Tarih, insanların yaptığı tüm faaliyetleri kapsar. İnsanlar coğrafyada kendilerini gerçekleştirir. Toplumlar, coğrafya üzerine zihinsel, ruhsal, yaşamsal ve karakter oluşumunda tarihsel boyutun etkileriyle belirlenir. Tarih, insanların ve toplumların gelişiminin ruhudur. Tarihte insan ve tüm varlıklar tarihsel değişim ve dönüşüm yaşar.
Zaman ve mekânda tarihsel bilince sahip olmayan bir toplum, anlama ve kavrama konusunda eksiktir. Anlama kavramına sahip olanlar tarih bilincini canlı tutarak yaşarlar. Tarih bilimciler tarihi “şimdi”de görür. Şimdi, yerel ve genel tarihlerin birbirini etkilediği, etkileşim içinde olduğu, birbirine bağlı bir biçimde değişim ve dönüşüm yaşadığı bir süreçtir.
Tarihini fark etmek, özelliklerini, neden ve sonuçlarını bilinçli hâle getirmek, günümüz tarih bilinciyle bağlantılı olarak geleceğin altyapısını hazırlamak demektir. Tarihsel birikim, nitel dönüşümleri kendiliğinden gerçekleştirir.
Mevcut kapitalist sistem, tarihleri kendine mal ederek toplumların tarihlerini, değer yargılarını ve emeklerini hiçe saymakta, tarihleri sermaye gibi tekelleştirmektedir. Oysa tarih, zaman ve coğrafya ile bağlantılı olarak insanların ve toplulukların çeşitli farklı oluşlarının birbirini besleyerek evrimleştiği, günümüzde de dinamik bir biçimde devam eden bir süreçtir.
Egemen kapitalist ideolojik bakış açısından kurtulmadan, kimliği, emeği ve değer yargılarını hiçe sayan bu mantığa karşı ancak doğru bir tarih bilinciyle gerçek tarihimizi sahiplenebiliriz. Tarihi şimdi yaşamsallaştırıp özgürlük bilinciyle geçmiş, bugün ve gelecek arasında bağlantı kurarak her gün sorgulamak, doğru tarih yasasını geliştirmemizi sağlar.
Başkasının tarih bilinciyle kendi değer yargılarına yabancılaşarak yaşamak, kendi tarihine ters düşmektir. Sorgulanmamış yaşamlar doğru yaşanmaz. Tarihle yoğunlaşmak, tarihi doğru anlamak ve uygulamak, doğru yaşamların öz dinamikleri üzerinde gelişmesini sağlar.
Tüm tarihler hep canlı yaşamış ve yaşamaktadır. Önceliğimiz tarihin şimdiki zamanıdır. Tarih, toplulukların en derinlerinde günümüze kadar gelen, sadece yazı veya resmî tarihle sınırlı olmayan bir olgudur. Özellikle Kürtlerde örf, âdetler, değer yargıları, dengbêjler ve inançlarıyla tarih canlı tutulmaya çalışılmıştır. Egemenlere karşı başkaldırılar, isyanlar ve stranlarla kendi coğrafyasında varlığını savunma durumunda bir tarih yaşanmıştır.
Oysaki Kürt halkı, Mezopotamya’da insanlığa beşiklik etmiş, insanlık tarihine büyük katkılar sunmuş kadim bir halktır. Bu halk, dilinin, kültürünün yasaklanması, coğrafi ve toplumsal bölünmelerle birlikte en acı biçimde 80 milyonluk nüfusuyla dünyada resmî olarak tanınmamaktadır. Uluslararası sermaye ve uydu devletler, Kürtlerin tarihsel boyutunu hiçe saymaktadır.
Kürt tarihi Göbeklitepe’de en somut biçimde görülmektedir. Bu coğrafya insanlığın en kadim beşiğidir. Tarih, insanlığın hakikatini, geçmiş deneyimlerini anlama, dile getirme ve aktarma sürecidir. “Nasıl oldu, nereden geldi, nereye gidiyor?” sorularıyla hafıza oluşturma, kimlikleri, kültürleri, güç ve zihniyet ilişkilerini anlamlandırma alanıdır.
Ancak mevcut tarihler genellikle egemenler tarafından yazıldığı için taraflı yazılmıştır. Bu gerçeği doğru görerek, tarafsız bir tarih bilinciyle analiz etmek gerekir. Önder Apo bu realiteye dikkat çekerek, Ceylanlar kendi tarihlerini yazmadığı sürece aslanlar kahramanlık öykülerini anlatmaya devam eder, der. Tarih bilinci, bugün ile yarını, olay ve olguları karşılıklı bağlantılarıyla inceleyerek, tarihsel ve felsefi sonuçları hakikatle ifade eder.
Kürt tarihi dört farklı devletin farklı dillerinde yazılmakta ve dünya buna politik sessizlikle karşılık vermektedir. Hakikat bilincine sahip olanlar, örtbas edilmemesi gereken hakikati, nefretten bağımsız ve objektif bir biçimde dile getirir.
Şimdiye kadar yazılan toplum tarihleri genellikle egemen sınıflar tarafından yönlendirilmiş, eksik ve yetersiz kalmıştır. Dilin yasaklanması ve Kürt tarihinin çarpıtılması rastlantı değildir. Egemenler kendi iktidarlarını pekiştirmek için Kürt kimliğini güvenlik tehdidi olarak görmektedir.
Kürt dili Hint-Avrupa dil grubuna aittir. Orta Doğu’nun en eski halklarından biri olan Kürtler, Zagros Dağları’nda Medler, Huriler ve Mitanniler gibi kadim uygarlıklara dayanır. Kurmancî, Zazakî, Soranî, Lorî gibi lehçeleri, Ezidilik, Alevilik, Sünnilik gibi inançları ve güçlü dengbêjlik geleneğiyle Mezopotamya ve Zagros’un en zengin kültürlerinden birini oluşturur. Neolitik Çağ’dan beri insanlığa büyük katkılar sunan bu halk, buna rağmen dört devlette sistematik katliamlara maruz kalmıştır.
Aşağıdaki olaylar bu soykırım girişimlerinin tipik örneklerini oluştururlar.
-1925 Şex Said İsyanı öncesi planlı katliamlar,
-1930 Zilan Katliamı,
-1937-38 Dersim Katliamı (uçaklar ve gaz kullanımı dahil),
-Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin (1946) yıkılması ve Qazî Muhammed’in idamı,
-Halepçe Katliamı gibi birçok soykırım girişimi.
Bu isyanlar ve katliamlar Kürt halkında kırılma ve umutsuzluk yaratmak istese de tarihin özünü değiştirememiştir. Kürtler, iç birlik eksikliği, aşiret-mezhep farkları, ortak strateji yoksunluğu gibi sorunlara rağmen tarihlerine bağlı kalmış, anneler evde, dengbêjler sözlü kültürle, dedeler torunlarına Kürtçe anlatılarla dili ve tarihi yaşatmıştır.
Egemenler unutturmak, kültürel asimilasyon yapmak istemiş ancak Kürtler bunu kabul etmemiştir. Bazı kesimlerdeki “ne yapsak değişmez”, “dışarıdan kurtarıcı bekleme”, kendi kahramanlarına ve liderlerine saldırma gibi olumsuz tutumlar hâlâ vardır. Oysa sorumluluk almak, iç birlik, ortak strateji ve tarih bilinciyle hareket etmek şarttır.
Irak’ta federal yapı, Suriye’de demokratik konfederalizm modeli gelişmekte ancak bölge devletleri ve dış müdahaleler engellemektedir. Türkiye’de de tarihi bir mücadele devam etmekte, demokratik çözüm önerileri yavaş ilerlemektedir. İran’da ise katliam ve idam politikaları sürmektedir.
Sonuç olarak: Güçlü bir tarih bilinciyle sorunları görüp, iç ve dış dengeleri iyi değerlendirerek dört parça Kürdistan’da Kürt ittifakı ve ortak tarih bilinciyle hareket etmek en büyük atılımdır. Bu dönemde Önderlik değerleri büyük bir moral ve güven yaratmıştır.
Kürtler kendi tarihlerine, diline, kültürüne ve coğrafyasına sahip çıkmaya devam ediyor. Yaratılan değerler ve ödenen bedeller bu gerçekliğe işaret ediyor. Çocuklara anadilde eğitim, ortak Kürtçe eğitim, siyasi partilerin toplumsal değerler etrafında birleşmesi, ortak tarih bilinciyle yüzleşme ve diyalog kaçınılmazdır.
Tarihini kaybeden her şeyini kaybeder. Bu nedenle tarihimizi araştırmak, incelemek ve bilinçli bir duruş sergilemek her Kürt’ün ontolojik görevidir.
Şiyar ADIYAMAN





