Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Türkiye’de yürütülen süreci göz ardı ederek Rojava’daki Kürtlerin kazanımlarını tasfiye etmek için Dêrazor başta olmak üzere Suriye’nin birçok yerinde Arap lobiciliği faaliyetleri yürütüyor.
Türk devleti Suriye’deki yayılmacı politikalarına devam ederek, özellikle Dêrazor’da Esad rejimine ve İran Devrim Muhafızları’na sadık silahlı grupları ve aşiretleri desteklemek için harekete geçti. Ayrıca, 10 Mart anlaşmasını bozmak ve Kürt kazanımlarını tasfiye etmek amacıyla Suriye Demokratik Güçleri’ne (QSD) karşı koordineli saldırılar düzenlemek için bu grupları lojistik ve askeri olarak yeniden organize etmeye ve finanse etmeye çalışıyor.
Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Erdoğan’ın doğrudan yetki verdiği AKP’den bir heyetin geçtiğimiz hafta Dêrazor şehrini ziyaret ederek Egedat Aşireti’nin şeyhleriyle görüştü.
Türk heyetinde AKP’nin önde gelen isimlerinden Hasan Balcı, Süleyman Zahreddin Kadur ve Türk devletinin Suriye’deki yardım vakfı görevlilerinden Mert Serinkan’dan oluştuğu; Egedat Aşireti’nden ise Şeyh Musab, İbrahim ve Sami El-Hifil’in toplantıya katıldığını öğrenildi.
AKP heyetinin Dêrazor’a giderek El-Egedat aşireti şeyhleriyle görüşmesinin amacının, Türkiye’nin aşireti silah ve lojistik desteğini sunma sözü vermesinin ardından, söz konusu aşiretin QSD’ye karşı başlatılması planlanan savaşa katılması yönünde talimat vermek olduğu öğrenildi.
Türk devleti kamuoyunu yanıltmak ve Arap aşiretlerini Özerk yönetime ve QSD’ye düşman olarak göstermek amacıyla, sözde “Aşiret Ordusu” adı altında HTŞ eliyle bölgeye kaydırdığı MİT’e bağlı çete gruplarıyla ortaklaşa QSD’ye saldırıları planlarını devam ettiriyor. Bu, Araplar ve Kürtler arasında mezhep çatışması yaratma, bu bölgelerdeki istikrarı bozma ve Kürtleri yalnızlaştırma politikalarının devamı niteliğindedir. Yaratılan kaos ortamında faydalanmaya çalışan Türk devleti işgal alanlarını daha da genişletmeyi hedeflemektedir.
Son dönemde, Suriye’nin kuzey ve doğusundaki Dêrazor, Rakka ve Tapka bölgelerinde, sözde “Aşiretler Ordusu” adı altında faaliyet gösteren uyuyan hücrelerin hareketliliğinin arttığını sitemiz Lekolin.org belirtmişti. Aynı şekilde Ankara perspektifli ve Şam merkezli yapılan toplantılarda MİT ve HTŞ’nin Aşiretler üzerinden yaptığı kirli planı 31 Temmuz tarihli Özel Dosyamızda tüm detaylarıyla ortaya koymuştuk. Gelinen noktada bu kirli plan Kürtlere karşı Arap lobiciliği faaliyetlerine dönüşürken bizzat AKP yetkililerinin plana dahil olduğu net anlaşılmaktadır.
ŞAM KIRSALINDA BENZER BİR TOPLANTI
Bağlantılı olarak, AKP heyeti Şam kırsalında Süveyda’dan Bedevi aşiretleri ve diğer Suriye illerinden aşiret şeyhleriyle, HTŞ’nin güvenlik yetkilileri eşliğinde görüştü. Toplantıda Süveyda valiliğinin son durumu ele alındı ve Şam otoritesi altına dönmesi için yeni saldırılar hazırlanması gerektiği vurgulandı; Türk tarafı ise güney Suriye’deki Dürzi topluluğuna karşı herhangi bir operasyonda toplantıya katılan aşiretlere mali ve silah desteği sağlayacağını teyit ettiği öğrenildi. Ayrıca Dürzi halkının Özerk Yönetim ve QSD’ye olan desteklerini geri çekmeleri için toplantıya katılan şeylerin faaliyetlere başlamaları istendi.
Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinden bu yana, bazı aşiretleri kendi safına çekmeye ve onları yayılmacı ve işgalci emellerini ilerletmek için Suriye halkının geri kalanına karşı bir araç olarak kullanmaya çalıştı. Bu durum, Esad rejiminin devrilmesiyle ve işgal alanlarını genişleten hamlelerle daha da belirginleşti. Nitekim, yakın zamanda MİT, Humus şehrinde Hasna ve Halep’te Beni Xalid aşiretleriyle bir araya gelerek, emirlerini yerine getirmeleri karşılığında onlara mali destek ve silah sağlama sözü verdiği bilgisine ulaşıldı.
İBRAHİM EL-HİFİL: ESAD VE İRAN’DAN TÜRKİYE SAFFINA GEÇİŞ
Yaklaşık iki yıl önce, 27 Ağustos 2023’te, QSD koalisyon güçlerinin desteğiyle “Güvenliği Güçlendirme” adlı bir güvenlik operasyonu başlattı. Operasyon uyuşturucu satıcıları ve suçluların da dahil olduğu, DAIŞ hücrelerine karşı iç ve dış güvenlik operasyonuydu.
QSD, Dêrazor Askeri Konseyi Komutanı İbrahim El Hifil (Ebu Xewla) sivillere karşı çeşitli suçlar işlemek, uyuşturucu kaçakçılığı yapmak ve devrime düşman dış güçlerle iletişim ve koordinasyonunu ihlal etmek suçlamasıyla tutukladı. Ayrıca, güvenlik durumunu kötü yönetmek, DAIŞ hücrelerinin faaliyetlerini artırmada olumsuz rol oynamak ve SDG’nin iç tüzüğünü ihlal ederek konumunu kişisel ve ailevi çıkarları için kullanmakla da suçlu bulundu.
Bu dönemde Musab ve İbrahim el-Hifil’in eski Suriye rejimi ve İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iş birliği yaptığı açıkça ortaya çıktı. Ayrıca El-Egedat aşireti, “Aşiret Ordusu” adı altında Dêrazor’da QSD güçlerine ve sivillerin evlerine yönelik baskıcı operasyonlara ve saldırılara katılarak iş birliği yaptı.
İran istihbaratı, planın hayata geçirilmesi için El-Egedat aşiretine destek ve danışmanlık sağlarken, MİT de kendisine bağlı çeteleri Dêrazor kırsalına göndererek, bölgenin yerlisi olduklarını iddia ederek, doğrudan QSD’ye karşı saldırılara katıldı.
Esad rejiminin devrilmesinin ardından Musab ve İbrahim el-Hifil, Heyet Tahrir el-Şam’ın temsil ettiği Şam hükümetine tam bağlılıklarını açıklayarak, Suriye’nin kuzey ve doğusunda QSD güçlerine karşı savaşmaya hazır olduklarını ifade ettiler.
Suriye sahası ABD-İngiltere-Fransa, Rusya ve Türkiye arasında karmaşık bir nüfuz mücadelesine sahne olurken, Ankara bir yandan Önder Apo ve Apocu Hareketinin başlattığı “Barış ve Demokratik Toplum” inşa süreci için “Kürt ve Türk kardeşliği” argumanını öne çıkarırken, diğer yandan da Suriye’de başta Kürtler olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine karşı sadece DAIŞ ve türevlerini daha çok azdıracak lobi faaliyetlerini sürdürmektedir.
Militan RÊHAT





