PKK Karşıtlığı ve Siyasal İslam Gerçeği -2-
Dizi Yazı / 04 Mayıs 2010 Salı Saat 16:52
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sermayenin pençeleri arasında sıkışan Güneyli siyasetçilerden Kuzeyli siyasetçilere geçerken Kuzey ve Güney politikasının birbirlerinden kopuk

(Saraylarda Ağlayan İrade-2-)

Sermayenin pençeleri arasında sıkışan Güneyli siyasetçilerden Kuzeyli siyasetçilere geçerken Kuzey ve Güney politikasının birbirlerinden kopuk olmadıkları bir süreçten geçildiğinin altını çizmekle başlamak durumundayız. Güneyde ihale peşinde koşan bir çok sözde Kuzeyli siyasetçinin her fırsatta AKP'nin propagandasını yaptıkları görülmektedir. Ayrıca Güneyde oturdukları herkesle AKP'nin içinde onlarca yurtsever Kürt olduğundan dem vuranlar nedense her seferinde Güney'e karşı tazelenen tezkerenin AKP içerisinde hiç fire vermeden  'yurtseverlerin' oyuyla işgal kararı alındığından hiç bahsetmezler. Avrupa'dan misafirim olan bir dost bu sürecin pazarlık dönemleriyle ilgili ilginç ayrıntıları anlatmaktadır. Bu dostun anlattıkları Kürdistan’da işgalcilerin neden yurtsever tanımlandıklarının önemli ipuçlarıyla doludur.

Sözü direk devletin pazarlığına şahit olmuş bu dosta bırakıyoruz: ''Devlet bir heyetle Avrupa’da (özelikle Almanya ve İsveç gibi ülkelerde) PSK ve PDK-BAKUR olmak üzere PKK dışındaki güçlerle bir süreç pazarlığına girdi, aynı pazarlığı eş zamanlı Güneyde PDK ve YNK ile de yürütüyordu. Bu pazarlıklar sırasında en büyük ilgiyi Kemal Burkay ve çevresi gösteriyorlardı öyle ki en geç Ocak 2010'da AKP Kemal Burkay’ı Türkiye’ye sorunsuz getirecek alternatif bir hareket başlatacaktı. Kemal Burkay bu gazla başladı devlete taraf olan T.TV’lerde PKK'yi karalama kampanyasına, yalnız farkında olmadığı bir gerçek konuştuğu televizyonların logosu dahi kendini teşhir etmeye yetecekti. Nitekim öylede oldu saçları siyasette aklaşmış Burkay herkesten tepki almaya başladı.

T.V'lerde sözlü antipropaganda dışında o dönem TRT6'e onlarca kadro aktarıldı. Çoğu PSK çevresinden bir kısmı da PDK-BAKUR'un o zamanki sekreteri Rojhat Amedi'nin referansıyla sağlandı ancak Amed'i Burkay kadar devlet T.Vlerinde keskinleşmek istemiyordu. Yani PSK'nin Burkay şahsında o dönem PDK- BAKUR'a ve diğer siyasi yapılara göre freni patlamış işi açık sahipleniyordu. Bir diğer açık sahiplenmeyi Güneyde YNK yapıyordu; 09.04.2009 tarihinde Gülen Cemaatinin basınını (CİHAN HABER AJANSI’NI) ziyaret eden Mam Celal'in basın sözcüsü Azad Cundiyan  ''gelecekte TRT6 ile ilgili Türkiye ile bir araya geleceklerini ve TRT6'in zamana ihtiyacı olduğunu'' söyleyerek kendi temsil ettiği siyasal yapıyı adeta TRT6 ile özdeşleştirmekteydi.

Güneyde PDK'yi bu konuda frenleyen o zaman Abant Platformuyla ortak gerçekleştirilen konferansa karşı PKK'nin tepkisiydi. Konferans 15 Şubatın yıl dönümüne denk getirilmiş ve aynı gün Hewler de ki PKK'nin kitlesel açıklamasına silahla müdahale edilmişti. Ama sürecin dili Kuzeyde ve Güneyde paralel çarpıtılıyordu. O dönem Işık Üniversitesi Güney'de açıldığında KADEP genel başkanı Şerafettin Elçi de kendi akrabalarından bir grubu Kuzeyden bu Üniversitede bedava okutmak için Güneye getirmişti.

Bir diğer pazarlık konusu, önemli bir kısmı 90'lı yıllarda PKK'ye kaşı aktif çalışmış kesimler ve Hizbul-Kontra'ya yakın imam ve bazı şahsiyetlerle olacaktı. Bunların da TRT'6'e dâhil edileceklerine dair bazı haberler basına yansımıştı. Tüm bu karşıt cephenin neden başarılı olamadığını sorduğumuzda ise; ''29 Mart Yerel Seçimleri bunların tamamında büyük hayal kırıklığı yarattı'' diye cevaplanıyor.

Bu günlerde Avrupa’da yazdığı anılarıyla gündemleşen ve bu kitapta herkese saldıran Kemal Burkay'ın kızgınlığı AKP ile birlikte hesaplarının ters gittiğinden kaynaklanmış olmasın? Ne dersiniz? Cahit Mervan af buyursun ama Burkay'ın kedisiyle bu kadar ters düşmesinin bir sebebi de bugün TRT6 gibi bir pazarda olmaması, Kürtlerin emeğini ve acısını topladığı kumbarayla geçinen ROJ-TV'de olması değilmidir?

PKK'yi bekleyen bir diğer Siyasal İslam oyunu ise Taraf Gazetesine benzer bir çizgide Kürtçe gazete ve TV'lerin Kuzey'de yaygınlaşmasıdır. Gülen'in Antep te Kürtçe TV açma hazırlığının olduğu biliniyor. Yine Le Monde'nin Kürtçe çıkışı ve Rudaw gazetesinin Neçirvan Barzani'nin desteğiyle yaygınlaştığı biliniyor. Burada özellikle ''Taraf'' çizgisinde Kürtçe TV veya gazetelerinin çıkışı ve amaçları kamuoyuna iyi anlatılırsa Kürtçeye ve özgürlük mücadelesine katkı sağlamaktan başka şansları olmayacaktır. Ancak liberal çizgide yayın yapan gazete ve TV'leri teşhir etmek, radikal karşıtlık yapanlar kadar kolay olmadığı unutulmamalı. Ayrıca yıllardır ''PKK muhalifliğe izin vermiyor'' diyenlerin PKK'ye yakın TV'ler dışında onlarca Kürt TV'si olmasına rağmen devletin peşkeş çektiği imkânlara teslim olanların potansiyeli bu çerçevede hesabı iyi yapılır, önlemi alınırsa bu yayınların sayısal artışları pozitif sonuç doğurur.

Kürdistan'da işgalci irade ve idareyi yurtsever lanse eden ölçüsüz siyasetin büyük bir kriz içinde olduğu, devletin inkâr ve imha politikasının son halkası AKP ile birlikte çözülüşü şimdiden başladığı kesindir. Kürdistan’da sel gibi eyleme, örgüte dönüşen milyonların karşısında sermayeci, gerici,  İslamist hiç bir gücün duramayacağı kesindir. Ancak bu sahtekârlar ittifakının her an farkında olmak tarihi istisnalara, kırıntılara teslim edemeyeceğimizin bir gereğidir!

 

Ozan Erdem

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net - www.lekolin.info
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.