KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Ortadoğu’da Yeniden Şekillenme, 3.Dünya Savaşı ve Kürtlerin Tarihsel Fırsatı-EDİTÖRDEN 2

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrıya Önder Apo’nun verdiği yanıt, Türkiye tarihinin en kritik dönemeçlerinden birini oluşturmuştur. Önder Apo, "Çatışma ortamını ve Kürt sorununun çözümünü hukuki ve siyasi zemine taşıyabilirim" diyerek, yıllardır süren silahlı çatışmanın demokratik ve barışçıl yollarla çözülebileceğine dair iradesini ortaya koymuştur.

4 March 2026
Kategori: Dizi Yazı, Editörden, Politik Analiz
290 3
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

TÜRKİYE’DE ÇÖZÜM SÜRECİ VE KÜRT SORUNU: ÖNDER APO’NUN TARİHİ ÇAĞRISI

27 Şubat 2025’te gerçekleştirdiği “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ise bu iradenin somutlaşmış halidir. Bu çağrı, çatışmaların tarihsel nedenlerini ortaya koyarak Kürtlerin neden silahlı mücadeleye yöneldiğini açıkça ifade etmiştir: Türk devletinin yüz yıllık inkâr, imha ve baskıcı politikaları. Gelinen aşamada ise sorunların çatışmayla değil, demokratik ve hukuki yöntemlerle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Önder Apo, PKK’nin feshedilmesi ve silahlı mücadelenin durdurulması çağrısını yapmıştır.

PKK’NİN TARİHİ KARARI

Bu çağrının ardından PKK, 5-7 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği 12. Kongresiyle kendini feshettiğini ve Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıklamıştır. Bu, Kürt özgürlük mücadelesi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Onlarca yıl boyunca dağlarda, kentlerde, zindanlarda ve sürgünlerde bedel ödeyerek yürütülen silahlı mücadelenin, barış ve demokrasi yoluna evrilmesi, son derece büyük bir cesaret ve vizyon gerektiren bir adımdır.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’ın da aralarında bulunduğu 30 gerillanın silahlarını yakarak imha etmesi, bu kararın sembolik değil gerçek bir irade beyanı olduğunu dünyaya göstermiştir. 26 Ekim’de KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok’un yaptığı basın açıklamasıyla Kuzey Kürdistan’dan ve çatışma riski bulunan tüm bölgelerden güçlerin çekildiğinin duyurulması, Özgürlük Hareketi’nin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğinin en açık kanıtıdır. O günden bu yana herhangi bir yerde çatışma yaşanmamış olması, Türkiye toplumunu da rahatlatan bir gelişme olmuştur.

DEVLETİN YETERSİZ KARŞILIĞI

Ancak tüm bu tarihi adımlara rağmen Türk devletinin bu çağrıya yeterli düzeyde bir karşılık verdiğini söylemek mümkün değildir. Yaklaşık bir buçuk yıl içinde siyaset kurumu çok önemli adımlar atabilir, yasalar çıkarabilir, toplumun desteğini alabilirdi. Bunun Ortadoğu açısından da çok önemli sonuçları olurdu. Ancak böyle kapsamlı bir yaklaşım ortaya konamamıştır.

Elbette yumuşayan bir ortam mevcuttur. Meclis’in hazırladığı rapor, zaman zaman yapılan olumlu söylemler ve ifadeler bu yumuşamanın göstergeleridir. Ancak raporun içeriği incelendiğinde, soruna köklü bir yaklaşım ortaya konmadığı açıkça görülmektedir.

Kürt sorununun çözümü bağlamında Meclis’te kurulan komisyonun sunduğu raporda güvenlikçi politikalarla sorunun çözülmeyeceğinden ve demokratikleşmenin sağlanması amacıyla bazı yasaların çıkarılması gerektiğinden söz edilmiştir. Ancak rapor hâlâ Kürt sorununu görmezden gelen, sorunu güvenlik boyutuna indirgeyen bir karaktere sahiptir.

Önder Apo’nun bu konudaki yaklaşımı son derece nettir: “Kediye, kedi demek lazım.” Ortada bir Kürt sorunu vardır ve bunun adı konulmalıdır. Kürt sorunu kabul edildiğinde çözüm projeleri de geliştirilebilir. Adını koymadan doğru çözümler bulunamaz, doğru kararlar alınamaz. Bu eksiklikler giderilmez, yetersizlikler aşılmazsa, söz konusu rapor herhangi bir sonuç ortaya çıkarmaz.

Raporda sıkça demokratikleşmeden bahsedilmektedir, ancak adı konulmayan bir sorun için demokratikleşme de gerçekleşemez. Zaten yüz yıldır Kürt sorununun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden kaçınılmıştır. Türkiye’nin bugüne kadar demokratikleşememesinin temel nedeni Kürtlerin varlığının inkârıdır. Bu nedenle demokratikleşme adımları atıldığında, Kürt sorunu konusunda da adımlar atmak kaçınılmaz hale gelecektir.

MUHATAPLIK SORUNU

Dolayısıyla bu rapor, devletin yetersiz yaklaşımını ortaya koymaktadır. Raporda ne Kürt sorununun tanımı ve kabulü vardır ne de Önder Apo’nun muhataplığı ve koşullarının değiştirilmesine dair somut bir irade vardır. İktidar, Kürt sorununun adını koymadan ve çözmeyi öngörmeden, Önder Apo’yla yürütülen diyaloga resmiyet kazandırmadan süreci götürmek istemektedir. Özgürlük Hareketi’nden ise sürekli adımlar atmasını, silahları bırakmasını, örgüt olarak kendini dağıtmasını istemektedir.

Kürt halkı, Önder Apo’yu baş müzakerecisi olarak görmekte ve statüsünün netleşmesini istemektedir. Bu denli büyük bir sorunun çözüm gücü ve muhatabı olan Önder Apo’yla sürecin resmi bir muhataplık çerçevesinde ilerletilmesi zorunludur. Devlet Bahçeli’nin bile son konuşmasında Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesi gerektiğini ifade etmesi, bu gerçekliğin artık inkâr edilemez noktaya geldiğinin göstergesidir.

27 Şubat’ta Önder Apo, sürecin ikinci aşamaya geçtiğini ve artık devletin hukuki ve yasal adımları atması gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Önümüzdeki süreçte siyasi iradeye ve meclise, belirtilen yasal ve hukuki adımların atılması konusunda daha güçlü bir tazyik uygulanması gerekmektedir.

Bütün bunlara rağmen Önder Apo büyük bir sabır ve özveriyle süreci bugünlere kadar getirmiştir. Bu sabır, zayıflıktan değil, tarihsel bir sorumluluğun bilincinden kaynaklanmaktadır. Ancak sabrın da bir sınırı olduğu ve karşılıksız adımların süresiz olarak devam edemeyeceği de açıktır.

ROJAVA – DİRENİŞTEN İNŞAYA: SALDIRIYA KARŞI DİRENİŞ

Rojava’ya yönelik gerçekleştirilen saldırılar, özünde demokratikleşmeye ve demokrasiye yönelik saldırılardı. Uluslararası güçlerin çıkarları gereği kapalı kapılar ardında verdikleri onayı gizlemek amacıyla bu saldırılara sessiz kalarak destek vermeleri, dünya siyasetinin ikiyüzlülüğünün en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmuştur.

Saldırının ardından Kürt karşıtlarının ve işbirlikçi Kürtlerin “her şey bitti” algısı oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, Rojava Özerk Yönetimi ile Şam arasında bir anlaşma yapılması ve ardından Rojava heyetinin Münih Güvenlik Konferansı’nda Şam yönetimiyle birlikte temsil edilmesi, durumun hiç de söylendiği gibi olmadığını kanıtlamıştır.

Tom Barack’ın Özerk Yönetim yetkililerine “artık muhatabımız Şam hükümetidir” dediği bir noktadan, tüm dünyanın kabul gördüğü bir güvenlik konferansında yeni bir muhataplık durumunun ortaya çıkması, Kürt siyasetinin direniş kapasitesini ve diplomatik esnekliğini gösteren önemli bir gelişmedir.

Önder Apo’nun da vurguladığı gibi, Rojava’ya yönelik saldırılar 15 Şubat uluslararası komplosunun farklı bir türeviydi. Ancak bu saldırı dalgası, Önder Apo başta olmak üzere Kürt halkının görkemli direnişiyle boşa çıkarılmıştır. Bu deneyim, Kürt halkına ve tüm Ortadoğu halklarına önemli dersler vermektedir.

ÖZ GÜCE GÜVENMENİN ZORUNLULUĞU

“Her şerde bir hayır vardır” derler. Rojava’ya yönelik saldırılardan da çok değerli dersler çıkarılmıştır. Sadece dış desteğe dayalı bir mücadelenin sürdürülemeyeceği, bu anlayışın nelere yol açabileceği herkes tarafından çok daha iyi anlaşılmıştır. Kürtler, öz güçlerine güvenmeli, doğru analizler yapmalı ve bölgenin yeniden dizaynında aktif bir özne olarak yer almalıdırlar.

Bölgenin Kürtler olmadan yeniden dizayn edilmeye çalışıldığında neler yaşanacağı görülmüştür. Bu deneyim, Kürt ulusal birliğinin her zamankinden daha fazla güçlendirilmesi gerektiğini kanıtlamıştır. Her ne kadar KDP, saldırı sürecinde farklı olumsuz roller oynamak istediyse de hesapları tutmamıştır. Halkın bilinci ve örgütlülüğü ileri düzeye gelmiş, demokratik temelde birliğini sağlamış ve siyasete güçlü bir mesaj vermiştir.

VİLAYET SİSTEMİNE GEÇİŞ VE DEMOKRATİK KOMÜNAL İNŞA

Rojava’da artık vilayet sistemine geçilmektedir. Bu sistem, “devlet artı demokrasi”nin iç içe yaşanacağı bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. Demokratik komünal yaşamı inşa etmenin zemini daha da güçlenmektedir. Toplumu her yerde komünler biçiminde örgütleyerek demokratik komünal inşayı sağlamak, Rojava devriminin gelecek aşamasının temel hedefi olmalıdır.

Devrimsel mücadele ve inşa asıl bundan sonra başlamaktadır. Kadınlar ve gençler başta olmak üzere mücadeleden sorumlu olan tüm güçler büyük bir devrimci sınavla karşı karşıya bulunmaktadır. Demokratik toplumsal örgütlenmeyi geliştirip komünal inşayı sağlayarak devleti geriletmeli ve topluma alan açmalıdırlar.

Bu noktada kritik bir uyarı yapılması gerekmektedir: Demokratik komünal toplum inşası gelişmezse devlet güçlenir, toplumu yutar ve tüm devrimsel değerleri ortadan kaldırır. Bu durumda ortada kazanım diye bir şey de kalmaz. Bu açıdan tabandan yükselen toplumsal örgütleme çalışmalarına, yerel demokrasiyi inşa etmeye yoğunlaşmak ve odaklanmak hayati önem taşımaktadır.

ANADİLDE EĞİTİM: VARLIĞIN GÜVENCESİ

Rojava’da gerçekleşen entegrasyon sürecinde anadilde eğitimi kabul ettirmek ve yasal-anayasal güvenceye alınmasını sağlamak en temel konulardan biridir. Anadilde eğitim ilkokul, ortaokul ve liselerde yapılmalı ve bunun anayasal güvencesi olmalıdır. Bu kabul ettirilmezse Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü güvence altına alınmış olmaz.

Önder Apo, yapılacak anayasada iki temel maddenin bulunması gerektiğini belirtmektedir:

Birincisi: Tüm farklı etnik, inanç ve kültür gruplarının kimliğinin tanınması.

İkincisi: Yerel demokrasiye dayalı özyönetim sisteminin kabul edilmesi.

Bu iki madde, anayasanın temel kuruluş felsefesi olarak kabul edilmelidir. Merkezi otorite gücü ile yerel otorite gücü eşit paylaşılmalıdır. Bu, sadece Kürtlerin değil, Suriye’de yaşayan tüm halkların demokratik geleceğinin güvencesidir.

KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ – DEVRİMİN RUHU: İNSANLIĞIN AYDINLIK YÜZÜ YPJ

Rojava Devrimi bir yönüyle kadın devrimidir. Bu kadın devrimi olma karakterini kazandıran güç ise YPJ’dir. Erkek egemen zihniyetin en karanlık yüzü olan DAİŞ’in barbarlığına karşı insanlığın aydınlık yüzünü YPJ savaşçıları korumuştur. Kadınlar, bedel vererek elde ettikleri kazanımların korunmasını ancak YPJ’nin özgünlüğünü koruyarak sağlayabilecektir.

Demokratik ve özgür bir Suriye’nin kurulmasında kadın konusu belirleyici bir rol oynamaktadır. YPJ’nin özgün ve özerk tabur olarak kalması sağlanmalı ve bunun yasal ve anayasal güvencesi oluşturulmalıdır. Bu konuda özgür kadın birlikleri asla geri adım atmamalıdır.

Kadının öz örgütlenme sisteminin mücadelesi güçlü verilir ve görünür kılınırsa, uluslararası alanda da güçlü destek bulacaktır. Ancak kadın konusunda geri adım atılırsa demokratik bir Suriye yaratmak mümkün olmayacağı gibi, ortaya Taliban tarzı katı bir şeriat rejimi çıkabilecektir. Bu da Kürt soykırımının gerçekleşeceği bir ortam demektir.

DEMOKRATİK ULUS PARADİGMASI VE İDEOLOJİK MÜCADELE

Demokratik ulus paradigmasına yönelik saldırılar son derece ciddi boyutlara ulaşmıştır. Milliyetçi, ulus-devletçi çevreler ve hatta bazı Kürt kesimleri, yaşanan sorunları ve yetersizlikleri demokratik ulus projesine bağlamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım, bilinçli bir çarpıtma değilse bile tamamen yüzeyselliğin ürünüdür.

Tarihsel gerçekler ortadadır: Milliyetçi, ulus-devletçi yaklaşımlar Kürtleri büyük soykırımlarla karşı karşıya bırakmaktan ve diğer halklarla çatıştırmaktan başka hiçbir sonuç üretmemiştir. Bu defalarca kanıtlanmış bir gerçekliktir ve bu ideolojinin geleceği de yoktur.

Eğer Kürdistan’da gelişme olduysa, varlık mücadelesi başarılmışsa, Rojava gerçeği ortaya çıkmışsa, bu tamamen demokratik ulus yaklaşımının bir sonucudur. Eğer bir sorgulama yapılacaksa, demokratik ulus projesi değil, bu projeye göre kendini yeterince oluşturamayan, darlığı aşamayan anlayış ve tarzlar sorgulanmalıdır.

İTTİFAK POLİTİKASI

Gerilim ortamlarından çıkışın temel yollarından biri öz güce güvenmek olduğu kadar doğru ittifaklar kurmaktır. Kürtlerin taktik ve stratejik ittifaklara açık olduğunu deklare etmesi büyük önem taşımaktadır. Stratejik ittifaklar halklar ve demokrasi güçleriyle, taktik ittifaklar ise farklı güçlerle yapılabilir. Diplomasi, anlık ve duygusal tepkilerle yürütülemez. Zaten bu temelde siyaset de yürütülemez.

Bu konuda Önder Apo’nun her hamlesi öğretici derslerle doludur. Önder Apo‘nun stratejik derinliğini, taktik esnekliğini ve tarihsel perspektifini esas alarak duygusal değerlendirmelerden uzak durmak gerekmektedir. İttifaklar günlük, saatlik, anlık olabilir; önemli olan stratejik hedeflerden sapmamak ve halkların çıkarlarını her koşulda korumaktır.

KAPİTALİST MODERNİTE VE DEMOKRATİK MODERNİTE: İKİ MODERNİTENİN SAVAŞI

Ortadoğu’da yaşanan kaosun derinliklerinde, aslında iki farklı modernite anlayışının çatışması yatmaktadır. Kapitalist modernite, kâr amaçlı yıkıcılığıyla doğayı, yaşamı, kadınları ve halkları tahrip etmeye devam etmektedir. Savaşlar, işgaller, soykırımlar ve ekolojik yıkımlar bu modernitenin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Demokratik modernite ise toplumların kendi iradesiyle, kendi kültürel ve tarihsel birikimleri temelinde inşa edecekleri alternatif bir yaşam modelini temsil etmektedir. Bu model, kadın özgürlüğünü, ekolojik dengeyi, halkların kardeşliğini ve komünal demokrasiyi esas almaktadır.

Kaos aralıkları, gelecek yüzyıllarda toplumsal yaşamı şekillendirmede rol oynayacak fikirlerin, felsefelerin, ideolojilerin ve örgütlü güçlerin kendini daha etkin hale getirdiği ve kazandığı takdirde ileriki süreçlerde kendi modernitesini kurma zemini yarattığı süreçlerdir. Bu aralıklar belli bir zamana yayılsa da ilişki ve çelişki dinamiklerinin yoğunluk kazandığı zaman dilimi içinde mutlaka bir sonuca giderler.

Şu anda özellikle son 30 yıl içinde bölge üzerinden genişleyip derinleşerek devam eden 3. Dünya Savaşı, bugün bölgenin yeni dengeler üzerinden şekillendirilmesi aşamasına doğru hızla ilerlemektedir. Bu şekillenme sürecinde demokratik modernitenin sesinin güçlü çıkması, alternatifinin görünür olması ve toplumsal tabanının genişlemesi hayati önem taşımaktadır.

SONUÇ: TARİHSEL FIRSAT VE SORUMLULUK

Ortadoğu, yüz yılda bir gelen tarihsel bir dönemeçten geçmektedir. Sykes-Picot düzeni çökmekte, yeni dengeler kurulmakta ve bölge yeniden şekillenmektedir. Bu süreç, Kürt halkı için hem büyük riskler hem de büyük fırsatlar barındırmaktadır.

Riskler açıktır: Hegemonik güçlerin çıkar hesapları, bölgesel aktörlerin düşmanca politikaları, soykırım tehlikeleri ve iç bölünme riskleri her an mevcut olan tehditlerdir. Ancak fırsatlar da en az riskler kadar büyüktür: Kürt ulusal birliğinin güçlendirilmesi, Rojava’daki demokratik modelin genişletilmesi, Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü ve Doğu Kürdistan’da yeni siyasi alanların açılması mümkün görünmektedir.

Bu fırsatları değerlendirebilmek için birkaç temel koşulun yerine getirilmesi gerekmektedir:

Birincisi, Önder Apo‘nun resmi muhataplığının kabul edilmesi ve özgür çalışma koşullarının oluşturulması. Bu, sadece Kürt sorununun değil, Türkiye’nin ve bölgenin demokratikleşmesinin ön koşuludur.

İkincisi, demokratik Kürt birliğinin güçlendirilmesi. Halk demokratik temelde birliğini sağlamıştır; siyasete düşen görev, buna sahip çıkmak ve örgütlü siyasetini yapmaktır.

Üçüncüsü, Rojava’da demokratik komünal inşanın derinleştirilmesi. Devlet artı demokrasi modelinin başarılı bir biçimde uygulanması, tüm Ortadoğu için bir örnek teşkil edecektir.

Dördüncüsü, kadın özgürlük mücadelesinin kararlılıkla sürdürülmesi. Kadın konusunda atılacak geri adımlar, tüm devrimsel kazanımları tehlikeye atacaktır.

Beşincisi, duygusal değerlendirmelerden uzak, stratejik derinliği olan ve doğru analizlere dayanan bir siyasi yaklaşımın benimsenmesi. Önder Apo‘nu bu konudaki tarihi tecrübesi ve öğretileri yol gösterici olmalıdır.

Sonuç olarak, bölgede artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Önemli olan, bu değişimin halkların özgürlüğü ve demokrasi lehine şekillenmesini sağlamaktır. Bu da ancak örgütlü bir toplumun, bilinçli bir siyasetin ve kararlı bir mücadelenin ürünü olacaktır. Tarih, bu dönemeçte doğru adımları atanları kazananlar sütununa yazacaktır.

BÖLÜM 1 İÇİN TIKLAYINIZ

EDİTÖRDEN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş228Paylaş142
Önceki yazı

3. Dünya Savaşı Ve Kaosun İçinden Okunan Dünya- EDİTÖRDEN 1

Sonraki Haber

PJAK’tan Özyönetim ve Özsavunma Kurun Çağrısı!

Son HABERLER

Politik Analiz

Hazreti İbrahim’in Mirası, Kürtler, Yahudiler ve Ortadoğu’da Demokratik Barış Arayışı

Yayınlayan Lêkolîn
15 July 2026
0
1.5k

Ortadoğu, insanlık tarihinin en eski...

Daha fazla okuDetails

Temmuz Sıcağında Özgürlük

14 July 2026
1.5k

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- BÖLÜM 5

12 July 2026
1.5k

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- BÖLÜM 4

5 July 2026
1.5k

Öne Çıkan Yazılar

  • MİT ve Parastin’ın Yeni Ajan Ağını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    841 Paylaşım
    Paylaş 336 Paylaş 210
  • MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

    559 Paylaşım
    Paylaş 224 Paylaş 140
  • Demirtaş: Önder Apo’nun İçinde Olmadığı Her Türlü Gelişmeyi Kuşkuyla Karşılarız

    506 Paylaşım
    Paylaş 202 Paylaş 127
  • Emperyalist Komploya İlişkin Bazı Notlar

    12745 Paylaşım
    Paylaş 5098 Paylaş 3186
  • TC Savaş Suçu İşlemeye Devam Ediyor!- ÖZEL DOSYA

    12680 Paylaşım
    Paylaş 5072 Paylaş 3170

Demirtaş: Önder Apo’nun İçinde Olmadığı Her Türlü Gelişmeyi Kuşkuyla Karşılarız

Kalkan: Barışın Kilit Noktası İmralı, Siyasetin Önü Açılmalı

MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

Hazreti İbrahim’in Mirası, Kürtler, Yahudiler ve Ortadoğu’da Demokratik Barış Arayışı

Temmuz Sıcağında Özgürlük

KCK: 14 Temmuz Direnişçilerinin Özlemlerini Gerçekleştireceğiz!

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç