AKP’nin Kadın Düşmanı Politikaları
Kadin / 22 Ocak 2020 Çarşamba Saat 08:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP, kadın politikalarında Türk İslam sentezinin faşist, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci argümanları ve pratikleri ile gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Dünyada küresel Hegemonik sistem kendi yarattığı kaos ve kirizleri yine kendi devlet ve iktidar aygıtları ve onun paradigmaları ile çözmek istiyor. Bu nedenle de insanlık üzerinde ki baskı, zor ve şiddeti, yalana dayalı propaganda ve özel savaş politikalarını geliştirmiş durumdadır. Burada kadınlar yönelik politikaları daha fazla baskı ve çok çeşitli yöntemlerle sömürüyü derinleştirmedir. Bu nedenle Dünyada iş başına gelen sağcı-ırkçı-faşist iktidarların daha fazla çözümsüzlük, bunalım yaratacağı bir gerçektir. Dolayısı ile insanlık yaşamak istiyorsa direnmek zorunda. Yoksa insanlık bu tüketici erkek aklının yarattığı sonuçlar nedeni ile insan aklının alamayacağı felaketler, trajedilerle karşı karşıya kalacaktır.

AKP-MHP Faşist hükümetinin kadın düşmanı politikasının dünyada son dönemlerde artış gösteren bu sağcı, faşist hükümetlerle birlikte anılması bu ülkede yaşananlara bakılınca az bile kalır. AKP-MHP dünyadaki bu faşist egemen erkek sisteminden direk etkilenmekle birlikte aynı zamanda kadın düşmanı politikaları ile etkilemekte ve hatta Ortadoğu’daki rejimlere bu yönü ile örnek olmaktadır. Bu yönü ile Türkiye’de kadınların durumu ve mücadelesi Ortadoğu ve Dünya kadınları açısından önemlidir ve hatta kilit bir rol oynamaktadır.

Türkiye’de kadınlar Türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana belli bir mücadele geleneğine sahipler. Mustafa Kemal’in Kemalizm politikasında kadınlara önemli bir yer verilmiştir. Bu Mustafa Kemal’in ilerici olmasından değil, ki bu konuda ciddi yanılgılar var. Türkiyeli kadınların mücadelesi ile gelişmiştir. Türkiyeli kadınlar batı da ki özgürlük mücadelelerinden etkilenmişler ve yaşamın çeşitli alanlarında mücadeleleri ve duruşları ile büyük zorluklarla yer almışlardır. Bunun sayısız örekleri var. Bu temel de Mustafa Kemal son derece pragmatik bir şekilde kadın desteğini alarak rejimini bu temelde kurmaya çalışmıştır. Bu anlamda Kemalimizin kadın politikasında  belirli oranda başarılı olduğu da söylenebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta ise Kemal Atatürk’ün kadınların irade ve söz sahibi  olması konusunda hiçbir şey yapmamasıdır. 1970- 1980’li yıllar ile birlikte Feminist düşünce ve mücadelelerin daha fazla Türkiyeli kadınları etkilediğini, kadın hareketlerinin geliştiğini  görmekteyiz. Öncesinde de komünist, sosyalist, sol partilerde kadınlar hep yerlerini almış ve mücadele etmişlerdir. Yine İslamcı düşüncelere sahip kimi oluşumlarda da kadın özgürlük düşüncelerinin sınırlı da olsa gelişmeye çalıştığını değerlendirebiliriz. 1990 yılları ile birlikte ise Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin Türkiye’de etkili, belirleyici olmasından bahsedebiliriz. Bu yönü ile 2020 yılına gelinceye kadar da bir bütün olarak  Türkiye’de kadınlarının çok önemli bir direniş mirasının, direniş kültürünün yarattığı önemli bir kadın tecrübesi ve birikimi oluştuğu bilinmektedir. Kuzey Kürdistan’da gelişen Kürt kadın hareketleri Halkların Önderi Abdullah Öcalan’ın ideolojisi, fikirleri, önerileri, öncülüğü temelinde dünyada örnek bir kadın mücadelesi yaratmayı başarmıştır.

