KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

1993’ten Bu Yana Ateşkesler ve Kürt Sorununa Çözüm Arayışları- 1

Önder Apo, 1993 yılından bu yana barış arayışlarından ve umudundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Her zaman “Bir muhatap arıyorum” dedi ve Barış ve Demokratik Toplum arayışlarına ivme kazandırdı.

19 July 2025
Kategori: Araştırmalar, Dizi Yazı, Politik Analiz
278 18
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

“Ben Bir Barış Arayışçısıyım ve Bir Muhatap Arıyorum!”

“O, aradı ve buldu. Kutsal insan hep aradı… Kutsal insanın yaşamı; kaybolanı aramak, olmayanı yaratmakla geçti. O, her zaman ölümü yenmek, insanı bedensel zaaflardan kurtarmak, insana sonsuz güzellik ve özgürlük kazandırmak istedi. O, ölümsüzlüğün peşindeydi. “Söz bitti” dendiği yerde derin düşündü ve büyük tarihsel sözler söyledi:

“Barış için yaşayacağım.” (Ali Haydar Kaytan)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni yasama yılında DEM Partililerle ‘tokalaşması’ ve ardından ‘kardeşlik’ üzerine konuşması üzerine “Yeni bir süreç mi?” başlıyor tartışmaları gündem olurken, 27 yıldır İmralı işkence ve tecrit sisteminde tutulan Halklar Önderi Önder Apo, 27 Şubat’ta çağın manifestosu niteliğinde İmralı Heyeti ve yanındaki tutsaklar Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile yaptığı tarihi bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamayla yeni bir mücadele sürecinin önünü açan Önder Apo, 1993 yılından bu yana barış arayışlarından ve umudundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Her zaman “Bir muhatap arıyorum” dedi ve Barış ve Demokratik Toplum arayışlarına ivme kazandırdı. Önder Apo’nun 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği tarihi çağrının ardından PKK Yürütme Komitesi, 1 Mart’ta yaptığı açıklamayla Önder Apo’nun çağrısına olduğu gibi katıldıklarını ve ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Çağrı, devlet ve iktidar kanadına da yapılmıştı. Önder Apo’nun “PKK’nin feshedilmesi, demokratik siyaset ve hukuki zeminlerin oluşmasına bağlıdır” notu, devlet ve iktidar kanadının atması gereken adımlara işaret etmiş ve bu sürecin olumlu bir şekilde sonuca evrilmesi için, Barış Demokrasi ve Özgürlük isteyen herkesin sorumlu davranması gerektiğini vurgulamıştı. Sürecin tek yanlı ilerlemesiyle birlikte, PKK kendini fesh etmiş ve silahlı mücadeleye 9 Temmuz’da Güney Kürdistan’ın Dukan mıntıkasındaki tarihi Casena şikeftinde yapılan bir törenle, silahlar ateşe verilmişti.

Halklar Önderi Önder Apo’nun 52 yıllık Önderliksel yürüyüşünde tüm halkların özgürlük umudu olan PKK’nin, Önder Apo’nun barış ve demokrasi mücadelesi verdiği süreçlerde, sorunun demokratik siyasal çözümüne hazır olduğunu, şu ana kadar 8 defa tek taraflı ateşkes ilan edildiği tüm herkes tarafından biliniyordu. Kürt sorunun çözümü konusunda görüşmeler gerçekleştirilmişti, adın “çözüm süreci” denilerek, müzakereler yürütülmüştü. Ama yıllarca savaştan beslenen Türk devleti ve hükümet kanadı, her defasında çeşitli provokasyonlara başvurup, süreci baltalayan açıklamalar yaptı ve diyalog süreçleri bir sonuca gitmedi. PKK ve önderliğinin bu iyi niyet adımları ve siyasal çözüme tanınan fırsatlarını “PKK’nin zayıflığına ve taktik yaptığına” yorumlayan Türk devleti, çözümü savaşı derinleştirmekte bulmuştu. Derinleşen çözümsüzlük, Türkiye ve Kürdistan halklarına savaş ve yıkımla geçen yıllar, kaybettirdi.

*****

Bu bölümümüzde, Önder Apo’nun 1991 yılında ilk kez Türk devleti ile aracılar doğrultusunda tüm enerjisini ortaya çıkan sorunların diyalogla çözülmesine ve Kürtler arası birliğin sağlanmasına verdiği süreci, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ateşkes için girişimlerini ve Kürt meselesinin çözümünde inişli çıkışlı dönemleri ele alacağız.

