Lekolin.org sitemizin son iki gün içinde yayınladığı özel haberleri değerlendirdiğimizde Türkiye’nin kendisini ABD–İsrail ekseni, İran–Hizbullah hattı, Rusya’nın Doğu Akdeniz stratejisi ve Suriye’nin iç kırılganlıkları arasında konumlandırmak istediğini gösteriyor. Ancak bu ne kadar mümkün olabilir sorusuna verilecek cevap da bölgesel güç dengelerin değişkenliğine bağlıdır.
Ortadoğu, tarihsel olarak rekabetin, vekâlet savaşlarının ve büyük güçlerin nüfuz mücadelesinin kesişim alanı oldu. Ancak son on yılda yaşanan dönüşüm, bölgeyi yalnızca çatışmaların değil, aynı zamanda jeopolitik yeniden yapılanmanın merkezine yerleştirdi. Suriye iç savaşı, İran–İsrail gerilimi, ABD’nin bölgedeki stratejik yeniden konumlanması, Rusya’nın Doğu Akdeniz’e dönüşü ve Körfez ülkelerinin yeni güvenlik mimarisi arayışları, bölgeyi çok katmanlı bir güç mücadelesine sürükledi.
Yapılan taktik ve stratejik olabilecek açıklamalar, hamleler, görüşme trafiği ve sahadaki gerçeklere bakıldığında Ankara’nın bu krizi yalnızca izleyen değil, aktif olarak şekillendirmeye çalışan bir aktör olduğunu gösteriyor. Çünkü Türk devletinin kendisini hem fırsatların hem de tehditlerin merkezinde konumlandırdığını ortaya koyuyor. Çünkü Türk devleti bu kriz yönetiminde başarılı ya da masada elini güçlendirecek kartları alamazsa sıranın Suriye üzerinden sıranın kendisine geleceğini çok iyi biliyor.
LÜBNAN SAHASI: ABD’NİN TÜRKİYE’YE YÖNELİK BASKISI VE YENİ BİR ROL DAĞILIMI
İsrail’in son bir hafta içinde Suriye ve Lübnan sınırında bulunan Colani tarafından özel olarak konumlandıran bir askeri güce yönelik operasyonu, Şam Geçici Hükümeti ve onun üzerinden Türk devletine de bir mesaj olarak okunabilir. Edinilen bilgilere göre ABD ve İsrail HTŞ’nin Şam’a konumlandırma birinci şartı olarak İran ve ona bağlı özellikle Lübnan Hızbullah’I ve Irak’taki Şii güçlerine karşı sahadaki silahı olarak kullanılacaktı. Ancak yapılan son görüşmelerde Türkiye’nin baskısıyla Şam geçici hükümeti harekete geçmemesi ve Türk devletinin doğrudan Hizbullah’a destek verdiğinin farkında.
Bunu baz alarak, Washington’ın Türkiye’yi Hizbullah üzerinde baskı kurabilecek bir aktör olarak gördüğünü gösteriyor. Bu durum, ABD’nin bölgedeki vekâlet savaşlarını yeniden düzenleme çabasının bir parçası.
ABD’nin beklentisi açık:
Türkiye, Hizbullah’ın saldırılarını azaltması için devreye girmeli
Hizbullah, İran’ın bölgesel stratejisinden uzaklaştırılmalı
İsrail ile kalıcı bir ateşkes zemini hazırlanmalı
Bu yaklaşım, ABD’nin Türkiye’yi İran’ın nüfuzunu sınırlayacak bir bölgesel denge unsuru olarak konumlandırmak istediğini gösteriyor.
LÜBNAN DEVLETİNİN ÇÖKÜŞ EŞİĞİ
MİT ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Lübnan’daki heyetlerin yapılan görüşmelere göre, Hizbullah’ın askeri kapasitesini kontrol edemediğini, müzakere masasında zayıf ve kırılgan olduğunu, iç siyasi dengeleri yönetmekte yetersiz kaldığını belirtildi. Bu durum, devlet kapasitesinin çöktüğü ülkelerde görülen klasik bir tabloyu işaret ediyor: devlet dışı aktörlerin devletin yerine geçmesi.
Hizbullah’ın İran’ın stratejik takvimine göre hareket etmesi, Lübnan’ı yalnızca iç krizlere değil, bölgesel hesaplaşmaların da sahasına dönüştürüyor.
İSRAİL’İN SAVAŞ STRATEJİSİNDEKİ DEĞİŞİM: KONTROLLÜ ÇATIŞMA DOKTRİNİ
MİT’in sahadaki çatışmalara yönelik İsrail’in savaş stratejisindeki değişimini değerlendirdiği görüşmelerde, İsrail’in büyük çaplı kara operasyonlarından kaçtığını, bunun yerine yıpratma savaşına yöneldiği olarak okuyor. Bu, İsrail’in Hizbullah’ı tamamen yok etmeyi hedefleyen eski doktrininden uzaklaştığını gösteriyor. İsrail artık maliyet-etkinlik üzerinden hareket ediyor.
Bu durum, bölgesel güçlerin askeri kapasite kadar siyasi manevra alanını da hesapladığını gösteriyor.
TÜRKİYE’NİN HİZBULLAH’A YÖNELİK TAVSİYELERİ: SAHA GERÇEKLİĞİNİN KABULÜ
Türk devletinin Lübnan’daki ekibi, Hizbullah’a şu tavsiyelerde bulunuyor:
İsrail topraklarına yönelik saldırıları azalt, Lübnan içindeki İsrail güçlerine odaklan, mobil savunma taktikleri kulan, coğrafyayı avantaja çevir, kara mayınlarıyla yıpratma stratejisi uygula.
Bu tavsiyeler, Türkiye’nin sahadaki askeri gerçekliği kabul ettiğini ve çatışmanın kontrollü bir seviyede tutulmasını istediğini gösteriyor.
Bu aynı zamanda Türkiye’nin Hizbullah’ı tamamen karşısına almadığını, aksine örgütü bölgesel denklemin bir parçası olarak gördüğünü gösteriyor.
ABD-İSRAİL’İN BÖLGESEL YENİDEN TASARIM PLANI:DÜRZİ KORİDORU
MİT’in değerlendirmesine göre ABD ve İsrail:
Suriye’nin Suveyda bölgesinden Lübnan’a uzanan Meryeyoun ve Hasba’ya kadar genişleyen “Özerk Dürzi bölgesi” adı altında yeni bir yapı kurmayı test ediyor. Bu plan, bölgeyi mezhepsel hatlar üzerinden yeniden şekillendirme girişimi olarak okunuyor. Bu tür projeler, bölgeyi yönetilebilir küçük parçalara bölme stratejisinin bir parçası.
SURİYE SAHASI: ABD-RUSYA REKABETİ VE TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KAYGILARI
ABD’nin Rusya’yı Suriye’den Çıkarma Planı Şam’da yapılan ABD–Suriye görüşmesinde Washington’ın:
Rus güçlerinin Suriye kıyılarından çekilmesini, Tartus ve Hmeymim üslerinin boşaltılmasını yerlerine sınırlı sayıda ABD üssü kurulmasını talep ettiği aktarılmış.
Bu, ABD’nin Doğu Akdeniz’de Rusya’yı stratejik olarak kuşatma girişimi olarak da değerlendirmek mümkün.
Ancak Türk devleti bu durumu yani Rusya’nın çekilmesi, ABD ve İsrail’in Suriye kıyılarında güçlenmesi anlamına geliyor ve bu da Türkiye için bir tehdit olarak görüyor. Türk devleti bu nedenle Suriye kıyılarındaki askeri varlığını artırabilir.
Bu değerlendirme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Rusya’nın varlığını dengeleyici bir unsur olarak gördüğünü gösteriyor.
ABD-İSRAİL’İN ANKARA VE ŞAM’A YÖNELİK GEREKÇELİ UYARI
Tüm bu bilgi ve değerlendirmeler ışığında ABD heyetinin Şam’daki HTŞ heyeti ile Kıbrıs’ta yaptığı kısa bir görüşme ile özellikle İsrail’in Ankara ve Şam’a yönelik gerekçeli uyarıyı net ve sert bir üslupla aktardığı öğrenildi. ABD’nin Suriye’pe ilettiği, kornet füzeleri, gelişmiş İHA’lar, termal Keskin nişancı tüfekleri, gece görüş sistemleri gibi silahların Suriye üzerinden aktarıldığını iddia ediyor.
Suriye tarafı ise:
İran bağlantılı milislerin kontrol dışı hareket ettiğini, sınır bölgelerinde eski rejim unsurlarının aktif olduğunu, güvenlik boşluğunun kaçakçılığı artırdığını kabul ediyor.
Bu tablo, Suriye’nin merkezi otorite kaybının bölgesel güç mücadelelerini nasıl beslediğini gösteriyor.
KIBRIS DOSYASI:TÜRKİYE’NİN YENİ GÜVENLİK PARAMETRESİ
ABD ve Şam heyetlerinin neden Kıbrıs’ta görüştüklerine dair ise MİT’in İsrail’in Kıbrıs’taki nüfuzunu artırdığına yönelik iddiaları olmasıdır.
MİT’in iddialarına göre: Kıbrıs’ta yaşayan İsrailli sayısı artıyor, ABD ve İsrail adada yeni savunma sistemleri konuşlandırıyor ve Türkiye bunu ulusal güvenlik tehdidi olarak okuyor.
Hatta MİT daha da illeriye giderek PKK’nin Kıbrıs istihbaratıyla koordinasyon kurduğunu iddiasını da ekliyor. Çünkü bu iddia kartı her zaman ve her yer için ön cebinde taşıyan bir Türk devleti var.
SONUÇ:
Gelen tüm bilgiler bir araya getirildiğinde şu tablo ortaya çıkıyor:
Türkiye, ABD–İsrail–Rusya–İran rekabetinin tam merkezinde
Ankara, bu rekabeti kendi lehine çevirmeye çalışan bir aktör
Bölgesel krizler Türkiye için hem tehdit hem fırsat
Türkiye, vekâlet savaşlarının yönünü etkileyen bir güç
Suriye, Lübnan ve Kıbrıs Türkiye’nin yeni güvenlik mimarisinin temel alanları.
Fırat ALİ