AKP iktidarının başa gelişi Hegemonik sistemin desteği ve oluru ile gerçekleşti. AKP Türkiye’de başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere tüm demokrasi ve özgürlük güçlerinin tasfiyesinde görev alarak iş başına getirildi. Bunu da işbaşına geldiği 2002 yılından bu yana önce yumuşak yöntemlerle olmayınca da hakiki yüzü faşizm ile gerçekleştirmeye çalıştı. Kadın politikalarında ise Türk İslam sentezinin faşist, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci argümanları ve pratikleri ile gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

AKP’ iktidarı dönemi boyunca da kadın politikalarını ele alacak olursak;

AKP’nin Türkiye tarihinin en cinsiyetçi, en kadın düşmanı iktidarı olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Özellikle 2015 yılında Türkiye’de diyalog sürecinin bitirilmesi ile birlikte çok vahşi bir biçimde  kadın mücadelelerine saldırılar gerçekleşti.  Kadın mücadelesi bitirilerek aynı zaman da Kürt halkının, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bitirilmesi hedeflendi. Önder Öcalan üzerindeki tecrit ve izolasyon, baskı politikaları öncelikle kadınlara da uygulandı. Önder Öcalan’a uygulanan tecrit, diyalog ve barış sürecinin bitmesi ilk elden öncelikle Tüm Türkiyeli kadınları etkiledi.

AKP yeni bir devlet anlayışı, yeni Osmanlıcılık denilen yayılmacı anlayışı yeniden canlandırıyor. TC’nin kuruluşu itibarı ile gerçekleştirilen soykırımcı politikaları, emperyalizmin de desteği, teşviki ile halklara, kadınlara, demokrasi ve özgürlük güçlerine karşı geliştiriyor. “Önce kadını vurun” stratejini uyguluyor.

Bu nedenle  kadınların tüm cumhuriyet tarihi boyunca mücadeleyle elde etmiş oldukları tüm demokrasi, özgürlük haklarını,  kazanımlarını tek tek geri almak istiyor; AKP faşist iktidarının kadın düşmanı politikalarını da iki boyutlu ancak özünde bütünlüklü olan politikaları çok kısaca değerlendirecek olursak:

Türkiye‘de kadın politikalarında örneğin siyasi alanda, Türkiye parlamentosunda da kadın sayısı hep düşük tutuluyor. Kadınlara stratejik noktalara, karar mekanizmalarında asla yer verilmiyor. Bakanlıklara kadınlar pek atanmıyor. Atanan kadınların hiçbir kadın çalışması yok. Türkiye’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı var. Bilinçli şekilde içinde kadın kelimesi yok. Bunun sebebi kadının sadece aile içinde tanımlanmasıdır. Kadının özgün, özerk, kendine ait bir kadın kimliği olamaz. Aslında bu bakanlığın adının bu şekilde biçimlendirilmesi bile bir çok şeyi anlatıyor. Kadının yeri evidir. Ancak sosyal işlerle meşgul olabilir. Yani kadın evde oturacak, çocuk yapacak, kocasına biat edip hizmet edecek, kapanacak, tamamı ile erkeğin mülkü haline gelecek. Bunun yanında kızların küçük yaşta evlenmesinin önünün açılması, kadınların tecavüzcüleri ile evlendirilmesinin teşviki, karısını döven erkeklerin hoş görü ile karşılanması, kadınları öldüren erkeklerin sürekli olarak iyi halden indirim almaları durumları yaşanıyor.

Yani kadınların özellikle hukuksal alandaki kazanımları gasp edilmek isteniyor. Örneğin İstanbul sözleşmesi ile kadınlara yönelik şiddet ve Aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesi iptal edilmek isteniyor. 2011 yılında imzalanan bu sözleşmenin ortadan kaldırılmasının hazırlıkları yapılıyor. Türkiye’de ciddi bir kadın direnişi olması nedeni ile şimdiye kadar cesaret edilmedi. Ancak ilk fırsatta bu sözleşmenin iptalini gerçekleştirmek istiyorlar.

Kürtaj dolaylı olarak yasaklanmış durumda. Kadınların yaşam tarzlarına, kaç çocuk yapacaklarına kadar süren tartışmalar var. Kadının İslamiyet adı altında tam bir meta haline getirilmek istenmesi söz konusudur. Erkeğin şiddetine ve öldürme tehditlerine karşı devlete başvuran savunma ve koruma isteyen nice kadına sahip çıkılmadı ve  sonuçta öldürüldü. Binlerce kız imam hatip okullarında okutuluyor. Diyanet işleri bakanlığı tüm bakanlıklardan kat be kat bütçe ayrıldı. Bunlar biliniyor. Ekonomik olarak kadının erkeğe bağımlı olması benimsendiğinden bu konuda hiçbir çalışma olmadığı gibi, kadınların bu alanlardan çıkarılması için cinsiyetçi politikalar yürütülüyor.

Yandaş, karaktersiz, para düşkünü AKP endeksli basın da kadın haberlerini ya vermiyor, ya da verdiğinde son derece cinsiyetçi, faşist bir temelde yansıtmaktadır. Türkiye’nin en yoksul kesimi kadınlardır. Göçmen kadınların durumu Türkiye’de içler acısıdır. Ucuz emek olarak kullanılma yanında bu kadınlar çok yaygın fuhuşa bulaştırılıyor. Yine çeşitli asimilasyon politikaları ile Türkleştirmenin araçları haline getirilmeye çalışıyorlar. Türkiye’de AKP’ iktidarının son 3-4 yıldan beri yaşadığı yozlaşma, düşkünlük, yolsuzluk biliniyor. Tüm bunlar kadınların Türkiye’de daha fazla değersizleştirilmesi, insan yerine konulmaması beraberinde getiriyor.

Kuzey Kürdistan’ da uygulanan kadın politikaları ise çok daha faşistçe, düşmanca ve vahşicedir. Türkiyeli kadınların özgürlük mücadelesine de güçlü bir şekilde yansımış olan Kürt kadınlarının mücadelesi tamamı ile bitirilmek isteniyor. Kürt kadınlarının, yine Kürt kadınları etrafında gelişen demokrasi ve özgürlük kazanımlarının tümü hedeflenmiş durumdadır. Kuzey Kürdistan’da yıllarca kadın hareketlerinin içinde yer almış, çalışş, direnmiş binlerce  kadın siyasetçi, akademisyen, aktivist, meclis üyeleri, sivil toplum üyesi kadınlar, analar Türkiye cezaevlerin doldurmuş durumdadır. Cezaevlerinde kadınlara çok ağır uygulamalar getirebilmekteler. Mahkemeler göstermelik duruma düşürülmüştür. Kayyumlar atandığında ilk olarak kadın kurumlarına saldırı oluyor, kapatılıyor. Kadın kurumlarının başına erkekler atanıyor. Binlerce aydın kadın KHK ile işten atılmıştır. Kuzey Kürdistan’da kadınların öncülük ettiği çeşitli projeler sonlandırılmış, el konulmuştur. Kürdistan’da kadınların sokağa çıkmaması için bir çok kadın, genç, çocuk  bilerek panzerle ezilmiştir. Kürdistan’da kadınları fuhuşa ve uyuşturucuya bilinçli olarak bulaştırılmak istenmektedir. Kürdistan’da Kadınlar özel olarak ajanlaştırılmaktır. Eşine şiddet uygulayanlara  Türkiye’de bazen göstermelik bazı yaptırımlara gidiyorlar ancak Kürdistan’da hiçbir ceza verilmemektedir. Ayrıntılara kadar indirilmiş bir kadın düşmanı politikası vardır.

Dolayısı ile Türkiye’de, Kürdistan’da kadınlar yoksulluğun, işsizliğin en alt sıralarında yer almakla kalmayıp tamamı ile bir devlet ve erkek terörünün iç içe en ağır bir biçimde yaşamaktadırlar. Kadına dönük cinayetlerinin son yıllarda bu denli patlama yapmasının altında yatan gerçeklerin nedeni bunlar olmaktadır. Kadınların gelişiminden, özgürleşmesinden, kadın muhalefetinden ciddi bir korku, endişe var. Çünkü faşist Türk- İslam sentezinin Türkiye’de uygulanmasının önünde en ciddi engel olarak kadınlar görülmektedir.

Aslında Erdoğan’ın kadın politikası  Efrin’deki   kadın uygulamalarına bakılıp net anlaşılabilir. En yalın ve çıplak şekli ile AKP-DAİŞ birlikteliğini, uyumunu burada görüyoruz. Kadınların çarşafsız dışarı çıkamamaları, kadın tecavüz ve kaçırmaları bilinmektedir. AKP elinden gelse Tüm Türkiye’de ki kadınları DAİŞ kadın politikaları ile yönetmek istemektedir. Ancak Türkiye ve Kürdistan’da ciddi bir kadın mücadelesi, direnişi, kadın muhalefeti var olduğundan istediklerini yapamamaktadırlar. Dolayısı ile Kadınlara karşı büyük bir düşmanlık olmasına karşılık başarılı olamamaktadırlar. Kadınlar sokakta, evde, işyerinde yaşamın her alanında bir biçimde yerlerini almaktadırlar

Türkiye’de demokratik mücadele de kadınların, Özel de Kürt kadınlarının aktif ve öncü bir rol oynaması göz önüne alındığında  kadınlar ilk elden neden hedeflenmekte olduğu da çok iyi anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türkiyeli kadınlar, Kürt kadınları her fırsatta, her imkanı değerlendirerek, çeşitli örgütlenmelerle, ortak kadın platformları ile direnmektedirler. Bu anlamı ile Kürt kadınları başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’da parlayan özgürlük yıldızları olarak özgürlük, eşitlik, adalet için direnmekte ve başarılı olmaktadırlar.

 

Jiyan CAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR

ARAMA