Son bir yılda bölgemizin temel belirleyici adımı olan Önder APO’nun Barış ve Demokratik Toplum hamlesi Türk devleti ile yürütülen bir diyalog zemini üzerinden gelişti. Bu diyalog aşamasında Önder APO ve özgürlük hareketi gerekli tüm adımları atarak Kürt sorunun demokratik çözümünün önünü açtı. Bu aşamadan sonra ikinci evrede başta Önder APO’nun fiziki özgürlüğü olmak üzere Türk devletinin gerekli hukuki ve siyasi adımları atması ile gelişecektir. Demokratik müzakere aşamasının başlaması da zaten Türk devletinin bu adımları atmasına bağlıdır. Fakat bu aşamada dikkat edilmesi gereken Önder APO’nun sürecin başından itibaren dikkat çektiği norm dışı devlet unsurlarının varlığı ve yapabilecekleri provokasyonlardır. Çünkü son dönemde yaşanan bazı olaylar ve Türk devletinin MİT başta olmak üzere istihbarat örgütlerinin özel savaş uygulamaları norm dışı devlet unsurlarının giderek aktifleştiğini göstermektedir.
Norm dışı devlet unsurlarının yaptıklarını ve amaçlarını anlayabilmek için öncellikle bu yapılanmayı ve onun Türk devleti ile ilişkisini vurgulamamız gerekir. Çünkü bu güçleri doğru tanımlayabildiğimiz zaman onların pratiklerini doğru irdeleyebiliriz. Öncellikle bu güçler kimi özel savaş mensuplarının tarif ettiği gibi Türk devletinin bağımsız oluşumlar şeklinde ele alınmamalıdır. Kimi zaman “derin devlet” gibi kavramlarla bu unsurlar sanki ayrı bir yapı biçiminde sunulmaktadır. Oysa norm dışı devlet unsurları Türk devletine içkindir ve kesinlikle ondan bağımsız görülemezler. Siyasetçi, bakan ya da farklı resmi devlet görevlilerinden bağımsız hareket etmeleri yanılgıya neden olmamalıdır. En basitinden Türkiye tarihinde gerçekleşen darbeler bu durumu açıkça gösterir. Norm dışı unsurlar farklı devlet odaklarının talimatları ile hareket edebilir fakat bu onların devletten ayrı oldukları anlamına gelmez. Çünkü Türk devleti daha kuruluşundan itibaren bu biçimde örgütlenmiştir. Devlet kendini hiçbir zaman normlarla sınırlamamış her zaman norm dışı unsurları kullanmıştır. Kürt halkına karşı yürütülen inkar ve imha siyaseti zaten norm dışı unsurlar üzerinden inşa edilmiştir.
Önder APO’nun yakın dönemde Türk devletindeki darbe mekaniğini açıklayan değerlendirmelerinde bu durum çok daha anlaşılır biçimde ifade edilmiştir. Norm dışına çıkma, darbe mekaniği Türk devletinin habitusu haline gelmiştir. Yani Türk devletinde alışkanlık ve gelenek bu biçimdedir. Önder APO darbe mekaniğini de bu habitus üzerinden tarif etmiş ve sürekli bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle otomatik olarak devreye girmemektedir. Çünkü bu yapı demokrasi ve Kürt düşmanlığı üzerinden şekillenmiştir. Doğal olarak aksi bir durumda norm dışı güçler neredeyse bir refleks olarak devreye girmektedir.
Bu aşamada Baş müzakereci konumu Türk devleti tarafından kabul edilen Önder APO ile diyalog süreci devam etmektedir. Norm devlet konumunda olan yetkililer bu süreci çok kıymetli bulduklarını açıklamakta bu temelde TBMM’de kurulan komisyon çalışmalarını sürdürmektedir. Diğer yandan ise Bakurê Kürdistan başta olmak üzere Türkiye genelinde istihbarat kurumları yurtseverleri ajanlaştırmak için türlü türlü yollara başvurmaktadır. Bu ajanlaştırma adımlarının çoğu basın açıklamaları ile deşifre edilmektedir. Burada resmi istihbarat kurumu olarak kendini ifade eden kişiler ayrı yöntemlere başvurmaktadır. Hedef olarak çevrede yurtseverlikleri ile bilinen kişileri özelliklede DEM parti yöneticilerine seçmektedirler. Bazı yurtseverlere sürecin başarısı için onlarla çalışmalarını teklif etmekte, bazılarını ise tehdit ederek kendi ajanları haline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu yaygın hamlenin sıradan ele alınması çok yüzeysel olur. Bu süreçte bu hamlenin anlamı süreci bozmaya çalışmak ve daha büyük bir savaşa hazırlanmaktır. Bu kişilerin norm dışı devlet odakları ile ilişkileri açık olmakla birlikte devlet kurumları bu yapılanlardan sorumludur. Birçok farklı yerde gelişen bu uygulamalar birkaç memurun inisiyatifi ile açıklanamaz. MİT bugün diyalog sürecinde rolü olan bir kurumdur. Bir yandan barış çalışmaları diğer yandan ajanlaştırma uygulamaları aslında Türk devletinin Kürt düşmanı yüzünü bir kez daha deşifre etmektedir. Kimsenin halkımızı kirli yöntemleri ile ajanlaştırmaya çalışmaya hakkı yoktur. Bunun barış ve demokrasi ile hiçbir ilgisi olmadığı da açıktır.
Aralık ayının başında basına servis edilen bir Trafik polisinin halka açık bir yerde sürece ve Önder APO’ya karşı açıklamaları tekil ve bireysel bir çıkış olarak görülemez. Bunda kuşkusuz yıllardır halkı zehirleyen şovenist ırkçı propagandaların etkisi vardır. Bu açıdan Türk toplumunun önemli bir kesiminin bu Kürt düşmanı zihniyetle yönlendirildiği de açıktır. Fakat bir devlet görevlisinin bu şekilde hareket etmesinin ne anlama geleceği de bellidir. Bunun planlanmış ve Türk halkını galeyana getirme, kışkırtma amacı taşıyan özel savaş oyunu olduğunu görmek gerekir. Bu polisin görevden alınması tek başına bir anlam ifade etmez. Birey olarak doğrudan görevlendirilmiş olmayabilir. Fakat yukarda bahsedilen habitusa uygun bir tepkinin sanal medyada yayılması, organize bir fiili göstermektedir.
Yine kısa bir süre önce özel savaş medyasındaki rolü bilinen Saygı Öztürk üzerinden Türk devletinin faşist çete örgütlenmesinin simgelerinden olan Yeşil isminin tekrar piyasaya sunulması ve Rojava’ya atıf yapılması da münferit bir olay olarak görülemez. “Ben Yeşil” diye bu gazeteciyi arayan kişinin bulunması ve yarı açık cezaevindeki bir meczup olarak gösterilmesi de algı karmaşası yaratmanın tipik bir örneğidir. Yeşil adlı kontra büyük ihtimalle çıkar çatışması nedeniyle yıllar önce tasfiye edilmiştir. Fakat onun adının yaratacağı mesaj herkes tarafından bilinmektedir. Bunun hem de Rojava ile birlikte sunulması Kürt halkını katliamlarla tehdit etme anlamına gelmektedir. Bunun örtük bir mesaj olarak ele almak gerekir. Bu mesajı veren norm dışı güçlerin hesabı toplumsal yaraları kaşımaktır. Bu şekilde görmek gerekir.
Tüm bu güncel olaylar norm dışı unsurların etkin olabileceklerini göstermektedir. Devletin doğrudan kurumları da ona bağlı güçlerde bu süreçte Kürt düşmanlığını sonuna kadar sürdüreceklerini göstermektedirler. Burada önemli olan halkımızın bu konuda son derece duyarlı olmasıdır. Ajanlaştırmaya karşı sürekli durmak, bu durumları teşhir etmek, kendini ve tüm yakınlarını bu tür istihbarat kurumlarına karşı korumak gerekir. Bundan da öteye halkımızın demokratik zeminde kendini öz savunma ekseninde örgütlenmesi farzdır. Bu süreçte devletin atacağı adımlardan ziyade odaklanmamız gereken esas nokta öz örgütlenmelerimizdir. Komün temelinde demokratik toplumu ilmik ilmik örmek bu tür özel savaş yöntemlerini boşa çıkarmanın yegane yoludur. Norm dışı unsurların etkisizleşmesi de Türk devletinin hukuki zeminde Kürt halkını tanıması da bu öz örgütlenmenin başarısı ile gerçekleşecektir.
Kendal BAGOK





