Son günlerde TC’ye bağlı çetelerin Rojava’ya yaptıkları saldırılar inkârcı rejimin Kürt halkının ulusal varlığını kabul etmek istemediğinin, Kürt halkını ulus olarak yok etmek istediğini gösteriyor. Yılların büyük mücadele ve bedelleriyle Kürt halkı artık zaferin arifesinde bulunuyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesi öyle bir noktaya geldi ki Kürt diye bir millet yoktur diyenler Kürt halkının realitesini sizde de olsa kabul ediyoruz deme, en azından Kürt yoktur diyemez bir noktaya getirildiler. Kürt halkı sadece kendisi için değil, ulus devleti aşarak Önder Apo’nun paradigması ışığında Orta Doğu ve insanlık için yeni bir yaşamın yoluna girmiş bulunmaktadır. Önder Apo’nun paradigmasıyla Kürt halkı en başta ideolojik olarak büyük bir gelişme sağladı. Kapitalizme ve bir iktidar aracı olan ulus devlete karşı demokratik komünal yaşamla insanlığa yeni bir yaşam yolu gösterildi. Kapitalizmin son yıllarda global düzeyde büyük bir krizde olduğu ve bunu aşmak için yeniden bir egemenlik arayışı içinde olduğu görülüyor.
1923’te Orta Doğu’da Kürt inkârına dayalı gelişen emperyalist egemenlik Kürdistan merkezli olarak tekrardan egemenlik kurma arayışı içindedir. Arap baharıyla başlayan halk direnişleri Kürdistan’da derinleşiyor. Kürt halkının elli yıllık direnişiyle Orta Doğu’nun kaderi demokratik temelde şekillenecek. Dinci gruplar emperyalist güçler tarafından şimdilik kullanılsa da, Kürt halkının özgürlük mücadelesi bu çağ dışı vahşi dinci örgütleri ortadan kaldıracaktır. Toplumsal bir hedefi ve kitlesel bir desteği olmayan dinci grupların geleceği olmaz sadece bir süreliğine kullanılırlar ve bir süre sonra tasfiye edilirler. Halep’te ve Rojava’ya yapılan saldırılar düşmana karşı Kürt halkını tek yumruk haline getirdi ve Kürt gençleri Kürdistan’ın dört bir yanından inkârcı rejimin sınırlarını parçalayarak Rojava’ya akın ediyorlar. Bu özgürlük yürüyüşü Önderliğin büyük devrimci ruhuyla gelişiyor.
Önderlik ruhu demek İnsanlığın özgür yaşam hakikati demektir. Bütün devlet ve iktidar aygıtları sahteliğe dayalı olduğu için Önderliğin geliştirdiği yaşam hakikati karşısında un ufak olmaktan kurtulamıyorlar. Kürdistan’da böyle bir gerçeklik varken, Türkiye’de devlet ortamında hala Kürt halkının nasıl soykırıma uğratılacağının planları yapılıyor. 1923’te kurulan Türk ulus devleti Kürt karşıtlığı ve ırkçı bir temelde kurulduğu için demokratik değişime korkunç bir şekilde direniyor değişmek istemiyor. Öyle görünüyor ki inkâra dayalı devlet Kürt halkıyla Türkiye çapında bir karşı karşıya gelme yaşamadan değişmeyecek.
Kürt halkı ayrı devlet istemiyor, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde eşit ulusal haklar temelinde eşit özgür vatandaşlar olarak kendi ulusal varlıklarıyla özgürce yaşamak istiyorlar. Türkiye’nin bölünmesi gibi bir korku olmadığına göre, Türkiye Kürt halkının ulusal varlığını kabul edip demokratikleşmesi gerekiyor.
İnkâr zihniyetinin devleti yönetenlerin beyninde taşlaşmış olması çözümün ortaya çıkmasını engelleyen nedenlerden biridir. Kürt sorununun sürekli var olmasından nemalanan bir kesimin bölgesel düzeyde olduğu ve çözüme engel oldukları gerçekliği de var. Yani Kürt sorununu bir koz olarak kullanma durumu. Kürt halkının ulusal varlığı bölgesel ve emperyalist çıkarlara artık alet ve kurban edilemez. Kürt gençliği ve Kürt halkı buna müsaade etmeyecektir. Türkiye’yi gerçekten seven bir akıl bir an önce Kürtlerin ulusal varlığını kabul edip Türkiye’yi içine girdiği bataklıktan kurtarmalı. Kürtlerden başka Türkiye’nin yaralarına merhem olacak kimse yoktur. Osmanlı’nın yayılmacı zihniyetiyle Türkiye kendine zarar veriyor. Önder Apo’nun paradigmasıyla Türkiye Kürt sorununu çözerek ve demokratikleşme sağlayarak bütün sorunlarını çözüp düze çıkabilir. Önder Apo’nun paradigmasıyla yeni bir Türkiye Kürt sorununu çözerek Orta Doğu genelinde büyük bir güç olabilir. Türkiye bu şansı kaçırırsa, sonu belki de Osmanlı gibi olabilir.
Kemal SÖBE





