Türkiye ile İsrail arasındaki çıkar çatışması derinleştikçe, MİT’in bölgesel stratejisi Suriye ve Irak’ı birer hesaplaşma alanına dönüştürüyor. HTŞ’den ENKS’ye, Dürzi dosyasından yabancı gruplara kadar her başlık, bölge halklarını yeni bir savaşın eşiğine sürüklüyor.
Ortadoğu’da güç dengeleri yeniden kurulurken, Türk ve İsrail devletlerinin çıkarlarının çarpışması artık gizlenemeyecek kadar görünür hale geldi. Bu çatışmanın en kritik sonucu ise, MİT’in Suriye ve Irak’ı Türkiye’nin İsrail’le hesaplaşma sahasına dönüştürme stratejisinin hız kazanmasıdır.
Ankara, Suriye hükümetinin karar mekanizmalarını büyük ölçüde kontrol altına almış durumda. Aynı modelin Irak’ta da kurulması için yoğun bir çaba yürütülüyor. Bu tablo, bölgenin geleceğini belirleyecek yeni bir eksenin habercisi niteliğinde.
MİT’İN YENİ KOALİSYON ARAYIŞI: Şİİ-SÜNNİ EKSENİNDE ‘SAVUNMA HATTI’
Türkiye, İsrail’e karşı bölgesel bir savunma cephesi oluşturmak amacıyla Şii ve Sünni güçleri aynı çatı altında toplamaya çalışıyor. Ancak çıkarları için risk oluşturulan bölgelerde de toplama yerine çatıştırmaya çalışıyor.
Bu çerçevede: Haşd-ı Şabi liderinin Ankara ziyareti, Hizbullah’a yönelik söylemin yumuşatılması, Şam’daki Geçici Hükümet üzerinden Irak’la yeni ilişkiler kurulması tesadüfi değil; hepsi MİT’in yeni bölgesel mimarisinin parçaları.
Bu adımlar, Türkiye’nin İran eksenine yaklaşması değil; İsrail’e karşı “kontrollü bir denge siyaseti” kurma çabasıdır.
SURİYE: BİR HESAPLAŞMA ALANINA DÖNÜŞTÜRÜLEN ÜLKE
Aldığımız bilgilere göre, Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği ve MİT’in değerlendirmelerine göre, Fransa ve İsrail özellikle iki dosya üzerinden Türkiye’nin Suriye’deki etkisini kırmaya çalışıyor:
Suveyda’daki Dürzi dosyası, Güney ve Kuzey Suriye’deki yabancı silahlı gruplar dosyası.
Türkiye buna karşı iki yönlü bir plan yürütüyor: Dürzi toplumunu devlet kurumlarına entegre ederek kontrol altına almak, Dürzi toplumu içinde mezhepsel bölünmeler yaratmak ve tek bir lider yerine çoklu dini figürleri desteklemek.
Bu, klasik bir “toplumu atomize ederek yönetme” stratejisidir.
HTŞ VE YABANCI GRUPLAR: KISA SÜRELİ SAVAŞ SENARYOSU
İdlib’deki yabancı gruplar üzerindeki uluslararası baskı arttıkça, Colani yönetimi sıkışıyor. MİT ise bu baskıyı dağıtmak için kontrollü bir çatışma senaryosu devreye sokmuş durumda. Nitekim 6 Mayıs’ta Geçici Hükümet’e bağlı güçlerin yabancı gruplara yönelik kısa süreli operasyonu, bu senaryonun ilk işaretiydi. Bu tür “göstermelik çatışmalar”, hem Batı’yı oyalamak hem de HTŞ’nin iç dengelerini yeniden kurmak için kullanılıyor.
HTŞ’NİN ENTEGRASYON OYUNU
HTŞ’nin dayattığı entegrasyon politikası, Türkiye’nin bölgesel stratejisinin bir uzantısıdır.
Bu politika: Bölge halkında güvensizlik yaratıyor, Hizmet ve altyapı krizlerini derinleştiriyor, özel savaş yöntemleriyle toplumu baskı altına alıyor. Yani anlaşılacağı üzere HTŞ’nin amacı, kendisini “tek çözüm merkezi” olarak sunmak.
Ancak Rojava’nın büyük şehirlerinde (Kamışlo, Haseke, Kobanê) ortaya çıkan sorunların Suriye geneline taşınması, bu entegrasyonun bir “istikrarsızlık üretme mekanizması” olduğunu gösteriyor.
Bunun yanında Kürt halkına yönelik yeni hamleler de yapılıyor. Bunlar gizli tutuklamalar ve hücreleşmelerdir. Sitemiz lekolin.org yaptığı özel haber ve analizlerle çokça vurgu yapıldığı ve bazı açık kaynaklarında belirtildiği gibi HTŞ, Kürt gençlerine yönelik Tabqa, Rakka, Dêrazor hatlarında gizli tutuklamalar planlıyor. Bunu QSD hücreleri bahanesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Rakka ve diğer bölgelerde “QSD destekçileri” adı altında yürütülen tutuklamalar, HTŞ’nin Kürtlere yaklaşımının taktiksel değil, yapısal bir düşmanlık içerdiğini ortaya koyuyor.
Aynı dönemde MİT ve HTŞ’nin Arap aşiretleri içinde hücreler kurarak bölgeyi parçalama çabası, yeni bir iç çatışma riskini büyütüyor.
BÖLGE YENİ BİR SAVAŞIN EŞİĞİNDE
Ortadoğu’da bugün yaşananlar, yalnızca devletler arası bir çıkar çatışması değil; toplumların geleceğini belirleyecek bir yeniden dizayn sürecidir.
Türkiye’nin Suriye ve Irak’ı hesaplaşma alanına dönüştürmesi, HTŞ’nin entegrasyon adı altında yürüttüğü özel savaş, İsrail’in bölgesel hamleleri, Batı’nın Dürzi ve yabancı gruplar dosyası üzerinden yürüttüğü baskı bir araya geldiğinde, bölgeyi daha büyük bir savaşın eşiğine getiriyor.
Bu savaşın bedelini ise yine halklar ödeyecek.
Fırat ALİ