*****

Yıl 1989… Berlin duvarının yıkılması, Doğu Bloku ülkelerinde “domino taşı” etkisi yaratacaktı. Blokun çökmesi ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla Avrupa’nın siyasi haritası değişirken, Kürdistan’ın kuzeyinde serhildanları, güneyinde de raperînleri etkileyen özgürlük rüzgârı esiyordu. Ancak Yeni Dünya Düzeni (YDD) stratejisi, özgür iradeli halkları ve öncülerini kabul etmiyordu. Dünyada ve bölgede yaşanacakları öngören Halklar Önderi Önder Apo, bütün enerjisini 1990’ların ilk yarısında sorunların diyalogla çözülmesine kanalize edecekti. Özellikle Kürt sorunu, Türkiye ve Ortadoğu’daki en önemli sorunların başında geldiğini görmüştü.  Bundan dolayı bölgedeki ulus devletlerin anti demokratik karakterinin ve bunun yarattığı ağır sorunların çözümsüzlüğünün, Kürtleri yanı sıra bölge halklarını da isyan etme aşamasına gelmişti. Bu isyanlar bölgede yeni bir mücadele döneminin habercisi olmuştu. Halkların özgürlük ve demokrasi talebiyle başkaldırmaları, yıkılması zor görülen iktidarları birkaç hafta içerisinde al aşağı etmişti.

ÖNDER APO’NUN ÇOCUKLUK ARKADAŞI HASAN BİNDAL KATLEDİLDİ

25 Ocak 1990 günü Önder Apo’nun temel çalışma sahası olan Mahsum Korkmaz Akademisi’nde bir tatbikat sırasında çocukluk arkadaşı olan Hasan Bindal (Hamza), Şahin Baliç (Topal Metin) tarafından katledildi. Bu durumu ayrıntılarıyla ele alan Önder Apo, parti içinde “asi avare çeteciliğe ve feodal komploculuğa” savaş açtı. İşte Önder Apo ‘Dörtlü Çete’ Şemdin Sakık (Zeki), Şahin Baliç (Topal Metin), Halil Kaya (Kör Cemal) ve Cemil Işık (Hogir) için çete tanımı bu dönemde yaparken, PKK içindeki bu anlayışların temizlenmesi için 2. Konferansı topladı.

Önder Apo, o kritik süreci daha sonra şöyle ifade edecekti: “1990’ların başından itibaren, iç ve dış komploların artan ayak sesleri adeta ‘ben geliyorum’ diyordu. 25 Ocak 1990’da en eski çocukluk arkadaşım Hasan Bindal’ın sözde kaza kurşunuyla öldürülüşü, aslında içinde birçok gizi saklayan bir olaydır. Bu, kamp yönetimindeki Sarı Baran, Mehmet Şener ve Şahin Baliç’in birlikte planlama ihtimali yüksek bir komploydu. Eğer olayı yutmuş olsaydım, çok kısa bir süre sonra operasyon benim tasfiyemle tamamlanabilirdi. Beni tasfiyeyle görevli iki resmi ajanın, o günlerde Star TV’de kendilerine yönelik suçlamalar karşısında, (sanıyorum Cem Ersever’i savunma anlamında) şöyle konuştuklarına bizzat tanık oldum. ‘Biz başarısız değiliz. İstesek öldürebilirdik; ama sağ yakalanması isteniyor.’ Bu tarz sürüp giden bir itiraftı. Doğruluk payı vardı. PKK içinde gelişen çetecilikle, bu rahatlıkla gerçekleştirilebilirdi. Fakat örgütün kontrolünün de ellerinde kalması için benim sağ kalmam ve örgütün tümüyle çetenin eline geçmesinden sonra tasfiye edilmem, yaklaşım stratejisinin özüydü. Bunun için tehlikeli gördükleri bütün dürüst ve bağlı kadroların kaza süsü verilerek yok edilmesi gerekiyordu.”

PKK’nin 4. Kongresi, 1990’nın son günlerinde toplandı. Kongre, Önder Apo’nun etrafında kenetlenme niteliği taşıyordu. Ayrıca 4. Kongre, ilk kongreden sonra Kürdistan’da gerçekleştirilen PKK kongresi olarak tarihe geçecekti. Kürt Halk Önderi, bizzat katılmamıştı, ancak Kürdistan, bölge ve dünyadaki gelişmeleri çözümlediği “Politik Rapor” adlı bir çalışma sunmuştu.

TÜRK DEVLETİ GERİLLAYA GÜÇ GETİREMEYİNCE ÖFKESİNİ HALKTAN ÇIKARDI

1990’lı yılların ilk yarısında Kürdistan Nusaybin, Cizre ve Amed’den başlayan serhildanlar silsilesiyle sarsılacak, gerilla savaşıyla da Türk devletinin birçok karakolu haritadan silinecekti. Aynı şekilde Kürt legal siyaseti dönemi de start alacaktı. Önder Apo, tüm bu tarihi gelişmelerin merkezindedir ve bu yüzden de hem içeride hem de dışarıda daha fazla hedef olacaktır.

Bu yıllarda gerillaya karşı askeri olarak başarısız Türk Devleti, öfkesini sivil halktan çıkardı. 1990 yılında köylerin zorla boşaltılmasına ağırlık verilmişti. Devlet ve dönemin 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal hükümeti, Kürtlerin özgürlük mücadelesini bastırmak için yüklendikçe, PKK daha fazla güç kazanıyordu. Kürtlere uygulanan büyük göçertme harekatları, Ermenilere, Rumlara Süryanilere uygulananların toplamından kat be kat fazla olduğu halde, her şeyi PKK’nin varlığından kaynaklandığı algısı yaratmaya yönelik olmasına rağmen ancak herkesçe kimin, neyin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Tarihsel ve coğrafik koşullar bunda elbette etkiliydi. Ancak PKK öncülüğünde gerillanın tarihsel bir talebe karşılık gelmesi, yani toplumsal varlığını koruması ve insanlık onuruna sahip çıkması gelişmenin temel belirleyici etkeniydi. Bu yıllarda Kürtlerde bir dirilme başladı. Bir isyan vardı. Gerillanın ezilmeyip, ayakta kalması, kendisini daha da büyüterek, başta Botan olmak üzere Kürdistan’ın stratejik coğrafik alanlarını gerilla savaşı alanlarına dönüştüren gelişimi, Türk devlet sistemini ve Kürdistan üzerindeki egemenliğini sarsmıştı.

TURGUT ÖZAL KİMDİR?

Turgut Özal, 13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da doğdu. (1990 yılına gelindiğinde kendisinin deyimiyle Çankaya Köşkü’nde yaptığı konuşmada “Araştırdım, annem Malatyalı bir Kürt’tür dedi) 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı. İlk tahsilini burada tamamladı. Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Konya Lisesi ve Kayseri Lisesi’nde öğrenim gördü. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Amerika’da Texas Tech Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek, burada ekonomi branşında eğitim aldı.

Turgut Özal elektrik mühendisi olarak çalıştığı 1950 yılında Ayhan İnal ile evlenmiş, ancak iki yıl sonra boşanmıştır. Daha sonra Semra Özal ile tanışmış, 31 Mayıs 1954 tarihinde de evlenmiştir. Bu birliktelikten Zeynep, Efe ve Ahmet isimli üç çocukları olmuştur.

Turgut Özal, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından askere alındı. Terhis olduktan sonra da Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) çalışmaya başladı. 1965 Türkiye genel seçimlerinde de Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev aldı. 1971-1973 yılları arasında da Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışmanlık yaptı. Bunun yanında Sabancı Holding olmak üzere çeşitli şirketlerde yönetici olarak çalıştı.

Turgut Özal, 1977 Türkiye genel seçimlerinde Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu, ancak seçilemedi. Daha sonra 43. Hükümet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşar vekilliği görevlerini yürüttü. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından da ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildi. 14 Temmuz 1982 tarihinde de görevinden istifa etti.

Turgut Özal için her şey işte bu noktada başladı. 20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde de 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak, tek başına iktidara geldi. 12 Eylül askeri darbesinden sonra 1983’te ANAP’la iktidara gelen Özal, bir yıl sonra Kürt meselesiyle karşılaşarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak yeniden çoğunluğu sağladı. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü.

Tabi ki bu sonuç, dikkatleri üzerine çekmesi için yeterliydi, Turgut Özal, 18 Haziran 1988 günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Kartal Demirağ isimli tetikçi tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Bu girişim sırasında Özal sağ elinden yaralandı. Turgut Özal, 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. İlk turda 247, ikinci turda 256, üçüncü turda da 263 oy alan Özal, böylelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. cumhurbaşkanı oldu.

ÖZAL: ÜÇ BEŞ ÇAPULCUNUN AYAKLANMASI VE ÜÇ BUÇUK EŞKIYA

12 Eylül askeri darbesinden sonra 1983’te ANAP’la iktidara gelen Özal, bir yıl sonra Kürt meselesini kucağında bulmuştu.

15 Ağustos 1984’de Eruh ve Şemdinli’de PKK’nin ilk karakol eylemleri oldu. O dönemin Başbakanı Turgut Özal, “1984 Eruh Şemdinli baskınını bile bile Bodrum’a gittim. Bakanlar Kurulu’nu toplasaydım terör örgütünü toplamış olurdum” diyerek PKK’nin bu diriliş eylemini “üç beş çapulcunun ayaklanması” ve “üç buçuk eşkıya” olarak değerlendirdi.

