Türkiye, DAIŞ’in kuruluşundan itibaren doğrudan destek vererek bölgesel kaostan yararlanmıştır. DAIŞ’e lojistik destek, savaşçı geçişleri, istihbarat paylaşımı ve ekonomik bağlar belgelenmiş gerçeklerdir. Kürtlerin herhangi bir yerde kazanım elde etmesi durumunda Türkiye derhal müdahale etmiş, askeri operasyonlar düzenlemiştir.
Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından Türkiye, farklı bir stratejiyle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılar, uluslararası toplumun örtük onayıyla gerçekleşmiştir. Şimdi aynı modelin Irak’a uyarlanmak istendiği açıkça görülmektedir.
Hakan Fidan’ın “Suriye’den sonra sıra Irak’ta” sözleri, bu stratejinin en net ifadesidir. Suriye’de uygulanan model, vekil güçler aracılığıyla müdahale, yerel yönetimlerin tasfiyesi, demografik mühendislik, şimdi Başur Kürdistan ve Şengal’de devreye sokulma aşamasındadır. Irak ordusu bu modelde Türkiye’nin vekil gücü rolünü üstlenmeye zorlanmaktadır.
MİT-ABD TOPLANTISI VE ŞENGAL’DEKİ YBŞ TASFİYE PLANI
Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre 3 Haziran 2026 tarihinde yani Tom Barrack’ın Trump tarafından Suriye rolüne ek Irak özel temsilcisi seçilmesinin hemen ardından MİT, Irak’taki Amerikan heyetiyle bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ana gündeminin, Şengal’deki YBŞ güçlerinin tasfiye edilmesi ve Irak Ordusu’na entegre edilmesi olduğu öğrenildi.
Türk devleti, bu süreci Şengal bölgesini “Özgürlük Hareketi’ne bağlı bir alan” olarak gördüğü için stratejik öncelik olarak değerlendiriyor. Bölgedeki mevcut statünün “entegrasyon” adı altında tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor. Haşdi Şabi içinde yer alan bazı Şii askeri güçler fesih kararı aldıktan sonra Türkiye bu dönemi uygun görerek YBŞ’nin de tasfiye edilmesini fırsat biliyor. Buradaki mevcut statüyü tamamen ortadan kaldırmak için tüm ağırlığını koyacağı kesindir.
ABD’NİN YENİ IRAK-SURİYE POLİTİKASI
Bilindiği üzere 31 Mayıs 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, Tom Barrack’ı Suriye ve Irak Özel Temsilcisi olarak atadı. Bu atama, Irak ve Suriye dosyalarını yeni bir aşamaya taşıyor. Ankara’da uzun mesailer yapan Barrak’ın başlıca görevleri arasında şunlar yer alıyor:
-Şengal’de YBŞ’nin çözülmesi ve Şengal’de YBŞ ve Haşdi Şabi bahaneleriyle askeri operasyon zemininin hazırlanması
-Haşdi Şabi’nin tasfiyesi / Irak Ordusu’na entegrasyonu
-YNK-İran ilişkilerinin zayıflatılması
-Irak’ta Özgürlük Hareketinin etkisizleştirilmesi.
Tom Barrack’ın daha önce Türkiye Büyükelçisi ve Suriye temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Türkiye ile yakın eşgüdüm içinde çalıştığı herkesçe biliniyor. Atama sonrası Türkiye, Irak’taki federal sistemi çökertme ve yerine daha merkeziyetçi bir “entegrasyon” modelini ikame etme planlarını hızlandırdı.
TÜRKİYE’NİN ÇİFTE STRATEJİSİ: SURİYE VE IRAK’TA BASKI
Türkiye, Suriye’de Özerk Yönetim ve QSD güçleri üzerinde Tom Barrack aracılığıyla baskı kurarak Suriye Geçici Hükümeti’ne entegrasyon talep etti. Bu süreçte Türkiye, Suriye’deki bileşenlerin haklarını belirli ölçüde merkeziyetçi bir yapıya dönüştürme konusunda kısmen başarılı oldu. Rojava’daki kazanımları tümden ortadan kaldırmak için MİT eliyle sahada kirli faaliyetlerini aralıksız devam ettirmektedir. Kobanê, Hesekê ve Qamişlo kırsalında özellikle kurduğu gizli hücreler ve SMO çeteleri eliyle yeni saldırıların zeminini hazırlamaktadır. Özcesi ölümü gösterip sıtmaya razı etmektedir.
Benzer bir strateji Başur Kürdistan için de geçerlidir. Irak Kürdistan Bölgesi, anayasal federal statüye sahip olduğu için Rojava’dan farklıdır. Ancak Bağdat-Erbil ilişkileri, petrol gelirleri, bütçe, sınır güvenliği ve dış ilişkiler üzerinden yaşanan gerilimler, federal statünün bile yeni entegrasyon ve devlet restorasyonu baskılarından bağımsız olmadığını göstermektedir. Buradaki temel soru ayrılık değil, ilişkinin nasıl yeniden tanımlanacağıdır. Böylesi krizli bir bölgede Türk devleti her zaman olduğu gibi boş durmuyor, değişen dengeler içerisinde nüfuz alanını genişletme arayışında.
Türk devletinin Irak sahasında, İbrahim Halil Sınır Kapısı üzerinden ekonomik abluka uygulanması, Başur Kürdistan’ı kuşatma stratejisi, Şengal ve Rojava arasındaki “yaşam damarını” kesme çabaları yeni bir evreye girmiş bulunmakta. Bu kirli politikalar, 2021-2022 döneminde “damarları kesme” olarak tanımlanan stratejinin devamı niteliğindedir.
ABD’nin de Irak’a yaklaşımı Suriye senaryosuyla aynı çerçevededir. İran’a bağlı Şii unsurları tehdit ve tasfiye yoluyla ortadan kaldırma; özellikle İran savaşı döneminde Bağdat’ın bazı mahalleleri hedef alındı. ABD ve bazı bölge ülkelerine yönelik saldırılarla ilişkilendirilen söz konusu oluşumlar, Washington’ın Irak’taki en önemli güvenlik başlıklarından biri haline geldi.
Bu minvalde ABD’nin onayı ile Irak’ta yeni Başbakan Ali el-Zaidi’nin göreve gelmesiyle birlikte ülkenin uzun yıllardır çözülemeyen güvenlik yapısına ilişkin kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci gündeme geldi. ABD’nin özellikle İran’a yakın silahlı grupların kontrol altına alınması yönündeki baskılarının da etkisiyle Bağdat yönetimi, “Federal Güvenlik Bakanlığı” adı altında yeni bir yapı kurmayı planlıyor.
Hazırlık aşamasındaki yasa taslağına göre Irak ordusu dışında faaliyet gösteren tüm silahlı oluşumların bu yeni bakanlık bünyesinde toplanması hedefleniyor. Bu kapsamda Haşdi Şabi, Kürt Peşmerge güçleri, Federal Polis ve Hızlı Müdahale Tümeni gibi yapılar tek bir komuta ve koordinasyon sistemi altında bir araya getirilecek.
Bağdat, İran destekli milislerin silahsızlandırılması için Eylül sonunu son tarih olarak belirledi ve bunu ABD liderliğindeki koalisyonun Irak’taki misyonunun sona ermesiyle ilişkilendirdi. Hükümet sözcüsü Haydar el-Abudi Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Kontrolsüz silahlanmanın nedenlerinin sona ereceği bir zaman dilimi var, o da Eylül sonu, yani Uluslararası Koalisyon’un varlığının sona ermesi” dedi. Washington ile 2024 yılında imzalanan anlaşmaya göre, koalisyon güçleri Eylül 2025’te Irak’tan ayrıldı ve Eylül 2026’ya kadar Kürdistan bölgesinden de çekilecek.
Önde gelen iki silahlı grup olan Asaib Ahl Al Haq ve Kataib Imam Ali, geçtiğimiz günlerde silahlarını devlete teslim edeceklerini açıkladı. Ancak Kataib Hezbollah ve Harakat Hezbullah Al Nujaba gibi radikal gruplar, yabancı birlikler ayrılana kadar silahlarını bırakmayacaklarını söylediler. Irak’taki kriz ve İran- İsrail savaşının etkileri devam ederken Irak Başbakanı Ali El Zeid, Mayıs ayında hükümeti kurmasından bu yana ABD’ye yapacağı ilk resmi ziyaret kapsamında önümüzdeki ay Washington’a gidecek. Ziyaretin amacının “yeni hükümete siyasi, ekonomik ve güvenlik desteği sağlamak olduğunu ve Beyaz Saray ile Kongre’de üst düzey görüşmelerin planlandığını” belirtildi.
ÖNDER APO’NUN BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ VE HEGEMON DEVLETLERİN TEPKİSİ
2024 yılında Önder APO öncülüğünde başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, silahlı mücadeleyi siyasal mücadeleye dönüştürdü ve büyük savaşların önünü kesti. Bu gelişme, hegemon devletler açısından ciddi bir darbe olarak nitelendirildi.
Önder APO’nun Ortadoğu siyasetine müdahalesi, hegemon güçlerce tehlike olarak görüldüğü için Tom Barrack gibi kastik katilin nüveleri devreye sokuldu. ABD’nin mevcut tutumu, Önder APO’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosuna karşı konumlanıyor.
Süreç içerisinde Ortadoğu’daki güçler hegemonik sistemin entegrasyon siyasetine göre pozisyonlarını yenilemeye çalışırken, Türkiye ise var olan kredisini kullanarak kısmi ve taktiksel bir değişim görüntüsü verip esasında kendi bildiğini okumayı sürdürdü. Bu anlamda bölgede yaşanan gelişmeler ve ortaya çıkan durumun bütünlüğüne bakıldığında, yaşanan olay olgu ve değişimlerde Türkiye’nin daha fazla olumsuz anlamda oynadığı rolünün öne çıktığını görmek zor olmaz. Dolayısıyla bölgenin yeniden dizayn edildiği ve statükonun bozulmaya çalışıldığı dönemde Türkiye’nin oynadığı rol hep negatif olmuştur.
Eğer Türkiye şimdiye kadar almış olduğu pozisyonla hareket etmede ısrarlı davranırsa İçerde ve dışarda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Yaşanan süreçte Türkiye’nin en fazla yararlandığı kredisi olan Jeopolitik konumu ve NATO ülkesi olma avantajları idi. Bu avantajlarının da bundan sonraki süreçte eskisi kadar etki göstermesi zor görünüyor. Bu durumda Türkiye’nin önünde duran en stratejik ve kazançlı seçenek Önder Apo’nun sunduğu demokratik çözüm seçeneği olmaktadır. Bu tarihsel fırsata taktiksel yaklaşması ve oyalama siyasetini sürdürmesi durumunda Kürtlerle çözüm şansını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin belirleyeceği rota ve süreçte üstleneceği rol Suriye, İran ve bölgedeki tüm gelişmeleri olumlu veya olumsuz anlamda etkileyebilir.
Bu kapsamlı planlara karşı ise Kürtlerin devam eden parçalı duruşu imha riskini artırmaktadır. Önder APO’nun sıkça vurguladığı “Demokratik Kürt Birliği” sağlanamadığı takdirde, siyasi ve fiziki imha senaryoları güçlenecektir. Bu nedenle tüm tarafların gözü bu aya ve gelişmelere çevrilidir. Çünkü Tom Barrack eliyle Kürt imhasının (siyasi ve fiziki) zemini hazırlanmaktadır.
Militan RÊHAT





