İç ve Dış Dengeler Girdabındaki Güney Kürdistan -2-
Dizi Yazı / 03 Aralık 2009 Perşembe Saat 16:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürtler şimdiden önümüzdeki Irak parlamento seçimlerinden sonra koalisyonun bozulacağı Bağdat meclisinde herhangi bir başbakanı desteklemeyebileceklerini söylediler.

Bölgesel dengeler kıskacındaki Irak ve Güney yönetiminin tutumu
Kürtler şimdiden önümüzdeki Irak parlamento seçimlerinden sonra koalisyonun bozulacağı Bağdat meclisinde herhangi bir başbakanı desteklemeyebileceklerini söylediler. Meclisin çoğunluğunu Şiiler elde edeceklerdir. Artık Irak’ta yeni dönemde Şiilerin iktidarını hesaplamak gerekir. Seçimlerden sonra Irak doğal olarak Şiilerin eline geçecektir. Şiiler ise İran’a yakın ama ABD’yi gözden çıkarmadan iktidarlarını sağlamlaştırmaya çalışacaktır. Irak seçimlerinden sonra Ortadoğu’da iki Şii devleti etkili olmaya çalışacaktır. Şiiler ise Irak’ta ne Kürtlere ne de Sünnilere eskisi gibi yaklaşmayacaktır. Çıkarlarına göre her iki tarafa yaklaşım gösterecektir. Veto hakkı bu seçimden sonra kalmayacak olan Irak cumhurbaşkanlığının herhangi bir etkisi de kalmayacaktır. Kürtlerin ise nasıl bir siyasi vizyon ve birlik projesi ile Irak parlamento seçimlerine gireceği hala tartışılıyor. Ama Güney muhalefeti tek başına seçimlere girebileceği işaretini vermiştir. Kerkük’te seçimlerin olması hem bir kazanım hem de ileriye dönük daha farklı projelerin şimdiden hazırlanması gerektiğini emrediyor. Acaba Türkmenler ve Sünniler Kerkük’te Türkiye ve Sünni Arap ülkelerinin politikalarının sözcülüğünü ne zamana kadar sürdüreceklerdir? Türkiye, Türkmenleri Kerkük sorununda yeni Şii iktidar dengesinde Güney yönetimi için nasıl susturacaktır? Güney yönetimiyle yeni politik açılımlar Kerkük ve Kürt demokratik direniş mücadelesine nasıl yansıyacaktır? Kürtler Bağdat hükümetinden ayrılabilir mi? Güney yönetimi ABD’nin 2011 yılından sonra Irak’tan çekileceğini açıklaması ile birlikte yeni arayışlara girmiştir. Komşu bir çok devletle siyasi flört dönemiyle balayına girmeyi düşünmektedir. Şiiler (İran) ve Türkiye bu adaylar arasındadır. Irak’ta Şiilere İran, Sünnilere ise 22 Arap ülkesi hamilik yapmaktadır. Peki, Kürtlere Türkiye mi hamilik yapacak? Böyle bir vizyon hazırlığı var mı? Türkiye - İran savaşı mı, yoksa ikisinin Kürtleri katliam projesi mi çıkar? Davutoğlu’nun Güney’i ziyaret etmesi ve TC’nin Hewlêr’de konsolosluk açması, ileride Kerkük ün Kürdistan bölgesine katılması için Türkiye engelini aşama aşama kaldırır mı? Yoksa Kerkük üzerine yeni pazarlıkların çiçeklenmesini mi getirir? Güney muhalefetinin bu gibi soruları deşme ve Kürt halkı üzerinde Güney üzeri ileriye dönük gizli planları ulusal çıkarlar çerçevesinde ortaya koyması söz konusu olur mu? Değişimi herkes kendi tarafına çekmek için yoğun olarak çalışmaktadır. ABD, Avrupa, İran ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası güçler bunun üzerinde çalışmaktadır. Her güç kendisine göre bazı ayarlamalar yapmak için kendilerine bağlı aktörleri oluşturmak istemektedirler. Güney içindeki çelişkilerden yararlanarak sonuca ulaşmanın gayreti içerisindeler.

