İçinde yaşadığımız dönem sıradan bir zaman dilimi değildir. Tarih, kimi anlarda hızlanır; gelişmeler ardı ardına gelir ve toplumların kaderini belirleyecek yeni eşikler ortaya çıkar. Bugün tam da böyle bir süreçten geçiyoruz. Bu nedenle “tarih” artık geçmişte kalan bir anlatı değil, her gün yeniden yazılan canlı bir gerçekliktir.
Bu yüzden bugün için en doğru söz şudur: Tarih Şimdi’dir ve onu yaşayanlar belirler. Biz Kürtler açısından bu gerçeklik daha da yakıcıdır. Çünkü tarihimiz, fırsatların doğru değerlendirilmediği anlarda ağır bedeller ödendiğini; örgütlü olunduğunda ise en zor koşulların bile aşılabildiğini defalarca göstermiştir. Bu nedenle her an hazırlıklı olmak, yalnızca bir tercih değil; varoluşsal bir zorunluluktur. Hazırlıklı olmak, ekmek ve su kadar hayati bir ihtiyaçtır.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, bölgesel dengelerin hızla değiştiğini açıkça ortaya koymaktadır. Uluslararası güçler arasındaki gerilimler, bölgesel çatışmalar ve yeni ittifak arayışları, Kürt halkını doğrudan etkileyen bir süreci beraberinde getirmektedir. Aynı şekilde Kuzey Kürdistan’da devlet ile özgürlük hareketi arasında gelişen diyalog arayışları da yeni siyasal ve toplumsal denklemler yaratmaktadır. Bu gelişmeler, yalnızca diplomatic temaslar olarak görülmemeli; tarihsel sonuçlar doğurabilecek bir sürecin işaretleri olarak değerlendirilmelidir.
Ancak tarih bize önemli bir uyarı da yapmaktadır. Yakın geçmişte “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemin ardından yaşananlar, örgütlü hazırlığın ve toplumsal bilinçlenmenin ne kadar belirleyici olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. O dönem yaşanan yıkımlar ve ağır bedeller, hafızamızda hâlâ canlıdır. Bu nedenle bugün gelişen sürece yalnızca umutla değil, aynı zamanda deneyimle, hafızayla ve örgütlü bilinçle yaklaşmak zorundayız.
Bu noktada kendimize açık ve ve cesur sorular sormak gerekir:
-Kuzey’de siyasal ve toplumsal örgütlenme düzeyimiz bugün hangi noktadadır?
-Toplumla bağlarımız ne kadar güçlüdür?
-Yerel örgütlenmelerimiz ne kadar canlı ve işlevseldir?
-Gelişen süreci doğru okuyabiliyor ve buna uygun hazırlık yapabiliyor muyuz?
Bu soruların cevapları, geleceğimizi belirleyecek ölçütlerdir. Çünkü tarihsel süreçler yalnızca büyük kararlarla değil, günlük pratik örgütlenmelerle şekillenir. Bugün en büyük risklerden biri rehavet ve dağınıklıktır. Mücadele tarihinin gösterdiği en temel gerçeklerden biri şudur: Tehlike çoğu zaman geri çekilme anlarında değil, rahatlama anlarında büyür. Eğer örgütlü bilinç zayıflarsa, en güçlü kazanımlar bile kısa sürede kaybedilebilir.
Bu nedenle yapılması gereken şey açıktır:
İlan etmekten önce inşa etmek.
Söylemekten önce örgütlemek.
Beklemekten önce hazırlanmaktır.
Gerçek güç, bir yapının adını koymakta değil; o yapıyı ayakta tutacak bilinçli, örgütlü ve kararlı bir toplumsal zemin oluşturmaktadır. Bu nedenle bugün en önemli görevimiz, sonuçları ilan etmek değil; temelleri sağlam atmaktır.
İnşa edebilecek tüm yoldaşlarımıza bu süreçte mutlaka ulaşabilmeliyiz. Küslük, kırgınlık ve uzaklaşma gibi duygulara bu dönemde yer olmamalıdır. Hiç kimsenin kendi evine, kendi toplumuna ve kendi mücadelesine küsecek bir hakkı yoktur. Çünkü bu mücadele bireysel değil, kolektif bir varoluş mücadelesidir. Her bir arkadaşımıza ulaşmak, gelişen süreci doğru biçimde anlatmak ve birlikte anlamlandırmak zorundayız. Süreci anlamak kadar, onu doğru uygulamak da hayati önemdedir. Bunun için geçmişte mücadelenin ilk dönemlerinde ortaya çıkan o heyecanı, o inancı ve dayanışma ruhunu yeniden büyütmeliyiz. Mücadele, sözlerle değil; küçük ama sürekli adımlarla güçlenecektir.
Bulunduğumuz her yerde, koşullar ne olursa olsun, örgütlü yaşamı kurabilmeliyiz. Yerelde dayanışma ağlarını güçlendirmek, birbirimizden haberdar olmak ve ortak hareket edebilmek, toplumsal direncin temelidir. Çünkü örgütlülük yalnızca bir yapı değil; aynı zamanda bir bilinç, bir sorumluluk ve bir yaşam biçimidir.
Tarih, hazır olanları ilerletir; hazırlıksız olanları ise geride bırakır. Özgürlük ise kararlı olanlarındır. Şimdi İnşa vaktimizdir.
Serhed RONÎ





