Suriye’de Baas rejiminin devrilmesi sonrası kurulan ve Türk devletinin desteğiyle ayakta duran Colani hükümetinin, bir devlet aygıtından çok, bir aile ve çete yapılanması şeklinde işlediği, üst düzeyde yaşanan bir yolsuzluk ve gasp olayıyla bir kez daha kanıtlandı. Geçmişte İran’la olan bağları nedeniyle “hain” ilan edilen ve tüm mal varlığına el konulma tehlikesiyle karşı karşıya olan ünlü tüccar Husam El-Katırcı’nın, Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yürüttüğü “teslimiyet ve aklanma” pazarlığı, rejimin en tepesindeki kirli ilişkiler ağını ve iktidar kavgasını gözler önüne serdi.
İRAN’A BAĞLI İSİMDEN “DEVLETE” TESLİMİYET PAZARLIĞI
Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre olaylar, bir hafta önce Husam El-Katırcı’nın, Colani ve rejimin önde gelen isimlerinden Ebu Musaib Şihel ile Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya gelmesiyle başladı. Geçmişte Esad rejiminin petrol ve buğday ticaretinde İran adına kilit rol oynayan Katırcı, yeni dönemde “ihanetinin” bedelini ödemeye ve Suriye’ye dönmek için her türlü şartı kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi. Colani ve Ebu Musaib’in “Karşılığında ne verebilirsin?” sorusuna Katırcı, ilk olarak “Ordunun maaşını 2 yıl boyunca kendi servetimden karşılarım” teklifinde bulundu. Ancak bu teklif, rejimin tepesindeki isimler için yeterli görülmedi.

Pazarlıkların devamında Colani ve Ebu Musaib, Katırcı’dan toplam servetinin yarısını talep etti. 10 milyar dolar olduğu belirtilen servetinin yarısını, yani 5 milyar doları “Suriye devletine” vermeyi kabul eden Katırcı ile bir ön anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma, eski dönemin ekonomik aktörlerinin tasfiye edilerek servetlerinin yeni rejime devredilmesi konseptinin bir parçası olarak görülüyordu.
DEVLETİN PARASINI AİLE ÇETESİ GASP ETTİ
Anlaşmanın ardından Lübnan’dan Suriye’ye geçen Katırcı, bu kez Colani’nin ofis başkanıyla bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak bu görüşmede, Colani’nin iki kardeşi Mahir ve Hazem Colani de hazır bulundu. Kaynaklara göre, görüşmenin seyri bu noktada tamamen değişti. Colani’nin kardeşleri, Katırcı’dan, devlete verilmesi kararlaştırılan 5 milyar doları doğrudan kendilerine teslim etmesini istedi.
Katırcı’nın ilk başta, “Biz paranın devlete verilmesi konusunda anlaştık” diyerek itiraz ettiği, ancak Mahir ve Hazem Colani’nin baskısı ve tehditleri karşısında çaresiz kalarak bu talebi kabul ettiği öğrenildi. Bu kirli pazarlık sonucunda Katırcı, servetinin yarısı olan 5 milyar doları, içinde külçe altınlar halinde 250 milyon dolar da bulunacak şekilde, Colani’nin kardeşlerine teslim etti. Böylece, Suriye halkının olması gereken devasa bir servet, bir aile çetesinin kişisel kasasına aktarılmış oldu.
SARAY’DAKİ ÇATLAK: EBU MUSAİB VE COLANİ KARŞI KARŞIYA
Bu devasa vurgun, rejimin kendi içindeki dengeleri de altüst etti. İlk pazarlıkta yer alan ve paranın “devlet bütçesine” gireceğini düşünen Ebu Musaib Şihel, 5 milyar doların Colani’nin kardeşleri tarafından gasp edildiğini öğrendi. Bu durum, Ebu Musaib Şihel ve ona bağlı gruplar ile Colani ailesi arasında ciddi bir kriz ve iktidar çatışması başlattı. Ebu Musaib’in, “devletin parasının” bir aile tarafından yağmalanmasını kabullenemediği ve Colani’ye karşı cephe aldığı belirtiliyor. Saray içindeki bu çatlağın, önümüzdeki günlerde rejimin geleceği açısından kritik sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
“ÇETE DEVLETİ”NİN RÖNTGENİ: TALAN VE İKTİDAR KAVGASI
Yaşanan bu olay, Colani rejiminin bir “devlet” değil, kişisel çıkarlar, aile bağları ve çeteleşme üzerine kurulu bir “talan düzeni” olduğunu en net şekilde ortaya koyuyor. Devlet kurumları ve bütçesi yerine, bir ailenin kişisel servetini artırma aracı olarak görülen bu yapı, Suriye’nin kaynaklarının nasıl yağmalandığını gösteriyor. Katırcı gibi eski aktörlerin servetlerine el koyma süreci, bir hukuk devleti pratiği değil, bir mafya babasının rakibinin malını gasp etmesi şeklinde işliyor.
Bu vurgun, aynı zamanda rejimin ne kadar kırılgan ve iç çatışmalara gebe olduğunu da kanıtlıyor. Ebu Musaib gibi “eski tüfeklerin”, Colani ailesinin bu pervasız yağması karşısında pozisyon alması, iktidar bloğunun homojen olmadığını ve her an parçalanabilecek çıkar çatışmalarıyla dolu olduğunu gösteriyor. Suriye halkı yoksulluk ve sefalet içinde yaşarken, rejimin tepesindeki bir avuç ismin milyarlarca dolarlık servetleri kendi aralarında paylaşması, bu “çete devleti” modelinin sürdürülemezliğinin en açık kanıtı olarak yorumlanıyor.
Katırcı’nın yakın zamanda Suriye’ye dönerek aklanmış bir iş insanı olarak faaliyetlerine devam etmesi beklenirken, onun dönüşü için ödenen bedelin yarattığı krizin, Şam’daki iktidar kavgasını daha da alevlendireceği öngörülüyor.




