MİT Hizbullah’a doğrudan destek ve silah nakli gibi faaliyetlerini devam ettirirken, bölgesel güç mücadelesinde ABD ve İsrail’e karşı proaktif bir tutum sergilemekte. Hizbullah’ı stratejik bir tampon olarak kullanırken sınır meselelerini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmektedir.
MİT’İN LÜBNAN’DAKİ GİZLİ OPERASYONLARI
Edindiğimiz bilgilere göre MİT, son dönemde Lübnan’a diplomatik kılıfla çeşitli kişiler göndererek Hizbullah’la doğrudan temas kurdu. Bilinen isimler arasında Muhammed Ulusoy, İbrahim Tolga, Demet Sarıtaş ve Ozan Emizralı yer alıyor. MİT’in sahadaki elamanları olduğu belirtilen bu kişiler, İran’dan gelen paraların Hizbullah’a ulaştırılmasını koordine ediyor ve Suriye üzerinden özellikle HTŞ kontrolündeki bölgeleri bypass ederek örgüt üyelerini İran ile Irak’a naklediyor. MİT’e bağlı araçlar, geçici Şam hükümetinin getirdiği kısıtlamalara karşı Hizbullah’ın lojistiğini güvence altına alıyor.
Amaç, İran’la koordineli olarak Hizbullah’a silah, para ve uzman desteği sağlamak; örneğin füze geliştirmek için Türk-İranlı uzmanlar Lübnan’a sokuluyor. Bu adımlar, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını engellemek ve Lübnan’ı İsrail’e karşı “ön cephe” olarak konumlandırmak özellikle İsrail’in Türk topraklarındaki Hamas unsurlarına yönelik olası saldırılarından misilleme olarak tasarlanan bir plan olduğu belirtilebilir.
SURİYE ÜZERİNDEN LOJİSTİK DESTEK
Suriye’de HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinin ardından, Hizbullah’ın İran ve Irak’a personel naklini zorlaştı. MİT, HTŞ’nin haberdar edilmemesi şartıyla istihbarata bağlı araçlarla Hizbullah üyelerini Suriye üzerinden güvenli geçişle İran’a ve Irak’a taşıyor. Benzer şekilde, İran’dan gelen silahlar Suriye rotasıyla Lübnan’a ulaştırılıyor. Bu faaliyetler MİT’in Hizbullah’ı “koruma” rolünü üstlendiğini ve Suriye’deki yeni gerçeklikte Ankara’nın Hizbullah’ın lojistikçisi haline geldiğini kanıtlıyor. Bu strateji Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunu genişletirken, Hizbullah’ın operasyonel kapasitesini koruyor ve bölgesel müttefiklikleri pekiştiriyor.
LÜBNAN’DA KAOS YARATMA VE HİZBULLAH’I SİLAH BIRAKMAMA TEŞVİKİ
Lübnan’a giden MİT yetkilileri, Lübnan savunma bakanı ve başbakanının İsrail ve Mossad ile doğrudan koordine olduğunu ve Hizbullah’ın silahlarının transferinin Lübnan hükümetinin değil, Mossad ve Amerikan istihbaratının talebi üzerine olduğunu gösteren bilgilere sahip olduğunu belirtti. MİT ayrıca Hizbullah yetkililerine, silahlarını teslim etmesi halinde Hizbullah’ın ortadan kaldırılacağını bildirdi. MİT’in bu yaklaşımı, Hizbullah’ın direnişini körüklüyor ve Lübnan’da siyasi kaosu derinleştiriyor. MİT, sınır belirsizliğinin kaçakçılık ve Hizbullah faaliyetlerini beslediğini bildiği halde, bunu lehine kullanıyor. Sonuçta, Hizbullah’ın silahlı varlığını sürdürmesi, Türkiye’nin İran’la ittifakını güçlendiriyor ve Lübnan’ı iç istikrarsızlığa sürükleyerek ABD-İsrail etkisini sınırlıyor.
ABD-MİT GÖRÜŞMELERİ
ABD, MİT’le görüşmelerde Suriye-Lübnan kara sınırlarının (Şeba Çiftlikleri’nden Akkar’a 375 kmlik bölgenin) yeniden çizilmesini, Lübnan egemenliğinin tanınması ve Hizbullah’ın gerekçelerini zayıflatma aracı olarak sundu. Sınır belirsizliği, kaçakçılık, yasadışı hareketler ve su-toprak anlaşmazlıklarını tetiklediğini vurguladı. Deniz sınırları için de petrol-gaz fırsatları ve Suudi finansmanlı gözetim teknolojileri önerdi. Nihai hedef, Lübnan’ın tüm sınırlarını (güneyde İsrail, kuzey-doğuda Suriye) kontrol altına alarak Hizbullah’ı zayıflatmak ve Şam-Tel Aviv güvenlik anlaşmasını tetiklemek. Türk heyet ise Şeba Çiftlikleri’ni “Suriye toprağı” diyerek ABD’nin önerisine ilişkin çekincelerini dile getirdi; bunu Hizbullah’ı kuşatma girişimi olarak yorumladığı öğrenildi. Bu uyuşmazlık, Türkiye’nin sınır dosyasını kendi jeopolitik çıkarları (Hizbullah desteği ve Suriye nüfuzu) için bloke ettiğini gösteriyor.
İki tarafın ayrıca Suriye ve Lübnan arasındaki kuzey deniz sınırını da görüştüğü öğrenildi. ABD tarafı, bu sınırın belirlenmesinin Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz zengini bölgelerde yeni ekonomik fırsatlar yaratacağını vurguladı. Ayrıca, Suudi Arabistan’ın gözetleme projelerine fon sağlayarak ve sınır geçişlerine ileri teknoloji sağlayarak destekleyici bir rol oynamasını önerdi.
Sınırın belirlenmesi, Amerika ve İsrail’in çıkarlarına göre yapılmaktadır. Aynı zamanda, İsrail’in Orta Doğu’daki planının devamıdır; İbrahim Anlaşmaları’nı İsrail ile yapan devletler de bu plana dahil olmuştur, örneğin Suudi Arabistan devleti bu konuda ismi geçen ülkeler arasındadır. Diğer yandan, bu plan yukarda belirtildiği üzere, Lübnan’daki Hizbullah’ı engellemek ve silahlarını teslim etmesine izin vermektir.
BÖLGESEL DENGELERDE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ÇELİŞKİSİ
Türkiye’nin İsrail’in planlarına karşı engeller çıkarmak için İran ve onun milisleriyle büyük bir iş birliği geliştirdiğini belirtmek gerekir. Türkiye’nin bu oyunu çok tehlikelidir, çünkü hem Şam iktidarı aracılığıyla Suriye’de çıkarlarını yürütmekte hem de İran milisleri aracılığıyla İsrail’e karşı faaliyetlerini sürdürmektedir. Ayrıca Türkiye, İsrail’i Lübnan’da meşgul etmek istiyor ki İsrail’in Suriye’deki hareketi zayıflasın. Bu şekilde İsrail, bazı konularda, özellikle Suriye’de, Türkiye’ye taviz versin.
Öte yandan, Türkiye’nin bu çift yönlü faaliyetleri ilerlerse, İran milislerine kendi şartlarını sunma ihtimali vardır; Türkiye’nin desteğine karşılık, İran milislerini özellikle Haşdi Şahbi’yi Irak ve İran sahasında PKK’ye karşı Türkiye ile iş birliği yapmasını talep edebilir.
Ayrıca Türkiye’nin Hizbullah’a desteği, ABD’nin sınır çizimini bozarak İsrail’in Lübnan-Suriye hattındaki planlarını baltalıyor; bu, Ankara’nın Hizbullah ile ittifakını Doğu Akdeniz gaz sahaları ve Hamas korumasından öteye taşıyor. Sınır çizimi, “hesaplanmış istikrar” vaadiyle gelse de, Türk devletinin ikili oyunu ve Suriye üzerinden Hizbullah desteği, kaosu uzatıyor.
İran-Türkiye-ABD üçgenindeki artan gerilim, Lübnan’da iç çatışmaları körüklerken İsrail’in sert misilleme riskini yükseltiyor. Washington’un Suudi Arabistan’la derinleşen ilişkileri, Türkiye’yi bölgesel ittifaklardan izole etme potansiyeli taşıyor; buna karşılık Ankara, Suriye’yi tampon bölge olarak konumlandırarak güç dengelerini kendi lehine çevirmeye odaklanıyor. Bu tablo, Orta Doğu’da “yeni soğuk savaş”ı simgeliyor: İstihbarat savaşları, vekil aktörler (Hizbullah, HTŞ gibi) ve sınır mühendisliği (örneğin Suriye-Lübnan çizimi) üzerinden sürdürülen amansız bir güç mücadelesi.
Arî TUFAN





