Halep kentinin Şêx Maqsud ve Eşrefiye mahalleleri, Suriye’deki sözde “Geçici Hükümet”e bağlı ve doğrudan işgalci Türk devletinin himayesinde faaliyet gösteren paralı askerler tarafından yönetilen, şiddetli ve benzeri görülmemiş işgal saldırılarına 6 Ocak’tan bu yana maruz kalmaktadır. Bu saldırılar, yalnızca rastgele askeri operasyonlar olmayıp, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşanan korkunç katliamlarla birlikte yürütülmüştür. Belgelemeyi engelleme ve medya üzerinde karartma uygulama kastıyla, bugüne kadar kesin bir kurban sayısı belirlenememiştir.
Güvenilir kaynak ve bilgilere göre, Şêx Maqsud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik bombardıman ve saldırılarda yaklaşık 42 bin paralı çetenin yer aldığı tespit edilmiştir. Bu unsurlar, yaklaşık 110 tank, 4 Türk yapımı Bayraktar uçağı ve ayrıca 67 intihar saldırısı insansız hava aracı ile desteklenmektedir. Ayrıca, mahalleleri bombalamak için El-Hamdaniye bölgelerinden, Piyade Okulu’ndan ve Müslimiye yakınlarındaki Halep kırsalından uzun menzilli topçu kullanıldı. Bu da olan bitenin, hiçbir yerel güvenlik gerekçesiyle haklı gösterilemeyecek geniş kapsamlı bir askeri işgal saldırısı olduğunu teyit etmektedir.
Sahadaki veriler, 50’den fazla zırhlı aracın ve onlarca roketatarın operasyona katıldığına işaret etmektedir. Saldırılara, Türkiye ile yakın bağları bilinen paralı çete oluşumlar doğrudan katılmaktadır: Süleyman Şah Tümeni – El-Amşat, Sultan Murat Tümeni, El-Hamza Tümeni, Nureddin Zengi Hareketi, Ehrar el-Şarkiye.
Bu grupların tamamı, uluslararası terör listelerinde yer almakta veya çetebaşı ve mensupları bu listelere dahil edilmektedir. Askeri ve güvenlik açısından işgalci Türk devleti tarafından yönetildikleri için, sözde Geçici Hükümet adına alınan herhangi bir kararın veya ulusal egemenliğin varlığı iddiası geçersizdir.
Öte yandan, bu saldırılara karşı koyan güç, sayıları yalnızca 2000 ila 3000 üye arasında değişen ve Mahalle Meclisi ile yine aynı Geçici Hükümet arasında imzalanan 1 Nisan Anlaşması gereğince Şêx Maqsud ve Eşrefiye mahallelerinin korunmasından sorumlu olan Halep İç Güvenlik Güçleri’dir. Ancak bu hükümet, sözlerini tutmamış, anlaşmaya ihanet etmiş ve Halep halkı karşısındaki taahhütlerinden dönmüştür. Bir kez daha, güvenilirliği ve meşruiyeti olmayan bir otorite olduğunu kanıtlamıştır.
Mahallelerin meşru direniş ve savunması sürerken, Geçici Hükümet tarafından yayılan ve Arapça yayın yapan medyanın çoğunluğu tarafından benimsenip yeniden üretilen resmi anlatının tehlikesi burada ortaya çıkıyor. Bu anlatı, katliamları meşrulaştırmak, kimlik temelli cinayetleri haklı çıkarmak ve mezhepçilik ile dışlamaya siyasi kılıf hazırlamak için açık bir girişimdir.
Geçici Hükümet, 6 Ocak’ta Şêx Maqsud mahalleleri içinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK savaşçılarının bulunduğunu iddia etti. Ertesi gün, anlatısını değiştirerek “rejim kalıntılarından” ve “yabancı gruplardan” bahsetmeye başladı. Ardından, 10 Ocak’ta paralı askeri gruplardan oluşan sözde “Suriye Ordusu”, Halep’i “Kürt güçlerinden temizleme” operasyonunun başladığını ilan eden bir bildiri yayınladı.
Bu açıklama, saldırıların gerçek hedefinin güvenlik değil, siyasi-ulusal olduğunun dolaylı ama açık bir itirafını oluşturmaktadır. Hedef, Kürtleri Halep şehrinden çıkarmak ve onları meşru bir öldürme ve yerinden etme hedefi haline getirmektir. Bu, bir hükümetten ziyade otorite olan bir yapının, Suriyelileri kimlikleri nedeniyle öldürmeyi haklı çıkaran en tehlikeli anlatılarından birini üretmesidir.
Anlatıların çeşitliliği ve çelişkisi sadece bir kafa karışıklığını yansıtmamakta, aynı zamanda kamuoyunu yanıltmayı ve “güvenlik taraması” veya “istikrarın sağlanması” gibi sahte gerekçeler altında etnik temizlik politikalarına zemin hazırlamayı amaçlayan sistematik bir yalanı ortaya koymaktadır. Şêx Maqsud ve Eşrefiye’de yaşananları, Halep’in demografisini yeniden şekillendirmeye ve tarihi bileşenlerinden özgün birini dışlamaya çalışan daha geniş Türk projesinden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bugün yaşananlar “güvenlik tehdidine” karşı bir mücadele değil, organize bir suçtur. Kendi kendisiyle çelişen bir geçici hükümet adına işlenen bu suç, her geçen gün, anlatısının Kürtleri dışlamak ve Suriye’nin geriye kalan sosyal dokusunu parçalamak için bir kılıftan ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.
Ekrem BEREKAT





