‘Sürgün Kürdistan’a Yolculuk -2
Dizi Yazı / 23 Nisan 2010 Cuma Saat 18:06
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt coğrafyasını suni sınırlarla bölen bölgede daldığımız karmaşık düşüncelerden Şengal dağının muhteşem güzelliği ile uyanıyoruz.

Şengal dağında...

Kürt coğrafyasını suni sınırlarla bölen bölgede daldığımız karmaşık düşüncelerden Şengal dağının muhteşem güzelliği ile uyanıyoruz. İlk bakışta yapısı ve vadi içerisinde yapılan bahçeleriyle Gabbar dağını anımsatıyor. Yezidi Kürtler kendileri için korunak olarak gördükleri Şengal dağına çok büyük emekler vermiş. Buldukları 4 metrekarelik toprağı etrafına 3 metreye kadar ördükleri duvarlarla bahçe haline getirmişler. Bu haliyle asma bahçeleri andıran bir görüntü veriyor bahçeler. Vadiden yukarı üçer-dörder metre yükselti ile yapılan bahçeler yamaçlara kadar uzanıyor.

Şengal dağında inşa edilen tarıma dayalı uygarlığın muhteşem görüntüleri arasında zirveye doğru kıvrak virajlardan araba ile yol alıyoruz. Bazı yerlerde toplu köyler hala varlığını sürdürürken, yerleşime el veren her toprak parçasında evler inşa edilmiş. Dağınık yerleşim görüntüsü ile Federal Kürdistan ve Irak köylerinden farklılığını ortaya koyarken, bu yerleşim tarzı dağın yamaçlarında evler inşa eden Yezidi Kürtlerin sükunet aradığının ispatı oluyor.

Şengal’de...

Bu manzaralar arasında zirveye çıkıyoruz, aşağıda sırtını dağ yamacına yaslamış, inançlarını kültürlerinde, kültürlerini inançlarında koruyan ‘sürgün Kürdistan’ Şengal olduğunu tahmin ettiğimiz şehir duruyor. Yine kıvrımı bol yollardan aşağıya iniyoruz. Virajların dar olduğu yollar her an bir kazaya davetiye çıkarıyor. Temkinli ama heyecanlı inişin ardından eski Şengal diye tanımlanan taştan yapılmış, yıkık-boş evlerin egzotik yapısı ‘tarih benim, tanık benim’ duruşu ile bizi karşılıyor. Havanın kararmasından dolayı tam göremesekte eski Şengal’in heybetine kapılmamak elde değil.

Kısa süre sonra Yezidi Demokrasi ve Özgürlük Hareketi TEVDA’nın merkezine varıyoruz. 20’ye yakın kişi Maxmur’dan gelenleri içtenlikle kapıda karşılıyor. Çay ikramı ardından iki ayrı eve misafir ediliyoruz. Evde boy boy çocuklar arada bir kapı aralığından başlarını uzatıp misafirlerin kim olduğunu merak ediyorlar. Çocuklarla tanışmak istiyoruz ama başta utangaçlar. Bir süre sonra misafirlerine alışıyorlar. Şilan, Dılgeş, Evin, Diyana... hepsi de çok sempatik. Hele Şilan çok zeki bir kız, henüz 3 yaşında. Ev sahibi Rakan adlı Ezidi Kürdü sıcak, saygılı misafirperverlik gösteriyor.

Zulüm devam ediyor

Ev sahibi Rakan’a “Şengal nasıl, buradaki Ezidi Kürtlerin sayısı ne kadar?” diye soruyoruz. Nereden başlasam anlamına gelen kısa bir ara ve iç çekişten, ne denli büyük acılar yaşadığını anlamaya yetiyor. “1411 yılında 300.000 Ezidinin evi Osmanlı tarafından yakıldı, onbinlercesi vahşice öldürüldü” diyerek söze başlıyor Rakan. Ardından “Osmanlı yanında Araplardan da büyük zulümler gördü Ezidiler” diye devam ediyor.

1975 yılında Şengal’e bağlı 136 köy olduğunu, KDP’nin tasfiyesiyle sonuçlanan Aşbetal süreci ile tüm köylerin boşaltılıp, 13 beldede bir araya getirildiklerini öğreniyoruz. “Irak Baas Partisi, Ezidi Kürtleri asimile etmek için 136 köyü yakıp 13 beldede topladı” diyor Rakan. Bu süreçten sonra Kürt çocuklarına Arapça öğrenme zorunluluğu getirildiğini, Arapça öğrenemeyen çocuğun ailesinden alınıp götürüldüğünü ve bir daha kendisinden haber alınamadığını belirtiyor.

Sözü bu sefer Rakan’ın akrabası Nasır devr alıyor. 1992-93 yıllarında Irak ordusuna askerlik yapmak istemeyip kaçak durumuna düşen yüzlerce Ezidi Kürt gencinin katledildiğini söylüyor. “Saddam rejimi o kadar vahşileşmişti ki, askere gitmeyen gençlerin evlerinin kapısında, ailesinin gözleri önünde öldürüp, mermi parasını da ailelerinden alınıyordu” diyor Nasır.

‘Yemeğiniz haram, yemiyoruz’

ABD, Irak’a müdahale etti, bu koşullar değişmiş olmalı, değişen ne? sorumuza, nasıl yanıt vereceğini düşünen Nasır ağır ağır anlatmaya başlıyor. “Biliyor musunuz” diye söz başlıyor, “2003 yılında ABD’nin müdahalesi ardından, peşmerge gücü Şengal’e geldi. Ezidi Kürtler peşmergeleri kurtarıcı gibi karşıladı. Kıt imkanlarına rağmen, her ev kuzular kesip nöbet bekleyen peşmergelere yemekler götürdü, ama hiçbir peşmerge yemeğimizi yemedi” derken, gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor. “Açtırlar, gelen bizim askerlerimiz, onlara yemekler götürdük ama bize kızdılar, siz kafirsiniz hangi cesaretle bizi yemeğinizi yemeye zorluyorsunuz” karşılığını vermişler. Derin bir iç çektikten sonra “bizi öldürselerdi bu kadar zorumuza gitmezdi” diye devam ediyor.

“Binlerce yıldır bu topraklarda yaşamamıza rağmen, Federal Kürdistanlılar hala bizi sindirebilmiş değiller, onların gözünde kafiriz çünkü” sözleri ağzından dökülüyor. Devamında “Ezidi Kürtlerin bir kurtuluş umudu varsa PKK’dir, yoksa yoktur” belirlemesini yapıyor.

Ezidilerin trajedisini dile getiren sohbetin yarattığı ağır duygusal atmosfer arasında üç yaşındaki dünyalar tatlısı Şilan içeri giriyor. Direkt yanıma geliyor, birkaç dakikalık takılma ardından kafasını koluma dayayıp uyuyor. Uyandırmaya kıyamıyorum, babası yavaşça kaldırıp odasına götürüyor Şilan’ı. Günün yorgunluğu ve sabah erken kalkma telaşıyla uyama kararı alıyoruz.

Sabah güneş doğmadan herkes mezarları ziyaret ederek başlıyor güne. Güneş doğduktan sonra mezarlık ziyareti de bitiyor.

Sahipsiz kent: Şengal

Bu sefer sıra TEVDA’nın organize ettiği etkinliklere katılmaya geliyor. Diyar, Berbang ve Koma Penaber’den Baran’ın sahne alacağını herkes önceden biliyor. Gündüz gözüyle Şengal’i gördüğümüzde şoka giriyoruz. Şehir çöp içerisinde yüzüyor adeta. Belediyenin olduğu, yüzbinlerce insanın yaşadığı bir şehrin bu kadar bakımsız olması acı veriyor. Ne yolları, ne kaldırımları, ne alt yapısı, ne de bir yeşil alanı var. Kimsesiz, sahipsiz bir görüntü veriyor. Fazla gecikmeden bizde kutlamaların yapılacağı alana gidiyoruz. Alanda sahne dekorunda büyük boy Öcalan ve Federal Kürdistan’da sembol olarak kabul edilen Viyan’ın posteri, KCK ve PKK’nin bayrağı göze çarpıyor.

Şengalliler yapılacak kutlamalara katılıp katılmamada başta biraz bocalama yaşıyor. Aslında haksız da sayılmazlar. Defalarca bomba yüklü kamyonlarla kalabalık halk arasına dalıp fünyeyi ateşleyen saldırılara maruz kalmışlardı çünkü. Uğradıkları saldırılardan öğrendikleri ilk ders, kalabalık yerlerde bulunmamaları gerektiği olmuştu. Bocalamanın nedeni buydu. Ama kısa süre sonra bu tedirginliği üzerlerinden atıp etkinlik sahasına koştular.

Sinyalin ulaşmadığı yer aranıyor

Şengal’deki TEVDA yöneticileri kendilerince ilginç bir güvenlik önlemi aldıklarına kutlama sahasında tanık olduk. Telefon açmak istiyoruz ama çekmiyor. Neden çekmediğini TEVDA yöneticilerinden Newroz’a soruyoruz. Kibarca gülümseme ardından “bu yeri bilinçli seçtik” yanıtı veriyor. “Nasıl yani” sözümüze, “cep telefonunu elimize aldık, Şengal dağına doğru yola çıktık, dağın içlerine uzanan dollara (vadi) doğru yol aldık, bu gördüğün kıvrımlı yerde çekmediğini görünce kutlamaları burada yapma kararı aldık” diyor. Bu yöntemle olası telefon düzenekli bombalı saldırıya uğrama ihtimalini ortadan kaldırdıklarını belirtiyor.

4 yaşındalar... Biri Öcalan, diğeri Viyan

Kalabalığın yavaş yavaş toplandığı sırada sakallı bir amca yanında çok şeker, sempatik iki çocuğun el ele tutuşup yürümesini izlerken, yanlarına gidip tanışma kararı alıyoruz. Merhabadan sonra ‘amca çocuklar senin mi? İsimleri ne diye soruyoruz. Amca hiç duraksamadan “bunun adı Öcalan, diğeri de Viyan” diye yanıt veriyor. Şaşırmamak elde değil. Çünkü tam etkinlik sahnesinin karşısında bu sohbeti yapıyoruz. Sahne dekorunda da Öclan ve Viyan’ın büyük posterleri asılı. Ve aynı sahnenin karşısında 4 yaşındaki Öcalan ve Viyan duruyor. Tesadüfün bu kadarı...

Etkinlik saati geliyor, Baran’ın sahne alması ile Şengallilerin coşkusu artıyor. Ardından Berbang sahneye çıkıyor. Şarkılarına başlamadan önce Eluka karakolunda çıkarılan zorlukları anlatıyor önce, kınıyor. Ardından Şengal’e reva görülen üvey evlat muamelesi üzerine yorum yapıyor. Şengallilere bu ayrımcılığa karşı birleşme çağrısı yapıyor. Bunu haketmediklerini yüksek sesle söylüyor ve KDP’yi, Kürt yerel hükümetini Ezidilere yapılan ayrımcılığa karşı eleştirmeye başlıyor. Ardından Kürt ezgilerini özgün yorumuyla söylemeye başlıyor. Berbang’tan sonra sahneye Diyar çıkıyor. İzdiham altında zor bela sahneye çıkabiliyor.

Provokasyon

Şengallilerin eğlenmesi zirveye çıkıyor. Öcalan, KCK ve PKK bayraklarının yoğunluğu dikkat çekiyor. Alanda atılan tek slogan “Bıji Serok Apo” oluyor. Etkinlik başından sonuna kadar “Bıji Serok Apo” sloganı aralıksız tekrarlanıyor.

Çoşkunun yükseldiği sırada askeri kıyafetli kişiler sahneye yaklaşıp TEVDA yöneticilerine “kalabalık arasında canlı bomba var, hemen bitirin” diyorlar. TEVDA yöneticileri yapılanın provokasyonla etkinliği bitirmeye dönük olduğunu, bu nedenle bitirmeyeceklerini söylüyorlar. Bunun üzerine aynı kişiler kalabalık arasına girip, “aranızda canlı bomba var, kendini patlatacak” diye bağırıyorlar. Bombalı saldırılardan çok çekmiş Şengalliler yaratılan bu panik arasında hızla alandan uzaklaşıyor. Bu girişim etkinliğin zamanından önce bitirilmesine neden oluyor ama etkinliğin Şengalliler üzerinde yarattığı etki daha yıllarca süreceğe benziyor.

 

Şahan Dicle

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.