“Stratejik Derinlik” ve korucu Kürtlüğü

Türkiye ise kendisine verilmiş rolden olsa gerek Irak ve Güney’de en rahat olan güç olarak sahneye çıkmaktadır. Adeta, “sırtımdaki büyük yükleri başkaları taşıyacaktır”  havası ile sorunlarını tarihte olduğu gibi yine Kürtlere havale etmek istemektedir. Türkiye Ortadoğu’yla ile baş başa olduğu dönemlerde yani ABD ve Avrupa’nın bölgede fazla etkilerinin olmadığı dönemlerde sürekli Kürtlere dayanarak varlığını sürdürdü. Şimdi de bölgede varlık göstermek istiyorsa bunun Kürtlersiz olmayacağını hesaplamaya başlamıştır. İsrail’in bir projesi olan Irak’ın üçe bölünmesi fikrinin ilk teorisyenlerinden olan ve ABD’de 11 Eylül olayları olmadan önce yazdığı “Stratejik Derinlik” kitabıyla dikkatleri üzerine çeken Türkiye Dışişleri bakanı Davutoğlu’nun son Güney ziyareti bazı fikirler vermektedir. Bunun için Güney’de yetkili insan kaynaklarını örgütlemek ve öncülerini belirlemek için Neçirvan başta olmak üzere birçok tarafla açık ve gizli görüşmeler gerçekleşmiştir. Konuşulan planların arasında Kürt halkını Güney üzeri siyasal koruculuk, kültürel koruculuk, sosyal koruculuk ve ekonomik koruculuk alanlarında biçimde kabul etme ve Türkiye üzeri küresel güçlere pazarlama siyasetini bölge ülkelerine rağmen gizli ve sinsi bir tarzda gerçekleştirme var. Bunun ilk adımı Hewlêr’de atıldı. Ne kadar uygulanır bu ayrı bir tartışma konusu ama yeni bir sayfa olarak açıldığı ve bununla Kürtleri kabul ederek iradesizleştirmenin yeni tarzlarını deneyeceklerdir. Bu küresel anlamda çelişki, çatışma, savaş ve barış nedenleri olarak farklı güçlere orta ve uzun vadede yansımasını bulacaktır. (Güney Kürdistan askeri mi yoksa siyasi olarak mı işgal edilecek, bunun yol haritaları ve süreçleri hangi adımları kapsamaktadır?) Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yakınlığı ile tanınan ve Dışişleri görevindeyken Tayip Erdoğan’ın gazeteci danışmanlarından olan Akif Beki ile sık sık görüş ayrılıklarına düşerek çatışan Davutoğlu, Stratejik Derinlik kitabında “Irak’ın kuzeyi Türkiye’yle bütünleşecek” öngörüsünde bulunmuştur. Irak’ın güney, kuzey ve orta bölgeleri arasında güney ve kuzey bölgelerinin önemli olduğunu ve Türkiye’nin özel olarak Irak’ın kuzeyi ile ilgilenmesi ve himayesi altına alması gerektiği yönünde görüş belirtmektedir. Davutoğlu, yer altı zenginlikleri ve batı ile ilişkilerde Irak’ın kuzeyinin Türkiye’ye muhtaç olduğunu dile getirdikten sonra geçiş bölgesi olarak Güney’in doğrudan bir deniz bağlantısının olmadığını ve bu durumun da deniz bağlantısı olan Türkiye ile bütünleşmesini kaçınılmaz kıldığını ileri sürmektedir. Birçok çevre Davutoğlu’nun son Güney ziyaretini, “Türkiye himayesindeki Kürdistan planı” olarak değerlendirmektedir. Zaten Davutoğlu kitabında daha da ileriye giderek “ABD’nin garantisi bile Kürdistan’ın bağımsızlığını güvenceye alamaz. Irak’ın parçalanması kaçınılmazdır” tezini ortaya atmıştır. Uluslararası Kriz grubuyla benzer içerikte fikirler taşıması ayrıca dikkat çekici olmaktadır. O halde Kürtlerin özgür bir iradeye sahip olmaması için, Kürt özgür halk iradesini esas alan ve bunun direniş mücadelesini veren PKK’ye karşı köleliliği kabul edecek, Kürdistan’ın yer altı ve yerüstü zenginliklerini küresel güçlere peşkeş çekebilecek, ekonomik koruculuk ve ekonomik ajanlığı kabul etmiş bir Güney yönetimi tasarlanıyor. Böylece sosyal, kültürel ve medya alanında Güney üzeri çalışmalar yapılarak özgür Kürt iradesinin teslim alınması için çalışmaların her yönüyle yürütülmesi planlanmaktadır. Biraz daha Güney üzeri düşünülen planı basitleştirmek gerekirse Kürtçe ile Kürtleri asimile etme ve iradesizleştirme politikası ile “korucu Kürtlüğü”nü Kuzey’de esas kılma projelerinin aşamalar şeklinde yürütülmesi düşünülmektedir. Korucu Kürtlüğü; işte dil serbest, elbise serbest, Kürtçe şarkı söylemek serbest denilerek Türk yüzbaşı ile Kürt dilanı (halayı) çekmek gibidir. Silahsız korucu Kürtlüğü, ulusal özlerinden boşalmış ve iradesiz xulamlaşmış kâğıt Kürtlüğüdür. Tıpkı Güney’de halka dayatılan Kürtlük anlayışı gibi. Kişi Kürt olduğunu söyleyebiliyor, Kürtçe konuşuyor, Kürtçe isim alabiliyor ve Kürt elbisesi giyiyor. Ama ulusal bir düşünceye sahip değil. Nasıl Kürt olduğunu bilmiyor. İlkel de olsa ulusallığını anlayamıyor. Kürdistan’ı bir bütün olarak  anlayabilecek zihniyet ve algılama, yönetimdeki partileri tarafından engellenmiştir. Birçok “Kürt aydını” da ellerine verilen çek defterleri yüzünden bunları görmüyor. Bırakalım eleştiri yapmasını bunu yeni dünya düzeniyle teorileştirerek savunmaktadır. Güney muhalefetinin bu yönlü ne tür eğitim çalışmaları olduğu ise ayrı bir konu. Kuzey’de en çok Kürt korucular Kürtçe konuşur, Kürt kıyafetlerini giyer. Devlet de onlara korucu ve hizmetçi olduklarından dolayı Kürtçe konuşmalarına sonuna kadar izin verir, yüzbaşı ile birlikte Kürt dilanı da çeker, aşiret başlarına imkânlar sunar, ekonomik primler verir ama bunun karşılığında Kürt ulusal demokratik direniş ve Özgürlük Mücadelesine karşı sonunu kadar savaşır. Özgür Kürt iradesinin olmaması için her türlü yol ve yöntemi kullanır. Kuzey korucularının son dönemlerde neden Güney’in uydu TV’lerini daha çok izlemeye başladıkları daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Zaten bu amaçla Güney’de KDP ve Neçirvan’a yakın medya grupları ve basın-yayın organlarına, Türkiye’yi karalayacak ve çelişki yaratacak yayınları engelleyerek, Türkiye’yi Güney halkına sevdirecek yayınların yapılması için gerekli talimatlar verilmiştir. Güney’de bunun hazırlığına istihbarat, medya ve ekonomik alanlarda giriştiklerini belirtmekte yarar vardır. KDP ve YNK’ye bağlı Güney basını ve TV’ler bile bol TC bayraklı Türkçe dizilerin Kürtçe dublajını yaparak Güney halkına şırınga etmektedirler. Denilebilinir ki TRT 6 bile Güney’in KDP ve YNK’ye bağlı resmi ve ticari TV’lerinden daha ulusalcıdır! Bu yönlü Güney muhalefetinin yeterli düzeyde tepki gösterdiği ve önlem aldığı belirtilemez. Davutoğlu Irak’a giderken uçakta yaptığı açıklamayla dikkat çekmiştir. Güney Kürdistan’ı Türkiye’nin bir eyaleti gibi gördüğünü adeta itiraf etmiştir. Gazetecilerin “Kuzey Irak’ı ziyaret edecek misiniz?” sorusuna karşılık “evet, düşünün ABD’nin Teksas eyaletini ziyaret etmesi gibi” türünden cevaplar verdi. Biliniyor ABD’ye bağlı olan Teksas eyaleti, kendisine has kanunları ve yıldızlı özel bayrağı ile ABD’nin en zengin petrol kaynaklarına sahip tek eyaletidir. ABD içinde özel bir konumu vardır. Türkiye aynı eyalet biçimini Güney için düşündüğünden dolayı Kuzey Kürdistan için de düşünüyor mu acaba? Düşünmese projesi nasıl