakkında verilen idam cezasının durdurulması kararı aldı. Aynı tarihlerde gerçekleşen PKK 7’inci olağanüstü Kongresi ise, Kürt halkı ve özgürlük hareketi tarihinde en önemli kilometre taşlarından biri oldu. Önder Öcalan, herkes tarafından barışın, savaşın, mücadele sürekliliğinin ve halk özgürlüğünün teminatıydı. Bundan dolayı PKK, 7’inci kongre ile birlikte Öcalan’ın yeni stratejik yaklaşımını parti kararına bağlayarak, paradigma değişikliğine gitti ve devlet hedefli bir stratejiyi ret ederek, demokratik özerklik esaslı bir mücadele sürecine girdi.

Bu dönemlerde Kürt özgürlük hareketi 1 Haziran 2004 tarihinde yeni bir mücadele hamlesi başlattı. Bu hamle ile birlikte PKK Hareketi, Önder Öcalan’a bağlılığını mücadeleyi büyütme yönünde daha sonuç alıcı yöntemleriyle sürdürecekti. Sürecin başarıya ulaşması için gerekli çaba ve arayışlarından imtina etmeyen Önder Öcalan, İmralı işkence ve tecrit koşullarında emsalsiz direngen duruşuyla, uluslararası komployu boşa çıkarmaya devam ediyordu.

Bu dönemlerden sonra, 2013 yılına kadar inişli çıkışlı ateşkesler geri çekilme süreçleri, yerini yeni bir çözüm sürecine bırakıyordu. Artık arayışlar, yeni mücadele metotları ve demokratik çözüm seçeneklerinden bir yenisini daha ortaya koyuyordu.

BÖLÜM 2: 2013 Çözüm Süreci, Paris’te 3 Devrimci Kadının Katledilmesi Ve Geri Çekilme

Özgür AVZEM

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş240Paylaş150
Önceki yazı

Türkistanlı Çeteler Üzerinden Yeni Bir Saldırı Planı-ÖZEL HABER

Sonraki Haber

Özgürlük Hareketi: Zap’taki Güçlerimiz Uygun Sahalara Çekildi

Son HABERLER

Araştırmalar

MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

Yayınlayan Ari Tufan
16 July 2026
0
1.6k

Son dönemde İran, İsrail ve...

Daha fazla okuDetails

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- BÖLÜM 5

12 July 2026
1.5k

Yeni Plan: Suriye’nin Güneyinde Sünni Kemer- HABER ANALİZ

8 July 2026
1.6k

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- BÖLÜM 4

5 July 2026
1.5k

Öne Çıkan Yazılar

  • MİT ve Parastin’ın Yeni Ajan Ağını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    842 Paylaşım
    Paylaş 337 Paylaş 211
  • MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

    560 Paylaşım
    Paylaş 224 Paylaş 140
  • Demirtaş: Önder Apo’nun İçinde Olmadığı Her Türlü Gelişmeyi Kuşkuyla Karşılarız

    506 Paylaşım
    Paylaş 202 Paylaş 127
  • Emperyalist Komploya İlişkin Bazı Notlar

    12758 Paylaşım
    Paylaş 5103 Paylaş 3190
  • TC Savaş Suçu İşlemeye Devam Ediyor!- ÖZEL DOSYA

    12695 Paylaşım
    Paylaş 5078 Paylaş 3174

19 Temmuz Devrimi: Bir Halkın Hafızası, Kazanımları ve Geleceğe Dair Dersler

Demirtaş: Önder Apo’nun İçinde Olmadığı Her Türlü Gelişmeyi Kuşkuyla Karşılarız

Kalkan: Barışın Kilit Noktası İmralı, Siyasetin Önü Açılmalı

MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

Hazreti İbrahim’in Mirası, Kürtler, Yahudiler ve Ortadoğu’da Demokratik Barış Arayışı

Temmuz Sıcağında Özgürlük

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç