PKK HAKİKATİ VE KÜRT GERÇEKLİĞİNDE VARLIK-OLUŞ-BİLİNÇ
Umudun Zaferi / 26 Kasım 2019 Salı Saat 07:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
PKK Kürt toplumunun aydınlanması ve Rönesans’ıdır.

Kürt Varlığına Felsefik Bir Bakış

Partimiz PKK’nin 41. Kuruluş yıldönümünü kutlamaktayız. Destansı direnişin tarihi olan hareketimizin en büyük amacı ve çalışması Kürt varlığını açığa çıkartmak ve özgürleştirmek olmuştur. Önderlik savunmalarının son 5. cildi olan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü: Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” kitabının 2. Bölümünde konuya felsefik açıdan varlık, oluş ve bilinç ile giriş yapmaktadır. Yazımızın temel kaynağı bu eserdir. Makalemizin esas konusu da PKK ile anlam kazanan Kürt varlığı olacaktır. Anlaşılması gereken Önderliğin neden konuya “varlık, oluş ve bilinç” bağlamında giriş yaptığıdır.

Birincisi: Varlıksal gelişimin tikel ile evrensel diyalektiği bağlamında ele alma ihtiyacıdır. Savunmanın evrensel boyutlarda sunulmasının nedeni yerelle (tikel) evrenselin birbirinden ayırt edilmeden ele alma yaklaşımıdır. Kürtler gibi son derece unutulmaya ve evrensel tarihin dışında terk edilmeye çalışılan sönük bir olgudan ve bu olgudan kaynaklanan sorunun çözümünün ancak evrensel boyutlarda mümkün olabileceği ortaya konulmuştur. İnsanın kendisi evrensel bir varlıktır. Evrenle ilgili tüm sırların insanda saklı olması, insanın evrensel bir varlık olmasından ileri gelir. Bu tekilin, yerelin ve anın değeri ve farkı yoktur demek değildir. Bilakis evrensellik tekillikle mümkündür. Evrensellik tüm tekillerin toplamıdır. Her tekilin evrenselde bir karşılığı vardır. Oluşum denen olaylar süreci tekille evrensel arasındaki diyalektik işleyişle gelişirler.

                Günümüzde ne kadar evrensel tarih ve toplumun dışında bırakılmış olurlarsa olsunlar, Kürtler tersine olarak klan toplumunun aşılmasından itibaren başlayan ve uygar toplumun (kentli, sınıflı ve devletli toplumun) gelişmesine kadar süren evrensel tarihin ve toplumun tüm evrelerinde başat rol oynayan kabile toplumunun temsilcisidir. Kürtler Kabile kültürünün inşa edilmesinde ve sürdürülmesinde başat unsurdur. Kürtlerin uygarlık ve ulus tarihlerinde pek yer bulmaması tarihsiz oldukları anlamına gelmez. Kültürel tarih perspektifiyle bakıldığında Kürtlerin binlerce yıllık başat bir tarihe sahip oldukları kaynaklarca da tespitlidir. Bu bakımdan olguya “kültürel toplum” perspektifinden bakmak gerekmektedir.

                Evrensel Tarihte Kültürel Toplum: Kültürel toplum devlet ve iktidar temelli uygarlığa karşı demokratik toplumu tanımlar. Sınıflaşma ve devletleşmeye karşı kabile, etnik ve aşiret topluluklarını ifade eder. Uygarlaşmamış kültürlerin özünde güçlü bir demokratik gelenek vardır. Kültürel toplumlar; kent surlarının dışında, kırsal alanlarda sınıflaşmaya, iktidar ve devlet merkezli kent kültürüne karşı direnen ve bu direnişi günümüze kadar devam eden kabile, aşiret, etnisite toplulukları, dinsel ve mezhepler, devletsiz halklar ve uluslardır. Kürtler’ de bu karakterde olan bir halktır. Böyle bir tarihsel tanımlama ışığında bakıldığında Kürt toplumunun bir uygarlık – devletli toplum olmayıp Kültür toplumu olduğu anlaşılır.

                Kültürel toplum uygar toplumdan daha kalıcı olup, toplumun asli varlığını oluşturur. Kültürel olarak güçlü oluşmuş toplumların varlık olarak kalıcılığı daha güçlüdür. Uygarlıklar ve devletler hızlı ve çoklu değişime tabi oldukları halde, kültürler çok sınırlı bir değişime şans tanırlar. Hiç değişme olmaz demek yanlıştır. Fakat hep değişen kültürlerden, hızlı değişen kültürel değerlerden bahsetmek de ilki, yani hiç değişmez diyen anlayışlar kadar yanlıştır. Kültür toplumun özüne dairdir, derin bir etki yaratarak bir yaşam ve alışkanlık tarzında kendini sürdürür bu açıdan daha kalıcı ve belirleyicidir.

            

                Kültürel Tarih Yöntemi: Kültürel tarih yöntemi toplumsal hakikati açıklamada daha aydınlatıcıdır. Kültürel tarih yöntemi evrensel karakteriyle uygarlık ve modernite süreçlerini de kendi kapsamına alır. Fakat uygarlık ve modernite kültürel toplum varlığını genellikle evrensel tarihin kapsamına almaz. Ya hiç almaz ya da çok az bir bölümünü değerlendirme kapsamına alır. Çünkü uygarlık ve Modernite Kültürel evrenselliği kapsayacak yetenekten yoksundur, dolayısıyla toplumsal hakikati açıklayamaz, ancak kendi çıkarlarına göre bir tarih kurgulaması yaratır.

               

                İkincisi: Kürtleri varlık, oluş ve bilinç halinde tanımlamak konunun köklü kavranmasının temelidir. İlkin varlık tanımlanması yapılmalı ki, mevcut varlığın şekillenişi, geçmişi ve son düşürüldüğü durum anlaşılabilsin. Çünkü Kürt varlığına sadece şiddet ve soykırımlar uygulanmadı, kültürel soykırım yöntemiyle varlık olmaktan çıkarılmak istendi. Bütün asimilasyon araçlarının esas amacı Kürt varlığını varlık olmaktan çıkartmak olmuştur. Zira soykırım ve asimilasyon öncelikle Kürt toplumunun oluşumuna, bilinç ve tarihi belleğine uygulanmıştır.

“Kürtler için sadece uğradıkları soykırım açısından değil, varlık olmaktan çıkaran diğer tüm uygulamalar nedeniyle ‘biricik halk veya toplumsal varlık’ tabirini kullanmak yerinde olacaktır. (…) Şüphesiz bir birey ve toplum için kendi varlığını tartışmak çok tehlikeli ve alçakça bir konumu ifade eder ki bu da yaşam ve ölüm arasındaki ince bir çizgiye işaret eder.”  (Önderlik)

                Üçüncüsü: a-) Avrupa eksenli ben merkezli pozitivist tarih anlayışı, b-) Etnik yapıları merkez alan milliyetçi tarih anlayışları, c-) İktidar – devlet eksenli tarih anlayışı, d-) Sınıf eksenli dar tarih anlayışları Kürt varlığını izah edemez. Bu tür tarih anlayışlarıyla Kürt Varlığının Hakikati anlaşılamaz. Kürt varlığının gelişim tarihi ancak çevresinde etkidiği ve etkilendiği kültürel varlıklarla, yani diğer toplumsal yapılarla yaşadığı diyalektik ilişki ancak doğru çözümlenerek kavranabilir. Bu amaçla Önderlik diğer toplumsal formların tarihsel gerçekliklerini de ortaya kaymaktadır. Tarihsel toplumu evrensel tarih anlayışıyla ele almaktadır.

                Dördüncüsü: Kürtlük olgusunun günümüzde yaşadığı değişim, dönüşüm nedeniyle varlık olarak çeşitli açılardan tanımlanmaktadır. Özgürlük Hareketiyle başlayan Kürt varlığının dirilişi ve varlık olarak kendini var kılması varlık konusunda yoğun bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Birçok çevre Kürt varlığını kendine göre araştırmakta ve çeşitli yorumlarla tanımlamaktadır. Bir anlamda varlığın doğru tanımlanma sorunu önem kazanmaktadır. Çünkü doğru teşhis doğru bir çözümü de beraberinde getirecektir. Varlığın doğru tanımı kurtuluşu-özgürlüğü konusundaki stratejiyi de açığa çıkaracaktır. Daha önce yapılan yanlış ve çarpık tanımlamalar sorunu çözmediği gibi derinleştirmiştir. Örneğin ilkel milliyetçi, reel sosyalist, reformist gibi yaklaşımlar varlığı doğru tanımlayamadıkları için sorunu çözememiş tersine ağırlaştırmıştır.

 

                Felsefik Açıdan Varlık Oluş ve Bilinç

                Varlık: Belli bir zaman ve mekânda gerçekleşmiş, olmuş, var olan, gerçek olgudur. Varlık evrende bir gerçektir. Kendini uygun koşullarda zaman ve mekânda yapılandırarak var kılandır. Örneğin; evren bir varlıktır ama aynı zamanda mekândır. Evren tüm oluşumların mekânıdır. Varlık da aynı zamanda mekândır. Varlık, var olan doğal yaşama özne olarak katılmaktır. Varlık Canlıdır. Her varlığın bir yasallığı, bir öznelliği vardır. Belli kurallara göre işler. İnsan toplulukları da böyledir. Örneğin; ahlak bir toplumsal kuraldır ve yasadır. Politik bir karakteri vardır. Politika toplumun işlerini düzenlerken, Ahlak ise bu işleri en iyi ve kurallarına göre yapmak demektir.

                 Her varlığın üç temel gereksinimi vardır. 1-Beslenme, 2 Güvenlik, 3-Çoğalma-Varlığını sürdürme veya çeşitliliğini sürdürme gereksinimidir.  Bu üç temel ilke tüm evrensel varlıkların evrensel sonsuzluğa ve çeşitliliğine katılma isteminden ileri gelir. Evrendeki her farklı tür ve çeşit birer varlıktır. Varlıklar kendilerini farklı biçimlerde, renklerde, formlarda dile getirirler. Dolayısıyla her varlık kendi farklılığıyla, özgünlüğüyle veya rengiyle, sosyolojik ifadeyle kültürüyle kendini belli eder.

      

Varlıktaki ikilem Hali

Evrensel bir kural olarak varlık ikili karakterlidir. Tüm varlıklar diyalektik bir bağla birbirleriyle ilişkidedirler. Farklılığı ayrılık olarak düşünmemek gerekir.  Varlık gerçeği cinslerde farklılaşır ama ayrılmaz. Örneğin kadın ve erkek = insandır. Bir bütündür. Farklıdır ama ayrı değildir. Birinci ve ikinci doğada da benzerdir. Bir varlıkta kısmi özerklik olabilir ama parça olma anlamında değildir. Aynı mekanizmanın bir yönüdür ve kendi çevresinde bir aktifliğe ve işlevselliğe sahiptir, bu anlamda varlık olma özne olma durumudur, evrensel bütünlüğün bir “Parçasıdır”, tamamlayanıdır. Bu bakımdan varlıklar birbirlerini reddetmezler, yadsımazlar. Kendi özgünlüğünde ve farklılığında özgürlüklerini, özerkliklerini yaşarlar. Bu durum varlığın var olma ilkesidir. Karşılıklı birbirini besleyen simibiyotik ilişki evrensel bir ilkedir.  İkilem halindeki varlıklar arasındaki diyalektik ilişkilerde özne-nesne statüsü yoktur ve her varlık bir öznedir. Tersinden eğer varlıklar arası özne-nesne ayrımı varsa bu tahakküme ve sömürüye dayalı bir bağımlılık ilişkisine dayanır ki, bunun anlamı sömürü, baskı, eşitsizlik ve kölelik olacaktır. Bu zeminde varlık olamama durumu veya varlığın kendi hakikatini yitirmesi, ya da ilgili varlığın ciddi sorunu var demektir. Örneğin Tanrı-Kul, Efendi-Köle, Ağa-Köylü, Burjuva-proleter gibi sınıflandırmalar özne-nesne ayrımına dayalı bir durumdur. Birinciler özne olurken ikinciler ise nesne konumundadırlar.

                Her zerrecikte olduğu gibi varlığın oluşu ancak ikilem halinde gerçekleşir. İnsanda bu özellik Eril ve dişil şeklindedir. Yaşam ancak bu ikilem sayesinde kendini sürdürür. Diğer türlü yaşam olmaz.  Örneğin erkeğin erkekle, kadın kadınla gibi sapma bir yaşam hali yaşamın sonlandırılmasıdır. Çünkü yaşamın doğallığı ve kendini sürdürmesi bu tarzda gelişmez. Bir “özgürlük ve özgünlük” gibi yansıtılmaya çalışılan bu tür sapmalar bir bakıma toplumsallığın bitimi olmaktadır ve “KUTSAL ANA” gerçeğinin tümden reddedilmesidir. Hakikatin yitimi bu gerçekle bağlantılıdır. Hakikat yitimi Toplumsal parçalanmadır. İlk toplumsal yarılma kadın ile erkek arasındadır. İktidarcı erkek egemen aklın “Anacıl Komünal Toplumu” tahakküm altına alması bunun nedenidir. Kadın toplumsal zeminden uzaklaştırılarak tali duruma düşürülür. Kadın sosyal yoğunluğun merkezidir. Bu nedenle Demokratik Toplum, ya da demokratik modernite için kadın merkez alınıyor. Bunun içinde ataerkil egemen zihniyeti aşmak gerekir.

                              

Varlıkta Tez-Antitez-Sentez

Tez: Varlığın oluşum halini, başlangıcını ifade eder.

Antitez: Varlığa karşı ama reddeden değil ondan beslenen bir tarzdır.  Antitez oluşumunu ancak tez üzerinden gerçekleştirebilir. Tez ise benzer biçimde kendini antitezde devam ettirir.

                Sentez: İkisinin bileşimiyle veya çatışmasıyla gerçekleşen daha üst düzeyde bir gelişimdir.

                Örnek: Anne Tez, çocuk antitezdir. Çocuk anneyi yadsımıyor ve bitirmiyor, Çocuk anne ve babanın özelliklerini taşır ama ayrı olmayıp farklı bir varlıktır. Anne ve baba kendini çocukta sürdürür. İnsan evrenin bir ürünüdür. Ondan ayrı değil onun mikro düzeydeki en gelişmiş parçası ve sürdürücüsüdür. İnsan evrende, evrende insanda saklıdır. Birini çözmek diğerini çözmektir.

 

Varlık Zaman ve Oluş

                Zaman Oluşturucu güçtür. Zaman oluşumun hızıdır. Zaman varlığın ikiz kavramıdır. İkisi birbirinden ayrılamaz. Varlık ne kadar zamansız olarak düşünülemezse, zamanda varlık olmadan olmayandır. Zaman tamamen varlıkla ilgilidir. İkisi arasındaki ilişkinin sonucunda OLUŞ gerçekleşir. Oluşum yoksa varlık ve zamanda olmamış demektir. Zaman: Varlığı oluşa zorlayan anların toplamı ve devindirici süresidir, tarihidir. Zaman + Varlık = Oluş biçiminde bir diyalektik işler.  Varlığın sürmesi oluşla mümkündür, varlık oluş halindeyse zaman doğmuş demektir. Zaman varlığı oluşa zorlar. Varlık ve zaman mutlaka oluşla gerçekleşir.

                Oluş: Varlığın farklılaşmaya doğru everilmesidir.  Formlaşması biçim ve hal almasıdır. Oluş varlıkların hem dış biçimsel maddi görünüşün hem de zihinsel-anlamsal dünyasının şekillenişidir. Yani öz ve biçimin meydana gelmesidir. Oluş varlığın bedenleşmesidir, inşasıdır, yapılaşmasıdır. Varlık önce kendini oluşturmak zorundadır. Oluşum halini yaşamayan varlık olmayan varlıktır. Oluşum zamanla ve varlık ile birlikte gerçekleştiğine göre bunlar yoksa varlıkta yok demektir. Olmayan varlık, olmayan zamandır. Oluşum inşa olduğuna göre yapıda onun biçimidir. Oluşum, yani inşa yoksa ya da yarıda kalmışsa yapıda ya yoktur ya da yarıda kalmıştır. Oluş varsa, bir yerde iki farklı çiçek mevcutsa, orada varlık ve zaman var demektir. Oluşun olmaması hem varlığın hem de zamanın yok olduğu anlamına gelir. Oluşum hali yoksa varlık ve zamanda yoktur.

             

                Oluş’a İlişkin Çeşitli Yorumlar

                Oluş: Evrensel oluşma süreçlerini dile getirir. Evren sürekli bir oluş halindedir ve bütün evrensel varlıklar sürekli değişimlerle varlaşmakta ve başka varlıklara dönüşmektedir. Evrende hiçbir nesne ve olgu değişmeden kalamaz. Doğanın en yetkin varlığı olan insan bile bu evrensel evrim sürecinde oluş’ muştur.

Oluşum İki Yönlüdür: Evrim ve Devrim   oluş’manın birbirleriyle bağımlı iki yönüdür. Gelişmenin gerçekleşebilmesi için bir yandan niceliksel birikim (Evrim), diğer yandan niteliksel değişim (Devrim) gerekir.

                Heraklitos’ ta Değişim ve Oluş: Heraklitos evrenin işleyiş yasalarını aşağı-yukarı günümüzdeki anlayışa yakın bir açıklamayla kavramıştı. Evrende hiçbir şeyin durmadığını, akıp gittiğini ve bir nehre ancak bir kez girilebileceğini ve ikinci kez girişte suların aynı sular olmayacağını söylerken oluş’u dile getirir. Heraklitos’a göre oluş sonsuzdan gelir ve sonsuza gider.

                Hegel’ de Varlık ve Oluş: Evrende tek gerçeklik olan oluş’ un varlığından yola çıkarak varlığın soyut bir kavram olduğunu ve sonsuzca değişmekte olmasından ötürü hiçbir zaman kendi kendisi olarak kalmadığını öne sürer. Oluş sürecinin dışında hiçbir varlık olmadığı gibi oluş süreci içinde de kendi kendisi kalabilen saltık olabilen hiçbir varlık yoktur. Demek ki, saltık olarak varlık düşünce halinde bile kendi yokluğuyla çelişmektedir. Her var olan var olduğu andan başlayarak yok olma yoluna girer. İnsan doğduğu anda ölmeye başlar. Demek ki, her şey karşıtıyla çelişerek gelişir. Hegel’ de Varlık tüm nesne ve olgularda ortak olandır. Varlığın içeriği yoktur, ama varlık halindeyken yokluktur, ya da yokluğunu içermektedir.

                Lenin’ de Oluş: Önceki aşamaların tekrar ediyor gibi görünen oluş, bunu başka bir biçimde ve daha yüksek bir düzeyde yapar, oluş bir düz çizgisel değil sarmaldır. Oluş ne düz bir çizgi ve nede daire biçimi izler, sarmal bir biçimde gerçekleşir.

 

                Varlık’ta Farklılaşma

                Farklılık Oluş’ tan sonra gerçekleşir. Farklılaşma varlıktaki bilincin potansiyel haldeki gelişimidir. Bilince giden yücelişin ilk adımıdır. Varlık zamanla oluşup farklılaştı mı bilince ilk adımını atıyor demektir. Ancak henüz tam bilince ulaşılmamıştır. Ne kadar oluşum, form, biçim (hepsi aynı anlamdadır) varsa o kadar bilinç var demektir. Evrensel anlamda bilinç farklılık, kategorik olarak bilinç ise farklılaşmadaki tüm bilinçlerin genel evrensel halidir. Formlardaki sonsuzluk bilinç hallerinin de sonsuzluğu anlamına gelir. Ne kadar farklı form varsa, o kadar farklı bilinç vardır. Ancak bilinç düzeyleri farklıdır. Örneğin; ikinci Doğa’daki insandaki Analitik bilinç ile, Birinci Doğa’daki bilinç arasında fark vardır.

 

Farklılık: Tekillik ve Evrensellik

Farklılık aynı zamanda tekil olmaktır. Benzersiz olmak, kimlikli olmaktır. Farklılaşma evrensel çoğalmanın ve gelişmenin özüdür. Özgürlük ifadesidir. Kendini ifade, çeşitlenme, çoğalarak ve farklılaşarak özgürleşme arayışıdır. Gül örneği: Gül genel evrensel kategoridir. Evrensellik ortak özelliktir. Gül çeşitleri olan beyaz, sarı, kırmızı, pembe vb. renkler tikeldir. İkinci doğada da benzerdir. Mesela, insan evrensel bir kategori olarak tüm insanlık camiasını ifade ederken her ulus, etnik yapı veya halk ise tikelliği yani yereli dile getirir. Ortak bileşim olarak “İnsan” tüm tikellerin toplamından meydana gelir. Toplumsal çeşitlilik ve farklılık bu anlamda ortaya çıkmıştır. Varlıkta gelişmek demek çeşitlenmek, farklılaşmak demektir. Farklılaşmak özgürlüğün dilidir. Farklılık potansiyeli açığa çıkartmaktır. Örneğin, PKK militanı ortak evrenselliğe tekabül eden bir özelliktir. Bu özellikler donmuş değil, sürekli değişiyor, akışkandır. PKK militanını birleştiren: Amaç ve zihniyet birliğidir. Ancak birlik olunsa da aynı değiliz farklıyız. Zaten güzellik, çekicilik buradadır. Her şeyin birbirine benzeştiği yerde hiç kimse yoktur. Farkındalık yoktur. Farklılık yoktur. Kimse kendi kopyasını sevmez. Ancak farklı olana ilgi ve sevgi gelişir. Fark etmek: Kendi özgünlüğünün bilincine varmaktır. Özgünlüğünün öznesi olmaktır. “Evrene bakış açımız, oluşumun temel yasası; farklılık içinde bütünlüktür. Aynılık veya benzerlikler farklılıklarla mümkündür. Benzerlik olmadan farklılık, farklılık olmadan benzerlik dolayısıyla bütünlük olmaz. Yaşamın kendisi özgürlük sağlarken bunu ancak farklılık temelinde gerçekleştirir.” (Önderlik: Temmuz 2013)

 

                Varlık’ta Çeşitlilik Yenilenme ve Değişim

Çeşitlilik: Evrenin dilidir. Varlığın dili çoğalma, çeşitlenme, kendini kanıtlama istemi üzerine kuruludur.

Yenilenme: Varlıktaki kendini aşma, yeniden oluşturmanın evrensel özelliğidir ve özgürlük eğilimidir. Yenilenmenin olmadığı yerde farklılık olmaz, farklılığın olmadığı yerde zenginlik olmaz.

Değişim ise, varlık ve zamanın mevcudiyetinin doğal bir sonucudur. Varlık ve zamanın olması için değişim şarttır. Değişim varlık ve zamanın kanıtıdır. Değişim olmazsa varlık, zaman ve mekânda olmaz.

 

                İnsan Varlığında Oluş ve Bilinç

Bilinç İki Kategoride Gerçekleşir. Birinci Doğa’da evrensel düzeyde. İkinci Doğa’da toplumsal düzeyde. İkinci Doğa kendini maddi ve metafizik–manevi alanda gerçekleştirir var kılar. Kültür ve ahlak böyle gelişir. İkinci doğa maddi olarak: YAPISALLIK, zihniyet olarak: ANLAMSALLIK şeklinde kendini yapılandırır.

  

                İnsandaki Bu Oluş ve Farklılaşmaya Yol Açan Özellikler

                1-) Zihin kapasitesinin yüksekliği. 2-) Zihin esnekliği: Doğruyu da yanlışı da alabilme, uyarlama, değiştirme ve dönüştürme kabiliyeti. 3-) Kendini farklılık temelinde toplumsal düzeyde inşa etme kurgulama sentezleme ve beş temel duyu organını kompleks şeklinde mükemmel kullanması ve aktif uyum.

                Algı: Nesnel gerçekliğin duyular yoluyla öznel bilince aktarma işlemidir. Algı insanın bilgi edinme sürecinin Birinci Basamağıdır. Dış Dünyanın duyumlarla gelen imgesinin bilinçte gerçekleşen tasarımıdır. Dış dünya, olay, olgu ve nesneler, sesler, görüntüler vb. duyular yoluyla girerek bilince yansır ve düşünce işlemini gerçekleştirir.

 

                Düşünce ve Bilinç

                Düşünce; bilgilenme sürecinin ikinci basamağıdır. Dış dünya duyularla algılandıktan sonra düşüncede dönüşüme uğratılıp yeniden üretilir. Bilincin kaynağı doğa, toplumsal yaşam ve deneylenmiş pratiktir. Toplumsal pratikten ve tecrübeden yansıyan algılarla toplumsal bilinç gerçekleşir. Tasarım, sentez, üretim, yorum, fikir, politika, ideoloji vb. böyle gelişir. Bireysel algı toplumsal düzeyde işlendiğinde toplumsal bilince dönüşür. Yoksa bilgi ve bilince dönüşmez. Hayvanlar böyledir. Algılarlar ve anlık tepki verirler ancak onu yorumlayamazlar ve bir tasarıma ya da bilince dönüştüremezler. İnsan AN’larla sınırlı yaşamaz, geçmişi ve geleceği de düşünerek hareket eder.

 

                Kendi Farkına Varma

                İnsandaki bilinç kendi farkına varmaya başlayan bilinçtir. Kendini bilme, tanıma, kendindeki öze ve hakikate ulaşma düzeyidir. Felsefik bilinç ise bilincin en gelişmiş hali olup kendini bilmenin üst aşamasıdır. Biyolojik yaşam sınırlarını aşıp kendini felsefik, sanatsal, edebiyat, ekonomik alanda hakikate ulaştıran bilinçten söz ediyoruz. Bu anlamda Kendini bilme tüm bilmelerin temelidir şeklinde değerlendirilmektedir. Kendi farkındalığa dayalı bu bilinç düzeyine ideolojik bilinç, demokratik bilinç, cins bilinci ya da paradigma diyoruz. Bunların tümü kendini tanımayla alakalıdır. “Kendini tanımlamak belki de toplumların en temel niteliğidir. Kendini tanımlayamayan toplumun varlığından bahsetmek güçtür. Buna toplumun cesetleşmesi demek de mümkündür. Kendini tanımlamanın diğer adı toplumsal ideolojidir. İdeoloji irade haline gelmiş ortak fikirler paketi olarak da tanımlanabilir. Bunun da diğer bir adı toplumsal ahlaktır. Toplumsal ahlakın temel işlevi toplumsal varoluşu kesinleştirmektir. Toplumsal varoluş ancak kendine sahiplenme, yani ideolojik güç haline gelmeyle gerçekleşebilir.” (Önderlik-BHS)

                Devrimci bilinç: İdeolojik bilinç, toplumsal ideoloji, toplumun ortak hafızası, belleği ve değerler bütünü olurken, Devrimci bilinç: sadece tanımayı, anlamayı ve kavramayı değil; toplumsal olmayanı düzeltmeyi, değiştirmeyi ve yeniden kurmayı ifade eder. Devrimci bilinç: sadece bugünü bilen, tahlil eden, sorunları görebilen bir bilinç olmayıp, toplumsallık adına yarının da nasıl kurulması gerektiğini ortaya koyan en ileri bilinçtir. Devrimci bilinç, özgür toplum mücadelesinde, devriminin her aşamasında koşullara uygun karar alıp bunun doğru araç ve yöntemini geliştirip pratikleştiren ideolojik, ahlaki ve politik bilinçlilik düzeyidir. Sosyalizm ve sosyalist kişilik bunu ifade eder. Önderlik Devrimci bilinci: “sistemin tüm bilmelerini kendi bilmesinin ufkuna sığdırma” tarzında tanımlar.

               

SÖMÜRGECİ SİSTEMİNİN KÜRT VARLIĞINI İNKAR ETMESİNİN FELSEFİK, POLİTİK, KÜLTÜREL VE SOSYOLOJİK ANLAMI

                Varlık Olarak inkâr etmenin Felsefik İfadesi Nedir? Varlık aynı zamanda mekandır demiştik. Varlığın, yani mekânın inkârı oluşumun da inkarıdır. Oluşumun yani formun–biçimin inkârı farklılaşma ve zamanın inkarıdır. Oluşum ve zaman yoksa varlık (mekân) ve değişimde yoktur. Oluş yoksa farklılıkta yani tikellik söz konusu değildir. Farklı bir varlıktan söz edilemez. Çünkü aynılık vardır. Ayrı bir özneden söz edilemez. Bağlı olarak Oluşum Farklılaşma yoksa Farketme de gelişmemiştir. Fark etme kendini bilme, tanıma bilincidir, felsefi bilinçtir.

 

                Felfesefik ve Sosyolojik Analizle Kürt varlığını inkârı

                Kürt varlığı yapısallık (kurumsal) ve anlamsal (zihniyet) olarak inkâr edilip yok sayılmıştır. Kürtler bu çerçevede toplumsal bir varlık-halk olarak sayılmamıştır. Varlık – mekân ve oluşum: Etnik–Kültürel–Toplumsal formdur. Özdür, Kürtlüktür, Kürdistan’dır. Dolayısıyla varlık inkarında Kürt ve Kürdistan inkârı vardır.

                Zaman ve Değişim: Zaman ve değişim, Varlığın ve mekânın oluşum süresi, kapsamı ve evrensel yaratım sürecinin toplamıdır. Özcesi toplumsal tarihi süreçtir. OLUŞ’un inkârı tüm zamanların toplamı olan tarihin inkarıdır. Varlığın kendisi, oluşumu, zamanı, mekânı inkâr edilmiş ve yok sayılmışsa bunun anlamı o varlığın tarih dışına itilmesidir.  Bu açıdan varlık zamansız ve tarihsiz kılnmaktadır. Bu düşünceye göre Kürt varlığı ve bu varlığın üstünde var olduğu mekân Kürdistan diye bir olgu bulunmamaktadır. Kültürel soykırım ve statüsüzlük bunun sonucu gelişmiştir. Zira varlığı meçhul olan bir toplumun statüsünden bahsedilemez. O zamanın ve mekânın dışında sayılarak “YOK” hükmünde sayılmıştır. Fakat hakikat gizlenebilir ancak yok edilemez. Mutlaka gün yüzüne çıkacak ya da çıkarılacaktır.

                Farklılık ve Farketme: Farklılık bilince gidişin, varlık ve oluş olarak kendini gerçekleştirmenin ve farkını ortaya koymanın ilk adımıdır. Fark etme, farkına varma ise; tanıma, bilmedir, toplumsal bilinç, zihniyettir, ideolojidir. Bir toplum için varlık, oluş ve bilinç yok sayılıyorsa o zaman varlık ve özne olmaktan çıkarılmış demektir. Özne olamayan nesne durumundadır. Kendi başına bir varlık, bir kimlik, bir halk ve bir irade değil de bir eklentidir. Kendisi değildir, diğer varlıkların, yani öznelerin bir parçasıdır, diğer özne kültürlerin alt veya yan koludur. Onlar için gerçekleşme malzemesidir, ham meddedir.   Örneğin; Kürtler Arapların ümmetinden bir parça, Farsların bir akraba kolu ve Türklerin dağ kısmı olarak görülerek ayrı bir halk olarak kabul edilmemişlerdir. Oysa evrensel tarihte bir varlığın kendi varlığının oluşumunda temel rol oynayan başka bir varlığı inkâr etmesi aynı zaman kendini de inkâr etmesi anlamındadır. Başka varlıkları inkâr eden varlık yarıdır, sakattır, bir yanı eksiktir, karanlıktır ve krizlidir. Bu yüzden Ortadoğu’daki krizin temeli Kürt varlığının inkarından kaynaklanmaktadır.

          Bu bakımdan Kürt varlığının aydınlatılması diğer varlıkların tarihinin de aydınlatılması anlamındadır. Egemen sömürgeci sistemin çarpıttığı tüm yönlerin açığa çıkarılmasıdır. Ancak bu temelde Demokratik toplum gerçeği ve halkların Demokratik birlikteliği sağlanabilir. Çünkü ancak özne olmuş toplumlar eşit, özgür ve demokratik birlik oluşturabilir. Varlıkların özne olma hali ancak özgürlüğü ve eşit birlikteliği yaratabilir.

 

FELSEFİK AÇIDAN KÜRT VARLIĞI VE PKK GERÇEĞİ

                20. yüzyıldaki Kürtlük Kurtarılmadan önce “var kılınması gereken bir Kürtlüktür.” Bir şey eğer varlık sorunu yaşıyorsa öncelikle yapılması gereken onu kurtarmak değil, var kılmaktır. Varlığı olmayanın özgürlüğü de olmaz. Özgürlük varlıkla mümkündür. Statü varlığın kabul edilme durumudur. Statü, varlığın varlığı, özelliklede toplumsal hali kabul edilmemişse orada statüsüzlük vardır ki, bunun siyasal anlamı soykırımdır. Kurtuluş, Özgürlük ve eşitlik gibi kavramlar ancak varlıksal sorunu çözmüş varlıklar için anlam ifade edebilir. Dolayısıyla PKK eylemselliğinin kurtuluş yönünden çok, var kılıcı yönü önem taşımıştır. Var kılma süreci “Diriliş devrimi “olarak tanımlanmıştır. “20.yüzyıl, Kürtlerin varlığını kanıtlamaya çalışarak geçirildi. Bir halk için en büyük trajedilerden biri budur. Yani var olduğunu ispat etmeye çalışmak…” (Önderlik)

                Varlıktaki oluşumun gerçekleşmesi için bir güç, enerji, itim kuvveti yani içsel ve dışsal bir irade gerekir. İçsel irade belirleyici, dışsal ise etkileyicidir. Dindeki ifadesi Tanrıdır. Biz toplumsallık ve insan bilinci-iradesi, Parti ya da örgüt diyoruz. PKK Kürt varlığının oluşumunda belirleyici büyük bir iradedir. PKK, güçtür, bilinçtir, zihniyet ve toplumsal oluştur. Özgür yaşamın ocağıdır. PKK ‘deki yaşam oluşumu ideolojik, ahlaki ve politik oluşumdur. İdeolojik ve ahlak oluşumumuzun temel hamurudur. İdeolojik katılım anlamlı katılımdır.

                PKK’ye anlamlı katılım yapmayanın yüreği ve düşüncesi de başkasıyladır. “Yüreği ve düşüncesi bizim olmayanın eylemi de bizim değildir” belirlemesi bu anlamda yapılmıştır. PKK oluşum tarzında Geçmiş-Şimdi-Gelecek An’ da yaşanır. Anladığın an oluştuğumuz andır. Etrafını da oluşturduğun andır. İnsan yaşamı sürekli bir oluşum halindedir, ideolojik, politik ve felsefi yaşam tarzının etkisiyle oluşuyor, şekil alıyor. Bu oluşum sürekli bir akıştır, boşluk yoktur. Yirmi dört saat işliyor. Dünden kopuk, yarından kesik değildir. PKK’de oluşum ve yaşam sürekli aktif haldedir. İrade, inanç, kararlılık, azim, doğru yöntem, emek ve bağlılıktır. PKK bir özne olma durumudur. PKK’de yaşam-oluşum bir İrade olarak her andır.

 

PKK Kürt Varlığını Anlamlandırmıştır

Varlık ve Oluş yaşamın anlamı için yeterli değildir. Bilinmek var olmak anlam için yeterli değildir. Her ağaç meyvesinden tanınır. Üzüm ağacının –salkımının varlığı üzüm taneleriyle anlam bulur, farklılığını ortaya koyar. Çiçekler renkleri ile kendilerini belli eder. İnsan Anlam düzeyiyle kendini yansıtır. “Anlam ve anlaşılma ihtiyacı eylemi evrenin temel dürtüsüdür’’ (Önderlik). Çünkü; Yaşam yaşamak için değildir. Asıl amaç yaşamı anlamlandırmaktır. ‘’Ben bir sır idim bilinmek için evreni yarattım” Kutsal kitap yorumu: Evrenin ya da insanın kendini var kılma anlamlandırma ve tanıma çabasıdır.

Anlam nedir? Anlam: Bir nevi hakikatin potansiyelidir. Bu potansiyel dile geldikçe, özgürce konuşup ve yapılandırıldıkça hakikat haline gelmiş olur. Anlam, oluşumda kimlikleşmede ve varlıksal olunmada yetkinleşmedir. Bir birey bir toplum olarak var olmak anlamlı bir oluşa özgürlük duruşuna sahip olunduğu anlamına gelmez. Anlam zihinde oluşan düşünce gücüdür. Anlam ideolojidir. Düşünsel alandaki yoğunlaşmadır. Bunun dile gelişi politika, gerçekleşmesi ise pratik-eylem anlamına gelir. Anladığın anda oluşuyorsun. Eğer anladığımızı söylüyor ve yapmıyorsak o zaman ya anlamamışız ya yanlış anlamışız ya da anlamak istemiyoruz veya inanmıyoruz demektir. PKK’nin devrimciliği AN’ın devrimciliğidir. Yani şimdi ’nin devrimciliğidir. Ancak AN’ da geçmiş ve geleceği birleştirerek yaşanır. Hayvanların geçmişi anlama ve geleceği tasarlama diye bir sorunu yoktur. “Ben kimim?” sorusu, geçmişi bilme istemi bir insan özelliğidir. Geçmiş ve gelecekten kopuk AN’ı yaşamak hayvana mahsustur. Dolayısıyla kapitalist modernitenin hâkim kıldığı bireyci yaşam tarzı hayvanlaştıran biyolojik yaşam tarzı oluyor. Anın tüketici hayvanı kapitalizmin yarattığı bireyci-bencil insan tipidir. Tarihin dışına itilmiş ve gelecekten kopartılmış bireydir. Nereden geldiğini bilmezsen nereye gideceğini bilemezsin. Geçmiş nereye gideceğinin bilincidir. Bilinç geçmişten gelir ve geleceğe yöneltir. Geçmiş denen şey geçmeyen ve günceli ve geleceği belirleyen değerler sistemidir. Değerlerden kopmak tarihinden, manevi ve ahlaki değerlerinden kopma anlamındadır. İnsan Anlamın esas yoğunlaştığı alandır. Bu bakımdan “Anlam toplumsal insanın tanrılaşmasıdır.”  “Anlam ve Hissin yarattığı insan en güçlü insandır.’’ (Önderlik)

Anlam tarihsel ve toplumsaldır: Anlamlılıklar bireyle sınırlı kalmayıp toplumsal anlamlara dönüştüğünde toplumsal hakikate dönüşür. Anlam, Toplumsal yaşamın özüdür. Eğer toplumlar tarihsel varlıklar ise o zaman anlamları tarihseldir. Anlam ise toplumsal yaşamın özüdür. Toplumsal yaşamın amacı ruhu ve zihni olarak tanımlanabilir. Hakikat ise, bu tarihsel toplum varlığının teşkil ettiği anlamlılığın mitolojik, dinsel, sanatsal bilgelik ve bilimsel olarak dile ifade ve biçime kavuşturmasıdır.

 

                Özgür Kürt Kişiliğinin Oluşumunda Önderlik Esas Güçtür

                 PKK Kürt varlığının aydınlatılması ve hakikatinin açığa çıkarılmasıdır. Bu nedenle PKK Kürt toplumunun aydınlanması ve Rönesans’ıdır. Aydınlanmak ilgili varlık konusunda hakikatle tanışmaktır. Hakikat ise uğruna büyük mücadele verilerek ulaşılan hedeftir. Kürtlere ilişkin uyku hali o denli derin ve ölüme yakındı ki, Hakikati uğruna savaşı çok karmaşık ve zorlu geçmektedir. “Hakikat uykudaki gerçekliğin uyandırılmış halidir.” Uyuyan gerçekliğin sorunu yoktur. Bir açıdan ölüm uykusuna benzer. Kürt varlığı uyuyan gerçeklikti. PKK bu gerçekliğin uyanışıdır. Yani PKK Kürt varlığının hakikati oluyor.

PKK tasfiyenin eşiğindeki Kürt varlığını sadece kanıtlamadı, onu var kıldı. PKK eylem olarak Kürtleri var kıldı. “YOK” sayılanı “VAR” kılma en radikal eylemdir. “KÜRT-KÜRDİSTAN” olgularını yeniden açığa çıkararak var kılmak belki de egemen güçlere karşı en sarsıcı eylem olmaktadır. Kürt varlığını inkâr eden sistemlerin hazmedemedikleri de bu husustur. En başta da Türk sömürgeci sisteminin Kürt ve Kürdistan varlığına karşı beslediği derin düşmanlık bununla bağlantılıdır. Kurguladıkları “Türk varlığı” nin bekasını Kürt varlığının yokluğu üzerinden hesaplamışlardır. Dört parça Kürdistan ve Kürtlük adına ne varsa saldırmaları ve yok etme istemeleri, yaptıkları katliamlar ve Rojava işgalinin amacı da budur: Kürt varlığının öz yönetim gücü olarak özne olmasını engellemek ve yok etmek. Çünkü TC denen rejimin kuruluşu Kürt varlığının inkârı ve imhası esaslarına dayanır. Bu yüzden Kürtlerin bir statüye kavuşmasını kendi varlıkları açısından çok tehlikeli görmekteler. Ya kendilerini hakikate göre değiştirecekler-ki bunu yapabilecek zihniyetten yoksunlar- ya da savaşı derinleştirecekler. Tercihleri ikincisi olmaktadır. Önderliğe yönelik İmralı tecrit sistemi, kayyum işgalleri, askeri ve siyasi soykırım operasyonlarının nedeni de yine Kürt varlığıyla alakalıdır.

Önderlik uyutulan ve varlığı inkâr edilmiş Kürt halkını uyandırdı, politik ve örgütsel bilinç kazandırdı, var kıldı, özne haline getirerek öz kimliğe ve öz yönetime kavuşturdu. Dünyanın hayran kaldığı direnişçi Kürt bireyine dönüştürdü. Bir daha sala var olamaz denen varlığı adeta diriltti. Tanınmaz ve kördüğüm haline getirilmiş Kürt varlığı gibi ağır bir sorunu ancak Önderlik ve PKK ele almış ve çözümlemiştir. Gülün kayada yeşermesi olarak değerlendirilen bu durum Önderliğin amacı, yaşamı ve direniş tarzı haline geldi. Uluslararası komplo ve İmralı sistemi bu nedenle geliştirildi. Önderlik herkesin aşağılayıp yok saydığı varlığı tanımladı, kendini tanır hale getirdi ve var kıldı. Önderlik hem sitemi hem de sitemin yarattığı toplumsal gerçekliği sert bir eleştiriye tabi tuttu. Kürt varlığı kendisine dayatılan soykırımı PKK çıkışına kadar bir ölçüde kabullenmişti. Kendi özüne yabancılaşan bir varlık haline gelerek erime sürecine girmişti. Bugün bile görkemli direnişe ve büyük şahadetlere rağmen Kürt varlığının çözümsüzlüğü devam etmektedir. Kuşkusuz bunun nedeni Kürt varlığının düşürüldüğü sosyal durumdur. Kürt varlığı yaşadığı asimilasyon ve soykırım neticesinde zihniyet olarak başka ideolojilerin etkisinde kaldı, yabancı ideolojiler Kürt varlığının sosyal yaşamını belirledi. İşbirlikçilik ve ihanet Kürtlerde bir yaşam tarzı haline getirildi. Sosyal yaşamın kaybedilişiyle hakikatte kaybedildi. Önderlik bu açıdan “Nasıl yaşamalı” sorusuyla Kürt varlığını tarihsel sorgulamaya tabi tutarak çözümledi ve yeniden inşa etti. Kürt hakikatini açığa çıkardı.  Önderlik Kürt varlığının getirildiği durumunu ve trajedisini şöyle tanımlar: “Kendim bu gerçekliğin açıklamasını yaptım, yetmedi. Siyasetini yaptım o da yetmedi. Savaşına soyundum, yürüttüm o da yetmedi. Barışına adım attım o da bir türlü tutmuyor.”

Önderlik kendi varlığında Kürt varlığını açığa çıkararak oluşturdu. Önderlik hakikatiyle PKK gerçeği, PKK gerçeğiyle de Özgür Kürt varlığı yaratıldı. Kürt varlığı bu anlamda Önderliğe borçludur. Ona olan borcumuzu ancak onu sahiplenmek, yaşamsallaştırmak ve düşüncelerini doğru temelde uygulamakla ödeyebiliriz. En başta da İmralı rejimini parçalamak Özgür Kürt varlığı açısından birinci vazifedir. İyi bilmek gerekir ki, Kürt varlığının özgürlüğü ancak Önderlikle mümkündür. Zira Önderlik bir bireyin ötesinde toplumsal ve ulusal varlığın sentezidir, oluşumu ve çözümüdür. Önderliğe yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır. İmralı Kürt soykırımın merkezidir, orası parçalanmadan soykırım durdurulamaz.

 

                PKK ile Yeniden Gerçekleşen Büyük Kürt Varlık Doğuşu

                PKK ile gerçekleşen Kürt varlık Doğuşunu Önderlik üç dönem şeklinde değerlendirir.

                Birinci Büyük Doğuş: 1973 – 79: Zihnen doğuşu ifade eder. Ulusal toplum ister gerçekleşmiş olsun ister olmasın zihnen bir doğuş olarak tasarlanmış ve planlanmıştır. İlke olarak Kürtlük esas alınmış. Fakat ortada nasıl bir Kürtlüğün olduğu yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Tarihsel ve mekânsal olarak Kürt varoluşu değerlendirilmiştir. Nasıl bir toplum olduğu, ülkesi, dili, sınırları, parçalanmışlığı, geriliği veya çağdaşlığı en kaba bilgilerle tartışma konusu yapılmıştır. Kürdistan bir ülke, Kürtlerde bir halk olarak ele alınmıştır. Tartışmayı yapan çekirdek gruptur, önemi nicelikte değil niteliktedir. Ankara’dan çıkış ve Kürdistan’a yayılış olarak geçen 1973 – 1979 döneminin esas özü, bu gerçekliğin dile gelişi ve yeni Kürt hakikati olarak anlam bulmasıdır. PKK bu yeni hakikatin ismidir. Haki Karer bu dönemin büyük şehididir.

                İkinci Büyük Doğuş: 1980 – 2005: 1980’den 2005’e kadar geçen süreç esasında nesne olgusundan bilinçlenen, örgütlenen, savaşan, böylelikle özgürleşen ve özneleşen Kürt ulusal toplumuna dönüşü ifadelendirir Nesnel Kürtlükten özgürleşen ve özneleşen Kürtlüğe geçiş söz konusudur. Buna eski kadavra ve köle Kürtlükten yeniden canlanan ve özgürleşen Kürtlükte diyebiliriz. Burada küçük bir grubun zihnen ve ismen doğuşu değil, sayıları milyonları aşan bir halkın nesnel durumunu ve köle geçmişinden kendini özgürce ifadelendiren, eylemlendiren ve savaştıran gerçeğine dönüşü söz konusudur. Buna tipik olarak çağdaş (modern) bir halk, demokratik ulus toplumu halinde yeniden doğuş da diyebiliriz. Oluş sürecinin ilk biçimleri; HRK (Hêzên Rizgariya Kurdîstan) ve ERNK (Eniya Rizgariya Netewa Kurdîstan)’dır.

                Üçüncü Büyük Doğuş: 2005 ve Sonrası: KCK sisteminin ilanı ile başlayan süreçtir. 2005 ve sonrası yılların farkı, oluşan yeni bir özde kimlikleşme, kalıcı varlık halini alma ve özgür yaşamda ısrardan kaynaklanır. Sorunlar artık doğuş, oluş sorunları değil, büyüme, korunma ve farklılaşmadan kaynaklanan öz kimlik ve yaşam sorunlarıdır. Zihnen doğuş yerini bedensel doğuşa, oradan bedenin farklı organlarına dönüşmeye bırakmaktadır.

Üçüncü dönem, var oluşun varlık haline gelmesi, kimliğini ve özgürlüğünü kazanmış bir varlık olarak anlam ifade etmesidir. Hakikatine ulaşmıış varlığın özgürlüğünü sağlama ve varlığını koruma amaçlı direniş sürecidir. Bunun anlamı özgür ülke topraklarında özgür yaşam inşasıdır. Bu inşa günümüzde çok sert bir devrimsel mücadele süreciyle gerçekleşmektedir.

 

Dıjwar SASON

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.