KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Kürtlerde Diplomasi Eksikliği Ve Diplomatik Atak Zamanı

Kürtlerin bugünkü temel açmazı, tarihsel mağduriyetlerine yaslanarak haklılıklarını savunmaları ama bu haklılığı küresel karar mekanizmalarına taşıyacak etkili bir diplomasiye dönüştürememeleridir.

9 December 2025
Kategori: Politik Analiz
287 3
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Dünya, artık demokrasi, insan hakları ve özgürlükler temelinde işleyen bir düzen iddiasını terk etmiş durumda. ABD’nin son yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji belgesi ve Trump doktrininin güncel uygulamaları, bu dönüşümün resmî ifadesi olmuştur. Yeni stratejide öncelik, “para akışı, ticaret yolları, enerji güvenliği, sermaye dolaşımı, yatırımcı girişimleri ve ABD’nin çıkarlarının korunması” olarak tanımlanıyor. Demokrasi, azınlık hakları ya da sivil toplumun talepleri bu sıralamada geri plana itilmiş, güçlü, diktatörlük liderlerle doğrudan iş yapma modeli benimsenmiştir. Washington’un yeni dünya vizyonunda Erdoğan, Muhammed bin Selman, El Colani gibi aktörler, istikrar, güvenlik ve yatırım ortamı sunabildikleri ölçüde muhatap kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, sadece değerlerin değil, aktörlerin de yeniden dizayn edildiği bir dönemin habercisidir. Bu başarılır mı başarılmaz mı o başka bir tartışma konusudur.

Bu yeni düzen, bölgesel aktörleri “demokratik meşruiyet”e göre değil, “jeopolitik işlev”lerine göre konumlandırmaktadır. Bir gücün meşruiyeti artık halk nezdindeki desteğinden değil, enerji akışını garanti altına alması, sermaye dolaşımını güvenceye alması ve bölgesel kaosu kontrol edebilmesinden geçiyor. Dolayısıyla ABD ve Batı artık dünyayı yöneten bir ahlâki sistem değil, çıkar odaklı ve teknik güç merkezli bir jeopolitik mimari inşa etmektedir. Bu mimaride devlet-dışı aktörlerin yeri, ancak bu işlevleri yerine getirebildikleri sürece mümkün olmaktadır.

Ukrayna meselesinden İsrail-Filistin çatışmasına, Körfez yatırımlarından, Türkiye, Irak, İran, Lübnan, Libya ve Suriye iç savaşına kadar tüm örnekler, artık değer temelli değil, çıkar temelli siyasal pozisyonların belirleyici olduğunu göstermektedir. Ortadoğu’da demokrasi adına bir projenin kalmadığı, halkların sadece araçsallaştırıldığı bir süreç yaşanıyor. Bu tabloda, Kürtlerin rolü ve yeri ise en kritik sorunlardan biridir. Çünkü Kürtler, yeni dünya düzeninin stratejik denkleminde hâlâ “çözüm, demokrasi ve insan hakları” üzerinden pozisyon almaya çalışmakta, bunlar stratejik anlamda toplumsal doğrular olsa da ancak bu söylemler artık küresel güçlerin radarında öncelikli bir başlık olmaktan çıkmıştır.

ORTADOĞU’DA PARANIN, ENERJİNİN VE GÜCÜN YENİ ROTASI

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgedeki güç ilişkilerinin artık yalnızca askeri veya ideolojik değil, çok daha derinden, ekonomik ve ticari ağlarla yeniden kurulduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan liderinin Washington’a giderek 1 trilyon dolarlık yatırım taahhüdünde bulunması, Erdoğan’ın çöken Türk ekonomisini toparlamak için ABD’ye gidip milyarlarca dolarlık Boeing alımı yapması, hatta Katar’ın bile dev yatırımlarla Batı’yla pozisyonunu pekiştirmesi, yeni diplomasi biçiminin neye göre şekillendiğini açıkça göstermektedir.

Aynı şekilde, Suriye’de El Colani’nin bile ABD ile ekonomik ve siyasi anlaşmalar yaparak meşruiyet zemini kazanması, yeni güç mimarisinde hangi aktörlerin söz hakkı bulduğunu ifşa ediyor. Washington ve kısmen Brüksel için artık şu beş başlık belirleyicidir,

1-Para ve yatırımın güvenli dolaşımı,

2-Enerji koridorlarının istikrarlı akışı,

3-Güvenlikli ticaret altyapısı.

4-Sermaye dolaşımı.

5-AB için göçün durdurulması.

Demokrasi, çözüm süreçleri veya halkların kaderini tayin hakkı gibi meseleler, bu liste içinde yer almamakta, olsa olsa alt başlık olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada Kürt hareketlerinin ve kurumlarının hâlâ demokrasi, insan hakları ve çözüm odaklı diplomasi yürütmesi, yeni dünya düzeninin siyasal algoritmasıyla uyuşmamaktadır. Bu nedenle söylenenler, diplomasi masasında ne birinci gündem ne de etkili bir kart olarak karşılık bulamamaktadır.

Örneğin, Suriye’de QSD ile Şam arasında imzalanan 10 Mart Anlaşması bir zamanlar büyük bir adımdı. Ancak Şam, ABD-Türkiye görüşmeleri sonrası bu anlaşmayı askıya aldı. Çünkü bölgedeki denge değişmiş, Colani rejimi meşrulaştırılmış ve Şam’ın “zaman lehimize işliyor” düşüncesiyle müzakereye kapıları kapanmıştır. Aynı şekilde, Türkiye’deki çözüm süreci de, PKK’nin 10 adım atmasına rağmen  Erdoğan’ın “rüzgâr bizim lehimize” anlayışıyla hala adım atmaması bu gelişmeyle alakası vardır. ABD, dolaylı biçimde hem bu çözüm süreçlerinin tıkanmasında hem de yeniden ulus-devletleri tahkim eden politikaların önünü açmada rol oynamıştır. Erdoğan ve Colani’nin çözüm dedikleri şey, ‘terörsüz Türkiye’ dedikleri şey taviz vermeden ulus-devlet nizamlarını yeniden kurma hayalleridir.

Bugün İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları bile Suudi Arabistan ve Türkiye gibi aktörlerin “yatırım yaptık, istikrar istiyoruz” baskısıyla durdurulabilmektedir. Bu, dünyada artık çıkarlara dayalı yeni bir diplomatik dilin hâkim olduğunun açık göstergesidir. Ve bu yeni dilde Kürtler hâlâ kendi yerlerini alamamışlardır.

KÜRTLER, İSTİKRAR POTANSİYELİNE RAĞMEN DİPLOMATİK ETKİSİZLİK

Bugünün bölgesel ve küresel gerçekliği şudur, Dünya artık siyasal değil, çıkarcı ilişkilerle şekilleniyor. ABD’nin yeni stratejik belgeleri, açıkça güvenlikli para akışı, yatırım ve enerji koridorlarının korunmasını temel öncelik olarak belirlemiştir. Bu gerçekliğe uygun olarak İsrail’den Körfez’e, Türkiye’den Mısır’a, Suriye’den Lübnan’a kadar birçok rejim yeniden konumlandırılmış, demokrasinin değil, çıkarların ve teknik işlevlerin belirleyici olduğu bir yeni düzen kurulmuştur.

Bu denklemde Kürtler istikrar açısından eşsiz bir potansiyele sahiptir. Coğrafi olarak bölgenin merkezindedirler. Siyasi ve toplumsal olarak da hem Suriye, hem Irak, hem Türkiye hem de İran için dengeleyici ve dönüştürücü bir aktör olabilirler. Ancak diplomatik olarak etkili değildirler. Çünkü, Kürtler hâlâ ideolojik olarak haklılığın, mağduriyetin ve çözüm arayışının yeterli olacağını sanıyor. Oysa yeni düzen çıkar odaklıdır, güç, kaynak ve fonksiyon arar.

Buna karşılık Kürt aktörler bu çıkar ağlarına nüfuz edecek, karar süreçlerini etkileyecek, istikrar teklif edebilecek bir diplomatik dil geliştirememektedir.

Mesela Rojava’da devasa petrol rezervleri vardır. ABD şirketleri bu kaynaklardan faydalanmakta, ama bu faydayı uzun vadeli ve güvenli kılmak için bir çözüm ve istikrar modeli gereklidir. Yani Kürtlerin demokratik özerklik ve özyönetim modeli yalnızca içsel bir ideal değil, aynı zamanda küresel enerji ve ekonomi sisteminin güvenliği açısından da somut bir öneri olabilir. Ancak bu argüman diplomasiye yeterince taşınmamaktadır.

Kürtlerin diplomasi kapasitesi, teknik müzakere gücü, uluslararası ticaret ve yatırım gündemine nüfuzu yok denecek kadar azdır. Bu da dört parçada Kürt sorununu yalnızlaştırmakta ve etkisizleştirmektedir. Halbuki diplomasi sadece devletten devlete yürütülen bir süreç değildir. Ulus-devletin ötesinde kurulan yeni ekonomik-politik ağlarda toplumsal aktörler de rol alabilir. Ve Kürtler buna en çok ihtiyacı olan ve en çok potansiyele sahip topluluktur.

DİPLOMATİK ATAK ZAMANI, ROLÜNÜ BELİRLEYEN KÜRT HAREKETİ

Kürtlerin bugünkü temel açmazı, tarihsel mağduriyetlerine yaslanarak haklılıklarını savunmaları ama bu haklılığı küresel karar mekanizmalarına taşıyacak etkili bir diplomasiye dönüştürememeleridir. Dünya, artık “kim haklı”dan çok “kim yararlı” sorusuna yanıt arıyor. Bu acımasız ama gerçek bir durumdur. İşte bu nedenle, şimdi Kürtler için bir “diplomatik atak zamanı”dır. Bu atağın taşıması gereken bazı temel boyutlar şunlardır,

Kürtler kendilerine biçilen “çözülmesi gereken sorun” pozisyonundan çıkmalı, yerine “istikrar üretici aktör” olarak rol biçmelidir. Bu, yalnızca askeri ya da ideolojik bir iddia değildir. Ticaret yolları, enerji hatları, sınır güvenliği, yerel ekonomi ve kadın temelli toplumsal örgütlenme gibi birçok alanda Kürt hareketi zaten fiilen bu rolü oynamaktadır. Ancak bu gerçek, diplomasiye tercüme edilmemektedir.

Bugün Kürtlerin dört parçada da diplomatik temsiliyetleri vardır. Ancak bu temsil parçalı, tepkisel ve çoğunlukla savunmacıdır. Oysa yeni dünya düzeninde diplomasi, saldırı değilse bile en azından yön verme sanatıdır. Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani, Mazlum Abdi, İlham Ahmed, Tuncer Bakırhan ve İran Kürt hareketi—her biri tek tek değil, eşgüdümlü ve tamamlayıcı bir diplomasi dili geliştirmelidir.

Artık barış, istikrar ve güvenlik yalnızca ahlaki çağrılarla değil, çıkar önerileriyle pazarlanıyor. Kürtler, bölgede barışın ve güvenliğin sağlayıcısı olacaksa, bu rolü uluslararası şirketlere, fonlara, karar alıcılara yatırım güvenliği, enerji istikrarı, ticaretin serbest akışı gibi argümanlarla anlatmak zorundadır. Aksi takdirde jeopolitik olarak tam merkezde yer alsalar bile, bu merkezi pozisyon etkisiz kalır.

Demokratik modernite, kadın özgürlükçülüğü, ekolojik toplum gibi kavramlar sadece iç kullanım için değil, küresel kamuoyuna ve kurumlara anlatılacak bir model olarak formüle edilmelidir. Bir yandan uluslararası çıkarlarla uyumlu somut teklifler geliştirilirken, diğer yandan Kürt paradigmasının ahlaki ve politik gücü, alternatif sistem arayışındaki toplumsal kesimlere sunulmalıdır. Yani Kürt hareketi sadece jeopolitik olarak değil, felsefi olarak da evrensel tartışmaya müdahil olmalıdır.

YENİ BİR DİPLOMATİK SEFERBERLİĞİN ZAMANI

Tüm bu tablo, bize yalın bir gerçeği gösteriyor, Dünya, artık demokrasi, insan hakları ve barış gibi değerleri yalnızca söylem düzeyinde tutarken, stratejik kararlarını güç, para, enerji ve güvenlik akışına göre veriyor. Yeni dünya düzeni, eksenini haklı olandan güçlü olana, sivil toplumdan devlet aktörlerine, etikten ekonomik çıkarlara doğru kaydırmıştır.

Bu gerçeklik içerisinde Kürtlerin hâlâ “demokratik çözüm” ve “uluslararası meşruiyet” gibi geleneksel söylemlere sıkışması, diplomatik düzlemde etkisizleşmelerine neden olmaktadır. Oysa Kürt halkı, hem jeopolitik konumuyla hem de toplumsal karakteriyle bölgesel istikrarın vazgeçilmezidir.

Artık şu yalın ama sarsıcı gerçek, güçlü biçimde dile getirilmelidir, Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu’da istikrar sağlanamaz. Kürtlerle çözüm olmadan yatırım, ticaret ve enerji güvenliği mümkün değildir. Barış olmadan para dolaşmaz, sermaye istikrar bulmaz, stratejik belgeler işlemez.

Rojava’dan Güney Kürdistan’a, Bakur’dan Rojhilat’a kadar Kürtler jeopolitik bir istikrar gücüdür. Ancak bu potansiyel, diplomatik bir özneye dönüşmeden kendiliğinden etkili olmaz. Bugün ABD, AB ve bölge devletlerinin üzerinde çalıştığı tüm stratejik planlar —petrol, doğalgaz, ticaret yolları, yatırım güvenliği, sermaye dolaşımı, istikrarsız bir Kürt sahası içinde işlemeyecektir. Aksine, bu tür planlar pamuk ipliğine bağlı kalacaktır.

Dolayısıyla, Kürtlerin diplomatik hamlesi yalnızca bir “hak mücadelesi” değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki tüm tarafların barış, istikrar ve yatırım çıkarlarının da ön koşuludur.

Bugün, geç kalınmış ama hâlâ mümkün olan bir şey vardır, Bütün parçalardaki Kürt aktörleri, Mazlum Abdi, Neçirvan Barzani, Bafil Talabani, Tuncer Bakırhan, İlham Ahmed ve diğerleri, Washington ve Brüksel’de etkin, sürekli ve sonuç alıcı bir diplomatik masa kurmalıdır. Artık zaman, sadece savunma yapmak değil, yön verme, öneri geliştirme ve inisiyatif alma zamanıdır.

Kürtler, tarihin bu yeniden kurulum anında, ya sürecin dışında bırakılan “kırılgan halk” olarak kalacaklar ya da istikrarın taşıyıcısı olan stratejik bir özne haline gelecekler.

Karar, bu diplomatik eşiğin nasıl geçileceğine bağlıdır.

Hakkı TEKİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş225Paylaş141
Önceki yazı

Sakalsız Diktatörden Sakallı Diktatöre- ÖZEL DOSYA

Sonraki Haber

MİT’ten Rus Destekli Ude’yi Öldürün Talimatı- ÖZEL HABER

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Dünyadaki Güç Dengelerinin Dönüşümü ve Kürtlerin Stratejik Konumu- 1

12 May 2026
1.6k

Demokratik Entegrasyon Nedir, Nasıl Yapılır?- EDİTÖRDEN

4 May 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç