Küresel kapitalist sistem, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana vaat ettiği “liberal cenneti” bir “yeni dünya düzensizliğine” dönüştürürken, Ortadoğu yeniden paylaşım savaşlarının merkezi haline geldi. ABD’nin İsrail ve Suudi Arabistan’a yönelik onayladığı toplam 15,7 milyar dolarlık devasa silah paketleri, bu düzensizliğin “çıplak güç” aşamasına geçtiğini kanıtlarken; Rojava üzerinden yürütülen tasfiye planları, Kürt halkının topyekûn direnişiyle boşa çıkarılıyor.
SAVAŞ TÜCCARLARININ HER ZAMANKİ ROTASI: ORTADOĞU
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın cuma gecesi duyurduğu Apache helikopterleri, Patriot füzeleri ve zırhlı araç sevkiyatları, bölgedeki militarist tırmanışın boyutlarını gözler önüne seriyor. Boeing, Lockheed Martin ve Rolls-Royce gibi “savaş tüccarları”, Trump yönetiminin desteğiyle bölgeyi adeta bir barut fıçısına çeviriyor. Bu hamleler, sadece ticari bir faaliyet değil; İran üzerinden kurgulanan olası bir büyük paylaşım savaşına hazırlık niteliği taşıyor. Uluslararası hukukun tasfiye edildiği bu yeni süreçte, “demokratikleşme” söylemlerinin yerini yalın bir sömürgeleştirme gerçeği alıyor.
ROJAVA: TESLİMİYETTEN TARİHSEL KAZANIMLARA
Suriye sahasında yılın başından itibaren devreye sokulan çok katmanlı komplo, Kürt halkını statüsüz bırakmayı hedefledi. 18 Ocak’ta dayatılan “teslimiyet anlaşması”, Türk devlet aklının HTŞ gibi cihatçı gruplarla koordine ettiği bir imha planıydı. Ancak QSD’nin kararlı duruşu ve halkın dört parçadaki seferberliği, 30 Ocak Anlaşması ile bu planı bir “ara denge” noktasına taşıdı. Bu eşik, Kürt siyasetinin maceracı değil, halkın varlığını korumayı esas alan “stratejik akılla” hareket ettiğini bir kez daha gösterdi.
ÖNDER APO’NUN ÖNGÖRÜSÜ VE SAHADAKİ GERÇEKLİK
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 1991’de dile getirdiği “Hesapsız cesaretin bedelini halk öder” uyarısı, bugün Rojava ve Suriye genelindeki diplomatik-askeri dengelerde güncelliğini koruyor. Kürt tarafının sergilediği gerçekçi siyaset, Peru’daki Aydınlık Yol veya Sri Lanka’daki Tamil Kaplanları örneğinde yaşanan “kazanımsız dağılma” risklerini bertaraf etti. Önder Apo’nun çizdiği perspektif doğrultusunda hareket eden Kürt siyasi iradesi, imkansızı isterken gerçekçi adımlar atarak Suriye’nin geleceğinde vazgeçilmez bir aktör olduğunu kanıtladı.
ULUS-DEVLETİN İKİYÜZLÜ SİYASETİ VE SAFLARIN NETLEŞMESİ
Türk devlet aklı, içeride “çözüm” ve “kardeşlik” söylemlerini bir oyalama aracı olarak kullanırken; dışarıda Kürt kazanımlarını boğmak için cihatçı çetelerle ittifak yapmaktan geri durmadı. Seküler görünümlü “patolojik Kürt nefreti” ile beslenen odakların cihatçı saldırılarını alkışlaması, Kürt halkı için dost ve düşman saflarının bir kez daha netleşmesine neden oldu.
SONUÇ: ULUSAL KONGRE YA DA YENİ BİR YÜZYIL KAYBI
Bugün gelinen noktada, görüşmeler ve imzalanan anlaşmalar bir son değil, tarihsel bir başlangıçtır. Kürt halkı, kendisine dayatılan soykırım planını durdurmuş ancak geleceğini henüz tam olarak garanti altına almamıştır. Bundan kaynaklı, bu tehlikeli eşiğin ancak şu üç temel sütunla aşılacağını göstermektedir:
Ulusal Kongre: Parçalı pazarlıklar yerine dört parçanın ortak aklını temsil eden bir iradenin inşası.
Ortak Diplomasi: Kürt sesinin uluslararası arenada tek bir stratejik merkezden yankılanması.
Öz Savunma: Varlığın ve özgür kimliğin tek teminatı olan meşru savunma bilincinin sürekliliği.
Zafer, er ya da geç, kendi toprakları üzerinde kendi halkıyla direnenlerin olacaktır.
Fırat ALİ





