KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Şengal’de 2014 Senaryosu Yeniden Mi Sahneleniyor?

Suriye'de HTŞ ve diğer muhalif gruplar aracılığıyla rejim değişikliğine zemin hazırlayan ve ardından Kürt kazanımlarını tasfiye etmeye yönelen Türkiye, şimdi aynı modeli Irak'a uyarlamak istiyor.

25 February 2026
Kategori: Politik Analiz
268 17
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Ortadoğu’nun en kadim halklarından biri olan Êzidîler, bir kez daha varoluşsal bir tehditle karşı karşıya. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şengal’e yönelik açık tehditleri, Irak ordusunun bölgede başlattığı silah toplama operasyonları ve yeni askeri üs inşaatları, 2014 yılında IŞİD’in gerçekleştirdiği soykırımın öncesindeki koşulları birebir anımsatıyor. 72 fermanı yaşamış bir halkın kaderi, bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin gölgesinde bir kez daha belirsizliğe sürükleniyor. Bu analiz, Şengal’deki güncel gelişmeleri tarihsel, siyasi ve jeostratejik bağlamda ele alarak, Êzidî halkının karşı karşıya olduğu tehditlerin boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

HAKAN FİDAN’IN TEHDİTLERİ: “SURİYE’DEN SONRA SIRA IRAK’TA”

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalar, Şengal’deki dengeleri kökünden sarsan bir nitelik taşıyor. Fidan, “Suriye’den sonra sıra Irak’ta. Irak hükümeti Suriye’nin deneyimlerinden faydalanmalı. Tüm toprakları üzerinde otoritesini kurmalı. Irak’ı korumalı. Suriye’den sonra sıra Irak’ta ve biz de oraya gidiyoruz” diyerek Ankara’nın Irak ve özelde Şengal üzerindeki niyetlerini açıkça ortaya koydu.

Bu sözler, sıradan bir diplomatik uyarının çok ötesinde bir anlam taşıyor. Fidan’ın “Suriye deneyimi”ne yaptığı atıf, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik askeri operasyonlarını ve bu operasyonların yarattığı yıkımı meşrulaştırma çabasıdır. Suriye’de HTŞ ve diğer muhalif gruplar aracılığıyla rejim değişikliğine zemin hazırlayan ve ardından Kürt kazanımlarını tasfiye etmeye yönelen Türkiye, şimdi aynı modeli Irak’a uyarlamak istiyor.

Fidan’ın tehditleri sadece Şengal’i değil, Irak’ın egemenliğini de doğrudan hedef alıyor. Bir NATO üyesi ülkenin dışişleri bakanının, komşu bir ülkenin iç işlerine bu denli açık bir müdahale çağrısında bulunması, uluslararası hukukun en temel ilkelerinin ihlali anlamına geliyor. Ancak bu ihlalin uluslararası toplum tarafından sessizlikle karşılanması, Êzidîlerin ve bölge halklarının güvensizliğini derinleştiren en önemli faktörlerden birini oluşturuyor.

IRAK’IN “SÖZLÜ DİRENİŞ, FİİLİ TESLİMİYET” POLİTİKASI

Fidan’ın açıklamalarının ardından Irak’ın verdiği tepki, bölgedeki güç dengesizliğini gözler önüne seriyor. Irak Dışişleri Bakanlığı, Bağdat’taki Türk Büyükelçisi Enil Bora İnan’ı bakanlığa çağırarak “Sincar ve Irak’ın diğer tüm bölgeleri ulusal bir meseledir ve her türlü yabancı müdahaleyi reddediyoruz” açıklamasını yaptı. Bu sözlü tepki, ilk bakışta egemenlik vurgusu taşıyan kararlı bir duruş gibi görünüyor.

Ancak sahada yaşananlar, tam tersi bir tabloyu ortaya koyuyor. Irak Savunma Bakanı Sabah el-Abasi’nin Fidan’ın tehditlerinin hemen ardından Ankara’ya gitmesi ve Türk Dışişleri Bakanı ile bir araya gelmesi, diplomatik protestonun ne denli yüzeysel kaldığını gösteriyor. Görüşmenin içeriği kamuoyuyla paylaşılmasa da ana gündemin Şengal olduğu biliniyor.

El-Abasi’nin Ankara dönüşü, Irak ordusunun Şengal’deki hareketliliğinde belirgin bir artış yaşandı. Bu kronolojik örtüşme, Irak hükümetinin Türkiye’nin taleplerini fiilen yerine getirmeye başladığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Bağdat, bir yandan “egemenlik” söylemini sürdürürken, diğer yandan Ankara’nın Şengal politikasının uygulayıcısı haline geliyor.

Bu durum, Irak’ın bağımsız bir dış politika yürütme kapasitesini de sorgulatıyor. Türkiye’nin Irak topraklarında onlarca askeri üs bulundurması, sınır ötesi operasyonlar düzenlemesi ve Irak hava sahasını ihlal etmesi zaten Irak egemenliğinin ciddi biçimde aşındığının göstergeleri. Şengal meselesinde Ankara’nın direktiflerini uygulamak, bu aşınmayı daha da derinleştiriyor.

SİLAH TOPLAMA OPERASYONLARI: 2014’ÜN AYAK SESLERİ

Rojnews’in güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre, Irak hükümeti Şengal genelinde kapsamlı bir silah toplama operasyonu başlattı. Irak ordusu, kendilerini IŞİD kalıntılarının ve çeşitli çete gruplarının tehdidinden korumak için silah taşıyan Êzidî vatandaşların silahlarını toplamaya yöneldi. Kontrol noktalarının artırıldığı, köylerde ve nahiyelerde ev ev aramaların planlandığı bildiriliyor.

Bu gelişme, Şengal’in yakın tarihini bilen herkes için alarm zillerini çaldırıyor. 2014 yılında IŞİD’in Şengal’e saldırmasından önce de benzer bir senaryo yaşanmıştı. O dönemde KDP’nin koordinasyonuyla Êzidî halkının elindeki silahlar toplanmış, halk savunmasız bırakılmıştı. 3 Ağustos 2014’te IŞİD çeteleri saldırdığında, 12.000 KDP peşmergesi tek kurşun sıkmadan bölgeyi terk etmiş ve silahsız bırakılmış Êzidî halkı tarihin en büyük insanlık trajedilerinden biriyle yüz yüze kalmıştı.

Êzidî halkı için silah, bir savaş aracı değil, varlığını ve onurunu korumanın aracıdır. 72 fermanı yaşamış, her seferinde savunmasız bırakıldığı için katliamlara uğramış bir topluluk için silahsızlanma, doğrudan hayati bir tehdit anlamına geliyor.

Şengal Özerk Yönetimi’nin güvenlik kaynakları, Irak ordusunun mevcut çabalarının 2014’teki senaryoyu birebir anımsattığını belirtiyor. Bu uyarı, basit bir siyasi söylem değil, somut tarihsel deneyimden süzülmüş bir çığlıktır. Êzidîlerin silahsızlandırılması, 2014’te soykırımla sonuçlandı. Bugün aynı adımların atılması, yeni bir fermanın hazırlığı olarak değerlendiriliyor.

Siyasi gözlemciler ve Şengal’in ileri gelen isimleri, Êzidîlerin geçmiş fermanlardan ders alması ve silahsızlanma tuzağına düşmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Halkın silahsızlandırılmasının aynı zamanda Irak devletinin, yarım kalan 2014 fermanını tamamlaması anlamına geldiği yorumları yapılıyor.

YENİ ASKERİ ÜSLER: ŞEHİT GENCO BÖLGESİ KRİZİ

Silah toplama operasyonlarının yanı sıra Irak ordusu, Şengal’de yeni askeri üsler inşa etmeye başladı. Rojnews’in haberine göre, Irak ordusu Êzîdxan Asayişi ile herhangi bir koordinasyon kurmadan, buldozerler ve ekskavatörlerle Şehit Genco bölgesine girdi.

Şehit Genco askeri üssü, 2017 yılından bu yana Federal Polis ve Êzîdxan Asayişi tarafından ortaklaşa ve sorunsuz bir şekilde yönetiliyordu. Irak ordusunun bu bölgeye tek taraflı olarak girmesi ve yeni bir askeri üs inşa etmesi, mevcut dengeleri bozmaya yönelik bilinçli bir adımdır.

Bu hamle birkaç açıdan son derece tehlikeli bir gelişmedir. Birincisi, Êzîdxan Asayişi ile koordinasyon kurulmadan yapılmış olması, Şengal’deki Êzidî öz yönetim yapılarının tanınmadığının ve bypass edilmeye çalışıldığının açık göstergesidir. İkincisi, zamanlama itibarıyla Hakan Fidan’ın tehditleri ve Irak Savunma Bakanı’nın Ankara ziyaretiyle örtüşmesi, bu hamlenin Türkiye’nin taleplerine yanıt olarak gerçekleştirildiğini düşündürmektedir. Üçüncüsü, çözüm ve diplomatik müzakerelerin gündemde olduğu bir dönemde askeri adımların atılması, diyalog çağrılarının samimiyetini sorgulatmaktadır.

Şengal Özerk Yönetimi’nin 20 Şubat’ta yaptığı yazılı açıklamada, Irak’ı Şengal sorununun anayasal çerçevede ve diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulunduğunu, Şengal’in tüm savunma güçlerinin ve idari faaliyetlerinin Irak yasaları çerçevesinde resmileştirilmesini talep ettiğini hatırlamak gerekiyor. Ancak Bağdat, diyalog yerine askeri dayatmayı tercih ediyor.

TARİHSEL ARKA PLAN: 72 FERMAN VE TOPLUMSAL HAFIZA

Şengal’deki güncel gelişmeleri anlamlandırabilmek için, Êzidîlerin tarihsel deneyimini bilmek zorunludur. Êzidîler, tarih boyunca 72’den fazla ferman (katliam ve soykırım) yaşamış bir halktır. Moğol istilasından Osmanlı İmparatorluğu’nun sistematik katliamlarına, Saddam Hüseyin’in Enfal operasyonlarından 2007’deki bombalı saldırılara ve 2014 IŞİD soykırımına kadar uzanan bu acı silsile, Êzidî toplumsal hafızasının en derin katmanını oluşturuyor.

Krallık döneminden cumhuriyetin kuruluşuna kadar Irak devlet tarihi, Êzidîler için ırkçı saldırılar, din değiştirme dayatmaları ve toplumu silahsızlandırma girişimleriyle doludur. Şengal’in coğrafi ve inanç anlamındaki özgünlüğü, bölgenin sürekli olarak asimilasyon politikalarının hedefi haline gelmesine neden olmuştur.

Osmanlı döneminde gerçekleştirilen katliamlar özellikle dikkat çekicidir. 1640-1641’de Diyarbakır Valisi Ahmet Paşa’nın 70.000 kişilik orduyla saldırısı, 1832’de Botan Miri Bedirxan Bey’in Şeyhan’ı istilası, 1892’de General Ömer Vehbi Bey’in Şengal ve Şeyhan’daki katliamları… Her seferinde Êzidîler savunmasız bırakılmış, silahsızlandırılmış ve ardından soykırıma uğramıştır.

Bu tarihsel örüntü, bugün yaşananları anlamlı kılıyor. Êzidî halkı için silah toplama operasyonları, izole bir güvenlik tedbiri değil, tarihsel ferman zincirine eklenen yeni bir halka riskidir. Her kuşak, bir öncekinin yaşadığı fermanın travmasını taşıyarak büyümüştür. Bu nedenle silahsızlandırma çağrılarına verilen tepki, basit bir siyasi pozisyon değil, derin bir tarihsel bilinçten kaynaklanmaktadır.

3 AĞUSTOS 2014: YAKIN TARİHİN EN BÜYÜK İNSANLIK TRAJEDİSİ

3 Ağustos 2014, Êzidî tarihinin en karanlık günüdür. IŞİD çeteleri, sabahın erken saatlerinde Girzerik, Siba Şex Xidir, Tilbenat, Tilkasab ve Koço köylerine ağır silahlarla saldırı başlattı. 12.000 KDP peşmergesi, aldıkları emir doğrultusunda tek kurşun sıkmadan bölgeyi terk etti.

Savunmasız bırakılan Êzidî halkı, tarihin en vahşi soykırımlarından biriyle yüz yüze kaldı. Resmi rakamlara göre 3.000’den fazla Êzidî katledildi, bunların en az 300’ü çocuktu. 290.000’e yakın Êzidî yerinden edildi. 50.000 kişi kendini Şengal Dağı’na attı ve günlerce açlık, susuzluk ve sıcakla mücadele etti. Binlerce genç kadın ve kız çocuğu kaçırılarak köle pazarlarında satıldı. “İslam devleti kurma” adı altında Êzidîleri yok etmeyi hedefleyen IŞİD, cinayet, adam kaçırma ve tecavüzü sistematik bir soykırım aracı olarak kullandı.

O günlerde Êzidîlerin yardımına ilk koşanlar, KDP’den gizli Şengal’de çalışma yürüten 9 HPG gerillası ve onların eğittiği Êzidî savaşçılar oldu. YPG ve YPJ güçlerinin açtığı insani koridorlar aracılığıyla yüzbinlerce Êzidî’nin hayatı kurtarıldı. Şengal Dağı’nda mahsur kalan insanlara gıda ve su ulaştırıldı, önemli bir kısmı Rojava’ya tahliye edildi.

Bu deneyim, Êzidî halkının öz savunma bilincini kökten dönüştürdü. Katliamlardan sonra Êzidîler bir öz savunma gücü oluşturarak halklarını korudular. YBŞ (Şengal Direniş Birlikleri) ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri) bu sürecin ürünü olarak ortaya çıktı. Artık Êzidîler, kaderlerini başkalarının eline bırakmayı reddediyor.

ŞENGAL’İN JEOSTRATEJİK ÖNEMİ: NEDEN HERKES BU BÖLGEYE GÖZ DİKİYOR?

Şengal’in coğrafyası, Irak, Suriye ve Güney Kürdistan’ı birbirine bağlayan kritik bir kavşak noktasında yer alıyor. Bu jeostratejik konum, bölgeyi bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkar çatışmalarının merkezine yerleştiriyor.

Türkiye açısından Şengal, Rojava Kürdistanı’nın geri cephesi rolünü üstleniyor. Ankara, Şengal’e müdahale ederek Rojava’yı çevrelemeyi, Kürt kazanımlarını tasfiye etmeyi ve Musul-Kerkük hattında söz sahibi olmayı hedefliyor. Aynı zamanda Deyr ez-Zor’a giden hat üzerinde stratejik konumlanma elde etmek istiyor. Türkiye, PKK bahanesiyle Irak topraklarında onlarca askeri üs kurmuş ve bölgedeki varlığını sürdürüyor. Ancak barış sürecinin ardından bu bahanenin geçerliliğini yitirmesi, Ankara’nın gerçek niyetinin bölgeyi işgal etmek ve kaos yaratmak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) açısından Şengal, hem prestij meselesi hem de stratejik bir hat. 2014’te Êzidî halkını IŞİD’e terk eden KDP, bu utancı “temizlemek” ve Êzidîleri yeniden kendi hükümranlığı altına almak istiyor. Aynı zamanda Şengal üzerinden Rojava’ya etki etmeyi ve İran’ın “Şii hilali” projesini engellemeyi planlıyor.

İran için Şengal, Tahran’dan Akdeniz’e uzanan Şii koridorunun kritik bir halkası. Haşdi Şabi güçleri aracılığıyla bölgede konumlanan İran, Şengal’i bu koridorun güvenliği için vazgeçilmez görüyor.

ABD ve Batılı güçler ise bölgede kendi çıkarlarına uygun bir denge politikası izliyor. İran’a karşı baskı artırılırken, Türkiye’nin NATO müttefiki olarak stratejik konumu korunuyor; bu denklemde Êzidîlerin kaderi çoğu zaman gündem dışı kalıyor.

Tüm bu hesapların merkezinde ise yaşayan bir halk var: Êzidîler. Binlerce yıldır bu topraklarda var olan, inançlarını ve kültürlerini koruyarak yaşamayı sürdüren bir topluluk, bölgesel güçlerin jeopolitik satranç tahtasında piyon olarak kullanılıyor.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL YAYILMA STRATEJİSİ

Türk devletinin Şengal’e yönelik politikası, daha geniş bir bölgesel yayılma stratejisinin parçasıdır. Kuzey Kürdistan’dan Rojava’ya, Güney Kürdistan’dan Şengal’e kadar uzanan bu strateji, Kürt kazanımlarını sistematik olarak tasfiye etmeyi hedefliyor.

Türkiye, IŞİD’in kuruluşundan itibaren doğrudan destek vererek bölgesel kaostan yararlanmıştır. IŞİD’e lojistik destek, savaşçı geçişleri, istihbarat paylaşımı ve ekonomik bağlar belgelenmiş gerçeklerdir. Kürtlerin herhangi bir yerde kazanım elde etmesi durumunda Türkiye derhal müdahale etmiş, askeri operasyonlar düzenlemiştir.

Suriye’de rejimin devrilmesinin ardından Türkiye, farklı bir stratejiyle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılar, uluslararası toplumun örtük onayıyla gerçekleşmiştir. Şimdi aynı modelin Irak’a uyarlanmak istendiği açıkça görülmektedir.

Hakan Fidan’ın “Suriye’den sonra sıra Irak’ta” sözleri, bu stratejinin en net ifadesidir. Suriye’de uygulanan model – vekil güçler aracılığıyla müdahale, yerel yönetimlerin tasfiyesi, demografik mühendislik – şimdi Şengal’de devreye sokulma aşamasındadır. Irak ordusu bu modelde Türkiye’nin vekil gücü rolünü üstlenmeye zorlanmaktadır.

ÊZİDÎ İNANCI VE KİMLİĞİ: YOK EDİLMEK İSTENEN KADİM MİRAS

Êzidîlik, Ortadoğu’nun en kadim inanç sistemlerinden biridir. Kökleri Zerdüştlüğe ve Mezopotamya’nın antik inançlarına dayanan bu inanç sistemi, binlerce yıllık bir geleneği taşımaktadır. “Ezda” yani “Beni Yaratan” anlamına gelen adıyla Êzidîler, inançlarını doğrudan yaratıcıya bağlılıkla tanımlıyor.

Êzidî inancının merkezinde Melekî Tavus yer alır. Allah’ın ilk yarattığı ve en değer verdiği melek olarak kabul edilen Melekî Tavus, farklı inanışlar tarafından yanlış bir şekilde “şeytan” olarak nitelendirilmiştir. Bu yanlış nitelendirme, Êzidîlere yönelik yüzyıllarca süren zulüm ve katliamların meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır.

Êzidîlerin tüm dualarının Kürtçe olması, inanç ile etnik kimlik arasındaki derin bağı ortaya koymaktadır. “Qewl” adı verilen dualar, ibadet esnasında ve tüm dini ritüellerde okunur. Bu duaların hâlâ orijinalliğini koruması, Êzidî kültürel direncinin en somut göstergesidir.

Laleş Vadisi, tüm dünya Êzidîlerinin kutsal mekânıdır. Şeyh Adî’nin kabrinin bulunduğu bu vadi, Êzidî kimliğinin ve inancının kalbi niteliğindedir. Yüzyıllar boyunca defalarca saldırıya uğrayan, yıkılan ve yeniden inşa edilen Laleş, Êzidîlerin direniş ruhunun sembolüdür.

Êzidîlerin dışa kapalı yapısı – başka dinden birinin Êzidîliğe geçememesi, Êzidî birinin dinini değiştirmesinin yasak olması, farklı dinden biriyle evlenme yasağı – topluluk için hem bir koruma mekanizması hem de kırılganlık kaynağıdır. Her ferman, her katliam, her zorla din değiştirme kampanyası bu küçük topluluğun nüfusunu daha da azaltmıştır. Bir zamanlar milyonlarla ifade edilen Êzidî nüfusu, bugün dünya genelinde 700.000 ile 800.000 arasına gerilemiştir.

ŞENGAL ÖZERK YÖNETİMİ: ACILARDAN DOĞAN ÖZ İRADE

2014 soykırımının ardından Êzidî halkı, tarihinde ilk kez kendi kaderini kendi eline alma kararlılığını somut bir siyasi yapıya dönüştürdü. Şengal Özerk Yönetimi, komünlerden meclislere uzanan bir demokratik öz yönetim modeli olarak inşa edildi. YBŞ ve YJŞ, halkın öz savunma gücü olarak örgütlendi.

Bu yapılanma, Êzidî halkının iradesinin en somut ifadesidir. Katliamlardan sonra hiçbir dış güce güvenemeyeceğini öğrenen halk, kendi savunmasını, kendi yönetimini ve kendi ekonomisini inşa etti. Êzîdxan Asayişi, bölgenin güvenliğini sağlamada kritik bir rol üstlendi ve Federal Polis ile yıllar boyunca sorunsuz bir işbirliği yürüttü.

Şengal Özerk Yönetimi’nin 20 Şubat’ta yaptığı açıklama, bu yapının meşruiyet talebini açıkça ortaya koyuyor: Sorunların anayasal çerçevede ve diyalog yoluyla çözülmesi, tüm savunma güçlerinin ve idari faaliyetlerin Irak yasaları çerçevesinde resmileştirilmesi. Bu talep, ne ayrılıkçı bir söylem ne de devlete meydan okuma taşıyor; aksine Irak anayasal düzeni içinde meşru bir tanınma arayışıdır.

Ancak Bağdat, bu taleplere askeri hamlelerle yanıt veriyor. Êzîdxan Asayişi ile koordinasyon kurulmadan yeni üsler inşa edilmesi, silah toplama operasyonları başlatılması, diyalog çağrılarının karşılıksız bırakılması, Irak hükümetinin Êzidî öz iradesini tanımaya niyetli olmadığını gösteriyor.

ULUSLARARASI TOPLUMUN SESSİZLİĞİ VE KÜRDİSTAN BÖLGESEL YÖNETİMİ’NİN TUTUMU

Şengal’deki gelişmelerin en endişe verici boyutlarından biri, uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin sessizliğidir. Hakan Fidan’ın açık tehditlerine, Irak ordusunun provokasyonlarına ve Êzidî halkının çığlıklarına rağmen, ne Birleşmiş Milletler ne de Avrupa Birliği anlamlı bir tepki göstermiştir.

2014 soykırımının ardından Êzidî kadınlarına ödüller verildi, uluslararası toplantılarda gözyaşları döküldü, “bir daha asla” sözleri verildi. Ancak bugün, 2014 senaryosunun adım adım tekrarlandığı bir ortamda bu sözlerin içi boş kalmıştır. Uluslararası toplum, Êzidîlerin trajedisini ancak gerçekleştikten sonra tanıma eğilimindedir; önleme konusunda ise kronik bir isteksizlik sergilemektedir.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) tutumu da ayrıca dikkat çekicidir. Şengal ciddi bir tehditle karşı karşıyayken KBY’den herhangi bir anlamlı tepki gelmemiştir. Bu sessizlik, 2014’teki ihaneti yaşamış Êzidî halkı için şaşırtıcı değildir ama son derece acı vericidir. KDP’nin Türkiye ile yakın ilişkileri ve Şengal üzerindeki kendi hesapları, bu sessizliğin arka planını oluşturuyor.

KAPİTALİST MODERNİTENİN KRİZİ VE ORTADOĞU

Şengal’deki gelişmeler, daha geniş bir perspektiften bakıldığında, kapitalist modernitenin ulus-devlet modelinin Ortadoğu’daki çöküşünün bir yansımasıdır. İki kutuplu dünya dengelerinin değişime uğradığı, ulus-devlet yapılarının krize girdiği bu süreçte, kapitalist iktidar zihniyeti kendini yeniden yapılandırma savaşımı veriyor. Bu yeniden yapılanma süreci, Ortadoğu’yu sürekli bir savaş alanına çeviriyor.

Mezopotamya’nın kadim gelenek ve kültürünü yaşayan halklar, bu krizin en ağır bedelini ödüyor. Êzidîler, İslam devleti kurma ve İslam’ı yayma adı altında yok edilmek istenmiştir. Bu, aslında ulus-devlet paradigmasının, kendine benzemeyen, asimile edilemeyen toplulukları tasfiye etme eğiliminin en vahşi tezahürüdür.

Êzidî toplumunun direnci, ahlaki ve politik toplum anlayışının gücünü ortaya koyuyor. Binlerce yıllık inancını, dilini ve kültürünü koruyan bu topluluk, ulus-devlet modelinin homojenleştirici şiddetine karşı alternatif bir yaşam biçiminin mümkün olduğunu kanıtlıyor.

ÇÖZÜM MÜ, YENİ BİR FERMAN MI?

Şengal’de bugün yaşananlar, bir kavşak noktasına işaret ediyor. Ya diyalog ve anayasal çerçevede bir çözüm bulunacak ya da 2014 senaryosu yeniden sahnelenecektir.

Mantıklı ve barışçıl çözümün temel unsurları bellidir:

Birincisi, Irak devletinin Türkiye’nin tuzağına düşmemesi gerekmektedir. Türk devleti yıllardır PKK bahanesiyle Irak topraklarını işgal etmekte, katliamlar gerçekleştirmektedir. Barış sürecinin ardından bu bahanenin geçerliliğini tamamen yitirmesine rağmen Türkiye, Irak topraklarındaki askeri varlığını sürdürmektedir. Şengal’deki Êzidî öz savunma güçlerine yönelik baskı, aslında Türkiye’nin bölgesel yayılma stratejisinin bir aracıdır.

İkincisi, Irak hükümetinin Êzidî toplumuyla oturup, günün koşullarına göre müzakere etmesi ve sorunları diyalog yoluyla çözmesidir. Askeri dayatma, çatışma ve kaos yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Üçüncüsü, Irak’ın Şengal Özerk Yönetimi’ni tanıması, bölgedeki savunma güçlerini ve idari yapıları yasal çerçeveye kavuşturmasıdır. Bu tanınma, sadece Şengal’in değil, Irak’ın kendi istikrarının da güvencesi olacaktır.

Çünkü mesele sadece Şengal değildir. Şengal istikrarsızlaşırsa Irak da istikrarsızlaşır. Bugün Şengal hedef alınırsa, yarın Musul ve Kerkük hedef haline gelir. Türkiye’nin bölgesel emelleri Şengal’le sınırlı değildir.

“KARA GÜN DOSTU” MESELESİ VE TARİHİN DERSLERİ

“Êzidîlerin kara gün dostu kim?” sorusu, Şengal’deki çözüm tartışmalarının merkezinde yer alıyor. 2014 öncesinde bu soru bir Êzidî’ye sorulsaydı, cevap büyük ihtimalle “hiç kimse, Êzidîlerin kara gün dostu yine Êzidîlerdir” olurdu.

Ancak 3 Ağustos 2014, bu kadim kanıyı kökünden sarstı. O kıyamet günlerinde Êzidîler, onlarca fermandan sonra belki de ilk kez, canlarını vermeye hazır, koşarak gelen kadın-erkek savaşçılarla tanıştılar. HPG gerillaları, YPG ve YPJ savaşçıları, tüm dünyanın seyrettiği o anda Êzidîlerin yanında oldular.

Bu tarihsel gerçeklik, çözüm tartışmalarını ekranların parlak nutuklarından, KDP’nin “Kürdistani” söyleminden ve Avrupa Parlamentosu’ndaki ödül törenlerinin duygu sömürüsünden ayırmaktadır. Ağustos 2014’ün kıyamet günlerinin çemberinden geçmiş her Êzidî, kimin gerçek dost, kimin çıkarcı olduğunu deneyimleriyle bilmektedir.

Kürt Özgürlük Hareketi, sadece kara günde Êzidîlerin acılarına koşmakla kalmadı; sonrasında Êzidî halkının iradesini temel alarak komününden meclisine kadar çözüm modelini de ortaya koydu. Üstelik bunu en dar ve en zorlu koşullarda gerçekleştirdi. Başta KDP olmak üzere diğer çevreler ise para, komplo ve kirli yöntemlerle Şengal’de “çözüm” geliştirmeye çalıştılar.

3 Mart 2017’de IŞİD artığı çeteler, Türkiye’nin desteklediği unsurlar ve KDP güçlerinin bileşiminden oluşan bir yapının Şengal Özgürlük Güçlerine saldırması, 2014 saldırısının devamı niteliğindeydi. Ancak bu kez karşılarında örgütlü bir direniş buldular.

SONUÇ: DİRENİŞ MI, TESLİMİYET Mİ?

Şengal’de yaşananlar, bir halkın varoluş mücadelesinin en kritik eşiğinde olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin tehditleri, Irak’ın askeri hamleleri, uluslararası toplumun sessizliği ve KBY’nin kayıtsızlığı, Êzidî halkını bir kez daha yalnız bırakma eğilimindedir.

Ancak 2014’ten bu yana değişen çok şey var. Êzidî halkı artık örgütlüdür, öz savunma güçlerine sahiptir, siyasi bir iradesini inşa etmiştir. Komünlerden meclislere uzanan demokratik yapılar, halkın kendi kaderini belirleme hakkının somut ifadesidir. Bu kazanımların korunması, sadece Êzidîler için değil, Ortadoğu’daki tüm ezilen halklar için bir umut kaynağıdır.

Bir halk için gerçek çözüm, kendi bedelleri ve acılarından yeşerterek geliştirdiğidir. Şengal’de yaşam ve direnişin kendisi, çözümü çoktan somutlaştırmış durumdadır: öz savunma güçleriyle, öz yönetim gerçekliğiyle, kendi kendine yetmeye çalışan ekonomisiyle ve şekillenen politik-ahlaki iradesiyle. Eğer bölgesel ve uluslararası güçler bu çözüme katkı sunmak istiyorlarsa kapı açıktır. Ancak çözüme değil de yeni acılara kapı açılmak isteniyorsa, bunun tek bir cevabı vardır: Direniş.

Tarih, Êzidîlerin en karanlık günlerinde bile ayağa kalktığını gösteriyor. 72 fermanı yaşamış ama her seferinde yeniden doğmuş bir halk, 73. fermanı yaşamamak için kararlıdır. Şengal’in kaderi, sadece bir bölgenin değil, Ortadoğu’nun geleceğinin de aynasıdır. Bu aynada görünen, ya halkların demokratik iradesinin tanınacağı bir gelecek ya da ulus-devlet şiddetinin yeni katliamlar üreteceği bir karanlık olacaktır.

Şengal direniyor. Ve direniş, varoluşun kendisidir.

Fırat ALİ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş221Paylaş138
Önceki yazı

KJK: Şengal İçin Harekete Geçelim

Sonraki Haber

Devlet Yaşamda Bir İhtiyaç Mı?

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Dünyadaki Güç Dengelerinin Dönüşümü ve Kürtlerin Stratejik Konumu- 1

12 May 2026
1.6k

Demokratik Entegrasyon Nedir, Nasıl Yapılır?- EDİTÖRDEN

4 May 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    557 Paylaşım
    Paylaş 223 Paylaş 139
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    730 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 183
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    541 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç