5 Ekim’de, Suriye Geçici Hükümeti’nin kontrolündeki bölgelerde seçimler yapıldı. Meşruiyetleri, siyasi içerikleri ve Suriyelilerin iradesini ne kadar temsil ettikleri konusunda geniş bir tartışma yaşandı. Demokratik bir adım olarak lanse edilen bu ‘atanmışlar’ (seçimler), özünde derin bir temsil krizini ve en başta da artan Türk nüfuzu olmak üzere bariz dış müdahaleleri ortaya çıkardı.
İKTİDARCI GÜCÜNÜ ÜRETEN VE HALKIN İRADESİNİ DIŞLAYAN SEÇİM SİSTEMİ
Suriye’deki Geçici Hükümet kontrolündeki bölgelerde uygulanan seçim sisteminde, halkın temsilinin yokluğu açıkça görülüyor. Geçiş dönemi başkanı, 210 üyeden oluşan meclisin 70 üyesini, yani üyelerin üçte birini doğrudan atıyor. Geri kalanlar ise kendisinin oluşturduğu bir komite tarafından atanıyor. Bu düzenleme, özgür seçimlerin herhangi bir biçimini yansıtmıyor; aksine, güçler ayrılığı, siyasi çoğulculuk ve seçim rekabetine dayanan demokratik ilkelerle temelden çelişiyor.
Sözde devam eden seçim süreci, ‘örtülü bir atama’ olmaktan öteye geçemiyor. Yasama kurumlarının şeffaflık ve hesap verilebilirlikten yoksun mekanizmalarla yönetildiği, yasaların ise yürütme erkinin siyasi sahneyi tekeline almasını garantileyecek şekilde hazırlandığı bir süreç bu. Meşruiyetin kaynağı olması gereken Suriye halkı, gerek siyasi özgürlüklerin kısıtlanması gerekse tek bir tarafın çıkarlarına hizmet edecek şekilde tasarlanan seçim sistemi aracılığıyla fiilen katılımdan dışlanıyor.
Bu model, demokratik bir geçiş sürecinin temelini atmıyor; aksine, tahakküm yaklaşımını yeniden üretiyor ve seçim sürecini temsili anlamından boşaltıyor. Bu durum, ondan doğan kurumların meşruiyetini şüpheli hale getiriyor ve yönetim ile toplum arasındaki güven krizini derinleştiriyor.
SİYASİ DIŞLAMA VE EKSİK TEMSİL
Seçimler, siyasi çoğulculuğun tecelli etmesi veya halk iradesinin ifade bulması için bir fırsat olmadı. Aksine, Suriye halkının başlıca bileşenlerinin -öncelikle demokratik güçler, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve Süveyda’nın- dışlandığı dışlayıcı bir bağlamda gerçekleştirildi. Bu tarafların katılımının eksikliği, siyasi süreçte yapısal bir bozukluğu yansıtıyor ve sonuçların meşruiyeti ile temsilin inandırıcılığı hakkında ciddi sorular doğuruyor.
TÜRK BAYRAĞININ SEMBOLİZMİ: SINIRLARI AŞAN NÜFUZ
Oy verme merkezlerinde Türk bayrağının asılması, lojistik destekten çok daha öte siyasi anlamlar taşıması nedeniyle geniş çaplı bir tepkiye yol açtı. Yabancı bir devletin egemenlik sembollerinin yerel bir seçim bağlamında bulunması, Geçici Hükümet ile Ankara arasındaki ilişkinin doğasına ışık tutuyor ve Türkiye’nin, askeri destekten çıkarak doğrudan siyasi kararlara etki edecek şekilde, Suriye içindeki siyasi manzaranın şekillenmesindeki nüfuzunun boyutlarını gözler önüne seriyor.
ULUSLARARASI STANDARTLARIN YOKLUĞU
Bu seçimler, kabul görmüş uluslararası standartlarla karşılaştırıldığında; şeffaflığın, çoğulculuğun ve bağımsız düzenleyici yasaların yokluğu açıkça görülüyor. Seçmen kaydından, seçim kampanyalarının özgürlüğünden, bağımsız denetime kadar, sürecin dürüstlüğü için yeterli güvence sağlanmadı. Tüm bunlar, bu seçimleri, gerçek bir iktidar değişimine veya Suriye bileşenlerinin adil temsiline olanak tanımayan, kapalı bir çerçevede iktidarın yeniden üretilmesine yaklaştırıyor.
TÜRKİYE MÜDAHALESİ VE İKTİDARIN YENİDEN ÜRETİLMESİ
Seçim süreci, süreci bölgesel gündemlere hizmet edecek şekilde yönlendirmeye katkıda bulunan doğrudan Türk devletinin müdahalesinden ayrı düşünülemez. Türkiye’nin etkisi, askeri veya ekonomik destekle sınırlı kalmadı; siyasi manzaranın mühendisliğine, kimin aday olma hakkına sahip olduğuna, kimin dışlandığına ve kimin meşruiyet kazandığına kadar uzandı. Bu müdahale, Suriye Kurtuluş Hükümeti (eski adıyla Hey’etu Tahrir eş-Şam) tarafından kontrol edilen bölgelerde iktidarı, Ankara’nın çıkarlarına hizmet edecek, demokratik güçleri dışlayacak ve kapsamlı bir ulusal diyaloğu engelleyecek şekilde yeniden üretiyor.
SONUÇ;
Suriye Geçici Hükümeti’nin seçimleri, gerçek bir demokratik model inşasında derin bir krizi ortaya koyuyor ve dış nüfuzun, Suriyelilerin özgürlük, adalet ve etkin katılım taleplerinden uzak bir şekilde, siyasi atmosferi kendi çıkarları doğrultusunda nasıl yeniden şekillendirebileceğini gösteriyor. Temsilin yokluğu, ulusal güçlerin kenara itilmesi ve yabancı müdahalelerin devam etmesi, Suriye’deki demokratik dönüşümün geleceğini tehdit eden faktörler olarak mevcut siyasi rotanın köklü bir şekilde gözden geçirilmesini gerektiriyor.
Ekrem BEREKAT





