KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Sosyal Bilimler Kadın ve Bilimi Olarak Jineoloji

Sosyal bilimlerin ana eksenini belirleyecek temel kaynaklardan biri, hatta belki de en merkezi olanı, kadın gerçeğidir. Toplumun varoluşsal temeli, şekillenme biçimi ve tarihsel gelişim süreçleri incelendiğinde, kadının dışlanarak oluşturulmuş hiçbir teorik ya da pratik yapının hakikati temsil edemeyeceği açıkça görülür.

14 August 2025
Kategori: Kadın, Politik Analiz
284 3
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Sosyal bilimlerin ana eksenini belirleyecek temel kaynaklardan biri, hatta belki de en merkezi olanı, kadın gerçeğidir. Toplumun varoluşsal temeli, şekillenme biçimi ve tarihsel gelişim süreçleri incelendiğinde, kadının dışlanarak oluşturulmuş hiçbir teorik ya da pratik yapının hakikati temsil edemeyeceği açıkça görülür. Bu nedenle, kadın hakikatini merkeze almayan hiçbir sosyal bilim inşa girişimi bütünlüklü bir paradigma kuramaz.

Bu nedenle toplum doğası gereği dişildir, toplumsal yaşam, doğa-insan ilişkisinin kadın zihniyetiyle kurulduğu bir varoluş biçimidir. Sosyal bilimlerin asıl görevi de bu varoluş biçimini yeniden tanımak, tanımlamak ve inşa etmektir.

Kadın gerçeği tarih boyunca yalnızca ihmal edilmemiş, aynı zamanda sistemli bir biçimde bastırılmış, saptırılmış ve görünmez kılınmıştır. Egemen erkek aklının ördüğü uygarlık yapıları, bilimi de bu inkar üzerinden örgütlemiş, kadını yalnızca nesneleştirilen değil, bilim dışına da itilen bir varlık haline getirmiştir. Toplumsal yaşamın kadın ve erkek arasındaki ilişki üzerinden şekillendiği düşünüldüğünde, bu ilişkinin karakteri, hem toplumsal sistemlerin niteliğini hem de bu sistemlerin içinden çıktığı bilgi, etik, politika, anlam ve kültür gibi temel alanların mahiyetini belirler.

ÖNDER APO’NUN ÖNERDİĞİ JİNEOLOJİ

Bu bağlamda kadının tarihsel rolü salt bir biyolojik cinsiyet değil, toplumun kendisini kurma biçimidir. Neolitik dönemde ana kadın etrafında şekillenen demokratik-komünal yapılar, insanlığın evrensel doğasıyla en uyumlu varoluş formlarıydı. Erkek ise bu formasyon içinde anlam kazanıyordu. Ancak 5 bin yıllık tekelci uygarlık, erkeği iktidarın taşıyıcısı haline getirerek toplumu çarpıttı, kadını görünmez kıldı ve toplumsal yapının temelini saptırdı. Kadın karşıtlıktan çıkartılıp bastırıldıkça toplum da köleleştirildi. Kadınla birlikte duygular, estetik, etik, doğa toplum uyumu ve yaşamıyla bütünlük de bastırıldı.

İşte bu gerçeklik temelinde Önder Apo’nun önerdiği Jineoloji, yalnızca bir kadın bilimi değil, yeni bir sosyal bilimin ontolojik, epistemolojik ve metodolojik temelidir. Çünkü jineoloji, yalnızca kadını açıklamakla kalmaz, aynı zamanda bilginin, oluşun, toplumun ve yaşamın kuruluş biçimini sorgular ve dönüştürmeyi hedefler. Bu nedenle jineoloji sosyal bilimlerin bir alt dalı değil, ana kaynağı, hatta özgür sosyal bilimler paradigmasının kendisidir.

Bu noktada Önder Apo’nun şu ifadeleri temel bir dönüm noktası olarak alınmalıdır.

“Tüm bilimlere olduğu gibi sosyal bilimlere de damgasını vurmuş erkeklik söyleminde kadından bahseden satırlar, gerçekliğe hiç dokunmayan propagandatif yaklaşımlarla yüklüdür. Kadının gerçek statüsü bu söylemlerle tıpkı uygarlık tarihlerinin sınıf, sömürü, baskı ve işkenceyi örtbas etmesi gibi belki de kırk kez örtülmektedir. Feminizm yerine jineoloji (kadın bilimi) kavramı amacı daha iyi karşılayabilir. Jineoloji’nin ortaya çıkaracağı olgular herhalde teolojinin, eskatolojinin, politikolojinin, pedagojinin, velhasıl sosyolojinin birçok bölümüne ilişkin loji’lerden daha az gerçeklik payı taşımayacaktır…”

Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, jineolojinin sadece kadın özgürlüğünü savunan bir ideolojik yapı değil, hakikatin tarihsel ve toplumsal olarak bastırılmış kaynaklarını ortaya çıkaran temel bir bilgi bilimi olduğudur. Jineoloji, kadını sadece biyolojik ya da bireysel düzeyde ele almaz, kadını toplumun kurucu öğesi, varoluşsal öznesi ve bilginin doğrudan kaynağı olarak kabul eder. Bu durum, epistemolojik olarak jineolojinin yalnızca bir kadın çalışması değil, bütün bilimsel çabaların öncülü ve sosyal bilimlerin kurucu ilkesidir.

Ancak bu çelişkilerin yeniden doğabilmesi, kadının hem ontolojik bir varlık, hem de tarihsel bir bilinç olarak örgütlü biçimde sahneye çıkmasıyla mümkündür. Çelişki sadece karşıtlıkla değil, özgür bir öznelleşme gücüyle değer kazanır. Jineoloji, kadının bastırılmış tarihini, bilgisini ve sezgisini yeniden tanıyarak, onu sadece direnen değil, aynı zamanda çatışmayı ve dönüşümü kuran bu çelişkiyi toplumsal özgürlük lehine dönüştürmektir.

Jineoloji, yalnızca kadınların uğraştığı bir alt disiplin değil, sosyal bilimlerin eril bilgi yapısından kopuşudur. Kadının tarihsel deneyimini, sezgisel bilgisini, toplumsal bağ kurma gücünü epistemolojik bir zemin olarak kabul eder. Bu yönüyle jineoloji, bilgi üretiminde doğalcı pozitivizmi de idealist soyutçuluğu da aşar. Yerine etik, ilişkisel ve toplumsal yaşamla kurulu bir bilgi rejimi önerir. Bilimsel hakikat, bu yaklaşımda sadece test edilen değil, yaşanan hissedilen, kolektifle inşa edilen bir anlamdır.

Ayrıca bu bölümün temel savı olan, “kadının dışlandığı yerde, çelişkilerin dondurulduğu yerde sosyal bilim olmaz” tespiti, salt teorik bir önerme değil, tarihsel deneyimin ve mevcut bilimsel pratiğin ifşasıdır. Çünkü kapitalist modernite, kadının toplumsal hafızadaki yerini ve bilgisini sistematik olarak bastırmıştır. Bu nedenle yalnızca kadınla ilgili verileri toplamak ya da istatistik üretmek değil, kadın varoluşunun tarihsel, toplumsal ve ontolojik bağlamda yeniden inşası gereklidir. Jineoloji bu yeniden inşayı hem bir varlık sorunu hem de bir bilgi biçimi olarak ele alır.

“KADIN DOĞASI KARANLIKTA KALDIKÇA TÜM TOPLUM DOĞASI AYDINLANMAYACAK”

Jineoloji, sadece kadın varlığını konu edinmez, varlığın kendisinin kadınla birlikte nasıl çarpıtıldığını ve hangi bilgi biçimleriyle bastırıldığını da açığa çıkarır. Kadın gerçeğinin üzerinin örtülmesi, sadece bir cinsin bastırılması değil, yaşamın, toplumun ve doğanın hakikate dair tüm yönlerinin karartılmasıdır.

Bu nedenle Önder Apo’nun şu ifadesi jineolojinin neden sosyal bilimlerin temeli olması gerektiğini açıkça ortaya koyar.

“Kadın doğası karanlıkta kaldıkça, tüm toplum doğası aydınlanmamış olarak kalacaktır. Toplumsal doğanın gerçek ve kapsamlı aydınlanması ancak kadın doğasının kapsamlı ve gerçekçi aydınlanmasıyla mümkündür. Kadının sömürgeleşme tarihinden ekonomik, sosyal, siyasal ve zihinsel sömürgeleştirilmesine kadar konumunun açıklığa kavuşturulması, tarihin diğer tüm konularının ve güncel toplumun her yönüyle açıklığa kavuşmasında büyük katkıda bulunacaktır.”

