KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

1993’ten Bu Yana Ateşkesler ve Kürt Sorununa Çözüm Arayışları- 3

Tüm bu provokatif girişimlere rağmen, Önder Apo bir siyasi muhatap çıkabileceği umuduyla ateşkesi devam ettirdi. Ama siyasi olarak bir oyalama yapılıyordu. Türk ordusu da Kürdistan’ın kuzey ve güneyinde kapsamlı imha operasyona hazırlanıyordu. Sınıra yüzbinlerce asker sevk edilmişti.

25 July 2025
Kategori: Araştırmalar, Dizi Yazı
259 16
1.5k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

KIZILCA KIYAMET YILI: 1994-1995-1996 VE ÖNDER APO’YA SUİKAST

Dosyamızın 3’üncü bölümünde, ülke tarihinin en karanlık günlerini, faili meçhul cinayetler, suikastlar, katliamlar ve çözüm isteyen bloğa dönük geliştirilen darbeyi işleyeceğiz. Bu dönemlerde Başbakan Tansu Çiller, meselenin diyalogla çözümü için Erbakan’la göreceli ama içten olmayan bir koalisyon hükümeti kurdu. Erbakan’ın tasfiye edilişinden sonra Türkiye’nin en karanlık yıllarına damgasını vuran derin gladyocular, Önder Apo tarafından ilan edilen ateşkese karşılık suikast planı içerisine girmişti.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN KANLI DÖNEMİ: JİTEM-HİZBULLAH-KORUCULAR DEVREDE

1993 yılında devlet içindeki barış ve siyasi çözüm yanlıları tasfiye edilirken, Kürt halkı ve PKK üzerinde de tarihin en kapsamlı tasfiye harekâtı geliştirilmişti. 1994-1995 ve 1996 yıllarında Güreş, Çiller, Ağar ve Demirel’in başını çektiği ekip, Kürdistan’ı yakıp yıkmıştı. Turgut Özal’ın öldürülmesi, 33 askerin bir provokasyonla infaz edilmesi, faili meçhul cinayetler, katliamlar, suikastlar ve darbelerden sonra ateşkes sona ermişti ve Cumhuriyet tarihinin en kanlı dönemine geçilmişti. Devletin çeteleşen bu eğilimi, Kürt halkını ve PKK’yi ezmek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı ve onlar için her yol mübahtı. OHAL bölgesi olan Kürdistan’da teröre karşı mücadele adı altında devlet terörü uygulanıyordu. Kürdistan’ın insansızlaştırılması politikası devreye konulmuştu. Özellikle Botan bölgesinde bulunan köylerde tek bir insan kalmamıştı. Uçaklarla, havanlarla, tanklarla köyler bombalanmıştı. Cizre Jandarma Komutanı Cemal Temizöz, Jandarma Komutanlığı’nın bahçesine koyduğu havanla Cizre’yi bombalamıştı. Devlet, koruculuğu dayatıyordu. Korucu olmak istemeyen Kürtler, zorla göçertilmişti. Malları mülkleri talan edilip, koruculara peşkeş çekildi. Binlerce köylü, Hizbullah, JİTEM ve korucular tarafından katledildi. Artık çete kontra ve mafya ittifakı devredeydi.

ÇİLLER DÖNEMİNDE 20 MİLYAR DOLARLIK RANT PAYLAŞILDI

26 Mart 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylüleri bombalandı.  Aralarında çocuk ve kadınların da olduğu 38 kişi hayatını kaybetti. O günün Başbakanı Tansu Çiller “Köyleri PKK’nın helikopterleri bombaladı” diyerek, olayın üstünü örtmüştü. Devlete hâkim olan çeteler, uyuşturucu ve kaçakçılık yönetimini ellerine geçirdi. Resmî belgelere göre sadece Çiller döneminde 20 Milyar Dolarlık rantı aralarında paylaştılar. Yurtsever dürüst Kürt iş insanları ve esnafı fişlendi ve birçoğu katledildi. Köy korucularının sayısı 100 bine çıkarılmıştı. Devletle iş birliği içerisinde olmayan herkes düşman ilan edildi. 80 binden fazla insan gözaltına alındı ve ağır işkencelerden geçirildi. 12 bin kişi tutuklandı. Halka yönelik saldırı ve katliam artarken, siyasi faaliyetler yürüten DEP’in meclis dışına atılmasına yönelik girişimlere başlandı.

ÇİLLER’İN KATLİAMLARA ÇIKARMA YAPAN SÖZLERİ

Kürdistan bölgelerinde Hizbullah ve JİTEM ortak hareket ederek, Kürt siyasetçilere, Yurtsever iş insanlara, yurtseverler-demokrat sivillere ve gazetecilere dönük “faili meçhul” cinayetlere devam ediyordu. Özellikle Kürdistan’da insan kaybetme aracı olan Beyaz Toros’ların ölümleri hızlandırıyordu. Türk Başbakanı Tansu Çiller, İstanbul’da yaptığı zehir dolu bir açıklamayla, yeni ve karanlık bir dönemin kapılarını aralamıştı; “Terörün dıştaki ve içteki kaynaklarını kurutmakta kararlı olacağız. Elimizde PKK’ya yardım eden 60 Kürt iş adamının listesi var. Devlet, PKK ile olduğu gibi PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir.”

MEHMET SİNCAR KATLEDİLDİ VE DEP’LİLER TUTUKLANDI

Kürt siyasi hareketinin Türkiye Meclisi’ndeki ilk temsili 7 Haziran 1990’da kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) ile başlamıştı. HEP’in Genel Başkanı Fehmi Işıklar idi. 20 Ekim 1991 Genel Seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile ittifak yapan HEP 18 milletvekili çıkarmıştı. 1993 yılına gelindiğinde, Yaşar Kaya’nın Genel Başkanı olduğu Demokrasi Partisi (DEP) kuruldu. SHP ittifakı ile meclise giren HEP milletvekilleri, partilerine açılan davalar yüzünden mecliste DEP grubunu kurarak SHP’den ayrılmışlardı. 1994’te Türkiye’de bir yandan şiddet tırmanırken, bir yandan HEP’in kapatılmasından sonra kurulan Demokrasi Partisi’ne (DEP) geçen Kürt siyasetçilerin hem durumu tartışılıyordu hem de faili meçhul planlamaları uygulanıyordu. 4 Eylül’de DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın Batman’da katledilmesiyle Türkiye’nin her tarafında DEP’e yönelik saldırılar başladı. 18 Şubat 1994’te DEP’in Ankara’daki parti merkez binası bombalandı. 45 gün içerisinde DEP’in 6 il ve ilçe binası bombalandı, 7 yöneticisi katledildi ve yüzlerce çalışanı tutuklandı. Meclis’te harekete geçti ve DEP’li 6 Milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. DEP Milletvekili Leyla Zana’nın mecliste Kürtçe yemin etmesiyle birlikte başlayan kriz bu aylarda bazı DEP’li milletvekillilerin dokunulmasına karar verilmişti.

KÜRT İŞ İNSANLARI BEHCET CANTÜRK, SAVAŞ BULDAN VE ARKADAŞLARI KATLEDİLDİ  

Çiller’in yaptığı açıklamadan sonra JİTEM ve Hizbullah çeteleri, Kürdistan’da ard arda faili meçhul cinayetler geliştirmişti. 24 Ocak 1994’te Kürt iş insanı Behçet Cantürk kaçırılarak katledildi. Cantürk’le başlayan cinayetler serisi, Savaş Buldan başta olmak üzere Adnan Yıldırım, Hacı Karay’la birlikte Kürt iş insanlarının 2 Haziran 1994’te İstanbul’da bulunan Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından kaçırılıp, katledilmişti. Buldan, Karay ve Yıldırımın cesetleri 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulunmuştu. Yine, Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lütfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeli, Asker Smitko, Tarık Ümit, Salih Aslan, Abdülmecit Baskın ve Faik Candan adlı Kürt ve demokrat iş insanları da katledilmişti.

ÇİLLER DÖNEMİ SAYISIZ FAİLLİ MEÇHUL CİNAYETLE ANILIYOR

Katledilen bu cinayetlerin arkasında sorumlu tutulan Eski İçişleri Bakanı ve eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, eski Özel Harp Daire Başkanı İbrahim Şahin, özel harekat komutanı Korkut Eken, özel harekat polisleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven ve Muhsin Korman JİTEM davası, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarına rağmen, dava zaman aşımına uğrayarak, düşürüldü. Böylece, kanlı JİTEM ve Hizbullah çeteleri, katlettiği onca masum insanın kanını bedenlerinde taşımaya devam ederek yaşadılar. Böylelikle Çiller dönemi, sayısız faili meçhul cinayetle anılır olmuştu.

GÜREŞ: EŞKIYAYI BEKAA’DA ARAMAYA GEREK YOK

Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, “Eşkıyayı Bekaa’da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı yüce meclisin çatısı altındadır” diyerek, Kürt siyasetçileri hedef gösterdi. Yine dönemin Başbakanı Tansu Çiller, partisinin grup toplantısındaki konuşmasında, “Meclis’te PKK’nın barındığı bir gölge vardır, bunu meclisin üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz” ifadelerini kullanmıştı.  Böylelikle 2 Mart 1994’te Meclis’te yapılan oylamada DEP’li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Jet hızıyla, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi ‘derhal sorguya alınmaları’ talimatını verdi. DEP’li vekiller Orhan Doğan ve Hatip Dicle’nin Meclis çıkışında polis tarafından yaka paça gözaltına alınmaları, uzun süre hafızalarda yer edilecekti.

DEP KAPATILDI MİLLETVEKİLLERİ TUTUKLANDI

4 Mart 1994’te de Leyla Zana ile diğer DEP milletvekilleri gözaltına alındı ve tutuklanarak cezaevine götürüldü. Anayasa Mahkemesi 1994 Haziran ayında, DEP’in kapatılmasına ve beşi cezaevinde bulunan 17 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verdi. 16 Haziran 1994 yılında anayasa mahkemesi HEP ve ÖZDEP’ten sonra DEP’in de kapatılmasına karar verdi. O dönemde Çiller’in başdanışmanı olan emekli büyükelçi Yalım Eralp, yıllar sonra (24 Nisan 2004’te) basına verdiği demeçte, “Çiller, oy almak için DEP’lileri cezaevine gönderdi” dedi. 8 Aralık 1994’te DEP’li parlamenterlere toplam 90 yıl hapis cezası verildi.

ÖZGÜR ÜLKE GAZETESİ BOMBALANDI, ERSİN YILDIZ KATLEDİLDİ

Bu dönemde Özgür Basın’a dönük de saldırılar artmıştı. Yüzlerce çalışanı, okuyanı dağıtımcısı katledilirken Kürdistan’a girmesi dağıtımı bile yasaklanan Özgür Gündem ve devamı olan Özgür Ülke Gazetesi devletin bir bir kirli uygulamalarını açığa çıkarıp, kamuoyuna sunmuştu. Özgür Ülke Gazetesi’nin Ankara bürosu, 3 Aralık 1994 gecesi saat 02:45 sularında bombalandı. Yarım saat sonra da Kadırga’daki teknik servis bürosu ve Cihanoğlu’ndaki merkez bürosu bombalanmıştı. Saldırılarda Ersin Yıldız adlı çalışan katledilirken, 21 gazete çalışanı da yaralandı. 1 gün sonra Gazete sabah yayınına devam etti. Yine, 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde Alevilere ait bir kahvehane tarandı. Günlerce süren olayda birçok kişi hayatını kaybetti.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN KAPSAMLI VE KANLI OPERASYONU DÜZENLENDİ

1995 yılında PKK’ye karşı cumhuriyet tarihinin en kapsamlı operasyonları düzenlendi. Bu operasyonda KDP, Korucular ve itirafçılar en önde kullanıldı. 1995 yılının bir Newroz gününde, adına Çelik operasyonu bıraktıkları kapsamı büyük olan bir operasyon gerçekleştirildi. Normal ve sıradan bir operasyon değildi. Kıbrıs Harekâtından daha büyük olduğunu Türk Devleti yetkilileri söylüyordu. Temel amaç, gerillanın güneydeki Ana Karargâh ve diğer karargahlarını ele geçirmek ve ölümcül darbe vurmaktı. Devletin bu topyekûn saldırısına karşılık PKK topyekûn direniş ve seferberlik ilan etti. Devlet güçleri Kürdistan’da hiçbir savaş kuralına bağlı kalmadı. Yakaladığı esir gerillaları katletti, gerilla cesetlerini bile paramparça etti. O güne kadar belli bir sınırı olan savaş bilançosu, artık kontrolden çıkmıştı. Cumhuriyet tarihinin en kanlı dönemiydi.

PKK’DEN İKİNCİ ATEŞKES İLANI

Ateşkesin provokasyonlarla boşa çıkarılmasından sonra başlayan ve 1995 ortalarına kadar süren savaş, 30 yıllık savaşın 3’te 1’lik bölümüne karşılık geldi ve sert çatışmalarda 30 yılın en ağır kayıpları yaşandı. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) verilerine göre; faili Meçhul cinayetlerinde 619 kişi, yargısız infaz, işkence ve gözaltında 610 kişi, sivillere dönük saldırılarda 807 kişi, çatışmalarda 11 bin 753 kişi olmak üzere 3 yılda toplam 13 bin 861 kişi katledildi. Yakılan köy sayısı 1811. Ancak gerçek rakamların bu verilerin çok üstünde olduğu tahmin ediliyor.

Faili meçhul ve gözaltında kayıplara dikkat çekmek için Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemlerine başladı ve günümüze kadar devam ediyor. Böylesi bir dönemde PKK’den 2’inci kez ateşkes açıklaması geldi. 1994 yılındaki topyekûn savaşta da PKK gerilemedi. Savaş kendini tekrar etmenin ötesine gidemiyor, taraflar biri diğerini yenip, askeri bir çözüme gidemiyordu. Siyasal çözüme de Türk devleti yanaşmıyordu. 1995 yılının ocak ayında 5’inci Kongresini gerçekleştiren PKK, ulusların kendi kaderini tayin hakkını yeniden ele aldı ve siyasi çözüm için arayışlarını daha da derinleştirdi.

ÖNDER APO ATEŞKES İLANINI MED TV’YE BAĞLANARAK DUYURDU

Bu açıklamadan sonra, Türk devleti Dublin Zirvesi’nde bir araya getirdiği Güney’li Kürt örgütlerini PKK’ye saldırmaya ikna etti. Tam 3 ay süren savaşın ardından, PKK ile KDP arasında ateşkes imzalandı ve Dublin Anlaşması boşa çıkarıldı. Türkiye’deki genel seçimlere 2 hafta kalmıştı. Türkiye siyasi çevrelerinden PKK’ye ateşkes talepleri ulaşmıştı. Meydanlarda sorunun çözümüne dönük birtakım vaatler dillendiriliyordu. Avrupa parlamentosu da PKK ve Türk devletine görüşmeler yoluyla soruna siyasal çözüm bulma çağrısında bulundu. Türkiye’de 24 Aralık genel seçimlerine hazırlık yapıldığı bir dönemde Türk devlet yetkilileri, bazı aracılar yoluyla Önder Apo’dan ateşkes talep etti. Çetin bir savaşla geçen iki yılın ardından Önder Apo, yeni bir sürecin önünü açmak için 15 Aralık 1995 günü MED TV’ye bağlanarak ateşkes ilanını şu sözlerle açıkladı:

“Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ve PKK’nin, aynı zamanda diğer ilgili Kürt çevrelerinin görüşmeler yoluyla siyasi soruna çözüm bulmaya ilişkin aldıkları kararları saygıyla selamlıyoruz. Bu karara da işlerlik kazandırmak için, üzerimize düşeni yapmak istedik. Yine bu arada Güney Kürdistan’da uzun bir süreden beri, Kürt güçleri arasında başta KDP ve YNK daha sonra da PKK ve KDP arasında gelişen çatışmaları sona erdirmek için de bir ateşkes süreci başlatmayı sorumluluk gereği olarak, üzerimize düşeni yaptık. Bütün bu gelişmelerin en can yakıcı olanı hiç şüphesiz, Türkiye’nin yürüttüğü anlamsız, halklarımızın gerçekten çıkarına olmayan, her iki halkı da maddi ve manevi yönden büyük kayıplara uğratan, tüm gelişmelerin önünü tıkatan, bu savaşı sürdürmenin fazla anlamı olmadığı istenilirse, siyasi olarak sorunlara çözüm bulunacağını gösterebilmek için tüm iyi niyetimizle böyle bir adım atmayı, son derece önemli görmekteyiz” dedi.

Türk Devleti, MED TV’ye korsan sinyaller gönderdi

PKK tek taraflı ateşkesle, hem Avrupa Parlamentosu’nun diyalog çağrısına olumlu cevap verdi hem de yeni kurulacak hükümete sorunun siyasal çözümü için şans tanıdı. Türk devleti PKK Önderliğinin ateşkes ilan edeceği televizyonu engellemek istedi. Program esnasında Çanakkale’deki askeri bir üsten MED TV’nin yayın yaptığı uyduya korsan sinyaller gönderdi. Tanıklara göre neredeyse yayın uydusu bile düşecekti. Korsan sinyaller ateşkes ilanına engel olamadı. Ancak Türk devleti Kürdistan Özgürlük Hareketi’nden gelen bu barış ve çözüm çağrısına kulaklarını tıkadı.  Ateşkese rağmen dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in açıklamaları, Türk devletinin ateşkese yaklaşımını gözler önüne serecekti. Çiller; “insan haklarına en çok ben inanırım ama bu bir teröristi muhatap almak anlamına gelmez” dedi. PKK’nin ateşkes ilanı Avrupa Parlamentosu dahil birçok çevrede olumlu karşılandı.

DERİN ODAKLARIN SİYASAL ÇÖZÜMÜN DİLE GETİRİLMESİNE TAHAMMÜLLERİ YOKTU

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 25 Aralık’ta yapılan genel seçimlerde birinci parti Refah Partisi (RP) olmuştu. Mart 1996’da kurulan ve birkaç ay süren ANAP-DYP (Doğru Yol Partisi) hükümetinin ardından 28 Haziran 1996’da RP-DYP hükümeti kuruldu. Kürtler, tüm saldırılara rağmen genel seçimlerde siyasi iradelerini HADEP ile ortaya koymuştu. İlk ciddi barış şansının sabote edildiği 1993 yılından itibaren, Türk devletinin giriştiği toplu imha planından sonraki ilk seçimde HADEP’in aldığı 1 milyon 171 bin 623 oy, Kürt sorununun faili meçhullerle, operasyon ve Askeri şiddetle çözülemeyeceği konusunda önemli bir veriydi. Öyle ki MHP lideri Alparslan Türkeş bile HADEP’in parlamentoda temsil edilmesi gerektiğini söylüyordu. TÜSİAD ve Sakıp Sabancı da savaşın ağır ekonomik kaybına dikkat çekiyor ve siyasal çözüm istiyordu. Ama derin odakların, siyasal çözümün dile getirilmesine bile tahammülü yoktu. 9 Ocak 1996 yılında Özdemir Sabancı bir silahlı saldırıda öldürüldü. Aynı günlerde Türk devletine bağlı gazeteler, Türk ordusunun hiçbir savaş kuralına bağlı kalmadığının belgesi olan bir fotoğraf yayınladı. Fotoğraf ateşkes sürecinde çekilmişti. Türk askerlerinin Gerilla cesetleri üzerindeki uyguladıkları vahşet, tüm kamuoyuna paylaşılmıştı. PKK’nin siyasal çözümün çağrısı ve Türk ordusunun vahşetinin belgeleyen bu fotoğrafta hem içerde hem dışarda teşhir oldu ve derin bir çıkmaza girdi.

DEVLET TERÖRÜ VE GÜÇLÜKONAK KATLİAMI

Yapılan genel seçimlerin ardından 1996’nın ilk günlerinde Türk devletinin ateşkes ilanına yanıtı bir katliamla olacaktı. Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 16 Ocak 1996 günü bir minibüs önce tarandı, ardından da yakıldı. Bu olayda tam 11 Kürt sivil katledildi. Kontrgerillanın en büyük katliamlarından biriydi. Devlet terörü bu olayda suçüstü yakalanmıştı. Fakat Güçlükonak failleri devlet tarafından korundu. Bu olaydan hemen sonra açıklama yapan Türk Genelkurmayı, PKK’ye yıkmaya çalıştı, ancak Türk devletinin Kürdistan’daki ölüm makinesi JİTEM’in bu olayın faali olduğu gerçeği kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Türk devletinin ateşkese yanıtı bununla da sınırlı kalmayacaktı.

6 MAYIS VE ÖNDER APO’YA SUİKAST

Tüm bu provokatif girişimlere rağmen, Önder Apo bir siyasi muhatap çıkabileceği umuduyla ateşkesi devam ettirdi. Ama siyasi olarak bir oyalama yapılıyordu. Türk ordusu da Kürdistan’ın kuzey ve güneyinde kapsamlı imha operasyona hazırlanıyordu. Sınıra yüzbinlerce asker sevk edilmişti. Bir yandan 1996 kışında Kürdistan’da savaş tırmanırken, diğer yandan Önder Apo’ya dönük saldırı planı devreye girmişti. 9 Nisan 1996 günü Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile ABD Başkanı Bill Clinton, Beyaz Saray’da gizli bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşmede Önder Apo’nun tasfiyesi için iş birliğini kabul eden Simitis, ABD’nin politikalarını destekleyeceği sözünü vermişti. Nitekim bu görüşmenin alt yapısını hazırlayan Türk devletiydi. 6 Mayıs 1996’da Önder Apo’nun Şam’da kaldığı evin yakınında bir ton C4 patlayıcı yüklü bir araç patlatıldı. Önder Apo patlamanın gerçekleştiği esnada telefonla konuşuyordu. Patlamanın gerçekleştiği yer ile Önder Apo’nun kaldığı yer birbirine 10 kilometre uzakta olmasına rağmen, patlamanın şiddetiyle beraber, Önder Apo kaldığı evden dışarıya çıktı. Ateşkes, Önder Apo’ya yönelik büyük bir suikast karşılığıyla son bulmuştu. Önder Apo yara almadan kurtulmuştu ama bu suikastla yeni bir sürece girildi. PKK Önderliği, o gece MED TV’ye tekrar bağlanmıştı: “Biz barış, kardeşlik diyoruz, bu savaşı bitirelim diyoruz, karşılığında bomba alıyoruz” demişti.

ESKİ MİTÇİ MEHMET EYMÜR: 6 MAYIS SALDIRISININ TALİMATINI ÇEVİK BİR’DEN ALDIK

MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür de yıllar sonra T24’e verdiği demeçte MİT’in saldırıdaki rolünü itiraf etmişti. Eymür, bombalı saldırının tasfiye planının işlemesini sağladığını itiraf ederek, şunları söylemişti:

“Maşallah her yerden engel aldık. Ama Çevik Bir bu talimatı vermişti. O zaman istihbaratın başında. 1 ton patlayıcı aldık. Ertesi gün Cumhuriyet Gazetesi’nde yazı çıktı, ‘MİT patlayıcıyı ne yapacak’ diye. Cumhurbaşkanından, siyasilerden izin aldık. MİT Müsteşarı bile yapamaz izin almadan. İzin almadan nasıl yapacağız? Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı okeylemişti zaten. Takdim yapmıştık. Elimizdeki bilgileri bildirmiştik. Güzel bir takdimdi. Çalışmalardan bahsettik. ‘Tamam’ dediler. Devam ettik. Yeşil (JİTEM üyesi Mahmut Yıldırım) vardı. Bir de asker şahıslar vardı. Oraya yolladığımız resmi görevliler vardı gizlice giren. Esasen başarısız da denilemez. Apo’yu öldüremedik ama öyle büyük bir patlama yaptık ki Suriye ürktü. O zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bir beyanı oldu. O konuşmadan sonra Suriye’den çıkarttılar. Yani ön ayak oldu. Bir başarıdır. Korkuttu çünkü Suriye’yi. 17 metre çukur açılmış patlamanın olduğu yerde.”

ÖNDER APO: SALDIRININ İSRAİLSİZ VE AMERİKASIZ GELİŞTİRİLDİĞİNİ SANMIYORUM

Önder Apo, bu suikastın yaşanacağını çok önceden sezerek, zaman zaman uyarılarda bulunuyordu. Şam saldırısının yaşanmasından sonra Önder Apo bu olayı şöyle dile getirmişti: “Bu uluslararası bir komploydu. KDP ile yapılan ateşkesten sonra devreye giren bir planlamaydı. Bazı anlaşmalara varıldı. Türkiye’de Mesut Yılmaz hükümeti geliştirildi. İsrailsiz ve Amerikasız geliştirildiğini sanmıyorum. Reuters ajansı, bombanın patlamasından 2 saat sonra “Apo öldürüldü” diye haber paylaştı. Ankara’dan geliştirilip, Amerika’ya bildirilen bir operasyon olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha sonra güney operasyonu gerçekleştirildi. Güney Operasyonu bana yapılan suikasttın başarı şansına göre planlanmıştı. Genelkurmay Çevik Bir’in yönlendirdiği bir hamleydi. Bunu basın açıkça yazmadı. Örtülü ödenekle bu işe başladılar”

NEDEN 6 MAYIS?

Suikastın kirli ittifakları kadar, 6 Mayıs’ta yapılması da dikkat çekiciydi. 6 Mayıs Türkiye Devrimcileri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği günde gerçekleşmişti. Önder Apo, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin anısına PKK’yi geliştirdiği, PKK mücadelesinin Türkiye ve Kürdistan halkının ortak yaşam mücadelesi olduğu ve bugüne kadar da böylesi bir çizgide geliştiği biliniyordu. 6 Mayıs’ta halkların hem ortak yaşam birlikteliğine yapılan bir suikast hem ateşkesi boşa çıkarmak hem de PKK’yi ve önderliğini tasfiye etme, ortadan kaldırma amacı vardı. Ateşkes sona ermişti ve yeni bir döneme daha kapı aralanmış olmuştu.

