Öcalan’a Saldırmayın!
Gençlik / 20 Ağustos 2010 Cuma Saat 07:32
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nasıl bir sonuç çıkar bilmiyorum ama çıkacak sonucun kimseyi memnun etmeyeceğini iyi biliyorum.

Nasıl bir sonuç çıkar bilmiyorum ama çıkacak sonucun kimseyi memnun etmeyeceğini iyi biliyorum. Ne de olsa neyi duymak istiyorsa kulaklar, onu söylüyor diller. Ayıptır arkadaş…

Türkiye’nin aydın/yazar potansiyelini hep merakla ve ilgiyle izlesem de yaşadığı handikabın farkında olmayan, hatta çoğu zaman ikiyüzlü pratik sergileyen rantçılar olarak değerlendirmekten kendimi alıkoyamıyorum. Özellikle iktidar ya da muhalefet yayın organlarında yazan çizen arkadaş diyelim sen kendi savunduğun düşünce, inanç, ideoloji neyse ona göre propaganda yapmakla görevlisin. Dikkat edersen toplumu aydınlatmayı ahlaki bir görev belleyen insan tanımını hiç tartışmıyorum bile. Çünkü neredeyse hiçbiri bunu dert etmediği buna en yaklaşanın bile bedelsiz, pahasız bir şekilde laf cambazlığıyla bunu kurtaracağını düşünüyor.  Ama biraz insaf be kardeşim…

Belki inandığından, belki yaranmaktan, belki de görevlendirildiğinden her türlü adımı şüpheyle ve çarpıtarak ele alıyorsun. Ama sanıyor musun ki bu ukalalığının yanına kalacağını?

Her şeyden önce şunu sormak gerekir, içinde yaşadığımız ülkenin bugünkü hallerine nasıl geldik? Varsa biraz demokratik gelişme ne pahasına gerçekleşti diye insan dönüp bir bakmaz mı? Bu kadar mı körleşebilir gözler? Bu kadar mı kayıtsız kalır insan gerçeklere?

Baktılar diyalog ve barışçıl çabaların önü tıkanmış, savaş devreye girmiş, savaşı yürütenlerin de onları taktığı yok hep bir ağızdan aman barış olsun, siyasi ortam oluşsun, diyalog müzakere gelişsin diye söylenmeye. E, oldu ya; ama yok bu sefer de hep bir ağızdan yükleniyorlar bunu yaratanlara. Neden onların sözleri bizimkinden daha çok dinleniyor? O’nun kadar neden biz dinlenmiyoruz? Kalkıyorlar bu sefer karalamaya, çamur atmaya…

Abdullah Öcalan siz ne derseniz deyin, ne kadar kendinizi zorlarsanız zorlayın hem etkinliği hem tecrübe ve birikimi, hem de tarihsel toplumsal derinliğiyle gerçek bir önder. Sizin aklınıza bile getiremeyeceğiniz düzeyde yönlendirme ve sözünü dinletme gücüne sahip. Bunu şüphesiz yürüttüğü mücadele ve gösterdiği direnişle gerçekleştirdi.

O da sıradan bir insandı. Hayalleri, özlemleri olan bir üniversiteliydi. Ama neredeyse hiçbirinizin olmadığı kadar zekiydi, içinde yaşadığı çağ ve halk gerçekliği karşısında sorumlu ve ilgiliydi. Bunun sonucunda Kürt halkının yeniden ayağa kalkmasına neden olan ve kırk yılı aşan bir mücadeleyi neredeyse tamamen kendi bireysel çabalarının ürünü olarak oluşturdu.

Binlerce insan onun için savaştı, onbinlerce insan onun adını haykırarak ölüme yürüdü, yüzlerce genç, yaşlı, kadın, erkek onun için kendilerini diri diri ateşe verdi. Ve bugün daha milyonlar onun bir sözüne bakıyor. Gerçekten bugün bu ülkede demokrasi adına bir şeyler konuşuluyorsa bunun bir nedeni de Abdullah Öcalan’ın bunu öne çıkarmasıdır. Şüphesiz tek mücadeleci o değildi ama temel yürütücünün o olduğunu anlamak lazım.

Diyelim ki demokratik seçeneği devreden çıkardı ve savaş dedi, ne olabileceğini o kıyaslamalı düşünceler alabiliyor mu?

Tam 12 yıldır tek başına kaldığı o hücrede Türkiye demokrasi hareketinin güçlenmesi için her türlü işkence, baskı, teşhir ve tecride rağmen çaba harcayan bir insanın daha adaletli değerlendirilmesi gerekmiyor mu?

O kadar çağdaşlıktan dem vuran insan var şu Türkiye’de bir tanesi çıkıp hakkını teslim etme adilliğini gösteremiyor. Bu da yetmezmiş gibi şöyle bir soru üzerinden ince bir saldırıya girişiyor kimileri.

Mandela ile benzerliği var mı, yok mu?

Bu kadar olur yani. Bir insan kendini ancak bu kadar basitleştirebilir. Ancak bu kadar yaşadığı toplumdan uzak, bu kadar sorumsuz, bu kadar ukala olur. Kendini hiçlik düzeyinde hizmete adamış, benlik adına, egosunu tatmin adına tüm beşeri zaaflardan yüz geri etmiş biri üzerine haklı olarak yürütülen ve tarihsel benzerlikleri öne çıkaran tartışmaları getirdiği noktaya bak.

Bu soruyla amaçlanan da şu; aman Öcalan şimdi dünya düzeyinde tanınan ve haklı mücadelesi sonucu ulaştığı düzeyle birçoklarına örnek olmuş bir insanla bir tutulmasın. Mandela’nın kendisi bile kalkmış Öcalan’a kardeşim şeklinde samimi bir hitapta bulunmuş, Mandela’nın en yakınlarının bile kesin benzerlik kurduğu Öcalan’ı kıyaslama gereği bile bulmamış ama sen kalk vallahi bana göre benzemiyor de.

Uzatmanın anlamı yok. Özcesi durum şu; Abdullah Öcalan Türkiye tarihinde yaptıkları ve yapacaklarıyla silinmez ve küçültülemez bir yere sahiptir. Kimsenin ve hiçbir şeyin bu etkinliği silme gücü ve kapasitesi de yoktur. Bu yüzden beyhude çabalarla enerji harcanmasın. Bu saldırganlığı iş edinmiş kimi yazar tayfasının da bu konuda biraz daha edepli olması zamanı gelmiş de geçiyor. Yoksa gün gelir birileri çıkar da yakasından tutarlar insanın. Hesabını da sorarlar. Ne birilerini çıkarıp aleyhinde konuşturmak, ne de her noktasından tutup antipropagandasını yapmanın kimseye bir faydası olmayacağı gibi başa dert de olur…

Umut Yeniçağ

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.