Buradan hareketle kadın bilgisi yalnızca bir “hak” meselesi değil, ontolojik ve epistemolojik bir kurucu eksendir. Kadın evrenin kendisidir, üretkenliğiyle, yaşamı taşıyan yapısıyla, doğayla kurduğu simbiyotik ilişkiyle sadece bir özne değil, varlığın merkezidir. Bu nedenle kadın, erkek aklıyla tanımlanamaz, çünkü erkek aklı zaten bu bütünsellikten sapmış bir zihin formudur. Kadını ontolojik ve epistemolojik olarak bastıran şey yalnızca iktidar değil, bilgi sistemlerinin ta kendisidir.

Önder Apo, ‘kutsallık kadına aittir, kadın evrenin ta kendisidir, erkek ondan sapmadır, sapmış bir gezegendir’ demektedir.

Burada Ontolojik olarak kadın evrenin kendisidir, yani varlığın özünde, üretkenlik, yaratıcılık, yapıcılık ve doğa ile bütünsellik içinde olan bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Erkeği ise, bu bütünsellikten bu uyumdan var oluşsal olarak ayrışmış, kopmuş, yabancılaşmış bir unsurdur.

Jineoloji kadını evrensel bir merkeze yerleştirmesi, onun soyut bir kutsallıkla metafizikleştirmesi anlamına gelmez. Buradaki vurgu, kadının temsil ettiği üretkenlik, ilişkisel düşünce, toplumsal sezgi ve yaşamla kurduğu simbiyotik bağdır. Kadın, burada biz ‘öz’ ‘özcülük’ değil, toplumsal hakikatin yeniden kurulabileceği diyalektik bir eksen olarak düşünülmektedir. Bu nedenle jineoloji, metafiziği aşkın bir düzlemde değil, toplumun içkin yapısında yeniden tanımlar. Kadın, bu içkin metafizğin yani toplum-doğa-insan uyumunun yeniden kurulma iradesidir. Böylece ne tanrılaştırılır ne de nesneleştirilir, tersine, özgürlük diyalektiğinin kurucu öznesi haline gelir.

Epistemolojik olarak, kadın bilgisini bastırmış, çarpıtılmış bir alan olarak ele almak gerekmektedir. Dolayısıyla kadın sadece ontolojik olarak değil, aynı zamanda bilgi üretim süreçlerinde de sistematik olarak dışlanmıştır. Erkek egemen zihniyeti bu açıdan sadece kadının özgürlüğünü değil kadın bilgisini, kadın tarihini, kadın alanını da yok etmiştir. Bu nedenle, Kadın özgürlüğü, sadece toplumsal eşitlik, katılım ve politik haklar meselesi değil, daha önemlisi varlık ve bilgi sorunudur. Dolayısıyla kadın, kendini sadece politik, toplumsal özgürlük olarak değil, anı zamanda ontolojik, epistemolojik ve metodolojik olarak da yeniden kendine dönmeli ve tanımalıdır.

Tarihsel ve bilimsel bulgularla kanıtlanmış olan kadının toplum kurucu rolü ifade etmeye çalıştığımız tezin doğruluğunu ifade eder. Evrim, Arkeloji, etimoloji ve jeolojik anlamında ortaya çıkan bulgulara bakıldığında, Epistemolojik olarak, birinci doğayla dönüşen toplum doğası kadın bilgisine, kurucu rolüne dayanması bu hakikati ifade eder. Sezgisel, zekasal ve duyumsal anlamında doğrudan, deneme sınamaya dayalı bütünsel bir bilgi kadın merkezliydi.

İkinci doğa olan toplum, bu bilginin kurumsal aşamasıdır. Doğa-toplum ve insan uyumunun kurucu düzeyde kadın zihniyeti, bilgisi ve emeğiyle inşa edilmiştir.

Üçüncü aşama ise, iktidar, sermaye ve uygarlık süreci, kadın bilgisini, zekasını ve kuruculuğunu tasfiye eden, unutturan, bastıran bir süreçtir. Erkek egemen zihniyeti, bu uyumdan ve bütünsellikten koparak, doğa ve topluma yabancılaşmış kendi bilgi-güç-iktidar rejimini inşa etmiştir.

Bundan hareketle, ‘kadın evrendir, erkek bur da sapmadır’ ifadesi, sadece toplumsal bir eleştiri değil, aynı zamanda bilginin ve varoluşun yeniden inşası anlamına gelmektedir.

‘Erkek sapmış bir gezegendir’ söylemi, evrensel anlamda ontolojik, sosyolojik anlamda bilgi-toplum sürecinden sapmış hali bugünkü tüm krizlerin ana sebebidir. Doğa, toplum ve insan uyumunu sağlayan ve temsil eden kadındır. Erkek aklı ve yapısı, oluşan doğa-toplum ve insan bütününden sapmış bir gezegen olarak,  iktidar, devlet, sermaye dünyasını kurmuş bir dünya hali olarak tarif etmek gerekmektedir. Dolayısıyla egemen erkeğin, doğa-toplum ve insanın bütününden koparak, kendini ayrı bir varlık olarak tanımlamıştır.

O zaman iktidar, devlet, sermaye ve erkek egemen bilgi rejimini, sadece tarihsel, toplumsal, siyasi bir sorun olarak değil, aynı zamanda, epistemolojik ve  var oluşsal bir sapma olarak görmek, sorunun asli kaynağını görmek açısından stratejik düzeydedir.

Dolayısıyla erkek sadece bir biyolojik cins olarak ele alınamaz, erkeği, egemenlikçi bir  zihniyet, kurgusal bilgi rejimi ve yapısal bir sistem olarak tanımlamak gerekmektedir. Erkek egemen zihniyet kendini varoluşsal olarak yeniden inşa etmez ise bu sapma hali devam edecektir.

Bu tespitler, yalnızca bir metafor değil, ontolojik bir gerçekliktir. Çünkü toplumsal, kültürel ve doğal yaşam diyalektiği kadın üzerinden kurulmuş, erkek ise bu diyalektiğin dışına çıkmış, iktidar ve araçsallaştırma üzerinden yaşamın doğallığını bozan bir unsur haline gelmiştir.

Kadının dışlandığı yerde bilgi de yozlaşır. Kadının bastırıldığı her bilim alanı, hakikatin çarpıtılmasıyla inşa edilmiştir. Bu anlamda Önder Apo’nun şu tespiti sosyal bilimler açısından bir kırılma noktasıdır.

“Kadının statüsünün açıklığa kavuşması meselenin bir boyutudur. Daha önemli boyut kurtuluş sorunuyla ilgilidir. Diğer deyişle sorunun çözümü daha büyük önem taşımaktadır.

Kadını ‘kutsal ana, temel namus, vazgeçilmez, onsuz olunmaz eş’ statüsünden çıkarıp, bir özne-nesne toplamı olarak kadın gerçeğini araştırmak gerekir.”

İşte bu yaklaşım, jineolojiyi sadece bir kimlik çalışması ya da ideolojik alan değil, doğrudan bir bilgi devrimi haline getirir. Jineoloji, bu anlamda sosyal bilimlerin paradigmasını ontolojik olarak kadınla yeniden kurar, epistemolojik olarak da bilgi sistemini radikal biçimde sorgular.

Jineoloji sadece dar bir ideoloji ve feminist bir hak hatta kurtuluş mücadele alanı değildir, varlık ve epistemolojik anlamda kadın varoluşunu ve bilgi kaynağını açığa çıkartan bir bilim alanıdır. Bu bakış jineolojinin epistemolojik inşasını çok güçlü biçimde tanımlar. Bu yaklaşımda kadın varlığı, erkekle eşitlenmeye çalışılan bir talep değil, hakikatin kaynağı ve bilimsel sistemlerin kurucu zemini olarak ele alınır.

Dolayısıyla feministlerin “yüzde elli temsil” ekonomik katılım, ve ‘hak’  gibi talepleri bile, erkek aklının kriterlerine göre kurulmuş bir eşitlik yanılsamasıdır. Bilakis kadın toplumsallığın ilk duygusal aklına, evrenin ilk üretken, yaratıcı ve geliştirici sürecine dayanarak kendi ontolojisini ve epistemolojisini kurmalıdır. Bu yüzden jineoloji her hangi bir sosyal hareket değil, kendi hakikatin bilgisi olmalıdır.

Jineoloji kendini bulma, kendisi olma kaynağı açığa çıktıktan sonra toplumsal yaşamın sapmış tüm halleri o zaman farkına varılacaktır. Bu farkındalık, yalnızca teorik değil, aynı zamanda demokratik, politik, ahlaki, estetik, epistemoloji ve ontolojik bir inşadır. Kadının özgürleşmesi, yalnızca bir kurtuluş süreci değil, hakikatin kendini yeniden kurmasıdır.

Jineoloji, klasik anlamda bir kadın ideolojisi ya da feminist düşüncenin türevi değildir. O, kadın varoluşunun kendisinden türeyen bir bilim alanıdır. Üretkenlik, yaratıcılık ve yaşamın sürekliliği gibi varoluşsal özelliklerin taşıyıcısı olan kadın, yalnızca bir özne değil, aynı zamanda evrenin kendisidir. Kadının doğaya, topluma ve evrene mündemiç biçimde bağlanan bu özgün konumu, hem ontolojik hem de epistemolojik bir merkezlik taşır.

Jineoloji, bu merkezin açığa çıkarılması ve kadın bilgisinin tarih boyunca bastırılarak yok sayılan içeriğinin yeniden yapılandırılmasıdır. Erkek aklı, yalnızca kadın varlığını bastırmakla kalmamış, hakikatin kaynağını, bilgiyi ve metodolojisini de erkek merkezli bir tahakkümle inşa etmiştir. Jineoloji, bu çarpıtılmış epistemolojiyi reddeder. Onun yerine, kadının doğrudan varoluşundan doğan bir bilme biçimini savunur. Bu bilme, salt rasyonel değil, aynı zamanda sezgisel, duygusal, anlamsal bütünlüklü bir yaşamla iç içedir. Çünkü kadın bilgisi, yaşamın kendisidir.

Dolayısıyla erkek egemen bilgi sistemi yalnızca kadını değil, onunla birlikte toplumun çelişki üretme kapasitesini de bastırmıştır. Diyalektik hareket, tarihsel-toplumsal bir akış olarak değil, teolojik ve bilimsel mutlaklıklara dondurmuş ve işlevsiz hale getirilmiştir. Bu donma hali, toplumu çelişkilerle gelişen canlı bir organizma olmaktan çıkarılarak, tek boyutlu, itaatkâr, normatif ve çatışmasız bir kütleye indirgemiştir. Bu gün aile yapısı gibi kurumlar, bu çelişkisiz ligin patlama noktalarıdır. İlişkilerin canlılığı değil, tekil kontrolü esas alındığında bastırılmış gerilimler şiddet, intihar, kadın cinayetleri ve toplumsal çöküş olarak açığa çıkar. Jineoloji, bu donmuş zemini çatlatmayı, bastırılmış çelişkileri, özgürlük lehine dönüştürebilecek mücadele alanlarına taşımayı hedeflemelidir. Toplumsal hakikat, ancak yeniden çelişkili hale gelerek, çarpışarak ve akarak açığa çıkabilir.

Bu nedenle jineoloji, ancak kendi ontolojisi, epistemolojisi ve metodolojisiyle kendisinin olabilir. Başka disiplinlere angaje edilerek, mevcut ideolojik sistemlerin alt birimi haline getirilerek yada sosyal bir hareket olarak var olamaz. Jineoloji’nin kendini salt ideolojiyle  özdeşleştirmesi, onun kökten kurucu niteliğini silikleştirir. Jineoloji, sosyal bilimlerin üzerine kurulacağı ilk bilgi, ilk varlık ve ilk yaşam ilkesidir.

Kadın şahsında doğa-toplum ve insan uyumunu yakalamadan, yalnızca toplumsal yapılar içinde eşit konumlar elde etmek, yada mevcut sistemlerde yer edinmekle değil, kendi varlık ve bilgi üretim tarzını, erkek egemen aklı dışında kurabilmesiyle mümkündür. Bu da yalnızca ontolojik bir yeniden kuruluş değil, aynı zamanda epistemolojik bir devrimi ve kendisinin olmasıyla mümkündür. Kadın metodolojisi işte bu köklü kopuşun yöntemsel adıdır.

Kadın metodolojisi, bilgi üretimini yeniden tanımlar. Nesnelleştirici, mesafeli ve iktidar üreten bir yaklaşım yerine, ilişkisel, (varlık, karşılıklı bağlılık ve etkileşim) anlam kurma, etik-politik sorumluluk taşıma ve yaşamı özgürleştirici bir bilgi süreci kurar. Kadın bilgi nesnesi değil, hakikatin aktif kurucu öznesidir. Bu metodoloji, doğayı, toplumu ve tarihi birer nesne olarak değil, yaşayan, ilişki kuran, anlam üreten bütünlükler olarak kavrar. Böylece bilgi, yalnızca biriktirilen değil, dönüşüm yaratan bir etkinlik haline gelir.

Dolayısıyla kadın metodolojisi, sadece alternatif bir araştırma yöntemi değil, iktidar aklının parçalamaya çalıştığı evrensel yaşam bütünlüğünü yeniden kurmanın ontolojik bir yoludur. Bu metodoloji, kadının bastırılmış üretkenliğini, dondurulmuş yaratıcılığını, çalınmış aklını ve bastırılmış bilgi ve varoluşunu geri çağırmakla kalmaz, aynı zamanda yaşamın kendisini, özgürlük akışını, doğa-toplum-insan uyumuyla yeniden inşa etme iradesidir.

Kadının evrendeki yeri yalnızca biyolojik ya da toplumsal değildir, kozmolojik bir merkezdir. Erkeğin bu merkezden sapması ve kendi egemenlik sistemini kurması, yalnızca kadını değil, tüm toplumu ve doğayı da sapkın bir yapıya sürüklemiştir. Bugün yaşanan savaşlar, iktidar düzenleri, yönetilen, yöneten, zengin, fakir hiyerarşileri, tüm sömürü biçimler, doğa tahribatı ve hakikat çarpıtmaları, doğa-toplum uyumundan sapmanın sonuçlarıdır. Bu nedenle mutlak anlamda doğa-toplum ve insan uyumunu tekrardan inşası jineolojinin ana gündemi olmalıdır. Dolayısıyla kadın, maddenin diyalektiğini taşıyan bir hakikatidir. Evrensel hareketin, dönüşümün, üretimin ve ilişkisel bütünlüğün hem maddesel hem de toplumsal taşıyıcısıdır. Kadını bir öz olarak tarif etmek çelişkileri donduran, yaşamı bastıran eril zihniyete bir gönderme olsa da tarihsel olarak bastırılmış olan toplumsal diyalektiğin yeniden doğasına yerleştirilmesidir.  Jineoloji de bu bastırılmış akışkanlığın, donmuş erkek aklını aşarak yeniden akışkanlık kazanmasını Hedeflemelidir. O halde özgürlük, sadece kadının özgürleşmesiyle değil, kadın bilgisinin ve varoluşunun tekrar merkeze alınmasıyla mümkündür.

Sonuç olarak, Jineoloji bu bağlamda yalnızca yeni bir bilim değil, yaşamın referans sisteminin yeniden inşasıdır. Bu referans, doğaya, topluma, evrene ve bilgiye dair her şeyi yeniden ve kadının gözünden, sezgisinden, emeğinden, kuruculuğundan ve hakikatinden kurmak anlamına gelir.

Dolayısıyla jineoloji, sosyal bilimlerin ruhu, zihni ve ilk ilkesidir. Bu bilim, kadının kendisi olması sürecidir. Ve bu “kendisi olma”, ‘xwebun’  tüm insanlık için yeniden var olma sürecini başlatacak esas kaynaktır. Çünkü kadın yalnızca insanlığın değil doğanın da ahengini temsil eder. Jinekolojinin inşa edeceği yeni hakikat rejimi, bu ahengin yeniden kurulmasıdır.

Hakkı TEKİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş223Paylaş140
Önceki yazı

Efrin’de MİT Destekli Kürt Taburu Genişletiliyor- ÖZEL HABER

Sonraki Haber

15 Ağustos: Kürt Özgürlük Mücadelesinde Bir Dönüm Noktası

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Dünyadaki Güç Dengelerinin Dönüşümü ve Kürtlerin Stratejik Konumu- 1

12 May 2026
1.6k

Demokratik Entegrasyon Nedir, Nasıl Yapılır?- EDİTÖRDEN

4 May 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç