KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Türkiye’nin Sessiz Planı: Suriye’de Harita Mülkiyet İle Yeniden Çiziliyor

Osmanlı dönemine ait mülklerin yeniden gündeme getirilmesi; hukuki temeli olmayan ancak siyasi ve stratejik etkisi son derece yüksek bir sürecin parçasıdır.

21 April 2026
Kategori: Politik Analiz
273 14
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Suriye’de son yıllarda yeniden gündeme taşınan “Osmanlı emlakı” meselesi, yüzeyde tarihsel bir mülkiyet tartışması gibi görünse de gerçekte uluslararası hukuk, devletlerin halefiyeti, savaş sonrası yeniden yapılanma süreçleri ve güncel jeopolitik dengelerin kesiştiği çok katmanlı bir sorundur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, bu döneme ait mülkiyet kayıtlarının yeniden dolaşıma sokulması tesadüf olarak değerlendirilemez.

Yaklaşık 600 yıl boyunca üç kıtayı sömüren Osmanlı Devleti, bugünkü Türkiye, Suriye, Irak ve Orta Doğu’nun geniş bir bölümünü kapsayan büyük bir imparatorluktu. Suriye de bu yapının bir eyaleti olarak uzun süre aynı idari ve hukuki sistem içinde yer aldı. Ancak bu tarihsel gerçeklik, günümüz uluslararası hukuk açısından herhangi bir güncel mülkiyet ya da egemenlik iddiasına doğrudan dayanak oluşturmaz.

Osmanlı döneminde mülkiyet sistemi bugünkü özel mülkiyet anlayışından farklıydı. Arazilerin büyük bölümü “miri arazi” sistemi kapsamında devlete ait olup bireyler yalnızca kullanım hakkına sahipti. Şehir merkezlerinde ise “mülk arazi” kapsamında özel mülkiyet daha sınırlı biçimde bulunuyordu. Bunun yanında vakıf sistemi, yani cami, medrese ve hayır kurumlarına tahsis edilmiş ve satılması genellikle mümkün olmayan taşınmazlar, Osmanlı mülkiyet düzeninin bir parçasını oluşturuyordu. Ayrıca özellikle II. Abdülhamid döneminde “Hazine-i Hassa” adı verilen padişah mülkleri de sistem içinde yer almaktaydı. Ancak bu mülkiyet türlerinin büyük kısmı günümüz hukuk sisteminde birebir karşılık bulmadığı için günümüzde doğrudan geçerlilikleri yoktur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından bu mülkiyet yapısı yeni kurulan devletlere devredilmiştir. Suriye, Fransız Mandasından çıktıktan sonra bu taşınmazların büyük bölümünü egemenliği altına almıştır. Uluslararası hukukta açık olan ilke şudur: devletlerin halefiyeti gereği, imparatorluklardan kalan kamu düzeni ve mülkiyet yapıları yeni devletlere geçer. Bu çerçevede Osmanlı’ya ait devlet mülkiyetlerinin yeni yönetime intikal ettiği ve Lozan sonrası süreçte bunun fiilen kabul edildiği görülmektedir. Bu nedenle günümüzde Osmanlı tapularına dayanarak Suriye’de doğrudan mülkiyet talep edilmesi, hem uluslararası hukuk açısından hem de yerleşik devlet düzeni açısından zemini yoktur. Günümüz uluslararası sistemde imparatorluklara ait tarihsel mülkiyetler, güncel egemenlik ve mülkiyet haklarını otomatik olarak ortadan kaldıran bir etki doğurmaz.

MÜLKİYET MESELESİ

Bununla birlikte Suriye’de mülkiyet meselesi yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda bugünün hukuk sistem açısından da karmaşık bir yapıya sahiptir. 1926’dan itibaren çıkarılan düzenlemelerle birlikte taşınmazların ölçülmesi, kayıt altına alınması ve tapu siciline işlenmesi süreci başlatılmıştır. “Tahdit ve tahrir” sistemiyle birlikte yaklaşık bir asır içinde taşınmazların büyük bölümü resmi olarak kayıt altına alınmıştır. Suriyeli hukukçulara göre Osmanlı arşivleri yalnızca tarihsel ve belgesel değer taşımakta, günümüz mülkiyet haklarını değiştirecek hukuki bir kaynak niteliği taşımamaktadır. Bu çerçevede Osmanlı kayıtlarına dayanarak günümüz tapu sisteminin sorgulanması hukuken geçerli değildir.

Buna rağmen Türkiye’de son yıllarda belirli aralıklarla Osmanlı dönemine ait vakıf malları, tarihi yapılar ve geçmişte kamulaştırılmış taşınmazlar yeniden gündeme getirilmektedir. Bu tartışmalar yalnızca akademik bir çerçevede kalmamakta; zaman zaman siyasi ve stratejik bir söylem alanına dönüşmektedir. Osmanlı arşivleri ve vakıf kayıtları üzerinden yapılan bu vurgular, teknik tarih çalışması sınırlarını aşarak güncel politik tartışmaların parçası haline gelmektedir.

TÜRK DEVLETİNİN AKLI İLE GÜNDEMLEŞTİRİLİYOR

Bugün Suriye Geçici Hükümeti Vakıflar Bakanı tarafından Türkiye yönetiminden Osmanlı dönemine ait kayıtların yeniden incelenmesi, vakıf mallarının tespiti ve tarihsel mülkiyet yapısının araştırılması gerektiğine dair istemleri kamuoyuna yansımıştır. Aynı zamanda Suriye tarafının, vakıf sicillerinin kaybolduğu ya da tahrip olduğu gerekçesiyle Türkiye’den Osmanlı arşivlerini talep etmesi de bu süreci daha da tehlikeli hale getirmiştir. Bu gelişmeler teknik görünse de mülkiyetin yeniden tanımlanması ihtimalini gündeme getirmektedir.

Bu noktada mesele hukuki olmaktan çıkıp stratejik bir boyut kazanmaktadır. Osmanlı mirası üzerinden kurulan söylem, tarihsel hak iması ve bölgesel etki alanı oluşturma potansiyeli ve tehlikesi taşımaktadır. Suriye’nin mevcut durumu bu tartışmayı daha da hassas hale getirmektedir. Ülke uzun süredir ekonomik çöküş, yüksek enflasyon, işsizlik ve ciddi bir güvenlik krizi içindedir. Devlet yapısının parçalı hale gelmesi mülkiyet sistemini de zayıflatmıştır. Kuzeyde Türkiye’nin etkili olduğu bölgelerde Türkler, Şam yönetimi kendi mülkiyet alanlarını oluşturmuştur. Bu durum aynı taşınmaz üzerinde birden fazla hak iddiasını beraberinde getirmekle beraber halk açısından kaygı verici durumlar oluşturmaktadır.

OSMANLI DÖNEMİNE AİT ARŞİVLERİN TALEBİ TESADÜF DEĞİLDİR

Özellikle Halep ve Şam gibi şehirlerde mülkiyet sorunu daha da yoğunlaşmaktadır. Halep’te on binlerce taşınmazın bugün halkın kullanımında olduğu, bunların işyeri ve konut olarak kullanıldığı bilinmektedir. Şam’da ise 18 bini aşkın taşınmaz ve özellikle Hamidiye Çarşısı başta olmak üzere üç büyük çarşı bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu bağlamda Suriye Vakıflar Bakanlığı’nın “vakıf sicilleri kayıp ya da yanmış” gerekçesiyle Türkiye’den Osmanlı dönemine ait kayıtları talep etmesi dikkat çekici bir gelişmedir. Bu talep yüzeyde teknik bir arşiv ihtiyacı gibi görünse de fiilen mülkiyet düzeninin yeniden tartışmaya açılması anlamına gelmektedir. Halep ve Şam’daki taşınmaz yoğunluğu dikkate alındığında bu kayıtların yeniden devreye sokulması doğrudan yaşam alanlarını etkileme potansiyeline sahiptir. Kayıtların yeniden gündeme getirilmesi, düşük bedelli satış baskıları veya fiili kontrol yoluyla mülkiyet devri ihtimali, zaten kırılgan olan toplumsal yapıyı daha da zayıflatacaktır. Suriye’de 10 No’lu Kanun gibi düzenlemeler, yeniden imar süreçlerinde eski sahiplerin kısa sürede mülkiyetlerini ispatlamasını zorunlu kılarak büyük bir mülkiyet kaybı riskini doğurmuştur. Milyonlarca mültecinin ülke dışında olması ve belgelerin kaybolması bu süreci daha da karmaşık hale getirmiştir. Savaşın yarattığı yıkım nedeniyle mülkiyet kayıtlarının önemli bir kısmı kaybolmuş, birçok taşınmaz el değiştirmiştir. Mülkiyet bugün devlet dağıtımı ve piyasa satışları üzerinden yeniden şekillenmektedir. Ekonomik alanda da bu süreç ciddi etkiler doğurmaktadır. Tarım, sanayi ve piyasa dengeleri üzerindeki dış etkilerin artması yerel üretim kapasitesini zayıflatmaktadır. Sağlık sektöründe kamu hizmetlerinin dönüşmesi, hastanelerin yapısının değişmesi ve kadroların yeniden belirlenmesi, tüm çalışanların Türkiye’den getirilen personellerin yerleştirilmesi toplumsal belirsizliği artırmaktadır. Sağlık hizmetlerinin Türkiye tarafından tekelleştirilmesi, yerel personelin yerine Türkiye tarafından dışarıdan getirilen personellerin yerleştirilmesi ve hizmetlerin ücretli hale gelmesi gibi tartışmalar da bu sürecin parçasıdır.

Bu gelişmelerin sosyal sonuçları kaçınılmazdır. Artan yoksulluk, işsizlik ve ekonomik belirsizlik özellikle genç nüfusu daha kırılgan hale getirmektedir. Bu tür ortamlar radikal yapıların güç kazanması için uygun zeminler oluşturabilmektedir.

Sahadaki gelişmeler bu riskleri destekler niteliktedir. Rakka’da Kürtlere ait taşınmazların “devlet mülkü” olarak değerlendirilerek yıkım kararı alınması ve bu alanların Katar merkezli şirketlere devredilmesi de ciddi tepkilere yol açmıştır. Durumun Kürtlere dönük olmadığı algısının oluşmaması için, karşı bazı Arap halkının da taşınmazları bu durumdan etkilenmiştir. Fakat olayın Heyl Ekrad Kürt mahallesi diye adlandırılan mahalleye dönük olması tesadüf olmasa gerek. Buna dönük Kürt ve Arapların da katıldığı protesto gösterileri de bu duruma tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç nettir: Türkiye devleti özellikle geçici hükümet döneminden bu yana Suriye’nin iç ve dış işlerine açık ve gizli müdahalelerde bulunmaktadır. Hakan Fidan’ın Antakya Formunda, “Halep kalbim, Şam aklımdır”, demesi yoruma yer bırakmamaktadır.

Sonuç olarak Osmanlı dönemine ait mülklerin yeniden gündeme getirilmesi; hukuki temeli olmayan ancak siyasi ve stratejik etkisi son derece yüksek bir sürecin parçasıdır. Türkiye’de zaman zaman Osmanlı arşivleri ve vakıf kayıtları üzerinden bu tartışmaların görünür hale gelmesi, Suriye’deki kırılgan yapıyla birleştiğinde daha geniş bir jeopolitik gerilim alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca tarihsel bir hak tartışması değildir. Bu, doğrudan doğruya güç, nüfuz ve geleceğin kim tarafından şekillendirileceği meselesidir.

KONGRA STAR Diplomasi/Gulê HECÎ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş224Paylaş140
Önceki yazı

“Kürtler Anayasa Çalışmalarında Yer Alacak”

Sonraki Haber

Suriye’de Demokrasi Arayışı

Son HABERLER

Politik Analiz

Irak ve Suriye’de Kürtlere Yönelik Stratejik Tehditler

Yayınlayan Militan Rêhat
14 June 2026
0
1.6k

Türkiye, DAIŞ’in kuruluşundan itibaren doğrudan...

Daha fazla okuDetails

Yeni Bir Ortadoğu Düzeni Mi? -2

7 June 2026
1.6k

Yeni Bir Ortadoğu Düzeni mi?-1

6 June 2026
1.6k

Irak ve Suriye’de DAIŞ’in TC Destekli Dönüşü- HABER ANALİZ

5 June 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • Gizli Hücreler Harekete Geçme Talimatı Aldı- ÖZEL HABER

    550 Paylaşım
    Paylaş 220 Paylaş 138
  • Toplumsal Aklın Bireysel Akıldan Farkı ve Kurumsal Önemi-1

    518 Paylaşım
    Paylaş 207 Paylaş 130
  • Irak ve Suriye’de Kürtlere Yönelik Stratejik Tehditler

    568 Paylaşım
    Paylaş 227 Paylaş 142
  • Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- Bölüm 2

    517 Paylaşım
    Paylaş 207 Paylaş 129
  • Aşme Köyünde Yaşananların Perde Arkası- ÖZEL HABER

    555 Paylaşım
    Paylaş 222 Paylaş 139

Gizli Hücreler Harekete Geçme Talimatı Aldı- ÖZEL HABER

Toplumsal Aklın Bireysel Akıldan Farkı ve Kurumsal Önemi-1

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- Bölüm 2

Irak ve Suriye’de Kürtlere Yönelik Stratejik Tehditler

Karayılan: Önder Apo Özgür Olmalı ve Kürt Halkının Varlığı Yasallaşmalı

Aşme Köyünde Yaşananların Perde Arkası- ÖZEL HABER

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç