Kızıltepe Gülleri, Erken Oldu Gidişiniz
Gençlik / 28 Nisan 2010 Çarşamba Saat 15:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hayatı dolu, kararlılığı zirvede yaşarken, döneme damga vuran özgürlük haykırışları arasında gittiğinizi ajansların internet sayfalarından öğrendim.

Hayatı dolu, kararlılığı zirvede yaşarken, döneme damga vuran özgürlük haykırışları arasında gittiğinizi ajansların internet sayfalarından öğrendim. İşte son acı haber size ilişkindi Andok ve Zana yoldaşlar.

Acı haberler yüreklerde büyük sızıya yol açsa da, gözyaşları akıtsa da, özgür yaşamı daha fazla anlamlandırmaktan başka bir anlama gelmediğini hep söyleyen siz değil miydiniz gözüm.

Şahadet haberinizi alırken ağladım, gözyaşlarımı sessizce içime akıttım. Anınıza çok büyük saygısızlık olacağını düşündüğüm için ağladığımı belli etmedim. Zaten hayat felsefeniz böyle değil miydi?

Giden her yoldaşın arkasından büyük acı ve üzüntü duymamak mümkün mü? Ama sakın yanlış anlamayın, üzüntümüz çaresizliğimizden değil, acımız ise çöküşümüzden değil, aksine anlam gücünü daha fazla derinleştiren duygu yoğunluğuna işarettir. Sonuçta acı, toplumsal özgürlüğün olmazsa olmaz temel ölçüsü değil mi? Acı duymayı bilmeyen, özgürlüğün farkına varabilir mi? Acının ne olduğunu bilmeyen, hayatın saf, berrak, temiz yanının farkına varabilir mi? Acıyı yaşamayan devrim gibi zor bir yolda iradesini çelikleştirebilir mi?

 

Andok ve Zana yoldaşlar;

İtiraf etmeliyim ki, arkanızdan ağlamamak, yas tutmamak gerektiğinin çok iyi farkındayım. Hatta ikiniz hazır olsaydınız ‘şehidin arkasından ağlanmaz” derdiniz, eleştirirdiniz. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, özgürlük büyük bedeller gerektiren bir hedeftir. Zaten yaşamı güzelleştiren, özgürlüğü anlamlı kılan bedel değil mi?

İlk karşılaşmamızı hatırlar mısın, Zana yoldaş. Ben hatırlıyorum. Xınere’de cennet bu olsa dedirten Lolan suyunun o muhteşem güzelliğin kıyısında tanışmıştık. İlk karşılaşmamızda hemen derin sohbetlere dalmıştık. Kelareş ve Şehidan’da gerillacılık yapmıştın ya, o çıplak yaylalarda gerillacılığın ne kadar zor ve bir o kadar muhteşem olduğunu bir de senden dinlemiştim.

Kelareş’ten döndükten sonra gördüğün bir devrelik eğitim ardından düzenlenmen Başkanlığa yapılmıştı. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan arkadaşın güvenliği ve gerektiğinde şoförü olacak kadar güven vermiştin. Bir fedai olarak her türlü göreve hazır olduğunu zaten ispatlamıştın.

Ya Lolan çayında olta ile balık avına çıkmaya ne demeli. Gerçi gruptan kimse olta ile balık tutmada profesyonel sayılmazdı, ilk zamanlarda balıkların yakalanmaması bundandı. Sen de olta ile balık yakalamada pek becerikli sayılmazdın ama olsun, balık yakalamayı gerillacılık görevleri arasından çıkarırsak, geriye bir sorun kalmıyordu. Ama neyse ki Delil Simko ve Bahtiyar arkadaşlar bu konuda tecrübeliydi ve boşluğu fazlasıyla dolduruyorlardı.

Xınere’nin o dolambaşlı dağ yollarında arazi cipini ne büyük maharetlerle kullanırdın. Patikayı andıran kıvrak yollardan korkusuzca nasılda süzülürdün.

Ve derken düzenlenmen yeniden yapıldı. Zaten daha başkanlıkta iken, hep Kuzey eyaletlerine gitme hayaline sahip olduğunu söylerdin. ‘Nerede hareket, orada ben’ deyişin unutulur mu hiç? ‘Gerilla savaş alanında olmalı’ sözün hala kulaklarımda çınlıyor.

Düzenlenmenin ardından selamlarını hep aldım ama Kuzey eyaletlerine gitme dayatmasını da hep duydum. Ve gittin, hep hayalini kurduğun sıcak savaş sahasına kavuştun işte.

Peki ya sen Andok yoldaş. Nerede karşılaştığımız hatırlar mısın? Ben hatırlıyorum. 2007 Nisanı olmalı. Yanılmıyorsam 4 arkadaş beraber düzenlenmiştiniz. İlk günlerde sessizdin. Sonra anladım ki, bu sessizliğin boş bir sessizlik değil, anlamaya çalışan ve katkı sunacak bir pratiğin sahibi olma kararlılığındandı.

O zorlu, geliş-gidişlerin çok yoğun olduğu, hareketli günlerin yaşandığı Xınere’de düzenlendiğin çalışmaya çok erken adapte olmuştun. Nöbetçi ve subay olmadığın zamanlarda bile bir gözün hep güvenlikteydi. Yaşamının 24 saati arkadaşın güvenliği üzerine kurmuştun, bunu aynı zamanda bir tarza kavuşturmuştun.

Amed delikanlısı, ya o hep felsefik içerikli olan tartışmalarını kim unutabilir. İnce zekanla her soruya, her yaklaşıma, her anlayışa verdiğin felsefik yanıtlar ve felsefik yaklaşımlara ne demeli.

Ya Serxwebun’u kızdırmak için yapılan planları hatırlar mısın? Hani tartışırdık “Serxwebun’da sinir sistemi yok, peygamber gibi arkadaş” derdik. Planlar yapardık, kızdırmaya çalışırdık. Sabrını ölçerdik. Ama her seferinde başarısız kalırdık. “Serxwebun sinir sistemini bağışladın mı? En azından bir tepki ver” dememize karşı gülerek yanıt vermeye devam ederdi.

Ve sen dayanamazdın “bir yöntemim var, bir de ben deneyeyim” derdin, başlardın anlatmaya. “Eğitim devremizin sonunda” diyerek başladığın sözlerine, “Serxwebun arkadaş savunmalardan bulduğu bütün çarpıcı sözleri defterine yazar, platforma kalkan arkadaşı önce süzer, ardından kafasında oluşturduğu şablonlarla, o arkadaşı defterine yazdığı sözlerle eleştirmeye başlardı” derdin. Serxwebun arkadaş yine kızmazdı, “abartma, o kadar da değil” derdi ve yine gülmeye devam ederdi.

Sürekli hayalini kurduğun Amed’i ağzından düşürmezdin. “Bi Amed’e gidelim mi?” deyişin hiç unutulur mu yoldaş. Hiç düşünmeden “evet” derdik ve sen közde çay kaynatırdın, “bakın bu Amed” çayı derdin. Ardından sigara ikram ederdin, “tütünümüz yok ama hazır sigarayı Amed çayı yanında tütün niyetine içelim” deyişini ne kadar da özledim.

Köz çayı ile sık aralıklarla Amed yolculuğuna çıkarırdın bizi. Özgür Kürdistan hayalini ne güzel de Amed ile birleştirirdin.

Ya sana kurduğumuz komploları... Komplo dedim de, öyle bilinen karakterde komplolar değil. Yeteneklerini arkadaşlara gösteren, açığa çıkaran girişimleri kastediyorum. Sesinin çok güzel olduğunu ve çok güzel şiirler yazıp okuduğunu uzun süre bizden gizlemiştin ya, bize dert olmuştu. Özellikle şiir yeteneğini keşfettikten sonra, yakayı kurtamaz olmuştun bizden, uygun zamanlarda ne güzel okurdun şiirleri. Okuduğun şiirlerin çok özgün, anlamlı, felsefik içerikte olduğunu, şimdiye kadar başka yerde bu şiirlere rastlamadığımızı söylediğimizde, mütavaziliği yine hiç elden bırakmıyordun. Kendin yazdığını söylemeye utanırdın.

‘Okuduğum şiirleri ben yazdım’ demeye utanıyordun. Biliyorum, utangaçlığın mütevaziliğindendi. İşte bu yönünü bildiğimiz için Başkanlık güvenliğinden düzenlenmen yapıldığında sana bir komplo yapalım dedik. Bayan arkadaşların yanında çekingen olduğunu bildiğimiz için tam da Pelin, Jiyan ve Tekoşin arkadaşların da hazır olduğu bir sırada “Andok arkadaş çok güzel şiirler yazar ve okur, ayrıca sesi de çok güzel, gitmeden o muhteşem şiirlerini dinlemeniz lazım” diye tutturmuştuk. Ve sen ısrarlara karşı daha fazla direnmeden başlamıştın okumaya. O güzel ve özgün sesi nasıl bu kadar gizleyebilmiştin hayret.

Ayrılık vakti ne kadar da zordu. Yıllarca bir yaşamı paylaştığın arkadaşlardan ayrılmak kolay değildi. Ama hep hayalini kurduğun iç eyaletlere gitmek için hazırlık yapacağın için de çok mutluydun. İç eyaletlere gideceğini duyduğumda, sevinç ve hüznü beraber yaşadım. Sevindim çünkü hayalin gerçekleşmişti, hüzünlendim çünkü bir daha görüşmemek de vardı işin sonunda.

Andok ve Zana yoldaşlar, ikinizde o hep hayalini kurduğunuz Kuzey eyaletlerinde buluştunuz işte. Kızıltepe’de eylem haberini televizyonlardan öğrendim. Aynı akşam geç saatlerde “polisler Kızıltepe’de kimliği belirsiz iki kişiyi infaz etti” haberini ise ajanslardan okudum. Son haber beyinde bir kıvılcım gibi çaktı. İkisi arasında bir bağ olduğuna dair kuşku yoktu.

Kuşku yoktu ama kimlikler açıklanmamıştı. Kızıltepe’de buluştuğunuzu kimlik bilgilerinin açıklanmasından sonra öğrendim.

Kızıltepe’de 13 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı yaşından çok mermi sayısıyla katleden katillerle hesaplaşacaktınız. İkinizinde ne kadar yetenekli, cesaretli ve yaratıcı olduğunuz iyi biliniyor. 

Ama gazetelerde okudum, eylem ardından küçücük bir kulübeye sığınmışsınız. Sığındığınız küçücük kulübeye vahşi ve kalleş yöntemlerle ölüm kusmuşlar. Binlerce mermi, roketatar, el bombası ve TNT kalıpları ile bulunduğunuz kulübe tahrip edilmiş. İkisi de bu hatayı yapmaz, nasıl o kulübeye sığınmışlar konusu muamma olarak kalmadı anlayacağınız.

İşin aslını sonradan öğrendim. Ne kadar mükemmel bir plan hazırladığınızı, fedaice bir eylem hazırlığınızda olduğunuzu sonradan öğrendim. Eğer şans biraz yanınızda olsaymış, tarihe geçecek bir eylem gerçekleştirecekmişsiniz. Lanet olsun, işte şans her zaman insandan yana olmuyor.

Hazırladığınız planı uygulamadan fark edilmişsiniz, zorunlu çatışmaya girmişsiniz yani. Uğur Kaymaz’ın katillerinden biri hakettiğini bulurken, diğerleri ucuz atlatmış. Geri çekilirken bir de araba çevirmişsiniz yoldan, hızla oradan uzaklaşmak istemişsiniz. Ama şansızlığın bu kadarı da olmaz dedirten bir kazaya maruz kalmışsınız. İçinde bulunduğunuz araba kaza yapmış. Çatışmayı kazasız atlatırken, araba kazasında yaralanmışsınız. Sürünerek ancak birkaç metre ötede olan o kulübeye mecburen sığınmışsınız.

Cellatlar kaza yerinden kan izlerini takip ederek bulunduğunuz kulübenin etrafını sarmışlar. Etrafınızı yüzlerce cellatın sarmasına rağmen, hiç ikircikliğe düşmeden kanımızın son damlasına kadar savaşacağız diye haykırmışsınız. Cellatlara ikinci bir dersi de özgürlük için her yerde direnmeye devam edileceğini söylerek vermişsiniz.

Araba kazasında yaralı olmanıza rağmen kanınızın son damlasına kadar direneceğinizi haykıran sloganlarınız cellatları şoke etmiş. Ve dört yandan başlamışlar ateşe. Bedenlerinize yüzlerce kurşun isabet etmiş. Ama ruhunuzu ele geçirmemeleri içlerinde dert olarak kalmaya devam edecek.

 

Andok ve Zana yoldaşlar siz bir kez daha bedenlerimiz kurşunlarla parçalanabilir ama ruhumuza asla dokunamazlar kuralını pratikte ispatladınız. Ruhumuza ve düşüncemize kurşun geçirebilecek bir güç henüz bu yer yüzünde yok çünkü. Olmayacak da. Özgürlük ruhu ve düşüncesine kurşun geçirilebilir m?. Asla!

Olduğunuz yerde rahat olun. Yoldaşlarınız hayallerinizi ve özlemlerinizi gerçekleştirme dışında bir seçeneği kabul etmeyecek. Anınız her zaman, her yerde yaşayacak, yaşatılacak. Bunu bilin, yeter!

 

Şahan Dicle

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.