Tescillenmiş DAİŞ-TC İlişkileri
Makaleler / 04 Kasım 2019 Pazartesi Saat 09:57
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ABD ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) ortak operasyonu ile 27 Ekim 2019 tarihinde İdlib’de öldürülen DAİŞ lideri Ebubekir El-Bağdadi’nin Recep Tayip Erdoğan ile direkt iletişimde olduğu ve bu iletişimin Hakan Fidan ile MİT Özel Faaliyetler Dairesi başkanı emekli albay Kemal Eskintan’ın sağladığı öğrenilmişti.

Bağdadi’nin saklandığı ve operasyonun yapıldığı Barişa köyü, Hatay-Reyhanlı sınırına 5 km mesafede. Yani Türkiye denetimindeki bölgede.

“İdlib bizden sorulur” diyen AKP rejiminin koruma-kollama sahası içinde DAİŞ lideri sığınak buluyor, DAİŞ hücreler açıyor. Esasen DAİŞ, Menbic, Rakka ve Dêrazor hatlarında yenilirken çekilme kollarından biri İdlib’di. DAİŞ’in İdlib’e sızdığını 2018’den beri intihar eylemlerinden, bombalı saldırılardan ve infazlardan anlıyorduk. Türkiye artık DAİŞ’le olan ilişkisini örtemeyecek kadar açıktan yapmaya başladı. DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi’nin ölümüyle birlikte TC ve DAİŞ kirli ağları tümden açığa çıkmaya başladı.

 

Peki bu kirli ilişki nereye dayanıyor?

2011 yılında Suriye’de selefi silahlı güçlerin harekete geçirilerek başlattıkları savaşın amacı Suriye’de de Rusya’nın nüfuzunu kırmak, mevcut Suriye rejimini yıkarak kendileri ile işbirliği yapacak güçler öncülüğünde yeni bir rejim kurmak ve Suriye’nin kaynaklarını paylaşmaktı.

AKP iktidarı da Suriye’nin yeraltı, yerüstü kaynaklarından payına düşecek kırıntılara ulaşmak için harekete geçti. Bunun üzerine Suriye rejiminin yıkılması için kullanılacak çete güçleri Türkiye’de örgütlenmeye başladı. Türkiye’de çekirdek örgütlenmesi yapılmaya başlanan bu çete yapılanmasına da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı verildi. Türkiye sınırları tümüyle cihatçı selefi çetelere açılmaya başlandı. Her türlü insan, silah ve malzeme desteği Türkiye üzerinden sağlandı. Ancak, Ortadoğu’da yeni Osmanlı hayallerini kurmaya başlayan Erdoğan’ın evdeki hesabı çarşıya uymadı. Irak’taki Sünni isyanı, Suriye’deki gelişmelerle birleşti ve DAİŞ projesine dönüştü. Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar da en çok destekleyen ülkeler arasında yer aldı. Desteklerin başında silah, para ve çatışmalara katılacak insan sevkiyatı geliyordu. Verilen desteklerle gelişen ve büyüyen, kendini devlet olarak ilan eden IŞİD, Irak ve Suriye topraklarını hızla işgal etmeye başladı. Suriye’nin Rakka kentini merkez edindi. Suriye iç savaşındaki dengelerle birlikte hesaplar da değişmeye başladı.

Türkiye, kendi iç siyasetinde de girdiği bataklıktan kurtulma çaresini DAİŞ’e her türlü desteği vermekte aradı. Sınırlar gevşetildi, yollar açıldı; insan, silah ve malzeme geçişleri MİT’in desteğiyle kolaylaştırıldı; dernekler, vakıflar, şirketler kurmalarına, para transferlerine, örgütlere insan kazandırmak için eğitimler yapmalarına, yasadışı örgütsel etkinlik ve eylemlerine fiilen izin verilirken bir taraftan da kaydedildi. Türkiye DAİŞ için sadece bir geçiş hattı olarak kalmamakla birlikte başta Adıyaman, Gaziantep olmak üzere birçok ilde hücreler kurma, silah ve malzeme depolama alanı olarak kullanıldı.

Daha önce QSD tarafından ele geçirilen birçok İŞİD elemanlarından biri olan, IŞİD emiri İlyas Aydın (Ebu Ubeyde) diyor ki, “MİT ile toplantılar yaptık. Bu toplantılarda Suruç, 10 Ekim katliamlarını konuştuk. İki Türk askerinin yakılmamasına karşılık IŞİD tutuklularının bırakılmasına dair pazarlık yaptık.” İlyas Aydın’ın da bizzat DAİŞ eliyle yapıldığını itiraf ettiği Suruç katliamı başta olmak üzere Reyhanlı, Diyarbakır, Ankara ve Atatürk Havalimanı, Reina  katliamları AKP iktidarının isteğiyle yapılmıştı. Kendi çürümüş ve miadını dolduran iktidarı için yüzlerce sivilin kanında eli olan bir diktatörle karşı karşıyayız.

 

DAİŞ ­= Türkiye işte kanıtlar..

Buna 23 Mart 2019’da Derezor Baxoz’da QSD güçleri tarafından yakalanan Taha Abdurrahim Abdullah’ın itirafından başlayabiliriz. Taha Abdurrahim Abdullah, Bağdadi’nin yakın adamlarından olup Bağdadi’nin Türkiye’yi memnun etmek için yeni halife olarak Abdullah Qardaş'ı belirlediğini söyledi. Ayrıca Abdullah’ın, Türkiye ve Avrupa’daki patlamaları yapmaktan sorumlu olan ekiplerin (Alaqat Hariciye) genel emirliğini de yaptığı diğer üst düzey DAİŞ tutuklularının ifadelerinden biliniyor.

Yine QSD tarafından yakalanan Bahreynli Eyub Mihemed Mirbati adlı DAİŞ üyesi, “Tüm maddeler Türkiye’den geliyordu. Füze, havan ve mermi düzenekleri yapıyorduk, özel namlular Türkiye’den alınıyordu. Barut, TNT gibi malzemeler de Türkiye ile anlaşmalı arabulucular yoluyla temin ediliyordu. IŞİD ile Türkiye arasında, Türkiye’ye petrol satışı anlaşmaları da vardı.”şeklinde Türkiye ve DAİŞ ilişkisini itiraflarında yer vermişti.

Türkiye’nin DAİŞ’le olan ilişkisi sadece yakalanan çetelerin ifadelerinde değil uluslararası alanda da birçok basın kuruluşu, siyasetçi ve gazeteci belgelerle bunu kanıtlamıştı. Bunun somut örneği ABD Temsilciler Meclisi'nin Ermeni Soykırımı'nı resmi olarak tanıyan yasa tasarısı ve Türkiye'ye yaptırım tasarısını onaylamasını değerlendiren  ABD başkan adayı Tulsi Gabbard: "Erdoğan yıllardır IŞİD/El Kaide'ye yardım etmekte. Bunu reddetti fakat şimdi açıkça eski IŞİD/El Kaide militanlarını kullanarak aslında kim olduğunu ifşa ediyor: Kendisinin mutlak güç sahibi halife olduğu bir halifelik sistemini kurmak isteyen radikal islamcı bir megalomanyak" ifadesini kullandı.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov,DAİŞ’in Suriye ve Irak’ta çaldığı petrolün ana tüketicisi Türkiye. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin, Suriye’de IŞİD’in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatlarıyla doğrudan ilişkisi var. Kasım ayında Türkiye sınırı yakınlarında 16 bin 260 adet petrol tankeri görüldü. Şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.

2016’nın şubat ayında Rusya’nın Birleşmiş Milletlerdeki Daimi Temsilcisi Vitaly Churkin; MİT’in DAİŞ ile ilişkide olduğunu, MİT ile DAİŞ’in ortaklaşa inşa ettikleri şebekenin Antalya’da bulunduğunu ve dünyanın muhtelif devletlerinden gelen kişileri örgütlemelerinin ardından Suriye’ye gönderdiklerini belirtti. Örgütlemelerin resmi yetkililerin onay ve desteği ile olduğunu belirten Churkin; Erdoğan rejiminin aynı zamanda Suriye’de yaralanan DAİŞ’lileri sınıra yakın güvenli bölgelerde tedavi ettiğini açıklamıştı.

YPG’nin yaptığı operasyonlarda ise, Türkiye’den getirilen ve İstanbul’dan bir ilaç firması tarafından ithal edilen Galena markalı serumlar ele geçirildi. 2017’de Tabka’da yapılan operasyonlarda MKE yapımı silahlar bulundu. Daha sonra pek çok noktada da, Türk malı silahlar bulunmaya devam etti.

Daha önce Süleymaniye’nin Dukan nahiyesinde 4 Ağustos 2017’de Şehit Sakine Cansız Devrimci İntikam Birimleri tarafından Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yönelik yapılan özel bir operasyonda yakalanan MİT’in PKK Masası Sorumlularından  Erhan Pekçetin ve Aydın Günel, Türkiye’nin Suriye’de faaliyet gösteren cihadist gruplara ve DAİŞ’e verdiği yardımların neler olduğu tek tek itiraf etmişti.

Tüm bu kanıtlara rağmen faşist AKP rejimi DAİŞ’le olan ilişkisini kabul etmemekle birlikte 9 Ekim 2019’ta ‘Barış Pınarı’ adıyla başlattığı işgal operasyonuyla DAİŞ’i farklı maskelere büründürerek Suriye Milli Ordusu adı altında Kürt halkına ve tüm Suriye haklarına karşı soykırım ve katliamlarına devam etmektedir. AKP rejimi Güvenli bölge adı altında Suriye topraklarında bir taşla kuş sürüsünü düşürme hayelleri peşindedir. Fakat hem iç siyasette hem dış siyasette, hem ekomomik yönden hem de toplumsal yönden bataklığa saplanmıştır. Son çırpınışlar işe yarar mı bilinmez ama bu sefer büyük kaybedeceği kesin...

 

Militan RÊHAT

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR

ARAMA