Gidildi gidilmesine ama geride sürece olumlu yaklaştığı ve katkı sunduğu düşünülen CHP’nin karşıt tutumu ve buna neden olan hususların tartışması kaldı.
CHP neden böyle bir tutum içine girdi, hangi kaygılar ve korkular bunu tetikledi, bu tutumun başta Kürt seçmen olmak üzere sol-sosyalist-demokrat-Alevi-liberal-seküler seçmen kitlesinde nasıl algılanacağı yine iktidar yürüyüşünü nasıl etkileyeceği sorularını içeren geniş bir tartışmanın daha bir süre yürütüleceği anlaşılıyor. Ancak bu tartışmaların sağlıklı sonuçlara yol açmayacağı, daha şimdiden bir kısır döngüye girdiği görülüyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu bir terör sorunu olarak ele alanların yaşadığı sığlık, Kürt sorununu iktidar mücadelesinin yürütüldüğü ringe sıkıştıran yaklaşımla yarışıyor.
AKP’nin süreci iktidarı korumaya endeksli ele aldığı ve esasta Kürt halkının örgütlü yapısını dağıtma hedefiyle hareket ettiği, süreci bu temelde geliştirmek istediği sır değil. Ayak sürümesi, güven geliştirici hiçbir adıma yanaşmaması, her an süreci istismara açık bir görüntü sergilemesi nedensiz değil.
Devleti koruma ve yaşatma saikiyle hareket eden MHP’nin yaşadığı zorlanmanın bir nedeni de bu. İktidarla devletin öncelikleri aynı değil elbette. Bu AKP ve MHP arasında gerilimlere neden olmuyor değil ancak bu gerilimin henüz ortaklığı tehdit edecek yada bozacak düzeye geldiği de söylenemez. Buna gebedir ancak henüz bu düzeyde değildir.
Burada AKP kadar CHP’nin sürece yaklaşımının sakatlığını da görmek gerekiyor ki, CHP bunu daha sürecin başından belli etmiş, komisyona giriş nedenini açıklarken ortaya koymuştu.
AKP’nin cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmesine engel olmak, cumhuriyeti korumak, dokunulmaz anayasa maddelerinin tartışılmasını önlemek vb… daha sürecin başında CHP’nin misyonu olarak belirtilmişti.
Erdoğan’ın tek adam iktidarının güvenceye alınmasını amaçlayan bir anayasal değişikliği engellemenin yolu olarak 12 Eylülle tahkim edilen inkarcı anayasanın değişmez maddelerine sahip çıkmak esas misyon olarak konulmuştu. Bu yapılırken anayasanın değişmez maddelerinin aynı zamanda Kürt inkarını içerdiği bilinmiyor muydu?
Sorunu Kürt sorunu olarak tarif eden CHP şimdiye kadar bu sorunu nasıl çözeceğine dair ayakları yere basan ciddiye alınabilecek bir yaklaşım ortaya koyabilmiş değil. Açıklanan yeni CHP programı da bu konuda beklenenin çok gerisinde.
Adını Kürt sorunu olarak telaffuz ettiği sorunu, kimseyi muhatap almadan ve anayasanın değişmez maddelerine dokunmadan çözeceğini iddia eden CHP’nin açmazı da tam burada başlıyor. CHP açısından Kürt sorunu nasıl ortaya çıktı, niye bu kadar acılı ve uzun sürdü, çözümü için nerden başlamalı ve kimle muhatap olmalı soruları yanıtsızdır.
Cumhuriyetin savunusu özeleştirel bir yaklaşımla günahlarını ortaya koymadan ve bu günahlardan arındıracak çözüm yaklaşımını açık etmeden yapılamaz. CHP’nin büyük açmazı budur. Sorunun çözümüne dair samimiyetsizlikle suçladığı AKP’den ilerde olduğunu iddia eden CHP aslında zihinsel olarak AKP’nin hiç de ilerisinde değildir. Aksine cumhuriyet karşısında AKP kadar bile eleştirel değildir. Cumhuriyetin kurucu partisi olarak cumhuriyetin tüm günahlarını savunma pozisyonunu aşamamıştır. Dolayısıyla cumhuriyetin demokratikleştirilmesi noktasında AKP’den daha geri olduğu söylenebilir.
Suya sabuna dokunmadan, geçmişe dönük özeleştirel bir yaklaşım içine girmeden Türkiye’nin bu en temel sorununa herhangi bir çözüm getirilebilmesi mümkün değildir. Geçici ve pansuman yöntemlerle Kürt sorununa çözüm getirilebileceği iddiası gerçekçi değildir.
Kürt toplumsallığını onun örgütlü güçlerini ve önderliğini muhatap almadan, Kürt toplumsallığıyla eşit yurttaşlık temelinde ortak bir yaşamı geliştirebileceğini iddia etmesi ise hem kendi seçmenine hem Kürt halkına dönük bir kandırmacadan ibarettir.
MESELE BEYAZ TÜRKÇÜ ZİHNİYETİDİR
İmralıya gidilmesini AKP ile yürüttüğü iktidar mücadelesine zarar vereceği gerekçesiyle reddettiği söylenen CHP’nin bu kaygısı anlaşılırdır ancak CHP’yi İmralıya gitmekten alıkoyan neden sadece bu değildir. Yine milliyetçi hassasiyeti olan seçmenle ters düşme kaygısı da değildir. Bunlar da etkili olmakla beraber esas neden CHP’nin inkarcı zihni kodlarıdır. Dogmatik, milliyetçi ve Kürt halkıyla eşit yaşamayı kabul edemeyen, bunun için gereken demokratik, adil, eşitlikçi ve özgürlükçü yaklaşımdan uzak Beyaz Türkçü zihniyetidir.
Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi en başta Kürt halkına yapılan tarihi haksızlığın ve hukuksuzluğun kabul edilip, giderilmesinden geçer. Bu ise Kürt halkını örgütlü güçleriyle, önderliğiyle muhatap almayı, cumhuriyet içinde gönüllü yer alma talebine saygı duymayı gerektirir.
“Bizim Kürt halkıyla ilişki kurmak için DEM partisine de PKK ve Abdullah Öcalan’a da ihtiyacımız yok” diyen CHP gerçekliği esasında tam da bir sömürgeci gerçekliktir. Bir halkı önderliksiz ve örgütsüz olarak kabul etme, esasında inkarın başka bir biçimidir. Ve CHP bu noktada MHP’den de AKP’den de hem geridedir, hem de zihni olarak gerçeğe daha uzak bir noktadadır.
Şiyar KOÇGİRİ





