Kürtlerin Ulus olarak inkara uğramaları 1923’te başladı. İnkar siyasetine direnin Kürt halkı 1920’lerde ve 30’larda büyük bir katliamla karşı karşıya geldiler. Kürtlerin o dönemler ulusal bilince sahip olmamaları önderliksiz olmaları örgütsüz ve çok parçalı olmaları isyanların bastırılmasına ve katliamların olmasına yol açtı. Bir ulus için fiziki katliamların olması ulusun fiziki olarak yok olmasına yol açmaz yani bitmesine yol açmaz ancak beyaz katliam dediğimiz kültürel soykırım bir ulusun tümden yok olmasına yol açar. Kürtler için planlanan ve uygulamaya konan beyaz katliamdı yani kültürel soykırım yani asimilasyondu Kürtlerin soykırıma uğratılmasıydı yani Kürt olarak yok edilmesiydi. Kürtlerin içe kapanık olmaları biraz da feodal ilişkilerin hakim olması etkili olması Kürtlerin kolayca kültürel soykırıma uğratılmasını kısmen engelledi. Kürt halkı 1980’e kadar ağırlıklı olarak Kürdistan’da yaşıyordu. Kürdistan’ın ekonomik olarak zayıf bırakılması yani Kürdistan’a yatırımların yapılmaması Kürt halkının bir bölümünün ekonomik nedenlerle de Türkiye’ye göç etmelerine neden oldu. Türkiye’ye yapılan endüstriyel yatırımların aynısı eğer isteseydi Kürdistan’da da yapılırdı.
İnkarcı rejim isteyerek Kürdistan’ı ekonomik açıdan zayıf bıraktı. Ekonomik olarak zayıf bırakılan Kürtlerin bir bölümü çalışmak için Mardin’den Muğla’ya gidecek Maraş’tan İstanbul’a gidecek Hakkari’den Antalya’ya gidecek Ağrı’dan Adana’ya gidecek Kars’tan İzmir’e gidecek, Diyarbakır’dan ve Urfa’dan İstanbul’a gidecek ve dolayısıyla bu durumda Kürtlerin asimile edilmesi daha kolay olacaktır hesapları yapıldı. Kürdistan’da ekonomik olarak iş bulan üretim yapan çalışan bir Kürt kendi toprağında durur başka topraklara gitmez dolayısıyla kendi kültürünü koruyabilir. Ancak özellikle ekonomik açıdan zor durumda kalan Kürtler kendi topraklarını terk etmeye zorlanırlar ve dolayısıyla gittikleri yerde kendi kültürlerini korumaları epey zorlaşır inkarcı rejim bunun hesaplarını da yaptı. Kürt halkı ağırlıklı olarak 1970’lerin sonlarına kadar önderliksizdiler. 1978’de kurulan PKK, kuruluşundan kısa bir süre sonra 12 Eylül cuntasıyla karşı karşıya kaldı. 12 Eylül cuntası öyle bir sistem yarattı ki adeta taş üstünde taş bırakmadı hem Kürdistan’a ağır yüklendi hem Türkiye’ye. PKK öncülüğünde gelişen Kürt ulusal hareketi daha filizlenme aşamasında iken 12 Eylül cuntasının tırpanlamasına maruz kaldı.
12 Eylül koşullarında Türkiye’de ve Kürdistan’da zindanlar adeta birer işkence hane haline getirildi. Zindanlara alınan devrimcilerin önünde iki seçenek vardı ya teslimiyet ya direniş. İşte bugünkü büyük devrimci halk direnişleri 12 Eylül cunta koşullarında yürütülen büyük ölüm oruçları direnişlerinin büyük ruhundan gücünü alıyor. 12 Eylül cunta koşullarında 1982’de Diyarbakır zindanlarında gerçekleşen Büyük ölüm oruçları direnişleri cuntanın kendi yuvasında ideolojik olarak cuntaya büyük bir darbe vurdu. Zindanlarda devrimciler kendi bedenlerini siper ettiler cuntanın zulmüne karşı. Cunta ideolojik ve siyasi olarak ağır bir yenilgi aldı zindanlarda. Devrimcilerin büyük direnişleriyle yenilmez bir direniş kültürü gerçekleşti. 14 Temmuz 1982 zindan direnişleri partiyi dışarıda güçlendirdiği gibi, partinin örgütlü olarak kalmasını güçlenmesini sağladı parti militanlarına büyük bir moral ve güç verdi. Teslimiyeti reddetmek demek devrimci mücadelede hedefe yürümeyi garantilemek demektir. 14 Temmuz direnişçiliği 15 Ağustos atılımının güçlü bir şekilde gerçekleşmesini sağladı, 15 Ağustos atılımının silahlı mücadeleyi geliştirmesi halka büyük bir özgüven verdi halka büyük bir cesaret kazandırdı, özellikle 1990’larda Kürdistan’da büyük serildanların gerçekleşmesini sağladı. İşte 1990’larda gerçekleşen büyük serildanlar devrimci halk gerçekliğini yarattı PKK’nin bugünkü yenilmezlerini ortaya koydu.
İşte bütün bu direnişler binlerce yıldır insanlığa dayatılan kölece yaşama karşı yürütüldü yeni bir yaşamın yolunu açtı. Önder Apo’nun Demokratik Toplum Manifestosu halkın demokrasiyi geliştirip doğrudan kendi gelsin yönetmesi bakımından çok önemlidir. Demokratik toplum manifestosu pratik yaşam içerisinde canlılık kazandıkça devletin toplum üzerindeki egemenliği kırılacaktır ve zamanla da son bulacaktır. Devlet çeşitli maskelerle yaşam içerisinde kendi gerçek karakterini kimliğini gizlese de zindanlar devlet karakterinin ve devlet kimliğinin açık bir şekilde görüldüğü yerlerdir. PKK ve önderlik ulus devlete neden karşı çıkıyor çünkü ulus devlet bir iktidar aygıtıdır bu iktidar aygıtı aslında ulusun devleti değildir yani ulusu koruyan bir güç değildir yani ulusal değerleri koruyan bir güç değildir ulusal değerleri koruyormuş gibi görünüp ulusun devleti maskesi ile toplumun üzerine egemenlik kuruyor. Bu gerçekliği en iyi fark eden ve bunu alternatif bir sistem geliştiren Önder Apo’dur. 20 yüzyılda gerçekleşen sosis devrimlerin hepsi devlet ve iktidar odaklı geliştiği için başarılı olamadılar yıkıldılar. Demek ki toplumsal değerlere dayalı olmayan her sistem yıkılır sosyalizm toplumsallık olduğuna göre sosyalist gelişme ancak toplumsal değerlerle olur yani toplumun doğrudan kendi yönetimini kurması ile ancak sosyalizm gelişebilir.
Sosyalist ideolojinin devletin pençesinden kurtarılması gerektiğini ilk analiz eden Önder Apo olmuştur. Sosyalist ideoloji doğal toplumsal yaşamın kendisi olduğuna göre doğal toplumsallık ancak halkın kendi doğal yaşamı ile kurulur. Devlet elinin karıştığı her şey kirlenir zehirlenir. Dolayısıyla devlet elinin toplumsal değerlerden toplumsal yaşamdan uzaklaştırılması gerekiyor devlet elini toplumsal yaşamdan söküp atan Önder Apo’dur. Devletin var olmasıyla var olabileceğini düşünenler devletin yok olması ile de yaşayamayacağını ayakta duramayacağını düşünenlere köle denir. Demek ki 14 Temmuz 1982’de Diyarbakır zindanlarında gelişen büyük direnişler sadece zindan yönetiminin zindanlarda yaptığı baskılara karşı yürütülmedi bizzat devlete karşı yürütüldü devletin toplum üzerinde kurduğu baskı sistemine karşı yürütüldü. İşte zindanlarda gerçekleşen büyük direnişlere ölümlerde yaşamı yaratmak adı verildi yani ölümlerde özgür yaşamı yaratma. Diyarbakır’da zindanlarda devrimciler biz yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz dediler ve halkın halkların özgür gelecekleri için kendilerini feda ettiler ve halkların yüreklerinde ölümsüzleştiler halkların özgür yaşamında kendilerini var ettiler. Yani halklar özgür bir şekilde var oldukça yaşadıkça zindan direnişçileri ölümsüzleşecektir. Bugün Kürdistan’ın 4 parçasında gerillaların yürüttüğü özgürlük mücadelesi direnişçi ruhunu zindan dirençliğinden alıyor. Zindanlardaki büyük direnişler günümüzün büyük direnişlerinin ve kazanımlarının ideolojik mayasını oluşturdu. Büyük zindan direnişçiliği Kürtleri hem uluslaştırdı güçlendirdi aynı zamanda da Kürtlere yeni bir yaşamın yolunu açtı. Zindan direnişçiliği sadece fiziki bir direnç değildi tabiiki aslında zindanda fiziki olarak devrimcilerin bedenlerinden başka bir silahları yoktu. Zindanda en önemli silah ideolojidir, ideolojiye bağlılıktır, davaya bağlılıktır. 1982 zindan direnişlerinde başarıyı getiren davaya ve ideolojiye bağlılıktı, en büyük silah olan ideolojiyle düşman kendi zindanlarında öldürüldü.
Kemal SÖBE