ATEŞKES SONA ERDİ VE HADEP’E DÖNÜK SALDIRILAR ARTTI 

Türk devleti ve kirli savaş ekibi, Önder Apo’nun siyasal çözüm ve kalıcı barış girişimlerini, askeri ve siyasi operasyonlarla, komplo ve suikastlarla boşa çıkarmıştı. Suikast girişiminin başarısızlığı Anayol hükümetini iktidardan düşürdü. Bu suikast için Çiller hükümeti döneminde örtülü ödenekten 50 Milyon Dolar harcanmıştı. PKK’nin tek taraflı ateşkesi ve çözüm arayışları bombalı suikastla boşa çıkarılırken, Siyasi mücadele yürüten HADEP’e yönelik saldırılar artmıştı. Seçimlere Emek ve Özgürlük Bloğu olarak giren Halkın Demokrasi Partisi’nin 23 Haziran 1996 yılında gerçekleştirdiği 2’inci olağan Kongre çok görkemli geçmişti. Ancak kongrede yaşanan bayrak provokasyonunun ardında HADEP’e dönük saldırılar tırmandırıldı. HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ve yöneticiler tutuklandı, onlarca yöneticisi ve çalışanı katledildi.

ÇİLLER VE ERBAKAN ARASINDA KOALİSYON HÜKÜMETİ KURULDU

Türkiye’de hükümet krizi devam ederken, Ortadoğu’da ciddi bloklaşmalar gündemdeydi. Sovyetler birliği dağıldıktan sonra, Ortadoğu’da oluşan boşluk henüz doldurulamamıştı. ABD Ortadoğu’ya müdahale etmek ve tümüyle hâkim olmak istiyordu. Ama hala karşısında Rusya, Çin ve Ortadoğu’da bazı klasik iktidar engelleri vardı. ABD, bölgede etkinliğini arttırmak açısından Türk devletini kullanmak istiyordu. Türk devleti de PKK’ye karşı mücadelede ABD’den destek istiyordu. Türkiye’de 28 Haziran 1996 yılında Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller koalisyon hükümeti kuruldu. Türkiye tarihinde İsrail’le en büyük anlaşma yapan Erbakan olmuştu. Türkiye ve İsrail tarihin en büyük teknik siyasi anlaşmasını yapmıştı. Hem Türkiye ve İsrail ABD’nin bölge politikalarına entegre olarak, ortak hareket edecek, hem de Türkiye İsrail’e tavizler vererek, onunla anlaşarak, ortak ederek, ABD’nin desteğini elde etme çabası vardı. PKK’yi tasfiye etmek için ABD’nin desteğini bu yöntemle almak istiyordu. Erbakan hükümeti döneminde İsrail’le bu kadar kapsamlı anlaşma yapmasının temel nedeni PKK’yi tasfiye etmektir.

“ÇİLLER VE ERBAKAN KOALİSYONU AMERİKASIZ GERÇEKLEŞEN BİR OLAY DEĞİL”

Önder Apo, bu dönemlerde Erbakan Çiller ittifakının bir Amerikan planı olduğunu vurgulayarak, şunları belirtmişti: “Amacı şu olabilir. Sanıyorum aleyhlerine dönen Arap kamuoyunu ve kısmen de İran’ı Erbakan silahıyla nötralize etmek. Yani Refah’ı ılımlı bir islami çizgiye getirmek, daha fazla Amerika’ya bağlamak. Yani her ne kadar da laiklik meselesinde Çiller ile Erbakan çok uzakmış gibi görünse de, birkaç ay öncesine kadar da kesinlikle bir araya gelemeyiz, büyük tehlikedir, ben göğsümü bu tehlikeye siper ederim dediyseler de şimdi kol kola girdiler. Tabi bu Amerikasız gerçekleşen bir olay değil!”

ERBAKAN ÇEŞİTLİ KANALLARDAN PKK’YLE TEMASA GEÇTİ 

Erbakan hükümeti öngördüğü programı uygulayabilmek için, savaşın durması gerektiğinin farkındaydı. Çeşitli kanallardan PKK’yle temasa geçti ve PKK önderliğinden ateşkes istedi. Erbakan kişiliği her ne kadar siyasette şakacılığı öne çıkarsa da, kendine göre ilkesi, ideolojisi olan, oradan çıkan bir siyasi programa dayanan bir yönetimdi. Sadece geleneksel Türkiye Cumhuriyeti sisteminin öngördüğü politikalarını uygulayan bir yönetim de değildi. Belki de siyasete en çok etkide bulunan, Türkiye’yi dönüştürmeyi öngören bir İslami akımdı. Kendi içinde bir tutarlılığı vardı. İslam ümmetliği çerçevesinde Kürt sorununu çözme arayışına girdi. Zaten önemli ölçüde Kürtlerden destek alıyordu. Kürt halkının Müslüman dindar oluşunu değerlendiriyordu. Dolayısıyla hareket içinde Kürtlerin bir etkinliği vardı. Böyle bir Kürt savaşını yürütebilmesi mümkün değildi. Diğer yandan savaşı ulusalcı ergenekoncu yapı yönetiyordu ki, bu yapı Kürtleri düşman gördüğü kadar, irtica dediği İslami akımı da düşman görüyordu. Hükümet olmuştu ama Necmettin Erbakan iktidar değildi. Ergenekoncu denen ulusalcı militarist çevre karşısında etkili olması için, Kürt savaşının olmaması ve Kürtlerden destek alması kendisini güçlendirecekti. Erbakan, bütün bunları değerlendirerek, girişimlerde bulundu.

İSMAİL NACAR GÖRÜŞMELERDE ARABULUCUYDU

Ateşkesin sağlanması için ilk etapta tarihçi ve yazar olan İsmail Nacar öncülük ettiği sivil bir inisiyatif devreye girmişti. Nacar’ın PKK önderliği ile görüştükten sonra Ankara’ya dönüp Erbakan ile görüşürken, kullanılan dilin değişmesi, federasyon ve genel af da dahil olmak üzere bir takım çözüm önerilerine olumlu yanıtlar almıştı. Nacar, daha sonra Adalet Bakanlığı’nın onayı ile Elmadağ Cezaevi’nde tutuklu bulunan HADEP yöneticileriyle de görüşerek, iki tarafı uzlaştıracak bir yol haritası belirlemişti. O dönemde Akşam Gazetesi’ne bir röportaj vermişti ve Erbakan tarafından Kürt meselesine neden kendisinin tercih edildiğini şöyle dile getirmişti: “Sanıyorum, o dönemde hem Atatürkçü ve sol hem de daha muhafazakâr kesimlerin güvenini kazanmıştım. Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk’lar herkesle ilişkim vardı. Çözüm konusunda Baskın Oran, Doğu Ergil, Uğur Mumcu dahil herkes teşvik etti beni. Öcalan ile 1-2 saat süren telefon görüşmem oldu 14 Eylül’de. Daha sonra da defalarca görüştük. Öcalan da benim hakemliğimi kabul etmişti o dönemde. Öcalan’la hiç yüz yüze gelmedik ama saatler süren görüşmelerimiz oldu.”

ABDULHALİM HADDAM ARACILIĞIYLA PKK ÖNDERLİĞİNE İKİ MEKTUP

İsmail Nacar’ın yanı sıra Refah Partisi vekilleri Avrupa’da PKK yöneticileriyle görüşüyordu. O dönemde PKK’nin Avrupa sorumlularından Abdurrahman Çadırcı, yapılan görüşmelerde özne isimdi. Diğer yandan Erbakan’ın danışmanı İlnur Çelik, Şam’a gidip PKK Önderliğiyle görüşecekti fakat son anda İlnur Çelik yerine Suriye eski Cumhurbaşkanı Abdulhalim Haddam aracılığıyla PKK önderliğine iki mektup gönderilmişti. Erbakan, Suriye yöneticilerini de arabulucu yapmıştı. Hafız Esad yönetimi üzerinden çözüm araması, doğrudan mektup göndermesi, Erbakan’ın bu işte ciddi olduğu anlaşılmıştı. Önder Apo’da Erbakan’ı ciddiye aldığını ve Özal girişimi karşısında yaşadığı kuşku ve endişenin bir benzerini yaşamaması için, daha ciddi yaklaşılması gerektiğini vurgulamıştı. Önder Apo, aracıların tüm taleplerine olumlu yanıtlar vermişti. “Ben her türlü çözüme varım. Yeter ki diyalog olsun, ben bütün silahları sustururum” sözlerini, önceki ateşkes ilanı açıklamalarıyla deklare etmişti.  Bu dönemde PKK, iyi niyet adımı olarak esir aldığı 8 askeri serbest bırakmıştı. Bunun üzerine, MAZLUM-DER, İHD ve Refah Partisi Van Milletvekili Fethullah Erbaş’tan oluşan bir heyet serbest bırakılan askerleri almaya gitmişti.

ÖNDER APO’DAN MEKTUBA YANIT: “FIRSATLARI DEĞERLENDİRİN”

Önder Apo, 15 Ağustos 1996’da Erbakan’a yönelik ‘Fırsatları değerlendirin” başlıklı açık mektup yayınlamıştı:

“Tercihim, Müslüman kardeşliği çerçevesinde bu zulüm, bu savaş durumunun ortadan kalkması ve gerçekten güvenilir, kardeşçe adımların atılmasıdır. Kabulünü saygıyla bekliyorum. Size mektubum budur. Karşılığını da bekliyorum (…)”

ERBAKAN: “DEMİREL OLMASAYDI ÇÖZERDİK”

Çözüm için ciddi adımlar atılmak üzereydi. PKK’nin silahlı güçlerinin sınır dışına çıkarılması ve siyasal çözüme gidilmesi gündemdeydi. Ama devletin karanlık odakları Erbakan’a bu fırsatı tanımadı. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Erbakan’ın çözüm arayışları girişimine sert bir açıklama yaparak, “Devlet canilerle pazarlık yapmaz” deyip, yumuşama sürecini bitirmişti. Erbakan bu açıklamadan sonra geri adım atarak, yıllar sonra “Demirel olmasaydı çözerdik” sözlerini söylemişti.

2 Ekim ve 7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etmişti. Erbakan’ın Libya ziyareti sırasında Muammer Kaddafi’nin “Kürdistan kurulmalı, Türkiye iradesini kaybetmiştir, işgal altındadır” gibi sözler sarfetmesi ve Erbakan’ın bu sözler karşısında sessiz kalması, Erbakan’ı çadırda ağırlanması ağır eleştirilere yol açmıştı.