Özal’ın Başbakanlığı döneminde bölgeye askeri yığınak yapılmasının yanı sıra Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, köy koruculuğu gibi “askeri güvenlik” politikaları geliştirmekten de geri durmadı. 1989 yılında Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirme olayı, 1992 Newroz’unda Cizre’de halkın üzerine ateş açılarak resmi kaynaklara göre 57, yerel halkın aktarımına göre ise yüzlerce kişinin öldürülmesi; 19 Ağustos 1992’de “PKK Şırnak’ı bastı” iddiasıyla kent merkezinin haftalarca abluka altına alınarak kapatılması, köylerin yakılması, insanların zorla yerinden ettirilmesi, gözaltında kayıplar, failli meçhul cinayetler, gazetecilerin öldürülmesi, Vedat Aydın, Musa Anter’in katli gibi uzayıp giden hak ihlalleri listesi kabarıktı.

ÖZAL: ORADA BİRŞEY VAR Kİ İNSANLAR ORAYA GİDİYOR

İmha ve inkâr siyaseti büyük darbe almış, demokratik siyasetin yolu kısmen aralanmıştı. 3 Haziran 1990 yılında kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) kısa sürede etkili bir güç haline gelmişti. 1991 seçimlerinde ise, mecliste grup oluşturacak kadar güçlendi. Askeri alanda Gerilla direnişiyle toplumsal alanda halk serhildanlarıyla ve yasal siyaset alanında da HEP ile ulusal varlığını duyurmaya başlayan Kürdistan halkı, gerçek bir toplumsal patlama yaşıyordu. Aynı yıllarda dünya da ve bölgede önemli değişimler yaşanıyordu. 1980’lerin ortasından itibaren çözülmeye başlayan Sovyetler, 1989’da çökmüş ve Amerika 1991 yılında birinci körfez savaşıyla Ortadoğu’ya müdahale etmişti. Sovyetler ve komünizm tehlikesine karşı yapılandırılan Türkiye ise, bu değişimden ciddi bir şekilde etkilenip, sarsıntı geçiriyordu. Dünya ve bölgedeki gelişmeler ve özellikle de PKK direnişiyle Kürdistan’da gerçekleşen ulusal diriliş, Kürt varlığını Türk devletine kabul ettirdi. 8 Aralık 1991 yılında Amed’e giden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Kürt realitesinin tanındığını resmen itiraf etti. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin geldiği düzey, devletin siyasi ve askeri yetkililerinin bir kısmını soruna çözüm bulma arayışlarına zorlamıştı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 2’inci Cumhuriyet eksenli düşünsel tartışmaları başlatmıştı. Serhildanlar gelişince, savaş büyüyünce artık Türkiye’de tartışmalar boyutlanmıştı. Kürt sorunu ilk defa bu yıllarda tartışılmaya başlanmıştı. Gerçek şu ki; Özal ve ekibi PKK’ye karşı savaşın her türlüsünü denemiş ancak sonuç alamamıştı. Türk siyaseti ve ordu içerisindeki bir kesim “bu iş böyle gitmez” raddesine gelmişti. PKK halk ile bütünleşip, Kürt toplumunu ulusal iradeye bilince örgütlüğe dönüştürünce, Turgut Özal PKK’yi kast ederek, “Orada bir şey var ki insanlar oraya gidiyor, üniversiteler boşaltılıyor” demişti. Özal, artık nasıl çözüm bulabiliriz üzerinden arayışlara girdi.

TALABANİ’NİN TÜRK DEVLETİ İLE İLK İLİŞKİSİ ÖNDER APO’NUN ONAYI İLE OLMUŞTU

Bu açıdan Turgut Özal, 1991 yılında YNK Başkanı Celal Talabani ile bu temelde yoğun bir ilişki geliştirmek için Gazeteci Cengiz Çandar aracılığıyla Talabani’yi Ankara’ya davet etti. Bunun üzerine Celal Talabani, Önder Apo’ya, kendisinin Özal tarafından Ankara’ya davet edildiğini, bu durumun PKK hareketi tarafından yanlış anlaşılmaması gerektiğini, Önder Apo’nun görüşlerinin ne olduğunu içeren bir mektup göndermişti. Mektup, o dönemde Avrupa’da olan Murat Karayılan’a gönderilirken, Karayılan mektubun özet halini telefonda Önder Apo’ya aktarmıştı. Celal Talabani’nin Türk Devleti ile ilk ilişkisi Önder Apo’nun onayı ile olmuştu. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Önder Apo, Celal Talabani’ye mektubun cevabını yazarak, “Gidebilirsin, fakat dikkat etmelisin. Devlet Kürtleri birbirine kullanmak isteyebilir. Buna dikkat edin. Sizin bu temeldeki ilişkiniz iyi olur” biçiminde onay vermişti. Bu temelde Talabani Türkiye’ye gitti.

Özal, Talabani’ye çözümün taraflar için hayati olduğunu dile getirerek, PKK önderliğine diyalog önermişti. Özal bir çözüm bulmak istiyordu. Kürt meselesinde çözüme en çok yaklaşan ilk isimdi.

ÖZAL’IN 1992 SONRASI YAKLAŞIMI DEVLETİN 70 YILLIK İNKAR POLİTİKASINDAN FARKLIYDI

Celal Talabani aracılığıyla Önder Apo’ya mesaj iletilmişti. Turgut Özal’ın bu dönemdeki mesajlarının partiye yansıması daha çok Celal Talabani üzerinden gelişiyordu. Celal Talabani ve Turgut Özal’ın karşılıklı görüşmesinde PKK’nin de bu sürece dahil edilmesi talep ediliyordu. Bundan dolayı Celal Talabani Önder Apo ile görüşme talep etti. Özal, bu görüşmenin sağlanmasının ardından Kürt sorununun çözümüne ilişkin bazı fikirlerinin olduğunu ama mevcut durumda bunun olamayacağını, lakin parti tarafından bir yaklaşım, bir hamle geliştirilmesi gerektiğini iletmişti Talabani’ye. Özal, Kürtlerle stratejik ittifaka dayalı tarihsel bir adım öngörmekteydi. Bu çözüm seçeneğini bizzat kendi inisiyatifinde devreye sokmaya çalıştı. Kürt dili üzerindeki yasağı kaldırdı. Özal’ın 1992 yılı sonrası yaklaşımı, devletin 70 yıllık inkâr politikasından farklıydı. Bu dönemde Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis de Turgut Özal ile hareket ediyordu. Turgut Özal’ın hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, T.C. devletinin Kürt politikasında bir değişikliği olmadı. Fakat Özal’ın hem kişisel görüş ve düşünceleri hem de tercihleri, bazı tabuların kırılmasına yol açtı. Özellikle bu dönemde hem Celal Talabani’ye hem de Mesut Barzani’ye Ankara’nın kapıları açılması bir tabunun kırılması olayıydı.

KUZEY’DE HİZBULKONTRA-JİTEM İLE, GÜNEY’DE KDP VE YNK İLE PKK’YE KARŞI OPERASYON

Özal’ın bu güçlü çıkışına karşı hükümet içerisinde rahatsız olanların sayısı az değildi. Belirleyici kilit aktörler, Özal’a yönelik karşı blok oluşturmuştu. Ordu içerisinden Doğan Güreş, siyaset cephesinden ise Süleyman Demirel’in başını çektiği güçlü bir direnç vardı. Türkiye’de katı inkâr ve imhada ısrar eden egemen anlayışla Özal’ın siyasal çözüm eğilimine dayalı 2’inci cumhuriyetçiler adı verilen 2 kliğin ölümüne mücadelesi belirginlik kazanmıştı. Bu sert mücadele tüm şiddetiyle, Kürdistan’da Kürt halkının kaderi üzerinde yürütülüyordu. Devlet klikleri arasındaki bu mücadele, 1992 yılında daha da kızışmıştı. Hizbul-Kontra ve derin devletin cinayet örgütü JİTEM devreye konuldu. Faili meçhul cinayet ve katliamlarla Kürdistan’da boy veren özgürlük eğilimi önü alınmak istendi. Askeri operasyonlar, sivil halka yönelik terör ile siyasi alanda HEP’li vekillere ve yöneticilere dönük fali meçhul cinayetler günden güne artmıştı. Cizre Şırnak ve Nusaybin ve daha birçok yerde, Türk devleti açıktan birçok katliam gerçekleştirdi. 26 Ağustos 1992 yılında, Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alan hakimiyeti adıyla yeni konsept oluşturan Türk devleti, Kuzey’de Hizbul-Kontra ve JİTEM’le, Güney’de ise, KDP ve YNK ile saldırarak, Kürt Özgürlük hareketini mutlaka bitirmek istiyorlardı. İngiltere’den kendilerine yeşil ışık yakılmıştı. 1 Ekim 1992’ de NATO’nun destek verdiği Güney savaşıyla da PKK ezilemedi. Bu yıllarda PKK, her gün biraz daha büyümüştü.

ÖNDER APO: TALABANİ BANA ‘ÖZAL BU İŞİ ÇÖZMEK İSTİYOR’ DEDİ

1993 yılına gelindiğinde, Özal’ın talebi doğrultusunda Ankara’ya giden Talabani, Şam’a dönerek Önder Apo’yla görüştü. Önderlik Talabani üzerinden gelen mesajları oldukça ciddi ele alıyordu. “Acaba ne yapılmak isteniyor? Türkiye’de bir ateşkes arayışı cidden var mıdır? Taktik midir? Stratejik bir yaklaşım mıdır? Bu konjonktürel olarak partiyi bir âtıl pozisyonda tutmak için, duyuru mudur? Yoksa gerçekten de bir ateşkesle yaşanacak bir siyasal süreç mi başlıyor? Gibi sorularla duruma ciddi yaklaşıyordu. Yıllar sonra Önder Apo İmralı Cezaevi’nde o sürece ilişkin şunları anlatmıştı:

“Talabani bana ‘Özal bu işi çözmek istiyor’ dedi. Özal, Talabani’ye ‘Eşref Bitlis de benden yana, bu sorunu çözeceğim’ demişti. Talabani ‘yeter ki ateşkes ilan edilsin’ demişti… Özal silahlı birliklerin bir yerde toplanmasını, ateşkesin olmasını benden istedi. Çözüm için onları kırmadım. Onlar bu şekilde çözümün gelişeceğini söylüyorlardı… Ateşkes ilan ettik. Fakat devlet o dönem çözüme hazır değildi. Özal, devleti, askeri, partisini barışa hazırlamamıştı, barışa ikna edememişti. (…)”

Önder Apo ve Celal Talabani arasında ateşkes tartışmaları yürütülüyordu. Tartışmada Siyasetçi Mihemed Emin Pencewin de vardı. Özal, ordu içinde bu duruma rahatsız olan bazı eğilimleri ikna etmek için, ateşkesin 1 ay boyunca uzatılması gerektiğini talep etmişti. Önder Apo, Özal’ın bu isteğini kabul etmişti ve meseleye büyük bir ciddiyetle yaklaşmıştı. Ateşkes ilan edileceği haberi Ankara’ya ulaştırılmıştı. 13 Mart’ta Gazeteci Cengiz Çandar’ın duyurduğu haber, Türkiye’de deprem etkisi yaratmıştı.

“BU SORUNLARA YAKLAŞACAK TARAF KİMDİR? BİR MUHATAP ARIYORUM…”

Özal, ortamın yumuşatılması için PKK’den ateşkes istemiş, diyalog ve çözüm önermişti. Yeni bir sürece girileceğinin işaretiydi. PKK de bu öneriye kayıtsız kalmamıştı. Önder Apo, Celal Talabani’yi de yanına alarak, 17 Mart 1993 yılında Lübnan-Beyrut hattında bulunan Bar Elias Oteli’nde kameraların karşısına geçerek, resmi olarak ateşkes ilan ettiklerini şu sözlerle dile getirmişti:

“Ordu birlikleri üzerimize gelmedikçe, çok zorunlu bir meşru savunma durumuna düşmedikçe, 20 Mart’tan 15 Nisan’a kadar Ateş etmeyeceğiz. Bu bir iyi niyet göstergesi olarak anlaşılmalıdır. Tek taraflı tümüyle kendimizi silahsızlandırmamız akla bile gelmez. Ortada dağ gibi sorunlar vardır. Anayasa düzeyden tutalım mevcut bu çok karşı olduğumuz, gerçekten hepimize tüm halkımıza zarar veren bu günlük çatışmalara kadar, görüşme yollarını açmadan, tek taraflı kendimizi silahsızlandırmamız düşünülemez. Bu çok açık bir husus. Burada mühim olan, siyasi yöntemi ortaya çıkaracak hükümet var mı yok mu? Kanı durdurmak istiyor mu istemiyor mu? Kürt halkına bazı yasal güvenceler vermek istiyor mu istemiyor mu? Demokratik yolu açıyor mu açmıyor mu? Ulusal varlığımızı kabul ediyor mu etmiyor mu? Eşitçe kardeşçe ve barışçıl bir yolda ilerlememize imkân verecek mi vermeyecek mi? Eğer bu sorulara belli cevaplar verilecekse, biz ateşkesi sonuna kadar sürdürebiliriz. Bizden sorun kaynaklanmıyor. Çok önemli siyasal sorunlara çözüm isteniyor. Buyrun çözüm için ilerleyelim. Benim buna cesaretim ve gücüm var. Bütünüyle karşı taraftan yetkili bir yaklaşım isteniyor. Dağ gibi sorunlar var diyorum. Bu sorunları çözmeye yaklaşacak taraf kimdir. Cumhurbaşkanı seviyesinde mi? hükümet seviyesinde mi? Ordu seviyesinde mi? Bir Muhatap arıyorum…!” demişti.

ÇANDAR: ÖCALAN’LA GÖRÜŞME ÖNERİSİ BENDEN GELMİŞTİ, NİYETİMİ ÖZAL’A AÇTIM

 

DEM Parti Amed Milletvekili Cengiz Çandar, o dönem Turgut Özal’ın danışmanlığını yapan ve kamuoyunda araştırmacı gazeteci kimliğiyle tanınan bir isim olurken, yapılan ateşkesin hem arabulucusu hem de kamuoyuna ilk yansıtan kişiydi. Çandar, ilk diyalog ve siyasal çözüm arayışlarının geliştiği ilk dönemleri daha sonra kendi kitabında (Mezopotamya Ekspresi) şöyle dile getirecekti:

“Kürt sorununun çözümüne en fazla yaklaştığımız dönem, Turgut Özal’ın ömrünün son günleriydi. Mart-Nisan 1993. 16 Mart’ta PKK lideri Abdullah Öcalan, Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias kasabasında büyük bir basın topluluğu önünde, bir ay süreyle ve tek taraflı ateşkes ilan etmişti. Basın toplantısının ardından kırk dakika süreyle Abdullah Öcalan’la görüşmüştüm. Basın toplantısında dile getirmediği ama Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bilmesini istediği görüşleri olabilirdi. İzlenimlerimi Turgut Özal’a aktaracaktım. Öcalan’la görüşme önerisi benden gelmişti. Bu niyetimi Özal’a açtığım vakit, o, kendisini bağlayacak cinsten olumlu ya da olumsuz hiçbir şey söylemedi; “Git gel de konuşuruz bakalım,” demekle yetindi. Doğrudan Öcalan ile görüşmek için yetkilendirilmemiş olmakla birlikte, bunu Cumhurbaşkanı’ndan aldığım dolaylı bir yeşil ışık olarak yorumlamış ve Öcalan’la özel görüşmek istediğimi yola çıkmadan önce, Şam’da kendisiyle birlikte bulunan ve PKK liderinin ateşkes kararında tayin edici bir rol oynamış olan Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani’ye iletmiştim. Abdullah Öcalan ile Bar Elias’taki basın toplantısını tamamladıktan sonra görüştük. Döndüğümün hemen ertesi günü ise, Turgut Özal beni Çankaya Köşkü’nde yabancı misyon şefleri için verdiği iftar yemeğine davet etti. İftar yemeğinin ardından Köşk’teki ikametgâhına çıkacak ve Cumhurbaşkanı’na, PKK liderine ilişkin izlenimlerimi ve konunun basına yansımayan yönlerini anlatacaktım. Öyle de yaptım.”

ÇANDAR: ÖZAL’IN AK DEDİĞİNE, DEMİREL KARA DİYEN EĞİLİMİNDEYDİ

“Devletin yetkilileri arasında Kürt sorununun çözümüne herkesten fazla Turgut Özal kafa yoruyordu. Özal, devletin en tepesinde oturan, devletin en yalnız adamıydı. Cumhurbaşkanı ile hükümet, daha doğrusu Özal ile Demirel kıyasıya bir çekişme içindeydiler. Özal’ın ak dediğine, Demirel kara demek eğilimindeydi ve Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kısmak, mümkünse onu Çankaya’dan indirmek niyetindeydi. Demirel’in koalisyon ortağı SHP’nin genel sekreteri Deniz Baykal, “Özal’ı Çankaya’dan onursuzca indirmek” gibi sözler bile sarf etmişti. Hükümetin, irade ve cesaret bir yana, “Kürt sorununun çözümü”nü bir gün bile düşündüğünden ve buna hazırlandığından şüpheliydi. Çözüm iradesi ve önerisi Özal’dan geldiği takdirde, buna karşı çıkacakları neredeyse kesindi. Siyasi iktidardaki bu ciddi çatlak, bir yandan da, kendilerini on yıllardır sorunun sahibi ve muhatabı gören askerler nezdinde, sivil otorite aleyhinde önemli bir zaaf yaratıyordu. Askerlerin, Kürt sorununun siyasi çözümüne teşne olduklarına dair hiçbir belirti gözükmüyordu.”

ÖNDER APO: DEVLET İÇERİSİNDE FARKLI KLİKLER VAR

PKK’nin siyasal çözüme hazır olduğunu ilan etmesi, birçok çevrede şok etkisi yaratmıştı. Sürecin ilerlemesi durumunda Kürt-Türk ilişkilerinde yeni bir döneme girilecekti. PKK, tek taraflı ateşkes ilan ederek, çözüme şans tanımış, kamuoyunun umut ve beklentilerine cevap vermişti. Ateşkes ilanıyla herkes, rahat bir nefes almıştı. Ateşkes sonrası kutlanan Newroz, önceki yıllara oranla sakin geçmişti. Devlet yetkilileri temkinli açıklamalar yapıyordu. Gözler, devletin bundan sonra geliştireceği tutuma çevrilmişti. Önder Apo üzerine düşeni yapmıştı. “Fakat, devlet içerisinde farklı klikler var. Derin devletin çizgisi var” diyerek, temkinli yaklaşıyordu. Ateşkes, Özal’ın talebiydi. Hükümet ortakları Başbakan Süleyman Demirel ve yardımcısı Erdal İnönü, Özal’a karşı olmakla birlikte bu talepte uzlaşmışlardı.  Bu süreçte Türk medyasının dili yumuşamıştı. Ordu ateşkese uymuştu. Ancak ateşkes sürecinde de yakılan boşaltılan köylere ilişkin haberler gazetelere yansımıştı. 3 Nisan’da Güneybatı Eyaleti’nde kapsamlı bir operasyon başlatılmıştı ve 11 gerilla bu operasyonda şehit düşmüştü. Amed ve Serhat eyaletlerinde de operasyonlar olmuştu ve gerilla kayıpları yaşanmıştı.

ÖZAL: ONA SÖYLEYİN ATEŞKESİ UZATSIN Kİ GENERALLERİ DE İKNA ETME ŞANSI BULAYIM

Ateşkesin süresi dolmak üzereyken, Celal Talabani’nin Ankara-Şam hattındaki diplomasi trafiği yoğunlaşmıştı. Talabani, Önder Apo’ya Özal’ın “ateşkesi uzatın” talebini iletmişti. Bunun üzerine Önder Apo Celal Talabani aracılığıyla Ankara’ya bir dizi mesaj göndermişti. Mesajın içeriği şöyleydi: “Türk ordusu da ateşkese uymalı. Bahar operasyonları durdurulmalı. İleride bir genel af çıkarılacağına dair işaretler verilmeli. Siyasal çözüm için değişik diyalog kanalları açılmalı.”

Zaman giderek daralıyordu. DEP milletvekilleri de devreye girmişti. HEP kapatıldıktan sonra Demokratik Emek Partisi (DEP) olarak siyasi faaliyetler yürütülüyordu. DEP Milletvekillerinden Orhan Doğan, Selim Sadak ve Mahmut Alınak, Özal ile yaptıkları görüşmede, Özal’ın Önder Apo’ya bu vekiller üzerinden mesaj göndermişti: “Çocuklar, gidin Apo’ya söyleyin. Ateşkesi uzatsın. Ateşkesi uzatsın ki, ben ikna edemediğim generalleri de ikna etme şansı bulayım. Dağdan gençlerimizi indirecek bir formül üzerinde uzlaşabiliriz. Dağda ne yapıyor o adam? Gelsin Ankara’da siyaset yapsın. Gelsin seçimlere girsin. Arkasında halk varsa, Bakan da milletvekili de olsun. Artık Türkiye bu savaşı taşıyamıyor. Size de büyük rol düşüyor.”

DEMİREL: DEVLET KAN DÖKENLE PAZARLIĞA OTURMAZ

Talabani’nin Ankara temaslarından hemen sonra Amed’e giden Süleyman Demirel haziran ayında OHAL’in kaldırılacağını söyledi. Hükümet siyasi af konusunu gündemine alıp, tartışmaya başladı. Devletin bir çözüm planı yoktu. Fakat ortamı yumuşatmaya dönük, bazı adımlar atılacağı ileri sürülüyordu. OHAL’in kaldırılması, köylerin Kürtçe isimlerinin iadesi, Kürtçe özel eğitime izin verilmesi, koruculuk sisteminin kaldırılması gibi adımlar atılıyordu.

Tüm bunlar yaşanırken, Eşref Bitlis bünyesinde bahar operasyonu planı devreye konulacaktı. Fakat Özal bu harekatın başlamasına müdahale etti. Bu dönemde Askeri sivil bürokrasi, Özal’ın diyalog arayışlarına karşı daha da sertleşmişti. Devlet kanadından ateşkese olumlu bakmayanların sesleri yükselmeye başladı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in ilk tepkisi, “Devlet kan dökenle pazarlığa oturmaz. Kan döken devlet değildir. Bunlar yol yakınken gelip teslim olsunlar, diyorum. Hukuka, adalete teslim olun” diyerek, Özal’ın bahar operasyonlarını durdurarak, PKK’nin tasfiye edilmekten kurtarılmakla bağlantılı olduğunu söyleyip, Özal’ı ihanetle suçlamıştı.

Önder Apo ise, soruna siyasal çözümler bulmak için hala bir Muhatap arıyordu.

(BÖLÜM 2: Özal’ın öldürülmesi ve ilk ateşkesin sona ermesi)

Özgür AVZEM

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş230Paylaş144
Önceki yazı

Kalkan: Özgürlük ve Demokratik Entegrasyon Yasaları Çıkarılmalı

Sonraki Haber

Tüm Suriyeliler ve Kürtler için Demokratik Suriye

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

31 May 2026
1.5k

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

29 May 2026
1.6k

HTŞ MİT’ten Aldığı IMSI Yakalayıcıları Rojava’ya Yerleştiriyor- ÖZEL HABER

14 May 2026
1.9k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç