AKP Kürdistan Doğasını Yok Ediyor!-1
Ekoloji / 05 Eylül 2010 Pazar Saat 14:40
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Otuz yıldır devam eden Özgürlük Mücadelesinin açığa çıkardığı gerçeklerden biri daha, tüm insanlığın önüne konulmaktadır; Yanma ve yakılma…

Otuz yıldır devam eden Özgürlük Mücadelesinin açığa çıkardığı gerçeklerden biri daha, tüm insanlığın önüne konulmaktadır; Yanma ve yakılma… Finans kapital sistemin kendini sürekli kılmak için borsa ayinlerini düzenleyen sisteminde, halklar ve onların yaşam kültürleri kurban ediliyor. Bu kurban törenlerinde doğa da payını alıyor. Ekolojik yaşam, topluluklara reva görülmüyor. Bu zihniyet egemen insanın, doğa üzerindeki tekelci zihniyetidir. Tıpkı, sömürü özgürlüğünü kendine tanıması gibi... AKP ve ondan önceki işgalci zihniyetlerin değişmemesi gibi…

Doğayı katletmenin egemenlik zihniyetinin çözümlenmesi ile anlaşılabileceğinden hareketle konuyu daha da detaylandırmak olasıdır. Sömürü ve egemen olma zihniyetinin temelinde, iktidarcılık vardır. İktidar ise sermayeye dayanır. Sermayenin olmaması durumunda, iktidar veya egemenlikten bahsedilemez. Tersi de geçerlidir. Sermaye ise, birikimden mayasını alır. İktidar olmadan egemenlik, çok sıra dışı kalmaktadır. Tekelcilikte sınırsız sömürü vardır. Bu sınırsızlık günümüzde son noktasına varmıştır. İlk sömürü nasıl ki kadın üzerinde uygulanmışsa, son sömürü de doğa üzerinde olmaktadır. Sömürü tekelcilik noktasına geldiğinde, vahşilik kaçınılmaz olmaktadır. Kadının ilk beden olarak sermayeleştirilerek nesneleştirilmesi, ardından doğanın da nesneleştirilmesini yaratmıştır. Bugün, tüm bunların sonuçlarına tanık olunmaktadır. Kapitalist modernite, kendisinin geliştiği kaynağı kurutma rejimi ve sistemi olmaktadır.

Doğaya yaklaşım, insanın kendisini insan olarak sorgulamasının ölçütü olmaktadır. Nedir, bu ölçünün anlamı? Öncelikle insan, kendisini en yakın olan insanla sorgulamaya başlayacaktır. Sorguladığında anlayacaktır ki, sevgisi, saygısı, tahammül gücü, başarılı veya başarısızlığı, aldatıcı veya dürüstlüğü v.b kazandığı veya kaybettiği tüm duygular, en yakınındaki insanlarla olan ilişkileri sayesinde oluşmuştur. Yani insan, kişiliğini diğer insanlarla oluşturduğu ilişkiler çerçevesinde oluşturur. Toplumsal ilişkiyle kazandıklarını, doğada da uygular. Uygular, çünkü insanlardan başka bir şeyle ilişkilenmemiştir. İnsan, kendi ilişkisi çerçevesinde doğa ile ilişkilenir. Doğaya yaklaşımı aynı zamanda insanın kendi türüne yaklaşımı ve toplumsal sisteminin de aynası olmaktadır.

Kapitalist modernite, özünde tekelciliğe dayandığından, doğaya yaklaşımı da tekelci olmaktadır. Tekelcilik ise insanın insanla yabancılaşması, erkeğin kadın anaya yabancılaşması, erkeğin tanınmazlaşmasıdır. Tanınmazlık, kendini bilmezliktir bu anlamda. Kendini bilmezlik, doğadan kopukluktur.
Doğadan kopuk olma, yabancılaşmadır. Tanınmayana karşı her türlü davranışı uygulama da insanın kendine yabancılaşmasıdır. Bir nevi empatiden yoksun olmadır. Empatiden yoksunluk, insanın tehlikeli olma hali olarak algılanabilir.

BEDEN TOPRAKTIR, DOĞA İNSANIN RUHUDUR

Doğadan kopukluk, ekolojik yaşamda da tehlikeleri her daim canlı kılmıştır. Bu canlılıktandır ki, kapitalizm sistemi gelişmiştir. Kapitalizmin kendisi, ekoloji karşıtlığıdır. Erkeğin kadına yabancılaşması ile başlatılan süreç, doğaya da yabancılaşmanın başlangıcı olmuştur. Yabancılık duygusunun, insanlığı imha etme anlamına geldiği süreçlerin tam da ortasında yer alıyoruz.

Ekoloji, doğa ve çevre konularında klasikleşen ve doğruluğunu halen sürdüren, hakikati anlatan sözlerden birisi de,”doğayı geçmişten miras almadık, geleceğimizden ödünç aldık.” özdeyişidir. Bu hakikat bizlere çok şeyler anlatmaktadır. Bu anlatımın içinde barındırdığı hakikatlerden birisi de, geldiğimiz aşamada en son gelinecek olan noktaya, dünyanın yaşanamaz hale geldiği noktaya varıldığıdır. Bu gerçekliğin birçok sonucunu bizzat görmekte ve yaşamaktayız. Kim görmez ve yaşamadığını iddia edebilir ki? Bu gerçeklikten hareket ederek evrenin ikili karakterdeki gelişim ilkesinin işleyiş gereği olarak, yaşanamaz hale gelen yeryüzünün aynı zamanda kendini yenileyecek kök hücresini de kendisinde taşıdığı hakikati yeniden başlamak için insanı beklemektedir.

Kapitalist modernitenin kendisini sürdürebilir kılmak için savaşları devam ettirmek politikasına yönelmesi kaçınılmaz uygulaması olmaktadır. Savaşların yıkıcılığı en tedavi edilemeyecek olan hastalık olmaktadır. Bugün Kürdistan’da savaşın devam ettirilme politikasının amacı, iktidarların süreklileşmesidir. İktidarlar, günümüzde kan birikimine, öfke birikimine, kin birikimine dayanmaktadırlar. Ve bu birikimleri şoven demagojilerle gerçekleştirilmektedir.

Çözümün olmasından yana kesimlerin oluşturulmaması veya mevcut kök hücre durumundaki kesimlerin çalışmalarını engelleme, sistemin devam ettirilmesini istemek oluyor. Tam da bu noktada AKP ve Türkiye devletinin içinde bulunduğu durum incelendiğinde, içinde bulunulan politik süreç, yıkıcılığı esas alan politik yaklaşım olmaktadır. Sürdürülen savaşta gerilla naaşlarına yapılanlar sorunun Türkiye tarafından daha da devam ettirilmek istendiğini ortaya koymaktadır. Ölü bedenlere insani değer ve ahlak ölçülerini ayaklar altına alan uygulamalar yapılmıştır.

Beden insandır… Beden, topraktır. Beden, mekândır. Mekân, doğadır. Doğa, insanın ruhudur… Kürdistan’da hem bedenler hem doğa yanmakta, yakılmakta. Ruhlarda yaralanmalar yaratılmakta, her bir bombanın, topun, havanın, roketin atıldığı yerde, insan olarak bedenimiz yara almaktadır. Her bir ağacın, otun yanması; her bir bombanın toprakta patlaması, vücudumuzda uzun süre tedavi edilmeyecek yaralar açmaktadır.

 YAKILAN İNSAN, YANAN İNSANLIKTIR

Konu yakma yakılma olunca, bir şeyler değil her şey düğümleniyor boğazda, beyinde yürekte. Ne düşünülebilir ki? Yakan insan ile yakılan insanlık… Bu topraklarda otuz yıldır devam eden savaşın irdelenmesi, insanlık tarihinin özeti durumundadır. İnsanlığın ve insanlaşmanın doğduğu bu topraklar, yıkıcılığın pençesinde kıvranmakta. Kapitalist modernitenin işgal ettiği ruhların vahşet uygulamaları ne denli insan faaliyeti sayılabilir… Ölü bedenlere bile saldırmanın bir izahı olabilir mi?

Gerilla bedenleri yakıldı… Halen yakılmaya devam ediliyor gerilla bedenleri… Bu insan katliamına “dur” denmedikçe ve üzerine üzerine radikal gidilmedikçe, yakılmaya da devam edilecek.
Yakılan insansa, insanlık yakılıyor bu topraklarda... Yakılan, bedenleridir her bir insanın… Yakan, tükenişidir insan soyunun, soyluluğunun… Yakan biz, yakılan biz… Duyumsayan insan yüreği anlar, gönül gözü görür yanan her bir hücresindeki acıyı...

Kendisinin var olduğu kaynağa ihanet, en derin insanlık suçu olmalıdır. İnsanlık ve toplumsallığı kendisinin var olduğu değerler olmadan yaşanamayacağı bilincini ahlak olarak belleğine yerleştirerek insanlaşmayı başarabilmiştir. Bugün insanlık, bu ahlaki ilkeden uzaklaştırılmaya, belleksizleştirilmeye çalışılmaktadır. Kürdistan’da aylarca devam eden doğa katliamı yaşanmaktadır. Bu durumun sadece kısa süreli hükümet politikası olarak ele alınması,  dar ve sığ yaklaşım olmaktadır. Binlerce yıllık insanlığın tarihinin başladığı ana rahminin yakılmasının izahı bu kadar dar olmamalıdır. Binlerce yaşında olan canlılar katledilmekte, binlerce çeşitte olan bitkiler, hayvanlar soykırıma uğramakta, yakılan arazilerin endemik yapıları bir daha kendini yenileyememe durumuna getirilmektedir. Yeryüzünde sera gazları etkisi yaratacak zemin oluşturulmaktadır. İklimleri değiştirecek, ısınmayı artırmaya katkı sunar hale gelinmekte, Kürdistan coğrafyasının direnişi kırılmaya çalışılmaktadır.

Duyarlılığa çağrı yapmıyoruz. Hissetmeye çağrı yapmıyoruz. Çünkü ölü insan bedenlerini vahşice kimyasal savaş silahlarıyla tanınmaz hale getiren bir insanlığın duyarlılığının bittiği bir noktadayız.”Hâkimiyetim altında olmayan coğrafya, ölü bir coğrafyadır” zihniyetiyle hareket eden orduların kullanıldığı, operasyonların yapıldığı bir yerde his kalmamıştır. Mücadelenin görünmezleştirilmeye çalışıldığı bir çağdayız. Medyanın, reklam sektörünün, teknik (bilgisayar, cep tel, internet,v.b.) araçların mücadeleciliği pasifize etmesine tanık oluyoruz ya da kendi kapsamına alarak eritilmesine şahitlik ediyoruz.

Bu nedenle diyoruz ki, zaman eylem zamanıdır. Orman yakmalara karşı, doğa ve çevreye sahip çıkmak için, eylem diyoruz. Sadece tv’lerde izleyip hayıflanmanın yetmediği bir aşamada bulunuyoruz. Roj TV hariç, hiçbir basının ilgi bile göstermeyip haber yapma gereği bile duyulmayan bir toplumsuzlaşma düzeysizliği yaşanmaktadır.

Melsa Çiya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.