2019’da Türkiye’deki Demokrasi ve Hak İhlalleri
Araştırmalar / 28 Aralık 2019 Cumartesi Saat 07:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte tekçiliğe ve faşizan politikalara dayanan yönetim anlayışıyla, Türkiye’deki hak ihlalleri yıldan yıla artış göstererek devam etmektedir.

AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte tekçiliğe ve faşizan politikalara dayanan yönetim anlayışıyla, Türkiye’deki hak ihlalleri yıldan yıla artış göstererek devam etmektedir. Türkiye’de insan hakları ve demokratik değerlerin ihlal edilmesinin en önemli nedenlerinden biri Kürt meselesidir. Siyasi iktidarın Kürt meselesine yönelik müzakere ve çatışma çözümü yöntemini kullanmak yerine kayyum atamaları ile siyasetçilere yönelik keyfi ve muğlak tutuklama ve yargılamalar ile iç siyasetine yön verdiği, Suriye’nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü politika ile dış siyasetine yön vermek gayesiyle hareket ettiğini göstermektedir. YineTürkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi gerekçe gösterilerek 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) uygulaması, dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından “Bir, bir buçuk ay içinde kaldırırız” açıklamasına rağmen 7 kez uzatılarak, 2 yıl boyunca devam etti. OHAL, 2 yıl aradan sonra 18 Temmuz 2018’de kaldırılmasına rağmen özellikle Kürdistan bölge kentlerinde uygulamaları hala devam etmektedir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan ve 1 Ocak-8 Kasım tarihlerini kapsayan insan hakları raporuna göre 1000’e yakın basın açıklaması, eylem ve etkinliğe müdahale edilip, 1500’ün üzerinde kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltıların büyük çoğunluğunda yurttaşlara yönelik kolluk kuvvetleri tarafından taciz, hakaret ve şiddet uygulanmıştır. Bununla birlikte her yıl gittikçe ağırlaşan hak ihlalleri 2019’da da en yüksek seviyeye çıkmış durumdadır.

 

2019’ da Türkiye’de yaşanan insan hak ihlallerini başlıklar altında ele alacağız

Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının ağır tehditlere maruz bırakıldığını, toplumsal hayatın temel ve vazgeçilmez haklarından olan ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, iktidarın otoriter politikaları ve yargının kararlarıyla yok edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Toplumun her alanında uygulanan faşizan politikalar sonucunda Türkiye’deki halklar sindirilmeye, asimile edilerek iktidarın istediği ölü bir toplum yaratılmaya çalışıldığı krizli bir dönemin içinden geçilmektedir. AKP iktidarının şiddeti esas alan politikaları yaşam hakkı ihlallerinin başlıca sebebini oluşturmaktadır.

 

2019’da OHAL kalıcılaştı, şiddet ise en yükdek seviyede

OHAL uygulaması 19 Temmuz 2018 itibariyle sona ermiş ise de Cumhurbaşkanı tarafından 31 Temmuz 2018 günü onaylanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı OHAL kalıcılaştırılmış durumda. OHAL kapsamında yayımlanan KHK’lar ile 125 bin 678’i kamu görevinden çıkarma olmak üzere toplam 131 bin 922 işlem gerçekleştirildi. Bu işlemlerden 2 bin 761’i kurum/kuruluş kapatma işlemidir. Yapılan başvuru sayısı 126.200’dür. Komisyon 81 bin 100’ü kabul, 83 bin 900’ü ret olmak toplam 92 bin başvuru hakkında karara varılmıştır.

OHAL uygulaması sonucunda yaklaşık 140 bine yakın insan sürdürülen baskıcı uygulamalardan etkilenmiştir.

 

Özgür basın içerde

Özellikle OHAL ilanıyla birlikte faşist iktidarın basın üzerindeki kaygı verici boyutta artan baskı ve kontrolü 2019 yılında da sürmüştür.

TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 2019 yılında Kasım ayı itibarıyla cezaevlerinde 139 gazeteci ve medya çalışanı bulunmaktadır. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 4 Aralık 2019’da güncellediği rakamlara göre ise cezaevinde 111 gazeteci ve medya çalışanı var.

2019 yılının 11 ayında 65 gazeteci gözaltına alındı, 19 gazeteci ise tutuklandı. 32 gazeteci hakkında soruşturma, 19 gazeteci hakkında dava açıldı. 61 gazeteci toplam 196 yıl 10 ay hapis cezasıyla, 5 gazeteci 42 bin Türk Lirası para cezasıyla cezalandırıldı. 11 gazeteci saldırıya maruz kaldı ve yabancı uyruklu 2 gazeteci sınır dışı edildi. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 157. sırada yer aldı. 2002 yılında ise bu endeksin 99. sırasında yer almaktaydı.

Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yüz binlerce lira para cezası ve onlarca yıl hapis cezası tehdidi altında bulunan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin başta olmak üzere birçok kişi her an hapse girme tehdidi altındadır.

TİHV dokümantasyon Merkezinin verilerine göre, 2019 yılının ilk 10 ayında sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle en az 1784 kişi gözaltına alındı, 336 kişi tutuklandı. 2019 yılının ilk 11 ayında çeşitli gerekçelerle 2 dergi, 3 gazete ve 2 kitap hakkında toplatma kararı verildi. Ayrıca, Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, 456 bin 275 kişiye soruşturma açılmış, bu kişilerden 90 bin 197’sine kamu davası açılmış, 149 bin 680’ine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

İfade özgürlüğü bakımından doğrudan doğruya yasaklayıcı ve cezalandırıcı hükümler içeren Cumhurbaşkanı’na hakareti düzenleyen TCK’nin 299. maddesi ile Türklüğe hakareti düzenleyen TCK’nin 301. maddesi uyarınca toplam 36 bin 664 kişiye soruşturma açılmış, bu soruşturmalar sonucunda izin verilenlerden 6 bin 131’ine kamu davası açılmış, 11 bin 337’sinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Öte yandan Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 180 ülkeli Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 157’nci sırada.

 

Hak örgütlerine baskılar devam etti

2019 yılın da başta İHD kurum yönetici, üye ve çalışanları olmak üzere çok sayıda insan hakları savunucusunun gözaltına alındığı, tutuklandığı ve saldırıya uğradığı bir yıl oldu. 1 Haziran 2019 tarihi itibarıyla İHD yöneticilerine açılmış olan dava sayısı 500’den fazladır.

TİHV’nin kurucuları, Başkanı, yönetim kurulu üyeleri ve gönüllülerine yönelik de en az 30 soruşturma ve dava süreci sürmektedir. 5 Temmuz 2017’de 8 insan hakları savunucusu ve 2 danışmanın Büyükada’da gözaltına alınması ile başlayan dava süreci sürmektedir. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte dernek yöneticisi ve üyesi çok sayıda avukat halen hükmen tutukludur. Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) Merkez Konseyi üyeleri ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) MYK üyeleri hakkında yaptıkları açıklamalar nedeniyle açılan davalar hala sürmektedir.

İşkence ve Kötü Muamele


Toplumun farklı kesimlerinde iktidarın kontrolünü ve baskısını arttırmak, dehşet ve korku yaymak amacıyla işkencenin ve diğer kötü muamele biçimlerinin uygulandığı ortadadır.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) 2019 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 840 kişi başvurmuştur. Başvuranların 422‘si aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise; 2019 yılının ilk 11 ayında gözaltında ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia eden kişi sayısı 830’dur. 2019’da 962 toplantı ve gösteriye saldırıldı. 2 bin 886 kişi bu müdahalelerde kaba dayak ve kötü muameleye maruz kaldı. 7 zorla kaçırma vakası tespit edilmiş ve bunlardan 6’sının ailesi İHD’ye başvuru almıştır. Bu başvurulardan 5’i Birleşmiş Milletler Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’na yapılan başvuruları takiben bulunmuşlardır.

Yapılan işkence ve kötü muamelenin cezasız kalması işkencenin artmasını ve toplumda meşrulaştırılmasını önünü açmıştır. Sistemli bir şekilde yürütülen İşkence ve kötü muamele suçlarından 2 bin 196 kişi hakkında soruşturma açılmış, bin 35 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, 766 kişiye dava açılmış ve 395 kişi hakkında ise başkaca kararlar verilmiştir. Öte yandan, ‘kamu görevlisine direnmek’ten 163 bin 32 kişi hakkında soruşturma açılmış, bunlardan 48 bin 64’ü hakkında dava açılmıştır. OHAL ortamında ve kolluk şiddetinin zirveye ulaştığı koşullarda işkence ile direnme suçundan açılan davalar arasında bu denli yüksek bir farkın olması cezasızlığın boyutlarını ve sistematik bir politika olarak sürdürüldüğünü açıkça göstermektedir.

 

Siyasi Soykırım Operasyonları ve Belediyelere Kayyum Gaspı

Yine HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, '2019 Hak İhlalleri Raporu'nu göre;

Sadece 2019 yılında en az 1674 HDP üyesi veya destekçileri gözaltına alınmış, en az 200’ü tutuklanmıştır.

24.07.2015 tarihinden bu yana HDP tabanına ve bileşenlerine yönelik gerçekleşen siyasi soykırım operasyonları neticesinde toplam 15 bin 530 kişi gözaltına alınmış, aralarında Eş Genel Başkanları, Milletvekilleri il-ilçe eş başkanları, yöneticiler ve parti üyelerinin bulunduğu 3 bin 661 kişi tutuklanmıştır. Bu kapsamda HDP Genel Merkezi, Temmuz 2016 tarihinden bu yana edindiği bilgiler doğrultusunda toplam 10 bin 719 kişi gözaltına alınmış 2 bin 251 kişi ise tutuklanmıştır. Şimdiye kadarki gözaltı sayıları 16 bini aşmış durumdadır. Toplam tutukluluk ise 5 bin 66 kişidir. Bunlar sadece ulaşabilen sayılardır. Ulaşamayan tutukluluk ile birlikte toplam tutukluluk sayısı 6 binin üzerinde olduğu tahmin edilmektedır.

HDP’li 6 belediye eş başkanı ve 50’den fazla belediye meclis üyesine KHK’lı oldukları gerekçesi ile mazbataları verilmemiş; belediye başkanlarının yerlerine ikinci en yüksek oy alan partinin adaylarına mazbata verilmiştir. 19 Ağustos 2019 tarihinde Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine kayyım atanarak, yerel yönetimlere yönelik sistematik kayyım uygulamasına 2019 yılında da devam edilmiştir. Aralık ayı itibari ile 17 Belediye Eş Başkanı tutuklanmış, 28 belediyeye kayyım atanmıştır.


31 Mart seçimlerinde hak ihlalleri

Seçim süreci boyunca seçim çalışmalarında görev almış 750 partili gözaltına alınmış, bunlardan 107’si tutuklanmıştır.

Yine bu süreçte;  9 HDP Belediye Eş Başkan adayı, 9 HDP Belediye meclis üyesi adayı, 6 HDP İl Eş Başkanı, 6 HDP İlçe Eş Başkanı, 13 HDP Yöneticisi, 1 HDP MYK üyesi, 6 HDP PM üyesi gözaltına alınmış,1 HDP Belediye Eş Başkan adayı, 1 Belediye meclis üyesi adayı, 1 HDP İlçe Eş Başkanı, 2 HDP İl Eş Başkanı, 2 HDP Yöneticisi, 1 HDP PM üyesi tutuklanmıştır. Siirt Sulh Ceza Hakimliği, HDP tarafından 28 Şubat'ta Diyarbakır'da açıklanan 'Kayyım Raporu' hakkında toplatma kararı verdi. Pek çok mitingde asılan Leyla Güven posterleri indirilmiştir. Eş Genel Başkanların da içinde bulunduğu seçim konvoyları miting ve halk buluşması alanlarına giderken sayısız kez durdurulmuş, GBT yapılmış, gerekçesiz bekletilmiştir.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli hakkında Dersim aday tanıtım toplantısında yaptığı konuşma sebebiyle soruşturma başlatılmıştır. Haymana, İskenderun, Esenler, Keçiören, Fatih, Alanya, Siirt, Sapanca seçim büroları ve/veya il – ilçe binalarına fiziksel saldırıda bulunulmuştur. Ceylanpınar’da seçim bürosu açılışına polis müdahalede bulunmuştur. Mardin’de 4 HDP seçim bürosunun açılması Kaymakam ve Vali tarafından engellenmiştir. Van, Çanakkale, Alanya ve Osmaniye’de HDP’nin seçim araçlarına saldırılar düzenlenmiştir.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere tüm hükümet temsilcileri Eş Genel Başkanları, milletvekilleri, önceki dönem Eş Genel Başkanları ve parti sayısız kez hedef göstermiş; partiye, seçmenlere yöneticilere hakaret etmiştir. Seçim döneminde HDP’ye yönelik görülmemiş bir medya ambargosu uygulanmıştır. Kamu yayıncılığı yapması gereken TRT dahil hiçbir televizyon kanalında HDP’nin seçim çalışmalarına yer verilmemiştir. (Sadece Fox TV, oldukça sınırlı sürelerde - 2-3 günde 130 saniye - HDP’ye ilişkin haberlere yer vermektedir) Yüz binlerce kişinin katıldığı Diyarbakır ve Van Newrozları hiçbir kanalda haber olmamıştır.

 

Sokağa Çıkma Yasakları Devam Ediyor

AKP İktidarının 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nin hemen ardından başlattığı silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açtığı görülmektedır.

TİHV Dokümantasyon Merkezi tarafından 16 Ağustos 2015’ten 1 Temmuz 2019’a kadar geçen süre içerisinde toplam 11 il ve en az 51 ilçede tespit edilebilen en az 369 resmi sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir. 2019’da 18 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Aylarca süren “sürekli sokağa çıkma yasakları” sonucunda yaklaşık olarak 1 milyon 809 bin kişinin kasıtlı olarak “keyfi bir biçimde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı” belirlenmiştir.

5 kent merkezi ve bu kentlere bağlı 20 ilçe sınırlarında bulunan yüzlerce bölgeyi kapsamına alacak şekilde toplamda, 9 kez özel güvenlik bölgesi ilanları gerçekleşti. 3 kent merkezi ve bu kentlere bağlı 6 ilçede bulunan 147 köy/mahalle ve bu köy/mahallere bağlı bulunan onlarca mezrayı kapsamına alacak şekilde toplamda, 8 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Raporda başta Hakkâri olmak üzere (14 kere) 31 kez özel güvenlik bölgesi, 29 kez de sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır.

Valilik ve kaymakamlıklar tarafından 138 kez eylem etkinlik yasağı konmuştur. Başta HDP il ve ilçe binaları olmak üzere demokratik örgütlerin faaliyet gösterdiği binalara 30’un üzerinde kolluk kuvvetleri tarafından baskın düzenlenmiştir. Raporda başta HDP’li üyeler olmak üzere 16 kişiye ajanlık ve ispiyonculuk dayatması yapıldığı, 13 kişi de zorla kaçırılıp tehdit edilmiştir. Raporda dikkat çeken bir diğer husus ise kolluk kuvvetleri tarafından 3 yurttaşın öldürülmesi onlarca yurttaşın yaralanması olmuştur.

 

Cezaevlerinde Hak İhlalleri ve Ölümler

Mahpusların tek kişilik hücrelere konulması; süngerli oda uygulamaları; cezaevi görevlilerinin uyguladığı darp ve kaba dayak; yiyeceklerin oldukça az ve hijyene uygun olmayışı; disiplin cezalarının keyfi bir biçimde uygulanması; cezaevine gönderilen mektupların mahpuslara ulaştırılmaması; kalabalık olan koğuşlarda yatacak yer bulunmaması; hasta mahpusların tedavi süreçlerinin aksatılması, kelepçeli muayene dayatması ve ilaçların verilmemesi; kitap ve yayınların verilmemesi; sohbet hakkı, spor ve kültürel faaliyetlerin kısıtlanması; kaloriferlerin yanmaması; anneleri ile birlikte kalmak durumunda olan çocukların ihtiyaçlarının gözetilmemesi; ziyaretçilere yönelik onur kırıcı muameleler ve çoğu kez ziyaret hakkının engellenmesi; çıplak arama uygulamaları; mahrem alanlara kameralar konulması; havalandırma boşluklarının tel örgülerle çevrilmesi gibi kişilerin en temel hakları bakımından 2019 yılı boyunca en üst düzeyde ihlaller yaşanmıştır.

 

Cezaevlerinde Askeri Tekmil Dayatması

Cezaevi görevlileri tarafından yoğun şekilde darp edilen ve tek kişilik hücrelere konulan mahpuslar, görevlilerin kendilerini ölümle tehdit ettiklerini de ifade etmektedirler. Ayakta sayım uygulamaları, askeri tekmil dayatması, kantin alışverişlerinin sınırlanması, avukat görüşlerinde gardiyanların da bulunması gibi uygulamalar da yoğun ihlaller arasındadır.

Adalet Bakanlığı tarafından, Türkiye’de Temmuz 2019 tarihi itibariyle 353 ceza infaz kurumu olduğu belirtilirken, cezaevlerinin toplam kapasitesi 218 bin 950 olarak açıklandı. 353 cezaevinin 75’i açık, 7’si kadın açık, 9’u kadın kapalı, 7’si çocuk kapalı ve 4’ü çocuk eğitimevi. Yeni açılan ceza infaz kurumlarının toplam kapasitesi ise 16 bin 566 olarak belirlendi.

İnşaatı devam eden 114 ceza infaz kurumu arasında 2 kadın, 1 kadın açık; 2 de çocuk cezaevi bulunuyor.  114 ceza infaz kurumunun toplam kapasitesi ise 73 bin 448 olarak açıklandı. İhale aşamasındaki 23 ceza infaz kurumunun toplam kapasitesi 14 bin 919 olarak belirtilirken; bunlardan yalnızca biri kadın cezaevi. 

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü’nün açıkladığı verilere göre 15 Kasım 2019  itibarıyla 355 ceza infaz kurumunda toplam 286 bin 500 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır.

 

Türkiye cezaevlerinde yılda 215 kişi ölüyor

Hapishanelerde bulunan hasta tutuklular ve hükümlüler revire çıkartılmamakta, ağır hastalar tedavi edilmesi gerekirken cezaevi idareleri tarafından hastanelere görülmekte ve ölüme terk edilmektedır. Hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere 1333 hasta mahpus bulunuyor. İHD’nin geçen yılki açıklamasında, hasta mahpus sayısı 1154’tü.

Her yıl ortalama 215 kişinin cezaevlerinde yaşamını yitirmektedır. “Ceza infaz kurumlarında eceliyle hayatını kaybeden hükümlü ve tutuklu sayısı 2000-2011 yılları arasında 2024 kişidir. 2012 yılında 286, 2013 yılında 265, 2014 yılında 312, 2015 yılında 373, 2016 yılında 172 kişi hayatını kaybetmiştir. Verilen rakamlardan hareketle 2000-2016 yılları arasında 16 yıllık süreçte cezaevlerinde hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlü sayısı 3 bin 432 kişidir.

Türkiye cezaevlerinde her yıl ortalama 215 kişi hayatını kaybetmektedir.

 

Türkiye’de 3 Bin Çocuk Cezaevinde

Çocuğa özgü adalet için özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması, onarıcı ve kurum dışı alternatif yöntemlere başvurulması gerekirken, 743’ü anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalmak zorunda olan 3 bin çocuk cezaevlerinde yaşamaya devam ediyor.

 

Çocuklar Katledilmeye Devam Ediliyor

Türk devletinin Kürt düşmanlığı kapsamında şiddet politikaları ve son yıllarda yeniden başlayan çatışmalı süreç en çok çocukları etkilemeye devam ediyor.

Çocuk ölümlerinin gün geçtikçe arttığı bu dönemde, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG)’in açıkladığı verilerine göre;  2018 yılında 67 çocuk ve 2019 yılının ilk 5 ayında ise en az 26 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yine Türkiye’nin Ekim ayında Kuzey Doğu Suriye’ye gerçekleştirdiği askeri müdahale sonucu, sınır bölgelerinde Emine (12), Leyla (15), Elif (11), Mazlum (11) ve Muhammed (9 aylık bebek) olmak üzere 5 çocuk yaşamını yitirdi. Kuzey Doğu Suriye’de ise Mohammad (11), Qais (15), Mihammad (13) olmak üzere en az 3 çocuğun yaşamını kaybettiği, pek çok çocukta yaralandı.

 

KHK Kapsamında 130 bin Kişi İhraç Edildi

KHK’lerle en az 130 bin kişi ihraç edildi. İhraç edilen kamu emekçilerinin özel sektörde çalışmasının önüne de engel konuldu. Kamuda çalışmaya güvenlik soruşturması uygulanmaya başladı. İhraçlara karşı OHAL Komisyonu’na 108 bin 905 başvuru yapıldı.

Oluşturulan OHAL komisyonunda 22 Haziran 2018 itibariyle 21 bin 500 dosya incelenirken iade kararı verilen dosyaların sayısı bin 300’de kaldı. İhraçlara karşı her hangi bir yargı yolu gösterilmedi. Daha sonra kurulan OHAL Komisyonu ise 10 yılları bulacak işlem süresi nedeniyle eleştirirken, Avrupa Komisyonu’nun (AK) bir organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de ihraçlara karşı başvuruları kabul etmedi.

Olağanüstü Hal kapsamında ilan edilen KHK’lar ile yükseköğretim kurumlarından da 6 bini aşkın akademisyen ihraç edildi. İhraç edilenler arasında “barış bildirisine” imza atan 2 bine yakın akademisyen de yer aldı. Bildiriye imza atan akademisyenlerden birçoğu hakkında davalar da açılırken, bir kısmı da tutuklandı.

 

Türkiye’deki İşsizlik ve İş Cinayetleri

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 2,4 puanlık artış ile %13,8 seviyesinde gerçekleşti.

Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 2,9 puanlık artış ile %16,4 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 4,5 puanlık artış ile %26,1 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 2,4 puanlık artış ile %14,1 olarak gerçekleşti.

 

2019’da 1606 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi

İktidarın toplumu korumaya yönelik değil yok etmeye yönelik uyguladığı politikalarından kaynaklı, işçiler güvencesiz çalıştırılmakta, iş kazalarına yönelik herhangi bir önlem alınmaktadır. Bu yıl içeresinde iş kazaları sonucunda yaşamını yitiren işçi saysına bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır.

Ocak ayında 159 işçi, Şubat ayında 127 işçi, Mart ayında en az 114 işçi, Nisan ayında en az 153 işçi, Mayıs ayında 164 işçi, Haziran ayında en az 131 işçi, Temmuz ayında en az 178 işçi, Ağustos ayında en az 149 işçi, Eylül ayında 147 işçi, Ekim ayında 158 işçi ve Kasım ayında en az 126 işçi olmak üzere; Türkiye’de 2019 yılının ilk on bir ayında 1606 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Ölümler en çok inşaat, taşımacılık, tarım, ticaret/büro, metal, gıda, gemi/tersane, belediye/genel işler, madencilik, enerji ve konaklama işkollarında gerçekleşti. 2019 yılının ilk on bir ayında ise en az 1606 işçi yaşamını yitirdi."

 

17 yılda 50 bin 378 kişi intihar etti

İktidarın ekonomik ve siyasi politikalarından kaynaklı topluma uygulanan şiddet olaylarının artması, ekonominin dibe vurması, toplumda oluşturulan ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı dilin kullanması sonucunda toplum büyük bir kaosun içine sürüklenmiştir. iktidarın yarattığı kriz ve kaos sürecinde, TÜİK’in yayınladığı verilere göre, “intihar nedeni” olarak “geçim zorluğu” ölçütü incelendiğinde AKP’nin iktidarda olduğu 2002 ile 2018 yılları kapsayan 17 yılda 50 bin 378 kişi hayatına son verdi. Verilere göre söz konusu dönemde, Türkiye'de her sene ortalama 2 bin 963, her ay 246, her gün 8 kişi intihar etti.

 

Türkiye’nin Ajanlaştırma politikası

İktidarın yaratmış olduğu güvensizlik gittikçe yayılmaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri de devletin her eve bir ajan yerleştirme politikasıdır. Bununla güvensizlik ortamını yaratmak, toplumdaki kutuplaştırmayı artırmak ve toplumu istediği dizayn etme politikasıdır. Bununla birlikte Ajanlaştırma iddiasıyla İHD Genel Merkezi ve şubelerine 2019 içinde toplam 71 başvuru yapılmıştır. Basına yansıyan haberlerde ise 79 vaka tespit edildiği öğrenildi.


Sara GULAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR

ARAMA