Geleceği Öldürmek
Makaleler / 02 Kasım 2019 Cumartesi Saat 06:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dili yasaklanan parçalanan ve katliamdan geçirilen bir coğrafyanın isyanlarında gözlerimi açtım.

İsyanların, haykırışların, barut kokusunun tam ortasında büyümeye başladım. Yasaklı olan kadim toprakların kokusuyla büyüdüm. Büyümeye çalıştım.

Ülkem dört parçaya ayrılmış ve ben sadece bir parçasıyım. Eksik yanlarımı arıyorum barut kokan toprağımda. Parçalanan ülkemde toprak barut kokar. Toprağın gerçek kokusunu alamadım hiç.. Çünkü toprağım katliamların, soykırımların ve silah seslerinin hiç bitmediği bir coğrafyaydı.

Benim oyuncaklarım boş mermi kovanları ve katledilmem için atılan bombaların parçalarıydı. Katledilmem için atılan kovanlardan, bomba parçalarından yeni yaşamlar yaratıyordum hayallerimde. Çocuktum ve ben sadece ülkemin bir parçasıydım.  Parçalanan ülkemin diğer parçalarından uzakta olduğum kadar çok yakındım da.

Benim ülkemde çocuklar büyümez derlerdi. Evet benim ülkemin diğer parçalarında da çocuklar büyümüyor. Büyümelerine izin verilmiyor. Onun için biz hiç büyümedik ve hep çocuk kaldık.

Biz Kürt çocukları olarak gelecek dediğimiz zaman olgusuyla hiç tanışmadık. Büyüdüğümü hayal ettikçe kurşun sıkılıyordu hayallerime. Bir yanım, kurşun, barut kokusu bir yanım ise çığlık çığlığa isyanların arifesindeydim. Cellatlar iş başındaydı ve yine büyümemize izin vermeyecekleri bir sabaha gözlerimi açıyorum.

Bugün 9 Ekim, halkımı katliamdan geçirmek için gelen cellatlarla yüz yüze kalıyorum. Gökyüzü maviliğini, önce griye daha sonrada siyaha bırakırıyordu. Dumanlar, bağrışlar, cellatların Alluhu Ekber sesleri, Kürtleri katletmek mübahtır naraları yükseliyordu kararttıkları gökyüzünden.

Katliam seslerinin içinden Cellatların, bedenimi parçalayacaklarını hiç hesaba katmamıştım. Ben daha 13 yaşındayım ve Serekaniyê’nin bir mahallesinde oyun oynamaya başlamıştım ki, katliam sırası bana gelmişti. Türk cellatlarının attığı fosfor dedikleri bir bombayla katlediliyordum. Vücudum da ülkem gibi ateş içindeydi. Yanıyordum.. Ülkem gibi yanıyordum ve bağrışlarım arşa yükseliyordu.

Bağırışlarım arşa yükselirken, Qamışlo’da Sara’nın haykırışlarını duyuyordum. Bir daha oynayamacağını haykırıyordu bütün dünyaya. Ayağını kesmiştiler ve daha Sara 7 yaşındaydı. Sara’nın haykırışı ayağını kaybedişinden değildi. Abisi Muhammed 11 yaşındaydı ve Türk cellatları onu katletmişti. Çocuktu o da, ben ülkem gibi yanarken, Muhammed ve onlarca Muhammedler katlediliyordu.

İnsanlık lal olmuş benim yanan bedenimin haykırışlarına. Sara’nın haykırışları arşa yükseliyordu. Biz yine katlediliyorduk. Çünkü biz Kürttük, bizim katlimiz helaldi Türk devletinin cellatlarına göre.

Katledilme fermanımız onaylanmıştı zaten. Ben de Cizre’de dondurucuya konulan Cemile gibi, bedenine 13 kurşun sıkılan Uğur Kaymaz gibi, Ceylan’ın umutlu bakışlarının parçalanması gibi, cellatlar tarafından parçalanacaktım. Üstüme toprak dahi atılmayacaktı belki de. Ağıtlar yakılmayacaktı küçücük benimin gidişine. Anneler en çok ağıt yakar kendi dilleriyle. Ama annem yoktu yanımda. Ben oyun oynuyordum ve oyunumu barut ve kimyasal silahlar yok ettiler.

Halepçe’deki gibi Elma Kokusu yoktu ama ben katlediliyordum. Bedenim cehennem ateşinde yanıyordu. Haykırışlarım arşa yükselirken cellatlar katletmenin zirvesini yaşıyorlardı. Ve sormaya başlıyordum Tanrı hep acımasız mı davranır Kürt çocuklarına?

Ben Kürt halkının katliamdan geçirilmesindeki gerçeğim. Parçalansa da küçük bedenlerimiz yine de biz büyümeye ve kalan eksik yanlarımızı tamamlamaya and içmiştik.

Sara GULAN

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR

ARAMA