Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor. İstihbarat raporlarına ve sızan diplomatik görüşme notlarına göre, Arap dünyası Türkiye’ye yeni bir rota çizerken, Suriye sahası ABD, Rusya ve Türkiye arasında karmaşık bir nüfuz mücadelesine sahne oluyor. Ankara, bir yandan Önder Apo ile Apocu Özgürlük Hareketi ile “Barış ve Demokratik Toplum” çözüm sürecinin Suriye ayağına kör düğüm atmaya çalışırken, diğer yandan Şam’da kontrolü ele geçirme yarışında Moskova ile karşı karşıya geliyor. Tüm bu denklemin merkezinde ise Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin geleceği yatıyor.
ARAP DÜNYASINDAN TÜRKİYE’YE NET MESAJ: “SINIRLARIN DIŞINA ÇIK ORTA ASYA’YA YÖNEL”
Son dönemde sızan ve 2025 sonbaharına tarihlenen istihbarat raporlarına göre, Ortadoğu’da güç dengelerini yeniden şekillendirecek kritik bir görüşme gerçekleşti. Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temsilcileri ile Türk yetkililer arasında yapılan toplantıda, Ankara’ya net bir mesaj verildi: “Arap topraklarındaki askeri varlığınıza ve milis gruplarınıza son verin.”
Arap bloğunun, Türkiye’nin bölgedeki varlığını ancak “yumuşak güç” yoluyla sürdürebileceğini belirttiği, savaşların ve sorunların sona erdirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu çekilmeye karşılık olarak ise Türkiye’ye yeni bir iş birliği alanı sunulduğu iddia ediliyor: Orta Asya. Raporlara göre, bu dört ülke, Orta Asya’daki potansiyel çatışma ve gelişmeleri birlikte yönetme konusunda bir irade ortaya koydu. Bu durum, Arap dünyasının Türkiye’yi askeri bir rakip olarak bölgeden uzaklaştırırken, stratejik bir ortak olarak farklı bir coğrafyaya yönlendirme çabası olarak yorumlanıyor.
KRİTİK KAVŞAK: KUZEY VE DOĞU SURİYE’NİN KADERİ PAZARLIK MASASINDA
Tüm bu gelişmelerin merkez üssü ise Suriye. Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’nin statüsü, tüm aktörlerin üzerinde en yoğun pazarlığı yürüttüğü konu olarak öne çıkıyor.
-Suudi Arabistan ve Fransa’nın Pozisyonu: Suudi Arabistan, QSD ve Özerk Yönetim’in tamamen dağılmasına karşı bir tutum sergiliyor. Riyad, Kürtlerin varlığını hem terörist grupların geri dönüşünü engelleyen bir tampon hem de Türkiye’nin bölgedeki egemenliğini sınırlayan bir faktör olarak görüyor. Ancak, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına da kesinlikle karşı çıkıyor. Fransa ile birlikte, Özerk Yönetim’in Şam hükümetine entegrasyonu için bir formül arayışı içindeler.
-Türkiye ve Şam’ın Müzakereleri: Sızan Türk güvenlik raporlarına göre, Türk ve Suriye istihbarat heyetleri arasında yoğun bir trafik yaşanıyor. Bu görüşmelerde Ankara, Özerk Yönetim dosyasının siyasi ve kendilerinin tanımladığı entegrasyon kavramı çerçevesinde “belirlenen zaman diliminde” kapatılması konusunda ısrar ediyor. Türkiye, QSD’nin taviz vermesi için askeri baskının devam etmesi gerektiğini savunuyor. Türk güvenlik bürokrasisine göre, önümüzdeki dönemde ulusal güvenliğe yönelik asıl tehdit Güney Kürdistan değil, Kuzeydoğu Suriye olacak. Bu nedenle, QSD’nin Şam’a entegrasyonu, ancak “iç yapısının dağıtılması” şartıyla kabul edilebilir görülüyor.
-SDG ve Şam Arasındaki Tıkanıklık: Özerk Yönetim ile Şam arasında kurulan askeri komitelerin görüşmeleri ise tam bir güvensizlik ortamında ilerliyor. Suriye güvenlik kaynakları, QSD’nin entegrasyona “biçimsel” yaklaştığını, Suriye ordusunun bölgeye tam konuşlanmasını istemediğini ve asıl amacının zaman kazanarak “ayrılıkçı proje” için uluslararası destek aramak olduğunu Türk tarafına bildiriyor. SDG ise güçlerinin büyük kısmının kendi bölgelerinde kalmasını ve siyasi ademi merkeziyetçiliği talep ediyor.
ABD Faktörü: İsrail’in Güvenliği ve YPJ’nin Statüsü
Denklemin en kilit aktörü ise şüphesiz ABD. Suriye güvenlik raporları, Washington’un bölgedeki gelişmeleri yönlendiren ana güç olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Amerikan heyetlerinin Şam’a, “İsrail’in çıkarlarını ilerletmeleri” yönünde siyasi baskı yaptığı belirtiliyor. Daha da önemlisi, ABD’nin, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının güvence altına alınmasını ve YPJ’nin (Kadın Koruma Birlikleri) Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde örgütlü bir güç olarak kalmasını istediği iddialar arasında. Bu durum, Türkiye’nin “tüm güçlerin entegre (eritme)” politikasıyla doğrudan çelişiyor ve ABD’nin sahadaki müttefikini tamamen terk etmeye niyetli olmadığını gösteriyor.
ŞAM’DA NÜFUS SAVAŞI: TÜRKİYE, RUSYA’YI SAF DIŞI BIRAKABİLİR Mİ?
Suriye’deki Şam iktidarı (raporlarda Ahmed Şara hükümeti olarak geçiyor) üzerinde de büyük bir güç mücadelesi yaşanıyor. Sızan bir başka istihbarat notu, Ankara ile Washington arasında yapılan ve “Türkiye’nin desteği karşılığında Rus güçlerinin Suriye’den kademeli olarak çekilmesini” öngören bir anlaşmadan bahsediyor.
Ancak, Colani’nin Moskova’yı ziyaret ederek Rusya ile eski ekonomik anlaşmaları (fosfat madenleri, petrol sahaları, limanlar) yenileme sözü vermesi, bu planı altüst etmiş görünüyor. Bu durum-her ne kadar MİT’in talebi üzerine bu görüşme yapıldıysa da -hem Türkiye’yi hem de ABD’yi rahatsız etti.
-Türkiye’nin Tepkisi: Ankara, Rusya’nın kontrolündeki bu ekonomik varlıkları devralmaya hazırlanıyordu. Colani’nin hamlesi, Türkiye’nin planlarını bozduğu için MİT’in Şam üzerindeki baskısını artıracağı ve HTŞ komutanlarına yönelik operasyonlara başlayabileceği değerlendiriliyor.
-ABD’nin Tepkisi: Amerikalı yetkililerin, Türk heyetini “anlaşmayı ihlal etmekle” suçladığı ve Rus varlığının devamından duydukları rahatsızlığı dile getirdiği belirtiliyor. Özellikle Rus güçlerinin İsrail sınırındaki Güney Suriye’ye konuşlanması, Washington için kırmızı çizgi olarak görülüyor.
Bu çelişkili durum, Türkiye’nin sahadaki karmaşık dansını gözler önüne seriyor: Bir yandan ABD ile Rusya’yı çıkarma planı yaparken, diğer yandan ABD ve İsrail’in planlarını engellemek için Rusya’ya tavizler vermek zorunda kalabiliyor.
Sonuç: Kırılgan Dengeler ve İstihbarat Savaşları
Sunulan veriler, Ortadoğu’da silahların görece sustuğu ancak diplomatik ve istihbari savaşların en şiddetli şekilde devam ettiği bir döneme girildiğini gösteriyor.
1.Türkiye’nin Stratejik Sıkışması: Ankara, bir yandan Arap dünyasının baskısıyla Suriye’den askeri olarak çekilmeye zorlanırken, diğer yandan Önder Apo ve Apocu Özgürlük Hareketi ile iç barış sürecini başlatabilmek için Kuzeydoğu Suriye’deki yapıyı kendi lehine dönüştürmek zorunda. Bu denklem, Türkiye’yi hem ABD hem de Rusya ile hassas pazarlıklara itiyor.
2.Suriye, Büyük Güçlerin Arenası: Suriye, artık bir iç savaş ülkesi olmaktan çıkıp, küresel güçlerin ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını paylaştığı bir satranç tahtasına dönmüş durumda. Petrol, gaz, madenler ve ticaret yolları üzerindeki kontrol, en az siyasi çözüm kadar önemli.
3.Kuzey ve Doğu Suriye‘nin Geleceği: QSD ve Özerk Yönetim, varlıklarını sürdürebilmek için toplumsal yapısını daha da güçlendirmek durumda. ABD’nin önceliği, İsrail’in güvenliği ve Rusya’nın sınırlandırılması. Bu büyük oyunda, Kürtlerin elde edeceği kazanımların ne olacağı (özerklik mi, kültürel haklar mı, yoksa sadece formel bir entegrasyon mu) halen belirsizliğini koruyor.
Sonuç olarak, bölgede büyük bir askeri operasyon beklenmese de, istihbarat operasyonları, ekonomik hamleler, demografik yapıyı değiştirme girişimleri (arazi alımları yoluyla) ve siyasi suikast riskleri artarak devam edecektir. Her aktör, masadaki pozisyonunu güçlendirmek için bir sonraki hamleyi bekliyor. Bu kırılgan denge, en ufak bir yanlış hesapla yeniden alevlenebilecek bir potansiyel taşıyor.
Fırat ALİ





