KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Çözümü Ararken; Sosyal Bilimler Üzerine Kavramsal Açıklama ve Yöntem Sorunu-1

Sosyal bilimlerin anlaşılması açısından evvela kavramsal olarak neyi temsil ettiğini ve bu kavramsal anlamın nasıl bir mantığa sahip olduğunu sorgulamak önem taşımaktadır. Kavramsal anlamda bir izahat, semantik (göstergeler) düzlemde de bize oldukça fayda sağlayacaktır.

17 September 2025
Kategori: Araştırmalar, Dizi Yazı
272 14
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Bu noktada sosyal ve bilim kavramlarını yorumlamak önem taşımaktadır. Neden sosyal bilim? Bilindiği gibi sosyal kavramı karşılığını toplum kavramında bulur. Toplum ve bilim ise toplumun bilimsel yöntemle ve bu düşünüş temelinde anlaşılması ve tanımlanmasını içermektedir. Toplum nedir, toplumu var eden ana zemin, temel birim ve özellikler nedir, toplumun asli ve tali bileşenleri nelerdir, toplum bu özellikleri temelinde doğayla nasıl bir ilişkiye sahiptir, yine toplumun gelişip farklılaşarak yeni formlar kazanması nasıl gerçekleşmektedir? Bu sorular sosyal bilimlerin toplum adına cevabını aradığı temel sorulardır.

Tanım olarak sosyal bilim oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Son noktada tüm bilgimiz insan algısının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Evrenin oluşumundan başlamak üzere insana gelen evrim zincirinin ve bunu inceleme konusu yaparak buradan çıkarsama yapmamıza yardım eden tüm strateji, taktik ve yöntem araçlarının hepsi insan inşasıdır. İnsan ancak çevresiyle kurduğu ilişki sayesinde bilir. Bilgi, algı ve farkındalıkla başlar, toplumsal deneyimle şekillenir. Ancak tarih boyunca bu ilişkisellik bozulmuş, bilgi, tanrıların filozofların ve bilim adamlarının tekeline alınmıştır. Toplumun içinden çıkan hakikat, merkezi kurumlar, merkezi iktidarlar, toplumdan soyutlanmış akademi-üniversiteler, ulus-devletler, merkezi ve üsten gelen yapılanmalar aracılığıyla yeniden paketlenip topluma yukarıdan dayatılmıştır. Böylece bilginin yönü tersine dönmüş, aşağıdan yukarı değil yukarıdan aşağıya işler hale gelmiştir.

Bilmek, insanın öznel kapasitesiyle mümkündür. Algı, anlamlandırma, ilişkisellik, etik ve deneyim olmadan bilgi oluşmaz. Tüm bilme biçimleri, sonuçta insanın toplumsal deneyimine dayanır. Sosyal bilim de bu deneyimi anlamlandırma çabasıdır. Ancak bilgi artık toplumun içsel gelişim süreçlerinden değil, uzmanlar, kurumlar, üst akıllar ve merkezi yapılar eliyle yukarıdan belirlenmektedir. Bu durum, bilgiyi özgürleştirmek yerine, tahakküm aracına dönüştürür.

SOSYAL BİLİM VARLIĞI BÜTÜNÜYLE ELE ALIR

Sosyal bilim, insanın varlıkla kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkinin tarihsel, kültürel temelini inceler. Ancak bilgi üretimi, zamanla merkezi yapıların eliyle düzenlenmiş, halktan uzaklaştırılmıştır. Bu dönüşümle bilgi, toplumsal anlamını kaybederek bir yönetim aracına indirgenmiştir. Dolayısıyla sosyal bilim, varlığı bütünüyle ele alırken, insanın bu varlıkla kurduğu ilişki biçimini, bu ilişki biçiminin zihinsel, kültürel ve tarihsel temellerini de araştırır.

Sosyal bilim paradigması, bu anlamda yalnızca mevcut gerçekliği tespit etmekle yetinmez, aynı zamanda bu gerçekliğin nasıl dönüştürülebileceğini de tartışır. Çünkü hakikat, dışsal yapılarda değil, toplumun vicdanında, belleğinde, ilişkiselliğinde, anlamında ve birlikte yaşama çabasında saklıdır. Sosyal bilim paradigması işte bu bastırılmış sesi yeniden konuşturmaya çalışır. Bu nedenle toplumu anlamak demek, aynı zamanda onu değiştirme imkanlarını da sorgulamak demektir. Alternatif sosyal bilim anlayışı tam da bu noktada devreye girer. Ezilenlerin, kadınların, devlet dışı toplulukların ve ahlaki-politik toplumun tarihsel deneyimleri üzerine kurulu, özgürleştirici bir bilgi, epistemolojik üretim biçimi olarak ele alır.

Yeni yaklaşım, klasik pozitivist sosyal bilimden kopuştur. Çünkü klasik anlayış, devletin ve iktidarın bilgi üzerindeki denetimini meşrulaştırmıştır.  Bilim adamı, teknokrat ve uzman figürü, toplumu temsil eden değil, onun üzerine konumlanan bir ‘üst akıl’ haline gelmiştir. Oysa bilgi ancak toplumla birlikte ve toplum için üretildiğinde özgürleşir.

Toplum, birinci doğadaki ilişkisel dengeden beslenen komünal örgütlemelerle oluşmuştur. Bu komünler, doğada çatışma değil döngü üreten eril-dişil etkileşimini toplumsal yaşamın temeline yerleştirmiştir. Kişilik, bu ilişkiler içinde şekillenmiştir.

Sosyal bilimin konusu, doğa, toplum ve insan ilişkisel bütünlüğüdür. Doğa ve insan, yalnızca fiziksel varlıklar değil, anlamın üretildiği bir karşılıklı etkileşim-çelişki  alanıdır. Bilgi bu ilişkilerin içinden doğar. Bu nedenle doğa ve beşeri bilimler de sosyal bilimlerin kapsamı içindeyse anlam bulurlar. Son noktada sosyal bilimin ana inceleme birimi, doğa, toplum ve insan uyumuna dayanarak, bu içsel gelişim yasasını ele alması gerekir. Bundan dolayı sosyal bilimin amacı,  toplumdan, doğadan yalıtılmış bireyi sadece incelemek değildir.

Alternatif sosyal bilimlerin temel amacı yalnızca toplumsal olguları açıklamak değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün özgürleşme potansiyelini açığa çıkarmaktır. Mevcut bilim ve sosyal bilimler genellikle devlet, iktidar, erkek egemenliği ve sermaye tarafından şekillendirilen bir bilgi üretim mekanizması içinde gelişmiştir. Bu nedenle, toplumu anlamaya çalışırken mevcut sistemin sınırlarını aşamamıştır. Oysa sosyal bilim paradigması, toplumun ahlaki ve politik yapısını temel alarak, komünal toplumunu, sistem karşıtlarının, kadın özgürlük doğasının ve devletsiz toplumların tarihsel deneyimlerinden beslenen bir bilgi kaynağını, (epistemolojisini) onun gelişim evrimini ve üretimini hedefler.

TOPLUM YALNIZCA BİREYLERİN TOPLAMI DEĞİLDİR

Dolayısıyla sosyal bilim paradigmasının inceleme birimi birey olmaktan çok bu ilişkiler, donmuş çelişkilerin çözüldüğü bir toplumsal dönüşüm alanı olarak değerlendirir. Amaç yalnızca analiz değil, ilişkisel diyalektiğin yeniden işler hale gelmesini sağlamaktır. Birey, ancak toplumsal ilişki-çelişki ağları içinde anlam kazanır ve bu ilişkiler düşünsel, tarihsel, ekonomik, kültürel, kadın, ekolojik ve demokrasi bağlamlarıyla ele alınır. Bunu yaparken sadece bir veri olarak değil, bu ilişkileri toplumsal dönüşüme uğratma ve eşitlik, özgürlükçü temelde yeniden bir sistem olarak inşa edebilme potansiyeliyle araştırır.

Toplumsal çelişkiler sorun değildir, sorun bu çelişkilerin bastırılarak hiyerarşiye dönüşmesidir. Bu nedenle sosyal bilimlerin araştırma birimi bireyden ziyade toplumsal ilişkiler ve bu ilişkilerin ahlaki-politik temellerde nasıl şekillendiğidir. Toplum, yalnızca bireylerin toplamı değil, anlamın, kültürün, tarihin ve birlikte yaşam deneyiminin ifadesidir. Bu noktada birey-toplum, toplum-doğa, kadın-erkek ilişkileri donmuş diyalektiğin çözülmesi gereken merkezi alanlardır. Sosyal bilim, bu alanlarda yeniden ilişki kurma ve denge sağlama çabasıdır. İşte sosyal bilim paradigmasıyla yapılmak istenen  budur. Toplumu anlamak kadar onu ahlaki-politik temelde yeniden inşa edebilecek bir perspektif ve yöntem geliştirmek.

Dolayısıyla sosyal bilim paradigması, doğa, toplum birey arasındaki ilişkiyi kapitalist moderniteyle mücadele bağlamında bastırılmış ilişkilerin çözülmesi temelinde ele alır. Bunun için insan iradesini, toplumların içsel gelişimini ve etik değerleri dışlayan ilişkiselliği dışlayan indirgemeci yöntemler yerine etik, ontolojik, epistemolojik ve politik bir bilinçle üretilen bilgiye ihtiyaç vardır. Sosyal bilimlerin yalnızca olguları açıklamakla yetinmesi, onu egemen sistemlerin ideolojik bir aparatı haline getirir. Kaldı ki egemen paradigmanın sosyal bilimleri, mevcut düzenin sorgulanamaz bir doğallık içinde sunulmasını olgusal bakış açısının eksikliğiyle köklendirir. Sosyal bilim paradigma anlayışı sadece toplumu analiz etmekle yetinmez, aynı zamanda toplumsal dönüşüm ve özgürleşme düzeyini, örgütlülüğünü açığa çıkartır.

Dolayısıyla Sosyal bilimlerin amacı yalnızca toplumsal olgulara açıklama getirmek değil, aynı zamanda bu olguların hangi zihniyet yapılarından kaynaklandığını ve ne tür bir dönüşümle aşılabileceğini de ortaya koymaktır. Dolayısıyla  sosyal bilim, yalnızca gözlemleyen değil, kuantum felsefesiyle anlama kavuşan gözlemci ve gözlenenin içi içeliğiyle oluşun bir dönüşüm seyri içinde aynı zamanda bastırılmış olanın ifadesini örgütleyen, donmuş çelişkilere akış kazandıran, hakikatle ilişkili bir bilinç pratiğidir

Wallerstein bu nedenle sosyal bilimin amacını tam belirleyememiştir.  Wallerstein, sosyal bilimi sistemsel düzeyde yeniden düşünmeye çalışmış, pozitivist ve Marksist yaklaşımlara eleştirel yaklaşarak alternatif bir bakış geliştirmiştir. Ancak çabası, toplumu oluşturan derin çelişkileri özelikle kadın-erkek diyalektiğini tarihsel olarak çözümleyememesi nedeniyle, amacına tam olarak ulaşamamıştır. Kendisi de bu nedenle sosyal bilimin ‘iyimi, kötümü, doğru mu yanlış mı ‘olduğunu anlayamadığını ifade etmiştir. Oysa sosyal bilim amacı ancak donmuş, bastırılmış ilişkileri katılaşmış ilişkileri çözümleyerek belirleyebilir.

SOSYAL BİLİM PARADİGMASI BASTIRILMIŞ ALANLARI GÖRÜNÜR KILAR

Diğer taraftan tüm bilgi süreçleri ve sosyal bilim kaynakları, iktidarların ve akademik statükonun sınırları içinde, kurgulanan epistemolojiyle ele almıştır. Devlet dışı, sistem dışı toplumsal gelişim süreci bu perspektifte olmadığı için sosyal bilimlerin amacında belirsizlik yaşanmıştır.

Bu nedenle sosyal bilim paradigması, klasik epistemolojilerin ötesine geçmeli ve bilginin kaynağını toplumsal yaşamın donmuş çelişkilerinde aranmalıdır. Etik, estetik, ilişkiselik, anlamsallık ve ahlaki-politik boyutlarıyla ele alınan bilgi, bastırılmış olanın sesi, kadının sezgisi, deneyimi, doğanın diliyle, toplumun ahlaki vicdanıyla yeniden üretilmelidir.

Sosyal bilim, entelektüel düşünceden farklı olarak tarihsel bağlam ve eleştirel tutarlılık içerir. Sezgi ve etik boyutlarıyla ilişki kurar ama onları yalnızca estetik bir duyarlılık değil, toplumsal dönüşüm için bir bilgi alanına çevirir.

Klasik sosyal bilimler, bilgiyle toplum arasındaki ilişkiyi nesnelleştirerek donuk yapılar içinde tanımladı. Oysa toplumun temelinde, doğadaki çelişkinin özellikle eril-dişil ilişkilerinin donmasıyla oluşmuş bir kriz alanı vardır. Sosyal bilim paradigması, bu bastırılmış alanları görünür kılmak, çelişkilere akış kazandırmak ve toplumu yeniden inşa etmekle yükümlüdür.

Genel olarak sosyal bilimleri böyle tanımladıktan sonra sosyal-toplumsal denilen kavramın ne olduğuna bakmakta fayda vardır.  Toplum sadece bir araya gelen insanlardan oluşmaz. Toplum, bir araya gelen insanların üretir ve etrafında ortaklaştığı anlam sistemidir. Kolektivite içinde kendini gerçekleştiren bu yapı, hem özne hem nesne olarak toplumu üretir. Toplum, kurulan, yıkılan ve yeniden kurulan bir fiil halidir. Onu statik bir yapı değil, dinamik bir oluş olarak kavramak gerekir. Yani mikro düzlemin oluşması makro düzlemi gerekli kılar. Hatta ikisinin oluşumu ve gelişimi, sınırlarla ayrıştırılamayacak ya da artzamanlı tarif edilemeyecek bir iç içelikle gerçeklik kazanır.

TOPLUMU ANLAMAK!

Toplum, bireylerden ibaret değildir, birey de toplumdan bağımsız değildir. Toplum, bireyin yalnızca içinde bulunduğu bir ortamın değil, bireyin anlam bulduğu kolektif bir inşa sürecidir. Bu süreç, doğada karşılığı olan ilişkisel diyalektiğin özellikleri eril ve dişil öğeler arasındaki dengenin toplumsal alana yansımasıyla şekillenir. Dolayısıyla en önemli konu, donmuş ilişkiler bireyi özne olmaktan çıkarır, onu tipleştirir. Böylece birey, kendi içindeki çelişkiyi ifade edemez ve sistemin işlevsel bir birimine dönüşür.

Toplumu anlamak, birey-doğa-toplum ağını anlamaktan geçer. Ancak bu ilişkilerin diyalektik doğası, tarih içinde dondurulmuş ve hiyerarşikleştirilmiştir. Bugün toplumun yaşadığı krizler, çelişkilerin kendisinden değil, bu ilişkilerin bastırılıp donmasından doğmaktadır. Sonuçta ister doğa olsun isterse birey olsun, toplum bir ilişki ağıyla varlık bulur ve toplumu anlamak evvela bu ilişki ağını anlamaktan geçer. Hem evrensel hem tekil kimliği hem de bunları ilişki ağı içinde anlamak, toplumu anlamanın yegâne yoludur. Son noktada tüm bu ilişki ağının kendini görünür kıldığı alan yaşam alanı olmaktadır.

Bu yanıyla tüm ilişki sistemi içinde toplumsal yaşam, sosyal bilimlerin ana inceleme konusu olmaktadır. Önder Apo, bu toplumsal yaşamı altı temel karakteristik özelliği üzerinden tanımlar.

1.Tarih olarak toplum. Toplum, insan topluluklarının tarihsel deneyimlerinin birikimiyle şekillenmiş bir varlık halidir. Her toplum bir zaman ve mekânda, çok yönlü mücadelelerle oluşur.

2.Zekâ düzeyi ve zihniyet. Toplum, yalnızca maddi bir varlık değil, aynı zamanda bir zihniyet bütünlüğüdür. Bu zihniyet, tarihsel süreçte şekillenmiş kolektif bir aklı temsil eder.

3.Dil. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, toplumsal zihniyetin taşıyıcısı, yapılandırıcısıdır.

4.Tarım devrimi. Toplumun maddi ve manevi kültürünü belirleyen en köklü dönüşüm, tarım devrimidir. Tarım, sadece ekonomik değil, zihinsel, kültürel ve politik bir devrimdir.

5.Kadının öncülüğü. Toplumun sürekliliği ve kurucu formu kadın eksenlidir. Kadın, doğurganlığıyla değil, toplumsal inşa gücüyle belirleyicidir.

6.Ahlaki ve politik yapı. Toplumun özü, ahlaki ve politik karakteridir. Ahlak toplumu bir arada tutarken, politika onu yönlendirir, geliştirir ve tarihsel süreklilik kazandırır.

Toplumun ahlaki-politik niteliği zayıfladığında, birey de etik-özne değil, görevsel figür haline gelir. Bu, bireysel yabancılaşmanın sistemsel çöküşle paralel gittiğini gösterir.

Bu altı temel özellik yalnızca teorik bir çerçeve sunmaz, aynı zamanda tüm toplumsal formasyonlar için evrensel bir referans sunar. Çünkü her toplumun kökeninde bu altı ilke tarihsel, kültürel ve yapısal olarak iç içe geçmiş bir biçimde bulunur. Bu ilkeler arasında diyalektik bir ilişki vardır, biri olmadan diğerinin anlamı eksik kalır. Her biri kendi özgünlüğü içinde toplumsallığın bir yönünü temsil ederken, birlikte bir bütünlük oluştururlar. Bu bütünlük içinde herhangi bir özelliğin zayıflaması, diğerlerinin de anlamını yitirmesine, dolayısıyla toplumsallığın çözülmesine yol açar.

Bu altı özelliğin her biri, toplumun donmuş alanlarında çözülmemiş çelişkilerin ifadesidir. Özellikle kadının öncülüğü ilkesi, eril-dişil dengesini yeniden kurulması açısından kritik önemdedir.

İşte bu noktada sosyal bilimin sosyal tarafı bu özellikler temelinde şekillenirken, bilimsel tarafı da bu oluşumu anlamaya, tanımlamaya, yorumlamaya ve yön vermeye çalışan bir pratik olarak ortaya çıkar. Ancak burada önemli olan, bilim ve yöntemi bir amaç değil, araç olarak görmek ve toplumsal doğaya hizmet edecek tarzda yapılandırmaktır. Toplum, sabit bir nesne değil, sürekli bir oluş, değişim ve dönüşüm halidir. Bilim de bu oluşa eşlik etmeli, onun içkin hakikatlerini ortaya çıkarmalıdır. Bilim, donmuş ilişkilerin çözülmesini sağladığı ölçüde topluma hizmet eder, aksi taktirde toplumu analiz etse de dönüştüremez.

Bu bağlamda, bilimi salt pozitivist, deneyci, matematiksel bir disiplin olarak görmek yanıltıcıdır. Bilim, insanın hakikat arayışında mitolojiyle başlayan, dinle ve felsefeyle süren, sanatla estetik bir bütünlük kazanan ve bilimsel yöntemle yoğunlaşan bir zihinsel evrim sürecidir. Bu süreçte her bir düşünme biçimi toplumsallığın farklı yönlerini anlamaya çalışmış, kendi yöntemini geliştirmiştir. Toplumun bu beş temel düşünce biçimini bütünsel olarak yaşaması, onun demokratik karakterinin en temel göstergesidir.

Önder Apo’nun Büyük patlama teorisinin madde-enerjiyi kendinde tutan küçük parçacığı gibi Neolitik toplum da toplumun tüm madde-enerjisini kendinde tutan toplumsal yaratılış modelini temsil eder ifadesi, bu bütünselliği çok güçlü şekilde açıklar. Bu noktada bilim, yalnızca laboratuvarda sınanabilen, nesnel gözleme dayalı bir sistem olmaktan çok daha fazlasıdır. Çünkü söz konusu olan insan ve toplum olduğunda deneysel yöntemle sınırlı bir bilgi üretimi yetersiz kalır. Dolayısıyla toplum anlamsal anlamında doğa kanunlarını aşmış ve dönüşen doğa olarak farklı bir alemdir. İşte bundan dolayı Toplumsal hakikat, sadece gözlem ve deneyle değil, sezgi, iç görü, etik duyarlılık ve tarihsel bilinçle kavranabilir. Pozitivist bilim bu enerjinin toplumsal karşılığını görmez, çünkü onun doğaya da topluma da yaklaşımı dışsaldır. Oysa bu toplumsal öz enerji, ilişkisel bir sistemdir ve dışarıdan gözlemle değil, içeriden çözümleme ile kavranabilir.

SOSYAL BİLİM PARADİGMASININ AÇIK PERSPEKTİFİ

İşte burada en temel kırılma noktası ortaya çıkar. Modern bilimin yöntem anlayışının birinci doğaya uygunluğu ile ikinci doğa olan toplumsal gerçekliğe uygulanamazlığı. Fiziksel doğada geçerli olan determinizm, toplumsal gerçeklikte insanın iradesi, özgürlüğü ve yaratıcılığıyla kırılır. Çünkü modern bilim çelişkiyi analiz edemez, onu bir hata olarak görür. Oysa doğada çelişki devindiricidir. Diyalektik bir anlayışta çelişki, oluşun kaynağıdır. Pozitivist yaklaşım bu çelişkileri sabitleyerek diyalektiği felç eder. Toplum, bir doğa nesnesi değil, özgürlüğüyle var olan ve anlam yaratan bir varlıktır. Bu nedenle sosyal bilimlerde yöntem, sabit ve mutlak bir yasa olarak değil, esnek, ilişkisel ve yorumsal bir anlayış olarak geliştirilmelidir.

Sosyal bilim paradigması,  bu hususta son derece açık bir perspektif sunar. Yöntem eleştirisini hem derinleştirir hem de yapıcı bir zemine oturtur. Yöntemin toplumu anlamaya hizmet etmesi gerektiğini, aksi halde amaca dönüşerek araçsallaştırıcı bir iktidar pratiğine dönüşeceğini vurgular. Yani burada bir yöntem eleştirisi değil, yöntemin işlevselleştirilmesi üzerine bir yaklaşım ve uyarı biçimindedir. Araç olan yöntem, amacın önüne geçmemelidir. Aksi takdirde suyun önünü tıkayan baraj gibi toplumun yaratıcı enerjisini engeller, onu bir bataklığa dönüştürür. Yöntem, donmuş toplumsal çelişkilerin çözülmesini sağlayacak şekilde ahlaki-politik ve içkin olmalıdır. aksi halde yöntem, çelişkileri bastırır, bireyi özgürleştirmez, onu rol-tiplemesi haline getirir.

Bu noktada bilimin deneysel yöntemiyle elde edilen bilgi elbette önemlidir, ama sosyal bilimlerin konusu olan toplumsal varoluşu anlamada tek başına yeterli değildir. insan ve toplum yalnızca nedensellik zinciriyle açıklanamaz. Çünkü onlar çelişki sel, ilişkisel ve yönelim seldir, bu da determinizmin sınırlarını  aşar. İnsan, bir atom ya da gezegen gibi yalnızca maddi formüllerle anlaşılamaz. Çünkü insan metafizik potansiyeli olan bir varlıktır. Kendi içsel gelişim, değişim ve dönüşüm süreçleri vardır, Özgürdür, sezgiseldir, iradelidir, duyusaldır, ahlaki değerlere sahiptir ve seçim yapma kapasitesiyle varlığını biçimlendirir. Bu özeliklerinden dolayı en gelişkin teknik bile toplumsal iç gelişim sürecini ölçemez, bu bir teknik yetersizliği değil içsel gelişimin kesin olarak bilinemez olmasındandır.  Bu nedenle bilimin yöntemi, insanı bu özellikleriyle kavramalı, onu yalnızca doğanın bir parçası değil, doğaya anlam veren bir özne olarak ele almalıdır.

Dolayısıyla pozitif bilim anlayışı, doğa yasaları üzerinden topluma dayatma içinde olması toplumun kaynağını ve bilgi, yöntem sorununda yaşadığı en büyük çıkmaz olarak ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, toplumsal oluşun çelişki sel doğasını tanımaz, oluşu sabitler, akışı durdurur ve donmuş bir düzeni doğal bir yasa gibi sunar. Bu yöntemde insani ve toplumsal gelişme yok sayılmış, insana kendinden önceki evrimin bilme biçimi dayatılmıştır. İnsani ve toplumsal gelişmenin bilme biçiminde ortaya çıkardığı gelişme ve bunun yöntem anlayışı ret edilmiş, görmezden gelinmiştir. İnsan, evrensel varlıkta en gelişkin, en zengin ve en yetkin gerçekleşmeyi temsil ederken ona bir taşın, bir gezegenin ya da bir hayvanın oluş ve gelişme yasaları dayatılmıştır. İnsanın tüm bu varlık oluşumlarını aşan ve oldukça zengin ve esnek oluş gerçeği yok sayılmış.

Önder Apo’nun Toplumsal doğa modern dönemin mekanizmine, determinizmine, matematiğine, pozitivizmine ya da bilimine göre bir doğaya sahip değildir biçimindeki tespiti, bu ayrımı son derece çarpıcı biçimde ifade eder. Bu nedenle sosyal bilimlerde yöntem, toplumun doğasına uygun bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu yeniden yapılandırma, yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda etik ve politik bir sorumluluktur. Çünkü yöntem yalnızca bilginin nasıl elde edileceğini değil, aynı zamanda bu bilginin kime hizmet edeceğini de belirler.

Bu nedenle sosyal bilim paradigması, pozitivizmin donmuş çelişki mantığını aşmalı, doğanın ve toplumun içkin dengesine uygun, özgürlükçü ve dönüşümcü bir bilgi sistemine yönelmelidir. Bilim, yalnızca ne olduğunu açıklayan değil, ne olabileceğine yön veren ahlaki bir pratiktir.

Sosyal bilim paradigmasal yöntemi, yaşamla iç içe olan ilişkiye dayanan, toplumsal hakikati açığa çıkartan, etik-politik sorumluluk taşıyan ve özgürlükçü toplumsallığı esas alan bir katılım ve anlam kurma sürecidir. Dolayısıyla bu yöntemde nesnelleştirme, gözlemcinin dışlayıcılığı ve hükmetme gibi yaklaşımlara yer yoktur, ilişki kuran, anlam inşa eden, özgürlük taşıyan bir süreç olarak gelişir.

Yöntem yalnızca bilginin elde edilme biçimi de değildir, yöntem, bilginin yönünü, amacını ve toplumsal sorumluluğunu belirleyen etik-politik, demokratik bir tercihtir. Gerçek yöntem, toplumun doğasına içkin, özgürlükçü ve çoğulcu hakikatleri açığa çıkaran ilişkisel bir süreçtir.

Bu bağlamda Önder Apo’nun yönteme dair ikinci tedbiri, insanı varlık dünyasının en gelişkin örneği olarak ele almasıdır. Bu anlayış, insanı hem doğasal hem de toplumsal boyutuyla ele alan bir bütünselliğe dayanır.

İnsanı bu düzlemde ele almak, onun yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda ahlaki ve ilişkisel bir varlık olduğunu kabul etmek demektir. İnsan, ilişkiler içinde oluşan bir varlıktır, bu nedenle sosyal bilim, bu ilişkilerin çelişkili ama üretken yapısını görmeden hakikate ulaşamaz.

İnsanı evrensel bir varlık olarak düşünmek, onun yalnızca biyolojik değil, zihinsel, toplumsal ve metafizik potansiyelini de merkeze almak anlamına gelir. Bu varlık durağan değil, çelişkilerle ve karşıtlarla gelişen bir süreçtir. Bu nedenle sosyal bilim yalnızca açıklayıcı değil, dönüşümü olmalıdır, çünkü dönüşümün zemini çelişkidir. Bu çerçevede sosyal bilimler yalnızca açıklayan değil, aynı zamanda dönüştüren, özgürleştiren ve ahlaki-politik bir evrenin yeniden kurulmasına katkı sunan ana bilim merkezidir. Toplum, artık sabit nesne değil, bilinçli özne olarak ele alınmalıdır. Toplumu bu özne konumuna yerleştirmek ise, sosyal bilimin en temel görevlerinden biridir.

(BÖLÜM 2: Sosyal Bilimler Yalnızca “Olan’ı Açıklamakla Yetinmez)

Hakkı TEKİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş222Paylaş139
Önceki yazı

MİT’in Aleviler Üzerindeki Kirli Oyunu: Aleviler İçinde Ajan Ağı- ÖZEL HABER

Sonraki Haber

Duran Kalkan: Çözüm İstiyorsanız, Bu İş Önder Apo’dan Başlar

Son HABERLER

Araştırmalar

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Yayınlayan Ari Tufan
31 May 2026
0
1.5k

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ekonomik...

Daha fazla okuDetails

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

29 May 2026
1.6k

HTŞ MİT’ten Aldığı IMSI Yakalayıcıları Rojava’ya Yerleştiriyor- ÖZEL HABER

14 May 2026
1.9k

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    558 Paylaşım
    Paylaş 223 Paylaş 140
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    730 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 183
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    541 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç