Kürt sanatının direniş ve kadın özgürlüğü sembollerinden Hozan Mizgîn (Gurbet Aydın), şehit düşmesinin üzerinden 34 yıl geçtiği bugünlerde hâlâ yankılanan ezgileriyle, mücadelesiyle ve özgür kadın duruşuyla hafızalarda yaşamaya devam ediyor. O, yalnızca bir sanatçı değil; sanatını halkların kültürel varlığı ve özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçası haline getiren, çok yönlü bir devrimciydi.
ERKEN YAŞAMI VE MÜCADELEYE KATILIŞI
Hozan Mizgîn, 1962 yılında Batman’ın (Êlih) Bileyder (Binatlı) köyünde dünyaya geldi. Feodal yapıların ve geleneksel baskıların yoğun olduğu bir ortamda büyüyen Gurbet Aydın, kadınlara yönelik sınırlamalar nedeniyle eğitimine uzun süre devam edemedi. Ancak erken yaşlardan itibaren içinde yanan isyan ateşi, onu sessizliğe mahkûm edemedi.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden kısa süre önce PKK saflarına katılan Mizgîn, Bekaa Vadisi’nde askeri ve ideolojik eğitim aldı. Bu süreçte sanat ve kültür çalışmalarına da ağırlık verdi. 1983 yılında sanatsal ve kültürel örgütlenme için Avrupa’ya gönderildi. Burada Hozan Sefkan ile birlikte Huner-Kom ve Koma Berxwedan’ın temellerini attı. Bu gruplar, devrimci Kürt müziğinin önemli kilometre taşları oldu.
SANATIYLA DİRENİŞ: EZGİLER VE ESERLER
Hozan Mizgîn’in sesi, sadece melodilerden ibaret değildi; o, ezgileriyle bir halkın acısını, umudunu ve direnişini dile getirdi. “Çemê Hêzil”, “Gundîno Hawar”, “Lo Hevalo” gibi ölümsüz eserleri, yasaklara rağmen kasetlerden kasetlere, kulaktan kulağa yayıldı. Şarkıları Kürtçe ve devrimci temalar içerdiği için Türk devleti tarafından yasaklansa da halk tarafından gizlice dinlendi ve ilham kaynağı oldu.
Avrupa’da yürüttüğü çalışmalarla Kürt kültürünü ve özgürlük mücadelesini uluslararası alana taşıyan Mizgîn, aynı zamanda Yurtsever Kürt Kadınlar Birliği’nde (YJWK) aktif rol aldı. Sanatını kadın özgürlüğünün ve kolektif mücadelenin hizmetine sundu. O dönemde doğan birçok çocuğa “Mizgîn” adı verilmesi, etkisinin ne kadar derin olduğunu gösterir.
DAĞLARA DÖNÜŞ VE ŞEHADETİ
Avrupa’daki çalışmalarının ardından Kürdistan’a dönen Hozan Mizgîn, hem gerilla saflarında hem de kültürel alanda mücadelesini sürdürdü. 11 Mayıs 1992 tarihinde, Bitlis’in Tatvan (Tetwan) ilçesinde bir görev sırasında kaldığı ev Türk devlet güçleri tarafından kuşatıldı. Teslimiyeti reddeden Mizgîn, son mermisine kadar direndi ve kendi silahıyla şehit düştü. Bu duruşu, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bir kadın komutan ve militan olduğunu bir kez daha kanıtladı.
MİRASI: ÖZGÜR KADIN VE DEVRİMCİ SANAT
Hozan Mizgîn’in mirası, bugün hâlâ milyonların kalbinde yaşıyor. O, Kürt Rönesans’ının öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Sanatıyla on binleri etkiledi, korkunun hâkim olduğu dönemde “Herne Pêş” marşıyla halka öncülük etti. Özellikle kadınlar için bir ilham kaynağı oldu; binlerce kadın onun adını alarak dağlara yöneldi ve özgürlük mücadelesine katıldı.
Hozan Mizgîn, sesiyle dağları inleten, direnişi ezgiye, ezgiyi direnişe dönüştüren bir semboldü. Feodal baskıdan, devlet terörüne karşı özgür bir kadın olarak ayağa kalktı. Sanatını halkın kültürel varlığını koruma ve özgürlük mücadelesini büyütme aracı haline getirdi. Kişiliğiyle devrimci, komutan, sanatçı ve özgür kadın kimliklerini bir arada yaşattı.
Bugün onun ezgileri hâlâ söyleniyor, mücadelesi hâlâ ilham veriyor. Hozan Mizgîn, “Mizgîna Leheng, Mizgîna Çeleng” olarak, Kürt halkının ve özgür kadınların hafızasında ölümsüzleşti. Şehit düştüğü günün üzerinden 34 yıl geçse de, onun sesi ve direnişi, Kürdistan’ın özgürlük yolunda yankılanmaya devam edecek.
Arî TUFAN





