Ortadoğu’da yaşanan savaşlar, değişen ve gelişen yeni jeostratejik ve jepolitik dengeler, eski statükocu yapılanmaları ciddi anlamda tehdit ve huzursuz etti. Deyim yerindeyse “ağır taş yerinden oynadı” birinci dünya savaşı sürecinde oluşturulan statükoculuğun, tekçi ulus-devletlerin bir ağırlığı kalmadı. Herkes yeni duruma göre, yeni ilişki ve ittifak arayışları içine girmiş durumda.
Ortadoğu, İsrail öncülüğünde ve yine İsrail’in güvenliği temelinde İngiltere, Amerika ve müttefikleri gözetiminde yeniden dizayn sürecine alınmış durumdadır. Bu stratejik hamle birçok bölge devletinin dengesini sarstı, sarsmaya devam edecek, hatta belki de “güvenliklerini” tehdit edecektir.
Hemen hemen Ortadoğu’daki tüm devletler halkların özgürlüğü ve güvenliği pahasına inşa edilmişlerdir. Anti özgürlükçüdürler. Bu nedenle halklarım değişim istemleri karşısında kırılgan ve saldırgan olurlar.
Değişim rüzgarları karşısında kırılgan ve saldırgan bir havaya bürünen devletlerin başında Türk devleti gelmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan beri “Kürtlerle başı dertte” olan Türk devleti, Ortadoğu’da dengeler sarsılırken Kürtler herhangi bir kazanım elde etmesin diye uğraşıyor. Varlığını Kürtlerin yokluğu üzerinde inşa ettiği için herhangi bir parçada Kürtler özgürlüğe adım atmaya çalışmayadursun hemen bunu “milli güvenlik tehlikesi” kategorisine alıyorlar.
Kürt halkına karşı düşmanca tutumu Türk devletini kısırdöngüye sürüklemiş, siyasi yaratıcılığını öldürmüş, kendi elleriyle Kürtleri yumuşak karnı haline getirerek savunmasını kırılgan hale getirmiştir. Bu durumdan özgürlük karşıtı tutumunu ve siyasi basiretsizliğini sorumlu görmek yerine, Kürtleri baskı altında tutmaya devam ederek kurtulmaya çalışıyor.
Kürtlerle demokratik prensipler ve özgür seçenekler temelinde barış yapmak yerine, eski despotik ve faşist yöntemlerde ısrar ediyor.
Erdoğan Malazgirt savaşının yıldönümünde konuşurken arkasına “Türki devletlerin” sembollerini almayı ihmal etmemişti. Malazgirt’e sadece Türkler varmış gibi bir havayla, tarihi gerçekleri tersyüz ederek falsolar salladı.
Malazgirt bir Kürt şehri olmasına rağmen Malazgirt’e birlikte savaştığı, yıllardır da karşısında savaştığı, sözüm ona şimdi “barışmak istediği” Kürtlere dair tek bir sembol ve söylem yoktu! Cumhuriyet tarihinden beri savaştığı ve şimdi “barışacağım” dediği Kürtlerle ilgili de tek bir sembolün olmaması tekçi milliyetçi yaklaşımların süreceğinin işaretini veriyor. Kürt ve Türk halklarının ortak mücadelesiyle kazanılan 1071 Malazgirt savaşını sadece Türklük hanesine yazarak Kürtlere ahkam kesmekten geri durmadılar.
Tayip Erdoğan ve MHP genel başkanı Devlet Bahçeli ile birlikte çalıp, birlikte söyleyip birlikte oynadılar. Malazgirt savaşının yıldönümü, “zafer kutlamalarını” tehdit aracı haline getirerek Kürtlere karşı kınından çıkmış kılıçlarla yaptılar.
Böylesine ırkçı, kibirli ve kindar söylemlerin sahiplerinin burnunun ucunu göremeyecek kadar kör olması normaldir. Belli ki milliyetçi gururun içkisinden içerek, burunlarının ucunu göremeyecek kadar sarhoş olmuşlar. Dünyanın etraflarında dönmediğini anlamış değiller, belki de anlamak istemiyorlar. Derenin altından çok sular aktığını bilmiyorlar!
İçte siyasi ve toplumsal çürüme, dışta siyasi basiretsizlik, faşist ve emperyalist tercihler nedeniyle oldukça sıkışmış durumda olmalarına rağmen, aç tavuk gibi kendilerini darı ambarında sanıyorlar.
Halbuki dünyanın “Ankara ve Şam’dan ibaret olmadığını, “dünya beşten büyüktür” diyen Erdoğan’ın en iyi bilmesi gerekir. Hala utanmadan Kürt halkına karşı “kılıcı kınından” çekmekten söz ediyorlar. “Kelam bitecekmiş,” üst perdeden tehditler savurarak “Barış” yapabileceklerini sanıyorlar. İşgal, talan ve soykırımcı geçmişlerinden aldıkları ilhamla barış içinde bir gelecek inşa edebileceklerini düşünüyorlar.
Kürtlerin tercihi Ankara ya da Şam olmak zorunda değil.
Ankara Kürtleri özgür iradeleriyle, öz kimliğiyle, dili ve kültürünü özgürce yaşamasını kabul edecek mi? Kürt halkının varlığını yasalarda ve anayasada eşitleyecek mi? Kürtler siyasi ve örgütsel çalışmalarını özgür ve eşit bir şekilde, hiçbir yasal kaygıya yer bırakmayacak şekilde yapabilecek mi?
Kürtler kiminle nasıl yaşamak istiyorsa özgür iradeleriyle kendileri kararlarını verecekler. Bunu yapacak kuvvete ve kudrete sahiptirler. O bir tercihtir. Kürtlerin tercihine saygı duyulmadıkça tüm kardeşlik söylemleri demagoji deresinin ötesine geçmez. Kürt halkının kafasının üzerinden kılıç sallayarak Kürtlerin kaderi zapturapt altına alınamaz. Kürtler Demokratik entegrasyon başta olmak üzere, daha değişik ve olabilirliği yüksek seçeneklere sahiptir. Kürt halkının seçenekleri Türk devletinin dayatmalarından ibaret değildir. Bölge halklarıyla demokratik birlik ve ittifaklar seçenekler dahilindedir.
Ortadoğu’daki gelişmeler ve değişmeler Kürt halkına zengin olanaklar sunmakta ve belki de birinci dünya savaşından sonra ilk defa Kürt halkı özgürlüğe daha yakın durmaktadır. Kürt özgürlük hareketi on yılların mücadele birikimine sahip tecrübesiyle hem Kürtler arası birliğin güçlü temellerini atmış, hem de yaşadıkları parçalarda Kürtlerin dayanışmasını güçlendirmiştir. Kürdistan’ın herhangi parçasındaki bir gelişme ya da değişme otomatik olarak diğer parçalardaki Kürtleri etkilemekte, bilişim çağının getirdiği “bilgiye anında ulaşma” imkânı eskiden birbirinden bihaber olan Kürtlerin ulusal reflekslerini ortaklaştırmaktadır. Kürtler bir ulus olarak varlar ve ulus olarak coğrafyalarında özgür yaşama hakkına sahiptirler.
Türk devleti hala bu hakkı Kürt halkından esirgemek istiyor. Hala gürül gürül akan Dicle’yi ve Fırat’ı durdurabileceğini sanıyor. Evet Dicle ve Fırat’ın akmaması için güzergâhlarına baraj yapabilirler, yaptılar da ama akan nehirleri barajlarla hapsedemeyeceklerini yine en iyi onlar biliyorlar.
Dolaysıyla zamanı gelmiş özgürlüğün önünde durmaya çalışmak boşuna kürek sallamak olacaktır. Demokles’in kılıcının edebiyata bir değeri olabilir, ancak tehdit aracı olarak Kürtler nazarında bir değeri yoktur. O kılıcı sallamak ancak ve ancak Kürtlerin kopuşunu hızlandırabilir.
Tehdit dilinin bir kenara bırakılarak ortak bir gelecek inşası üzerine kelam etmek gerekir. Kelamın gücünü küçümsememek gerekir. Kutsal kitap ta şöyle denir: “başlangıçta kelam vardı ve kelam tarının yanında, tanrıyla beraberdi.” Yani tanrı dünyayı ve evreni kelamla yaratmıştır. Tanrının Hz. Ademe ilk öğrettiği şey kelamdır. Ademin yaratılmasına itiraz eden meleklere “Ademin kelam (bilgi) sahibi” olduğunu söylemiştir. Yani kılıcın olmadığı zamanlarda kelam vardı. Kelamın bittiği yerde kılıçlar çekilir, bu kelamın gücünü yitirdiğinden değil, onu anlayacak kulaklar olmadığında olur.
Türk devletinin kulakları ve algıları milliyetçilik ve ırkçılık zehriyle o kadar dolmuş ki, barış ve özgürlük kelamlarını anlamakta zorlanıyorlar. Başka güçleri emperyalist ve soykırımcı olmakla suçlarken, Ortadoğu’ya yönelik emperyalist heveslerini ve soykırım pratiklerini göremiyorlar. Sanki insan dışılığı tarif eden kavramlar sadece başkaları için söylendiğinde gerçek anlamını buluyormuş gibi davranıyorlar. “Adını değiştir anlatılan senin hikayendir” gerçekliğinden çok uzaklar.
Kürt halkıyla gerçek anlamda barış sağlanacaksa halklar arasında düşmanlık tohumları saçan zehirli, ırkçı dilin ve zihniyetin terkedilmesi gerekir. Zihniyet gerçek anlamda demokratikleşmedikçe, dilin ve buna bağlı olarak siyasetin demokratikleşmesi gerçekleşemez. Kendine hak gördüğünü, komşuna veya kardeşim dediğine hak görmedikçe gerçek anlamda barışçı olamazsın. Türkiye’de iktidarın dili hala demokratik çözüm dilinden uzaktır.
Ortadoğu’da esen değişim kasırgasından korunmak için Kürtleri kalkan olarak kullanmak istedikleri şüphesi her geçen gün artıyor. Türk devletinin Kürtlerin özgürlük haklarına saygılı olduğuna dair tek bir olumlu emare yoktur. Rojava’ya karşı takındıkları tavır, Kürtleri DAİŞ artığı HTŞ çetelerine teslim olmaya zorlama temelindedir. Daiş çetelerini Kürtlere tercih ediyorlar.
Bu nedenle Türk devletinin Kürt sorununu Türkiye’de demokratik prensipler temelinde çözmek isteyip istemediğine dair kafalarda ciddi soru işaretleri oluşmaktadır. Kürtler için Türk devletinin Rojava’ya yaklaşımı demokratik barışçıl çözümün turnusol kağıdıdır. Samimiyet testidir!
Hiwa AZAD





