Sanatçı Mem Ararat’ın kendi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamanın videosunu dinleyip izledik. Mimikleri ve sert sözlerinden anlaşılıyor ki, Kürt kültür ve sanat kurumlarına karşı duyduğu rahatsızlığı kine ve nefrete dönüştürmüş.
Mem Ararat’ın söylediklerinin ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu bilmiyoruz, çünkü diğer tarafı dinlemedik. Ancak şunu iyi bilmek gerekir ki, Kürt kurumları kimsenin babasının malı değildir ve hiçbir kimsenin bu kurumları kendi kişisel çıkarı ve şahsiyeti için kullanma, kendi tasarrufuna alma hakkı yoktur. Mem Ararat’ın bahsettiği bu kurumlar ağır bedeller ödenerek kurulmuştur, milyonlarca insanın emeğiyle kurulmuştur. Maddi ve manevi olarak halkımız bu kurumları korumuş ve sahip çıkmıştır.
Bu dönemde kurumların öncülüğünü ve sorumluluğunu üstlenen kişiler iyi bilmelidirler ki, onlar bu halk kurumlarının sahibi değillerdir; onlar halkın hizmetkârıdırlar. Eğer bu şahsiyetlerin Özgürlük Hareketi hakkında biraz bilgileri ve Özgürlük Hareketi’nin ferasetiyle biraz bağları varsa, iyi bilmelidirler ki onlar bu toplumun mirleri ve beyleri değildir, toplumun hizmetkârlarıdır. Özgürlük Hareketi’nin çizgisi Mazlum ve Xeyrî’nin çizgisidir. Bu çizgi, her şeyini feda eden çizgidir; şehadete giderken bile “Mezarıma ben halkıma borçluyum” diyen çizgidir.
Halkımıza ne kadar saygılı ve hürmetkâr isek, bu halk için bir tek taş üstüne taş koymuş kişilere de o kadar saygılı ve hürmetkârız. Bu terbiyeyi Özgürlük Hareketi’nden aldık. Şüphesiz Sayın Mem Ararat da sesi ve sazıyla bu halka hizmet etmiştir ve bu saygıya layıktır.
Ancak Kürt dilinin gününde, Kürt halkının kendi dili için eşsiz bir mücadele verdiği bu dönemde, Mem Ararat’ın açıklamasını uygun görmedik. Sözler ne kadar doğru olursa olsun, yerli yerinde ve zamanında değilse gerçeği öldürür. Sadi Şirazi’nin bir sözü vardır: “Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.” Sayın Ararat bu sözleri bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi söylüyor bilemeyiz; ancak şunu bilmelidir ki, bu sözleri Kürt halkının davasına hizmet etmemekte, davaya zarar vermektedir.
İnanıyoruz ki, tüm yurtseverler ve Kürt halkının dostları biliyorlar ki, bu dönemde halkımıza yönelik ne kadar ağır saldırı ve tehlikeler vardır. Halkımıza karşı uluslararası bir konsept yürütülüyor, Kürdistan’ın her dört parçası ve halkımızın kazanımları tehdit altındadır. Bu mesele partilerin ve şahısların meselesi değil, Kürt halkının meselesidir.
Bu konseptin arkasında duran, işbirlikçi ve halkımıza düşmanlık yapan kişiler saldırıyor. Bu saldırılara karşı duyarlı ve uyanık hareket etmeliyiz. Şüphesiz, işbirlikçi, uşak ve halkımıza düşmanlık yapanlara bir şey demiyoruz. Bu kişiler halkımıza ve halkımızın değerlerine düşmanlık yapıyorlar; biz de onlara karşı mücadele edeceğiz. Onların elinden ne geliyorsa yapsınlar, bizim elimizden de ne geliyorsa yapacağız; bu minnetsizdir. Ancak yurtsever ve sadık insanlarımızın bu feraset ve duyarlılıkla hareket etmesi gerekir.
HANGİ DEĞERLERE SAHİP ÇIKMALIYIZ?
Biz Kürtlerin en büyük sorunu, ulusal hassasiyetlerle hareket etmememizdir. Bu, sömürgeciliğin bir özelliğidir. Sömürgeci kişilik, kültür, ölçü, feraset ve toplum olma açısından parçalanmış ve kendi gerçeğinden uzaklaşmış bir kişiliktir.
Fanon’a göre sömürgeci kişilik, ikiye bölünmüş bir kişiliktir ve iki dünya arasında sıkışıp kalmıştır. Kendisini ‘Sömürgeci Efendi’ye kabul ettirmek ve yaşatmak için özünü ve toplum olma vasfını inkâr eder, gizler. Sömürgecinin diline, kişiliğine, değerlerine ve kültürüne sahip çıkar. Yani sömürgecinin değerlerine sahip çıkar ve sömürgeci gibi davranmak ister. Bu yüzden sömürgeci maskesini yüzüne takar.
Sömürgeci kişiliğin özelliklerinden biri de örgütlenmeden ve kurumlaşmadan kaçmasıdır. Toplum olma kurumlarla olur. Kurumları ve teşkilatları olmayan toplum, dağılmış bir toplumdur. Siyasi, kültürel, sanatsal, ekonomik, sağlık, eğitim ve askeri kurumlar olmazsa o toplum dağılmış bir toplumdur. Kendi ulusunu koruyan tüm halklara bakın; kurumları yöneten kişiler uygun olmasa bile çok sert ve keskin eleştirirler, ama kurumlarını korurlar.
Örnek: Türkler Tayyip Erdoğan’ı eleştirirler ama Cumhuriyet kurumunu ve cumhurbaşkanlığı makamını korurlar. Çünkü bilirler ki o kişi er ya da geç o makamdan inecek, ama o kurum kalacaktır. Eğer Kürtlerin de ulus feraseti olsa, kurum yöneticilerinin hatalarını eleştirirler ama kurumlarını korurlar. Çünkü kurum, halkımızın ve ulusumuzun kurumudur. Ne yazık ki bu sorumluluk Kürt kişiliğinde azdır ya da yoktur. Rahatsız olduğunda ne kurumu tanır ne de ulusu tanır. Kontrolden çıkmış bir buldozer gibi, hangi ulusal ve halka ait değer varsa hepsini yerle bir eder. Bu subjektif olmasa bile objektif olarak halkımızın kurumlarına karşı düşman politikalara hizmet etmektedir.
Maalesef ve binlerce kez maalesef, biz Kürtler böylesiyiz. Evet, doğrudur; kurumlarımızda layık olmayan kişiler vardır, ferasetleri toplumdan ve halktan uzaktır, egemen sınıf ferasetiyle hareket ederler. Onları eleştirelim, çok iyidir. Ama bir kibrit için yorganı yakmayalım. Bazı kurum yöneticilerinden rahatsız olduk diye bütün ulusal değerleri ayaklarımızın altına almayalım ve balta ile taşla üzerlerine yürüyüp yıkmayalım. Hele bir sanatçı, bir aydın ise kurum nedir, kişi nedir bilincinde olmalıdır. Karayı beyazı birbirine karıştırmamalı ve yıkmamalıdır.
Kısa ve öz olarak: Sayın Mem Ararat, belki de yüzde yüz haklısındır, belki kurumlarımızı halkımızı iyi temsil etmeyen bazı kişiler vardır, onları eleştirmekte de haklı olabilirsin. Ancak eğer sende ulusal değerler ve ulusak feraset varsa (ki senin yurtsever bir şahsiyet olduğuna inanıyoruz), kurum ile şahsiyeti birbirinden ayırmalısın. Üslubun ve tarzın bir Kürt sanatçısı olarak yapıcı ve kurucu olmalıdır. Yok eğer farklı bir niyetle ve son dönemlerde Kürt halkının hangi değeri varsa hepsine saldıran, artık zerre kadar halk değeri kalmamış gibi davranan şahsiyetlere yakın durursan, o da artık senin vicdanına kalmıştır. Herkes vicdanının ekmeğini yer.
Saygıyla selamlar…
“Eski BDP Partisi Eş Başkan Yardımcısı Mehmet Ayhan”





