PKK Yürütme Komitesi’nin, gerilla güçlerinin tamamını Türkiye metropollerinden ve Bakurê Kürdistan’dan çekerek Medya Savunma Alanları’na kaydırma yönündeki stratejik kararı, Türk devleti tarafından yeni bir “imha konsepti” için fırsat olarak görülüyor. Güvenlik ve istihbarat birimlerinin hazırladığı 26 Ekim 2025 tarihli değerlendirme raporları, Ankara’nın “barış süreci” söyleminin ardında, çatışmayı Türkiye sınırlarının dışına taşıyarak hem bölgesel nüfuzunu artırma hem de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme planı yattığını gözler önüne seriyor. Belgelere göre MİT, bu süreci istihbari, diplomatik ve askeri açılardan bir fırsata çevirerek çok yönlü bir kuşatma planını devreye sokmuş durumda.
PLANIN IRAK AYAĞI: ÇATIŞMAYI GÜNEY’E TAŞIMA
Belgelerde yer alan en dikkat çekici strateji, gerillanın Başûrê Kurdistan’daki varlığının Bağdat hükümetine karşı bir şantaj unsuru olarak kullanılması. Türk devleti, bu durumu gerekçe göstererek Irak topraklarındaki hava saldırılarını ve kara operasyonlarını “meşrulaştırmayı” hedefliyor. Asıl amaç ise Irak hükümetine baskı yaparak, onu PKK’ye karşı tavır almaya zorlamak ve bu yolla hem Irak devleti ile İran arasında hem de Bağdat ile Kürtler arasında yeni bir çatışma dinamiği yaratmak. Raporda, “PKK unsurlarının tamamen geri çekilmesi stratejik bir değişimi temsil ediyor. Zira Irak’taki varlıkları artık sadece bir geri üs değil, savaş sonrası dönemde partinin önemli bir karargahı niteliğinde” ifadeleriyle bu stratejinin temeli açıklanıyor. ABD, İran ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) ikili tavırları da bu planda birer araç olarak görülüyor.
SURİYE’DE YENİ OYUN: ÇİN’DEN UYGUR PAZARLIĞI
Planın Suriye ayağı ise çok daha karmaşık ve kirli ittifakları barındırıyor. 25 Ekim 2025’te MİT heyeti ile Çin Devlet Güvenlik Teşkilatı arasında Şam’da gerçekleşen görüşme, Türk devletinin Suriye’deki çete gruplarıyla olan ilişkisinin boyutunu ve bunun uluslararası alanda nasıl bir pazarlık konusu haline geldiğini ortaya koyuyor. Çin istihbaratı, Suriye’de bulunan ve Türkiye destekli Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kontrolündeki bölgelerde barınan Uygur kökenli grupların liderlerinin kendilerine teslim edilmesi için MİT’e doğrudan baskı yapıyor. Çin’in, HTŞ lideri Colani’nin adının terör listesinden çıkarılmasına yönelik BM kararını veto etmesi, bu baskının bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Bu durum, Türk devletinin “yabancı çeteler” dosyasında doğrudan sorumlu görüldüğünü ve bu çetelerle iş birliğinin uluslararası alanda artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini gösteriyor.
HALEP’TE FİİLİ İLHAK: ‘TÜRK VİLAYETİ’ STRATEJİSİ
Türk devletinin Suriye’deki asıl hedefinin sadece “güvenlik” değil, kalıcı bir işgal ve ilhak olduğu, Halep’te yürütülen faaliyetlerle netleşiyor. MİT, Halep’i adeta bir “Türk vilayeti” olarak yeniden dizayn ediyor. Kentin tüm idari ve güvenlik kurumlarına (emniyet, istihbarat, askeri polis) MİT’e bağlı ve çoğunlukla İhvan (Müslüman Kardeşler) kökenli kişiler atanıyor. Türk Büyükelçisi Mi`emar Cengiz’in Halep’teki otellerde MÜSİAD gibi yapılarla toplantılar düzenleyerek kentin ekonomisini Türk sermayesine peşkeş çekmesi, ilhakın ekonomik boyutunu oluşturuyor. Yerel sanayi, Türk mallarının gümrüksüz girişiyle çökertilirken, tarım arazileri ve fabrikalar Türk sermayesi tarafından satın alınıyor. Balyoz Cengiz’in, “Halep’i savunmak için Kürt gruplarla (QSD) savaşmaya hazırız” diyerek Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerini hedef göstermesi ise demografik değişim ve Kürtlere yönelik saldırı niyetinin açık bir ilanı olarak kayıtlara geçiyor.
HTŞ-MİT ORTAKLIĞI: ÖZERK YÖNETİM’E KARŞI KİRLİ İTTİFAK
Raporların en kritik bölümü ise MİT ve HTŞ’nin, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni devirmek için yürüttüğü ortak faaliyetleri deşifre ediyor. Bu kirli ittifakın temel hedefleri şunlar:
Fitne ve Provokasyon: Alev’ gençlere baskı yapılarak zorla bir askeri grup kurdurulup QSD’ye karşı savaştırılması planı, Rus istihbaratının uyarısıyla sekteye uğrasa da, halklar arasına nifak sokma niyetini açıkça gösteriyor. Benzer şekilde, Hristiyan ve Arap toplulukları arasında eğitim müfredatı gibi konular üzerinden sorunlar yaratılarak Özerk Yönetim’in halkların birliğine dayalı modeli hedef alınıyor.
Dêrezor’da İsyan Provası: Dêrezor ve Şemerî bölgelerindeki aşiret şeyhleri üzerinden “halkı QSD’ye karşı ayaklandırma” planları yapılıyor. Amaç, bölgede bir isyan kıvılcımı çakarak Özerk Yönetim’i içeriden çökertmek.
“Terörle Mücadele” Dosyasını Çalma Girişimi: QSD’nin teröre karşı mücadelede kazandığı uluslararası meşruiyeti kırmak için HTŞ, MİT ile koordineli olarak bazı yabancı radikal grupları tasfiye ediyor. Böylece Batılı ülkelere “terörle asıl biz mücadele ediyoruz” mesajı verilerek, QSD’nin rolü çalınmak isteniyor.
Tüm bu veriler bir araya getirildiğinde, Türk devletinin gerillanın geri çekilmesini bahane ederek Kürt Özgürlük Hareketi ve onun en somut kazanımı olan Özerk Yönetim projesine karşı topyekûn bir imha konsepti başlattığı anlaşılıyor. Irak’ta çatışmayı derinleştirme, Suriye’de ise askeri işgali siyasi ve ekonomik ilhakla kalıcı hale getirirken, çeteler eliyle Özerk Yönetim’e saldırma stratejisi, savaşın sadece coğrafyasının değil, karakterinin de değiştiğini ve mücadelenin çok daha karmaşık bir aşamaya evrildiğini gösteriyor.
Fırat ALİ