başarıya ulaşacaktır? Davutoğlu’nun Güney’de yaptığı açıklamalar ise daha da dikkat çekmiştir. “Kendimi evimde gibi kabul ediyorum, hissediyorum” demesi aslında doğrudur. Çünkü Güney’in her şehrinde ve önemli stratejik dağ ile bölgelerinde TC MİT’i, istihbaratı, askeri ve ajanlaşmış Türk şirketleri adeta Güney’i işgal etmişlerdir. Güney yönetimi en son aldığı bir kararla MİT’in bulunduğu ve işlerini gördüğü evlerin kirasını da vereceğini gizli bir jest olarak göstermiştir. Ayrıca KDP asayişi MİT adına, Barış Gruplarının Duhok ve Zaxo’da kitlesel olarak uğurlanması için toplananlar arasında belirlenen kişilerin soruşturmasına başlamıştır. İstihbarat alışverişi başlamıştır. Zaten daha önce KDP genel sekreteri Fazıl Mirani, “Türkiye yanımıza gelsin, biz kendisine PKK istihbaratını veririz” diyerek resmen Türkiye’ye ajanlık önerisinde bulunmuştu. Güney’in iktidardaki iki partisi Güney Kürdistan’da Türkiye ırkçı devletine her türlü kolaylığı sağlarken neden muhalefet güçlerine ve diğer ulusal kurumlarına Hewlêr, Duhok ve Zaxo’da büro kurmalarına ve özgür çalışmalarına izin vermiyorlar? Bu temelde Türkiye ile Güney Kürdistan yönetimi arasında Davutoğlu’nun resmen ilişkisinden sonra başlayan plana bakıldığında 4 aşama üzerinde anlaştıkları belirtilebilinir Her aşamanın ayrı ayrı adımları olduğunu da bilmekte yarar vardır:
1-Medya, basın yayın, kültürel çalışmalar (TV’lerinde Türkiye’yi övücü, açılımı ve AKP’yi destekleyici yayınlar yapılması, Türk yaşam tarzını halka aşılama ve Hewlêr, Duhok ve Kerkük başta olmak üzere kurulan turizm şirketleri ile Kuzey Kürdistan yerine Türkiye’nin batı şehirlerine turistik ve kültürel geziler düzenleme.)  
2-Ekonomik boyut (petrol ve gaz ticareti )  
3-İstihbarat boyutu (PKK kaynaklarını kurutmak, direniş ve savaşma azmini kırmak ve iradesi teslim alınmak için her türlü yol ve yöntemi kullanmak)
4-Siyasi boyut (Kerkük’ü de kapsayacak geniş kapsamlı bir proje üzerinde karşılıklı çalışmalar yapmak)


Böylece tepki toplamamak için sınırlara ilk etapta dokunmadan Güney Kürdistan’ın Türkiye’ye bağlanması hedeflenmektedir. Bu yönlü başarıların kazanılması halinde yeni dengeler ortaya çıkabilir. İleride Irak Şii iktidarından kopmak isteyen Kürt yönetimi ya Türkiye ile İran arasında ezilme ile yüz yüze kalır ya da ekonomik ve Kerkük petrolleri iştahı ile TC-İran çatışmasını Güney üzeri başlatabilir. Bu da yeni savaşların kapıya dayanması anlamına gelecektir. Kürt Özgürlük Hareketinin bu ve benzer politikalara karşı olan tavrı ise belirleyici olmaktadır. Güney muhalefetinin ise Davutoğlu’nun son ziyareti üzerinde çalışarak kendilerini bir an önce kanalizasyon haberleri üzerinde fazla durmadan Kürtlerin ulusal demokratik kaderi üzerinde söz sahibi kılmalarının vakti gelip geçmektedir. Yoksa olmadık gelişmeler girdabında boğulmakla yüz yüze kalabilirler. Değişim ancak siyasi mücadele ve halkın bilinçlendirilmesi ile başarıya ulaşır. Güney Kürdistan üzeri Kürt ulusal demokratik direniş ve Özgürlük Hareketine karşı geliştirilen her türlü politik cambazlığı deşifre etmek ve özgür halk iradesini her şeyin üstünde tutmak demokratik ve özgür değişimin mihenk taşıdır.

Mehmet Botan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info 
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.