2025 yılı, küresel hegemonya mücadelesinin asimetrik etkileriyle şekillenen, Ortadoğu’da köklü dönüşümlerin yaşandığı ve Kürt özgürlük hareketinin tarihi adımlar attığı bir yıl olarak geride kalıyor. Önder Abdullah Öcalan’ın başlattığı barış inisiyatifi, bölgesel ve küresel dengeleri yeniden tanımlama potansiyeli taşırken, hegemon güçlerin yeni Ortadoğu tasarımları da hız kazandı.
KÜRESEL TABLO: 3. DÜNYA SAVAŞI VE SİSTEMİN KRİZİ
2024 yılı, küresel hegemonya hamlesi olarak değerlendirilen 3. Dünya Savaşı’nın asimetrik etkileriyle geçti. Önceki dünya savaşlarından hem süre hem ilerleme dinamikleri bakımından farklılıklar taşıyan bu süreçte, insani ve ahlaki değerlerin bütünüyle hiçe sayıldığı, savaş hukukunun bertaraf edildiği vahşet tabloları yaşandı.
Kapitalist Sistemin Yapısal Krizi Olarak da;
Dünyada giderek ağırlaşan toplumsal ve çevresel sorunlara yönelik çözüm arayışları zaman zaman gündeme gelse de bu arayışların çok azı sorunların esas nedeni olarak dünya sistemini ve gerçek failleri işaret etmektedir. Sorunları çözerek değil ağırlaştırarak ayakta kalabilen, krizlerden beslenen sistem, hiç olmadığı kadar manipülasyon ve dezenformasyona ihtiyaç duymaktadır.
Kapitalist sistemin krizli haline rağmen sağcı, cinsiyetçi, ırkçı ve faşist iktidarların çoğalması, sistemin ideolojik hegemonyasını ne denli sürdürdüğünü göstermektedir. Bu durum, tarihsel sosyoloji kodlarıyla birlikte dünya sisteminin derinlikli çözümlenmesini, alternatif olarak demokratik sosyalizm, komünal yaşam seçeneği ve birleşik kadın özgürlük mücadelesinin görünür kılınmasını zorunlu hale getirmektedir.
ORTADOĞU: HEGEMONYANIN ÇARPIŞMA SAHASI
Ortadoğu, dünya sistemini ayakta tutan küresel hegemonya yarışındaki güçlerin karmaşık ve kirli planlarının çarpıştığı bir saha olmaya devam ediyor. ABD ve İngiltere, hegemonyalarını mutlak kılmak için süresi dolan Lozan Anlaşması ardından bölge devletlerini yeniden hizaya getirme konusunda ciddi mesafeler katetti. Bölgede Rusya, İran ve Çin etkisinin oldukça sınırlandırıldığı söylenebilir.
İbrahimi Anlaşmaların yeni yüzyılın Lozan’ı olarak adlandırılması bölgedeki gelişme ve açmazların ne kadar sıklıkla değişim göstereceğine işaret ediyor.
Bölgenin yeniden dizayn edilmesi ve yeni güç dengelerinin oluşturulmasında strateji olarak geliştirilen İbrahimi Anlaşma, sadece yeni enerji yolunun adı değil, yeni Ortadoğu’yu yapılandırma stratejisinin de adıdır. Yüz yıl önce Lozan Anlaşması’na yüklenen misyon, yeni yüzyılın şekillenmesinde İbrahimi Anlaşmalar’a biçilmiş görünmektedir.
Türkiye’nin değişen konumu da; İbrahimi Anlaşma çerçevesinde Türkiye’nin eski jeostratejik ve siyasi öneminin kalmadığına dair birçok işaret bulunmaktadır. Ancak ABD’nin İsrail ve Türkiye’yi uzlaştırma çabasında olduğu da görülmektedir. Bu güç dengelerine Kürtleri kendi öz değerlerine ihanet ettirip, sisteme dahil ettirme çabaları farklı yaklaşımlarla iç içe sürmektedir.
BÖLGESEL GELİŞMELER
7 Ekim saldırılarının ardından dünya gündeminin ön sıralarına yerleşen İsrail-Filistin sorunu, 2025’te daha da derinleşti. İsrail, Filistin’in yanı sıra savaşı Lübnan, Suriye ve İran’a taşıdı. Gazze’ye yönelik kesintisiz saldırılara rağmen Hamas’la kimi uzlaşmalara varıldı.
Kıbrıs: Potansiyel Kriz Merkezi
Kıbrıs’ta gerçekleşen seçim, Erdoğan ve Bahçeli’nin birbiriyle çelişen tutumlar sergilemesiyle dikkat çekti. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz genelinde geliştirilen yeni askeri ve ekonomik anlaşmalar yakından izlenmeli. Kıbrıs, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan krizlerin derinleşerek patlak vereceği bir merkez olma potansiyelini güçlü biçimde korumaktadır.
İran: Çoklu Kriz Sarmalı
İran, ekonomik, sosyal ve siyasal karakterli çoklu krizlerle boğuşurken kendisini savaşın dışında tutmaya çalışmaktadır. Kalıcı kurtuluş için gerekli olan demokratik reformlardan ısrarla kaçınan mevcut rejimin ayakta kalması giderek zorlaşmaktadır. ABD’nin İran’ı güdümüne alma planı, Asya’nın kontrolü için etkili bir güç olması nedeniyle de sürecektir.
Suriye: Esad Sonrası Belirsizlik
İsrail ve Türkiye arasında gerilim sahası olmaya devam eden Suriye’de Esad rejiminin düşmesi Aralık ayında birinci yılını dolduracak. Ancak henüz yeni bir rejim, anayasa ve hukuk söz konusu değildir. Temel insan hakları ve kadın haklarına yönelik özgürlük, eşitlik ve adalet içeren bir yaklaşım bulunmamaktadır.
BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ
Önder Abdullah Öcalan, 3. Dünya Savaşı’nın yoğunlaştığı bir süreçte sorunların restorasyonla çözülemeyeceğinin altını çizerek, halklar açısından en anlamlı seçenek olan barış doğrultusunda tarihi bir irade ortaya koydu.
2025’te atılan adımlar çerçevesinde; 27 Şubat Çağrısı, PKK Kongresi’nde fesih ve silahlı mücadeleyi stratejik olarak sonlandırma kararları, 11 Temmuz’da Bese Hozat öncülüğünde silah yakma töreni, çatışma riski taşıyan alanlardan geri çekilme, Önder Öcalan’ın Belirleyici Rolü şeklinde sıralanabilinir.
Bölgedeki tüm siyasi, toplumsal, ekonomik ve askeri denklemleri doğrudan etkileyen Önder Öcalan’a ilişkin her gelişme, Kürt halkı başta olmak üzere bölge halklarının geleceği açısından belirleyici önem taşımaktadır. Tüm siyasi, askeri ve ekonomik güç odaklarının Önder Öcalan üzerinden pozisyon almaya çalıştığı, buradan hareketle tarihi gelişmelerin yaşandığı ve yaşanacağı bir süreç ilerlemektedir.
AKP İKTİDARININ TUTUMU
Önder Öcalan ve Kürt özgürlük hareketi güven artırıcı iyi niyet adımları atarken, AKP iktidarının gereken karşılığı vermemesi ve oyalayıcı tutumu tartışma konusu oldu. Bu tutumlar, süreçe samimi yaklaşılıp yaklaşılmadığını sorgulamayı beraberinde getirdi. Ancak Önder Öcalan, devletin ve iktidarın bu yaklaşımlarına son derece hazırlıklı olarak süreci karşıladı; halklar ve kadınlar aleyhine olan oyunları bozarak süreci ilerletme çabasını sürdürüyor.
İMRALI GÖRÜŞMESİ VE İKİNCİ AŞAMA: KOMİSYON ZİYARETİ
Süreç komisyonu sonunda İmralı’ya giderek Önder Öcalan’la görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından sürecin ikinci aşamaya evrildiği yaygın olarak değerlendirilmektedir.
İkinci aşamanın gereklilikleri olarak da; ikinci aşama için en önemli konu, Önder Öcalan’ın sürece eşit ve özgür koşullarda katılarak baş müzakereci rolünü oynamasıdır. Hem fiziki özgürlüğü hem de yaşam ve çalışma koşullarında değişime gidilmesi, sürecin başarıyla sonuçlanabilmesi için zorunludur.
Bu da beraberinde önümüzdeki dönem için şu soruları getirdi; Önder Öcalan meclis komisyonuna neler söyledi? Komisyon sadece bir kez mi dinleme yapacak? Karar önerilerinin kapsamı ve içeriği ne olacak? Meclise sunulacak karar önerilerinde nasıl bir ortaklaşma sağlanacak? Saptırma ve Provokasyon Girişimleri vb…
Komisyonun Önder Öcalan’ı dinlemesinin saptırılması, fiziki özgürlük ve anayasal adımlar gündeme geldiğinde “maksimalist talepler” denilerek reddedilmesi amacıyla geliştirilmektedir. Türkiye siyasetinde bazı çevrelerin kullandığı dilin provokatifleşmesi ve saldırganlaşması da bu amaçtan bağımsız değildir.
Sürecin adlandırılmasında ısrarla “Terörsüz Türkiye” denilmesi, geçiş hukuku, demokratik entegrasyon, özel yasa gibi konuların çıkarlara göre yorumlanması, içinin boşaltılması ve anlamından saptırılması girişimlerinin yoğunlaşması öngörülebilir.
CHP’NİN TUTUMU VE SİYASİ OPERASYONLAR
CHP’ye yönelik operasyonlar öne çıkan konuların başında olmaya devam ediyor. AKP’nin süreci dilediği şekilde yönetme amacı, esas olarak Kürt özgürlük hareketinin bu süreçten en az kazanımla çıkması hedefine dayanmaktadır. AKP, diğer siyasi partilere bu doğrultuda rol biçerek iktidar gücünü kullanmaktadır.
CHP’nin İmralı’ya gitmeme tavrı, AKP’nin belirlemeciliğine karşı bir strateji olarak sunulsa da ulusalcı refleks ve zihniyetle hareket edildiğine kuşku yoktur. Önder Öcalan’ı sorunun çözümünde muhatap olarak kabul etmeme yaklaşımı, kısa vadede kazandırdığı düşünülse de uzun vadede büyük kayıplara yol açacaktır.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
“Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin gerçek anlamına uygun ilerlemesi için Kürt sorununun çıkış nedenlerinin köklü, cesur ve objektif olarak ele alınması gerekmektedir. Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarının tartışılmasından kaçınan, sorunu silahsızlandırmayla çözüleceğinde ısrar eden, Türkiye’nin demokratikleşme sorunu olarak görmeyen zihniyet aşılmalıdır.
Ortadoğu’ya yapılan müdahalelere, savaşlara ve çözümsüz çelişkilere karşı Önder Öcalan alternatif çözüm projesine sahiptir. Halkların çıkarına alternatiflerin yaratılmasının mümkün olduğu, bu sürecin sadece kardeşlik ve entegrasyon projesi değil, bölgeyi küresel hegemonyanın saldırılarından, savaş ve krizlerinden koruma ve kurtarma projesi de olduğu kuşkuya yer bırakmayan bir gerçekliktir.
Önder Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, sürecin başarıya ulaşması için ilk ve temel konu olmaya devam etmektedir. Bölgedeki tüm siyasi, toplumsal, ekonomik ve askeri denklemleri doğrudan etkileyen bu mesele, Kürt halkı başta olmak üzere tüm bölge halklarının geleceği açısından belirleyici önemdedir.
EDİTÖRDEN





