16 Ocak 2020 Perşembe Saat 07:18 // Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Güç Dengelerindeki Kayganlık

Türkiye ve Rusya’nın Libya’da silahların kalıcı olarak susması yönündeki ortak girişimi, Moskova’da sunulan ateşkes anlaşmasını imzalamadan Libya’ya dönmesiyle çıkmaza girmişti.

Rusya Hafter’in müttefiklerine danışmak için kendilerinden iki gün süre istediğini duyursa da, henüz yeni bir açıklama gelmiş değil. Hafter’i destekleyen Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih de geçen akşam, ‘ateşkesin sona erdiğini ve savaşın devam edeceğini’ duyurmuştu. Moskova görüşmeleri öncesi Sirte'yi almasıyla elde ettiği özgüvenle toplantıdan anlaşmayı imzalamadan ayrılan Hafter'in, 19 Ocak'ta Berlin'de düzenlenecek konferans öncesinde Trablus'u ele geçirmeyi hedefliyor.

Son dönemeçte Berlin öncesi Moskova’da yapılan toplantı önem arz etmektedir.  Moskova’daki görüşmeler Türkiye’yi de frenleyecek bir görüşmeydi, Rusya da bu beklentiyle yaklaştı fakat olmadı ve tarafların tutumları birbiriyle uyuşmadı. Hafter bazı maddeleri kabul etmeyeceklerini ve bunu müttefikleriyle görüşeceğini belirterek anlaşmayı imzalamadan Moskova’dan ayrılmıştı. Erdoğan’a göre bu şartlar imzadan kaçmak için sığınmış şartlar. Hafter’in masayı dağıtmaya neden olduğu koşulu Türk askerinin çekilmesi, Türk müdahalesinin önlenmesi, Türkiye’den ve Suriye’den getirilen milis yapılarının gönderilmesi, diğer bir kiritik madde ise kendisine bağlı Libya Ulusal Ordusunun Trablus’a girmesi ve bazı milis güçlerinin dağıltılması (Hafter güçleri bunları terörist olarak adlandırırken Türkiye bunlara Libya’nın Özgürlük Savaşçıları diyor) Bir hükümetin kurulması kurulan hükümetin temsilciler meclisinde onaylanması ki bu meclis Tobruk’ta Hafter güçlerinin yanında yer alıyor. Trablus tarafından gelenlerin de bu maddeleri kabul etmesi zor. Onlar kendi varlıklarını ve ayakta kalmalarını Türkiye’den gelecek askeri ve lojistik desteklere bağlamaktadır.

Masa her ne kadar Rusya iyi gidecek dese de tamamıyla dağıldı. Hafter güçleri en büyük destekçisi olan Mısır ve BAE görüşüp kararını verecektir. Yapılan görüşmelerde kendisine olan desteğin devam edeceğini anlayan Hafter bugün ateşkesi feshedip Trablusa saldırmaya başladı. İyi koşullarda bir ateşkes imzalayabilirlerdi fakat şuanki konjektürel durum buna müsait gibi durmuyor.

Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesine Saraç içindeki gruplardan da büyük bir tepki geldi. İslamcı güçler Türkiye’nin bu desteğine bel bağlamış durumdalar ve tepki göstermiyorlar . Ancak birkaç gün önce Bingazi de yaklaşık bin kişinin katıldığı bir toplantı düzenlendi bölgedeki kabile reislerinin katıldığı bu toplantıda Temsilciler Meclisine ve Hafter’e destek verdiklerini açıkladılar ve Türkiye’nin askeri müdahalesine de karşı çıktılar. Kim nereyi kontrol ediyorsa halktan gelen tepkiler de ona göre şekilleniyor ve hızlıca değişiklik gösterebiliyor. Örneğin Sirte’de Hafter güçleri kontrolü çok çabuk ele aldılar ve ordaki bazı gruplar hemen Hafter tarfına geçtiler. Bu da güç dengelerindeki kayganlığı göstermektedir. Hafter ve ona bağlı gruplar coğrafi olarak ülkenin çok büyük bir kısmını kontrol ediyor. Çok sayıda kabilelerle anlaşma sağladılar. Haliyle Türkiye’nin müdahalesine tepkiler de fazla oluyor.

En son Kaddafi’nin kızı Ayşe Kaddafi Türk askerilerini püskürtmeyecekseniz izin verin kadınlar olarak ön cepheye geçelim diye bir konuşma yaptı. Bu da eski Rejim unsularının da bir şekilde Türkiyeye karşı bir pozisyon aldığını ve Hafter güçlerini destelediğini göstermektedir. Bütün bunlar yabana atılacak tepkiler değildir. Türkiye’de hamaset çok yüksek Erdoğan’ın iki gün önce yaptığı konuşması hamasetle doluydu. Burası Barbaros’un yadigarıdır burayı kimse kaptırmayız, ordaki Türklerin hamisiyiz. Hafter diğer halkları da katledecek diyor. Halbuki Hafter bu halkaların birçoğuyla anlaşma yaptı. Yani Türkiye’nin dediği gibi kendisini destekleyenlerin sayısı beş elin parmağını geçmeyecek kadar azdır. Buna rağmen oraya müdahale edecek gerekçeler yaratmaktdan da geri durmamaktadır.

 

Peki Türkiye’nin gücü buna yetecek mi ?

Eğer Libya, Suriye gibi Türkiye’ye sınır komşusu olsaydı Türkiye sahada bir takım dengeleri altüst edebilirdi fakat coğrafi olarak uzak olan böylesi bir mesafeye müdahale etmesi için belli koşullar gerekmektedir. Bunun farkında olan Türkiye, Libya’nın komşu ülkelerini yokladı. Fakat istediği bir sonuç alamadığını gördü. Havadan müdahale edemeyeceği için karadan lojistik hat sağlamak için Tunus’ta bir üs talep ettiği söylenmektedir. Bunu talebi Tunus Cumhurbaşkanı ret etti. Ayrıca Türkiye’nin desteklediği çete yapılarına karşı olduklarını da belirtti. Tunus daha çok arabulucu görevini üstlenmek istiyor bu amaçla birkaç kez her iki tarafı da ağırladı. Tunus’tan istediği cevabı alamayan Türk devleti bu sefer de Cezairi yoklamak istedi ama Cezair net bir tavır koyarak ne Hafter’i ne de Sarrac’ı desteklemediklerini söylediler. Yani anlaşılacağı üzere Libya’nın komşuları Türkiye’nin böylesi bir müdahalesine kapı aralamadılar.

İçerdeki durum da daha önce sıraladığımız gibi kabilelerin tepkisi ve diğer halkların tepkisiyle ters tepecek bir boyut kazanmış durumda. Rusya da son zamanlarda bölge ile ilgili yakın çalışmalar yapmaktadır. Zaten Hafter tarafından Wagner aracılığıyla bir ağırlığı söz konusu fakat arabulucu pozisyonunda olduklarını göstermek için bu durumu hiçbir şekilde yansıtmıyor. Rusya burda Türkiye’nin çıkıp çıkarına göre kurduğu denklemi bozmasına seyirci kalmak istemedi. Moskova’daki görüşmeler de bu girişimin önünü alma yolunda atılan bir adımdı diyebiliriz.

Türkiye de Rusya üzerinden Suriye’deki gibi bir Astana versiyonunu devreye koymak istedi. Çünkü sahada etkili olamayacağını fark etti. Fakat iktidar çevresi biz bileğimizin gücünü gösterdik bu sayade müzakere masası kuruldu şeklinde  açıklamalarda bulundular. Ama sonuç itibariyle Türkiye tezkereyi geçirip binlerce asker sevk edebilmiş değil bunun o kadar kolay olmayacağını kendileri de biliyor. Bir masa kuruldu ama sonuç getirmedi.

Suriye modelinin oraya taşınmak istediler, fakat Libya’da savaşan taraflar onun destekçileri masada bulunmuş değil. Ne Katar, ne Fransa, ne de İtalya masada değildi yani savaşan taraflar ve destekçileri masada olmayınca Moskova’da olduğu gibi masa hızlı bir şekilde dağılabiliyor. Yani bu savaş bir ateşkes deklerasyonuyla bitebilecek bir savaş değil. Daha önce de 70 maddelik bir anlaşma imzalanmıştı, fakat daha sonra taraflar imzalarını çekmiş ve savaşmaya devam etmişlerdi. Bu açıdan Berlin konferansı önem kazandı. Berlin öncesi Moskova’da yapılan görüşmeler taraflar açısından bir egzersiz oldu diyebiliriz.

Hafter Sirte’yi aldıktan sonra kendine güveni geldi. Moskovaya da bu özgüvenle gitti. Masadan anlaşmayı imzalmadan kalkan Hafter için Erdoğan, “Hafter masayı terk etti barış istemiyor savaş istiyor, barışı isteyen taraf biziz” şeklinde açıklamada bulundu. Fakat bunu söyleyen Erdoğan rejimi cephane ve silahlarla dolu gemileri, Rojava’da işgal ettiği yerlerde örgütlediği çeteleri ve en önemlisi MİT unsurlarını bölgeye gönderiyor. Türkiye arabulucu misyonundan çok savaşan bir taraf olmuştur. Türkiye sadece süreci yavaşlatıyor. Gerilimle kendini var eden bir siyasal anlayış var bunu da iç politikaya angaje etmektedir.


Militan RÊHAT

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html