Ortadoğu bugün yalnızca bir savaş coğrafyası değildir. Aynı zamanda dünya enerji yollarının, ticaret hatlarının ve küresel güç dengelerinin düğüm noktasıdır. Bu nedenle bölgede yaşanan her çatışma yalnızca sınırlar veya rejimler meselesi değildir; petrolün, doğal gazın, enerji koridorlarının ve ticaret yollarının yeniden paylaşılması anlamına gelir.
Bugün ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan savaş da bu gerçeğin yeni bir ifadesidir. Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ve Ortadoğu enerji koridorları dünya ekonomisinin ana damarlarıdır. Dünya petrolünün önemli bir bölümü bu hatlardan geçmektedir. Bu yüzden bölgede patlayan her savaş yalnızca Ortadoğu’yu değil, küresel piyasayı da sarsmaktadır. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enerji altyapılarının hedef alınması ve ticaret yollarının risk altına girmesi bu savaşın gerçek karakterini açık biçimde göstermektedir.
Bu nedenle Ortadoğu’da yaşanan savaşların gerçek nedeni çoğu zaman sınırlar değildir. Asıl mesele enerji yolları, petrol ve ticaret hatları üzerinde yürüyen küresel rekabettir. ABD, İsrail, İran, Türkiye ve Körfez ülkeleri bu büyük jeopolitik satrançta farklı roller üstlenmektedir. ABD ve Batı blokunun temel hedefi Ortadoğu’daki enerji akışını kontrol altında tutmak ve bölgeyi kendi stratejik güvenlik mimarisine göre yeniden şekillendirmektir. İsrail bu yeni düzen içinde bölgesel bir merkez güç haline getirilmektedir. İran ise bu düzenin dışında kalan ve direnmeye çalışan en önemli aktörlerden biri durumundadır.
Bugün yaşanan savaş yalnızca askeri bir çatışma değildir. Bu savaş aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğinin kim tarafından ve nasıl şekillendirileceğinin mücadelesidir.
Tam da bu noktada Kürtler yeniden bu büyük hesaplaşmanın merkezinde yer almaktadır. Çünkü Kürdistan coğrafyası yalnızca bir halkın vatanı değildir. Aynı zamanda Ortadoğu’nun en kritik enerji ve ulaşım hatlarının kesiştiği stratejik bir alandır. Irak’tan Türkiye’ye uzanan petrol hatları, İran sınırına yakın enerji sahaları ve Suriye üzerinden Akdeniz’e açılan ticaret koridorları Kürdistan’ı bölgesel jeopolitiğin merkezlerinden biri haline getirmektedir.
Bu nedenle Kürt meselesi yalnızca ulusal bir mesele değildir; aynı zamanda Ortadoğu’nun jeopolitik meselesidir.
Tarih boyunca Kürtler bu büyük güç mücadelelerinin ortasında kaldı. Birinci Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırlar, Kürtleri dört parçaya böldü ve statüsüz bıraktı. Ancak Kürt halkı buna rağmen direnişini ve varlığını korumayı başardı. Bugün ise durum geçmişten farklıdır. Kürtler artık yalnızca bölgesel dengelerin pasif bir unsuru değildir; kendi siyasi iradesi ve örgütlü gücüyle bölgesel denklemde etkili bir aktör haline gelmektedir.
Bu yeni durumun ortaya çıkmasında Önder Apo’nun geliştirdiği perspektif belirleyici bir rol oynamıştır. Önder Apo, Kürt meselesinin yalnızca bir ulus-devlet meselesi olmadığını; Ortadoğu’daki yapısal krizle bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Ona göre Ortadoğu’da kalıcı barış ve istikrar ancak halkların demokratik birlikteliğiyle mümkündür.
Önder Apo’nun geliştirdiği Demokratik Ulus perspektifi, Ortadoğu’da ulus-devletçi çatışma modeline karşı alternatif bir siyasal model sunmaktadır. Bu model tekçi devlet anlayışının yerine halkların birlikte yaşayabileceği demokratik bir sistemi önermektedir.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan savaşlar bu gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır. Katı merkezi devlet yapıları hem kendi halklarını baskı altında tutmakta hem de bölgesel istikrarsızlığın temel kaynaklarından biri olmaktadır.
İran’da yaşanan son gelişmeler bu durumu daha da açık hale getirmiştir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yalnızca askeri hedefleri değil aynı zamanda ülkenin iç siyasi dengelerini de etkilemektedir. Bu süreçte Rojhilat Kürdistanı önemli bir jeopolitik alan haline gelmiştir. Kürt güçleri hem İran’ın iç dengeleri hem de bölgesel güç mücadelesi açısından kritik bir konumda bulunmaktadır.
Ancak Kürtler bu süreçte yalnızca bir “vekil güç” olma riskinin de farkındadır. Tarih boyunca büyük güçlerin Kürtleri kullanıp ardından yalnız bıraktığı birçok örnek vardır. Bu nedenle Kürt siyasetinin temel meselesi yalnızca askeri fırsatlar değil, stratejik bağımsızlık meselesidir.
Bugün Kürtler için asıl mesele herhangi bir küresel gücün aracı olmak değil, kendi ulusal iradesini güçlendirmek ve bölgesel denklemde özne olmaktır. Bu da ancak Kürt ulusal birliği ile mümkündür.
Dört parça Kürdistan’daki parçalanmışlık Kürtlerin en büyük zayıflık noktası olmaya devam etmektedir. Oysa Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bu dönemde Kürt ulusal birliği yalnızca bir siyasi tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Bugün Ortadoğu’da yeni bir dönem başlamaktadır. Enerji savaşları, jeopolitik rekabet ve küresel güç mücadeleleri bölgenin sınırlarını ve dengelerini yeniden belirlemektedir. Bu süreçte Kürtler ya kendi ulusal iradeleriyle bu yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri olacak ya da yeniden başkalarının yazdığı bir tarihin içinde yer almak zorunda kalacaktır.
Tarih Kürtlere çok az eşik sundu.
Bazıları kaçırıldı.
Bazıları kanla kapandı.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan büyük kırılma, bu eşiklerden birini daha ortaya çıkarmaktadır.
Bu eşik ya yeni bir kayıp olarak geçilecek, ya da Kürtlerin ulusal birliği ve örgütlü iradesi sayesinde tarihsel bir kazanıma dönüşecektir.
Hasan AĞAÇ