SUSURLUK KAZASI…

Tam bu tartışmaların yaşandığı dönemde 3 Kasım 1996, Türkiye’nin yakın tarihi açısından önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Susurluk Kazası yaşandı. Hayatın olağan akışı içerisinde asla yan yana olmaması gereken kişiler bu kazada aynı araçtaydı. DYP’nin Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralanırken, polis müdürü Hüseyin Kocadağ, kırmızı bültenle aranan cinayet sanığı ülkücü Abdullah Çatlı ve Gonca Us öldü. O dönemde kamuoyuna ‘sızan’ veya sonradan hazırlanan bazı raporlar, devletin içinde uzun yıllardır bir ‘çetenin var olduğunu’ ve özellikle 1990’larda PKK ile mücadele için oluşturulan bazı birimlerin zamanla faili meçhul cinayetler, mafya hesaplaşmaları ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi bir dizi suça bulaşan bir yapıya dönüştüğü belirtiliyordu. Susurluk kazası ülkedeki tüm taşları oynattı. Siyaset, emniyet, mafya üçgeni ortaya çıkmıştı. Bu kazada ismi geçen ve daha sonra yargılanan İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Erbakan-Kadafi görüşmesini bahane ederek, görevinden istifa etmişti. Ağar’ın yerine İçişleri Bakanlığı’na Meral Akşener getirilmişti.

HÜKÜMETTEN DÜŞÜRÜLDÜ, PARTİSİ KAPATILDI VE SİYASET YASAĞI GETİRİLDİ

Erbakan’ın Kürt sorununa siyasal çözüm arayışları, kendi iktidarının sonunu getirmişti. Erbakan 30 Temmuz 1997 yılına kadar, iktidarda kalabildi. 28 Şubat kararları ve irtica ile mücadele kapsamında önce hükümetten düşürülen Erbakan’ın daha sonra partisi kapatıldı ve ardından kendisine siyaset yapma yasağı getirildi.

ÖNDER APO: “GLADYO’NUN BAŞINI ÇEKEN ÇEVİK BİR’DİR”

Önder Apo Erbakan’ın hükümet içinde tasfiye edilişini ve Kürt sorununa çözüm arayışlarını şöyle değerlendirmişti:

“Erbakan döneminde de çözüme yönelik girişimler oldu. Erbakan Özal gibi silahlı güçlerin bir yere toplanmasını, silahların susmasını ve bundan sonra çözüm için görüşmelerin yapılacağını, çözümün konuşulacağını söyledi. Erbakan’ın bu girişimine yanıtımız olumlu oldu. Erbakan’ın da bu konuda iyi niyetli girişimleri vardı. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat’ın Başyardımcısı Abdulhalim Haddam’ın arabuluculuğuyla gelişen diyalog yeni bir yönteme yol açabilirdi. Erbakan bu iradeyi gösterdi. Ancak tekrar Gladyo devreye girdi. Onu da tasfiye ettiler. Birinci komplo döneminde Gladyo’nun başını çekenler Güreş-Çiller ekibiydi. Bu ikinci dönemde ise, Türkiye’deki Gladyo’nun başını çeken Çevik Bir’dir. O dönem Doğan Güreş rolünü Çevik Bir oynadı. O dönemdeki bu girişimimiz de böylece heba oldu.”

KALKAN: “ÖZAL’I FİZİKİ, ERBAKAN’I DA SİYASİ OLARAK ÖLDÜRDÜLER”

O Dönemde PKK Yürütmek Komitesi üyesi Duran Kalkan Erbakan’a dönük yapılan darbeyi şöyle dile getirmişti:

“Kürt sorununa çözüm arayışına giren yönetimlere, Beyaz Türk faşizminin öngördüğü sonuç bu oluyor. İmha etmek, yok etmek, bu kadar acımasızdır. Susurluk kazasıyla ortaya çıkan derin devlet, Mehmet Ağar ve ekibini korudu ve Kürt sorununda çözüm arayan Erbakan’a da darbe yaptı. Türkiye’de ordu, demokrasiye balans ayar yapmıştı. Özal’ı fiziki öldürdüler, Erbakan’ı da siyasi olarak öldürdüler. İktidardan düşürdüler, Erbakan bir daha kendine gelememişti. Ölümden ölüm beğendirttiler. Erbakan’a yapılanların altında Kürt sorununu çözmek üzere gösterdiği yaklaşım vardı.”

Böylece bu yıllarda da hükümet içindeki Ergenekon ve derin Gladyocular, Önder Apo’nun ve demokratik siyasal çözüm unsurların (Erbakan ve ekibinin) çözüm arayışlarına darbeyle cevap verilerek, diyalog sürecini sona erdirmişti.

BÖLÜM 1 İÇİN TIKLAYINIZ

BÖLÜM 2 İÇİN TIKLAYINIZ

BÖLÜM 4: Suriye’den Çıkış ve Uluslararası Komplonun Gelişimi

Özgür AVZEM

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş214Paylaş134
Önceki yazı

Humuslu Avukat İbrahim: Alevi Katliamları Türkiye-Colani Ortaklığıyla Gerçekleşti

Sonraki Haber

Girê Spî Ve Serêkaniyê’de Şam-MİT Koordinasyonu- ÖZEL HABER

Son HABERLER

Araştırmalar

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Yayınlayan Ari Tufan
31 May 2026
0
1.5k

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ekonomik...

Daha fazla okuDetails

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

29 May 2026
1.6k

HTŞ MİT’ten Aldığı IMSI Yakalayıcıları Rojava’ya Yerleştiriyor- ÖZEL HABER

14 May 2026
1.9k

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç