ROJAVA DENEYİMİ IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME
Bakur Kürdistan’da son on yılda derinleşen toplumsal çözülme, siyasal daralma ve ekonomik yıkım; yalnızca dönemsel krizlerin değil, devlet eliyle süreklileştirilen özel savaş politikalarının bir sonucudur. Bu politikalar, klasik askeri yöntemleri aşarak toplumun iç dokusunu hedef almakta; kolektif yaşam biçimlerini dağıtmayı, siyaseti işlevsizleştirmeyi ve toplumsal iradeyi kırmayı amaçlamaktadır.
Bu bağlamda Kürt Özgürlük Hareketi’nin Demokratik Modernite paradigması ve onun somut toplumsal örgütlenme biçimi olan komün sistemi; yalnızca ideolojik bir alternatif değil, aynı zamanda yaşamsal bir toplumsal savunma ve yeniden inşa aracı olarak önem kazanmaktadır. Dosyamızda, Rojava’da belli bir düzeyde yaşamsallaşan komün sistemini Bakur koşullarında yeniden düşünmeyi; toplumsal, siyasal ve ekonomik boyutlarıyla ele alacağız.
ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARI VE TOPLUMSAL–SİYASAL TAHRİBAT
Bakur Kürdistan’da uygulanan özel savaş stratejisi, toplumu hedef alan çok katmanlı bir müdahale mantığına dayanmaktadır. Toplumsal düzlemde bu durum; güvensizlik ikliminin yaygınlaşması, zorla bireyselleştirme, dil ve kültür alanlarının daraltılması ve sürekli hale gelen göç ile görünür olmaktadır. Bu süreç, yalnızca toplumsal ilişkileri değil; ahlaki dokuyu ve kolektif varoluş zeminini de aşındırmaktadır.
Siyasal alanda ise seçilmiş kurumların etkisizleştirilmesi, sivil toplum alanının daraltılması ve siyasetin sistematik biçimde kriminalize edilmesi; halkın kendi kaderine ve öz iradesine olan inancını hedef almaktadır. Böylelikle toplumsal çözülme, siyasal işlevsizleşme ve kültürel zayıflatma iç içe işletilen bir mekanizma haline gelmiştir.
EKONOMİK KRİZ VE KÜRDİSTAN’DA YAPISAL YOKSULLAŞMA
Türkiye genelinde yaşanan ekonomik kriz, Kürdistan coğrafyasında daha sert ve derin hissedilmektedir. Bunun temel nedeni, ekonomik krizin bölge özelinde siyasal bir araç hâline getirilmesidir. Tarım ve hayvancılığın tasfiyesi, bölgesel yatırım politikalarının yokluğu, kronikleşen genç işsizliği ve zorunlu göç; yoksulluğu geçici değil, yapısal bir gerçekliğe dönüştürmüştür.
Bu yapısal yoksullaştırma, toplumun çözülmesini hızlandırmakta; bireyi yalnızlaştırmakta ve dayanışma kültürünü zayıflatmaktadır. Daha önce Lekolin.org sitesinde yayınlanan Özel dosya’da belirtildiği üzere Kürdistan’da gençlerin intihar etme vakaları da bununla ilişkilendirilebilinir. Tam da bu noktada komün sistemi, ekonomik krize karşı yalnız bir direnç formu değil; alternatif bir üretim, paylaşım ve yaşam örgütlülüğü olarak anlam kazanmaktadır. Bireyi yeniden toplumla buluşturup bireyin öz anlamına kavuşması Komünle mümkündür.
ROJAVA DENEYİMİ: KOMÜNÜN DEVRİMCİ KOŞULLARI
Rojava’da komün sisteminin inşası, olağan siyasal koşullar altında değil; devlet otoritesinin çözüldüğü, savaş ve kuşatma ortamında gerçekleşmiştir. Bu süreçte komünler:
-Devletin boşluğunda zorunlu bir yönetim ve yaşam örgütlenmesi olarak ortaya çıkmış,
-Özsavunma yapılarıyla korunmuş ve sürdürülebilir hale gelmiş,
-Toplumun hayatta kalma ihtiyacından doğan güçlü bir meşruiyet kazanmıştır.
Bu nedenle Rojava komünleri, yalnızca siyasal bir örgütlenme değil; ekonomik, kültürel ve toplumsal alanları kapsayan bütünlüklü bir yaşam sistemi haline gelebilmiştir.
Ayrıca Komün sisteminin temel dayanağı öz savunmadır. Ancak öz savunma, yalnızca silahlı mücadeleye indirgenebilecek dar bir kavram değildir. Komünde öz savunma, toplumun yaşam kaynaklarını, kimliğini, kültürünü, ahlaki değerlerini ve ekonomik varlığını koruyup yeniden üretme kapasitesidir. Bu anlamıyla öz savunma, hayatın tüm alanlarına yayılan çok boyutlu bir toplumsal bilinç ve örgütlülük halidir.
Toplumsal Öz Savunma: Komün, toplumun bir arada yaşama iradesini koruyan dayanışma ağlarıdır. Mahalle dayanışmaları, kriz dönemlerinde halk meclisleri, yoksullukla mücadelede kolektif destek mekanizmaları toplumsal öz savunmanın somut örnekleridir. Böylece toplum yalnızlaşmaya değil örgütlü birlikteliğe yönelir.
Kültürel ve Kimliksel Öz Savunma: Dilin kullanımı, kültürel pratiklerin sürdürülmesi, hafızanın korunması, sanat ve edebiyatla direnişin yaşatılması komünün en güçlü savunma hatlarından biridir. Kültür, yalnız bir sembol alanı değil, varoluşun korunmasıdır.
Ekonomik Öz Savunma: Komün, yoksullaştırmaya ve bağımlı kılmaya karşı kolektif üretim ve paylaşım ilişkilerini geliştirir. Kooperatifler, ortak üretim atölyeleri, paylaşım ağları ekonomik sömürüye karşı direniş biçimleri olduğu kadar, toplumun kendi yaşamını örgütleme gücünün de ifadesidir.
Kadınların ve Gençliğin Öz Savunması: Kadın örgütlenmeleri ve gençlik meclisleri, hem patriyarkal baskıya hem de geleceksizleştirme politikalarına karşı bir öz savunma hattıdır. Bu yapılar, komünü yalnızca korumaz, aynı zamanda dönüştürür, yeniler ve canlı tutar.
Ekolojik Öz Savunma: Doğanın savunulması, yaşam alanlarının korunması, yerel üretimin ve ekolojik dengeyi gözeten yaşam pratiklerinin geliştirilmesi de öz savunmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Toplum doğayı savunduğu ölçüde kendi yaşamını savunmuş olur.
Bilgi ve Hakikat Alanında Öz Savunma: Manipülasyon, psikolojik savaş ve bilgi kirliliğine karşı hakikat üretimi, alternatif medya ve bilinçlenme çalışmaları da öz savunmanın önemli bir boyutudur. Komün, doğru bilgi ve eleştirel bilinç üretmeyen bir yapı haline gelirse giderek işlevsizleşir.
Bu çerçevede öz savunma, yalnızca dış saldırıya karşı bir korunma refleksi değil; toplumun kendini yeniden kurma, güçlendirme ve geleceğini sahiplenme kapasitesidir. Komünün yaşamsallığı da tam olarak bu çok boyutlu öz savunma bilincinin sürekliliği ile mümkündür.
Bakur’da Komün: Neden Zor, Ama Neden Gerekli?
Bakur’da Rojava’dan farklı olarak merkezi ve güçlü bir devlet aygıtı bulunmaktadır. Hukuki, idari ve güvenlik baskıları; komünlerin açık ve kurumsal biçimde inşasını zorlaştırmaktadır. Ancak bu durum, komün sistemini imkânsız kılmamakta; tersine onun daha esnek, yerel ve yaşam odaklı biçimlerde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
BAKUR’DA KOMÜN
Devletin karşısına konulan, devleti tümden yok sayan bir sistem değil, toplumun kendi kendini ayakta tutma ve savunma biçimi olarak düşünülmelidir. Ki komün siteminin her yönüyle hayata geçirilmesi doğalında devletin katı yargı kurallarını, baskıcı politikalarını devre dışı bırakacak ve işlevsizleştirecektir. Burada savunma biçimi yalnızca askeri açıdan değil politik ahlaki ölçülerde toplumsal bilinç ile savunma vurgusu yapılmaktadır. Neden ve Nasılı toplumsal ihtiyaçlara göre şekillenebilir. Bakur’da komünleşme özgür yaşamın temeli olabilir. Doğru anlayıp doğru pratikleşme ile Bakur yeniden inşa edilebilinir.
Bu nedenle komün, açık bir siyasal yapıdan ziyade gündelik hayatın içinde gelişen, ihtiyaç temelli ve esnek örgütlenmeler olarak hayat bulmalıdır.
Bakur’da Komün Sisteminin Yaşamsallaştırılması İçin Temel İlkeler
a) Küçük Ölçekli ve İhtiyaç Temelli Başlangıç
Mahalle, köy, sokak veya iş kolu temelinde; gıda, üretim, barınma, çocuk bakımı ve dayanışma ihtiyaçları üzerinden örgütlenmiş yapılar ilk adımı oluşturmalıdır.
b) Ekonomik Dayanışmanın Merkeziliği
Kooperatifler, ortak üretim alanları ve tüketim dayanışma ağları, komünün sürdürülebilirliğinin maddi temelini oluşturur. Ekonomi ayağı olmayan bir komün uzun vadede dağılmaya açıktır.
c) Kadın ve Gençliğin Kurucu Rolü
Kadınlar ve gençler, yalnız katılımcı değil; kurucu özne ve karar alıcı dinamikler olarak sürecin merkezinde yer almalıdır.
d) İdeoloji ile Gündelik Pratiğin Dengesi
Komün, yalnızca politik söylemle değil, yaşamı somut olarak kolaylaştırdığı ölçüde toplumsallaşır. Politik bilinç ile pratik başarı birleştiğinde komün kalıcı bir güç haline gelir.
SONUÇ
Bakur Kürdistan’da komün sistemi, Rojava’daki gibi ani bir devrimci çıkış ile değil; uzun soluklu, sabırlı ve yerelden güçlenen bir toplumsal inşa süreciyle mümkün olacaktır. Özel savaş politikalarının yarattığı tahribata karşı verilecek en güçlü cevap, toplumun kendi yaşamını yeniden kolektifleştirmesidir.
Komün, Bakur koşullarında bir “nihai hedef”ten çok; bugünden atılan küçük ama anlamlı adımların toplamıdır. Ekonomik dayanışmadan kültürel direnişe, toplumsal onarımdan siyasal bilinçlenmeye uzanan geniş bir süreci ifade etmektedir. Bu anlamıyla komün sistemi, yalnızca bir örgütlenme modeli değil; toplumsal varoluşun yeniden inşa sürecidir.
Ronî LORAN





