Kürdistan Jeopolitiği Değişti
Gençlik / 21 Nisan 2010 Çarşamba Saat 18:31
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Bir ülkenin arz üzerinde işgal ettiği konum dolayısıyla sahip olduğu askeri, siyasi ve ekonomik önem “yada yeryüzü ilişkilerinin siyasi gelişmelerle olan bağlantısının bilimi”

Analiz: MOSKOVA- Günümüzde jeopolitik tanımlamaları R. Kjellen teorilerini çoktan geçersiz kılmıştır. Bugün “Bir ülkenin arz üzerinde işgal ettiği konum dolayısıyla sahip olduğu askeri, siyasi ve ekonomik önem “yada yeryüzü ilişkilerinin siyasi gelişmelerle olan bağlantısının bilimi” olarak tanımlanıyor. Tanımlama bu olunca hangi bölgenin jeopolitiğinin tartışıldığı yada nerenin “açık alanda” tartışılmaktan kaçınılması gerektiği ortaya çıkıyor. Konu hakkında uzmanlar Kürdistan jeopolitiği konusundaki fikirleri yayınlamaktan kaçındılar. Bölge hakkında politika yapmak isteyen herkes Kürdistan jeopolitiği analiz etmiştir. Ancak bunlar asla istihbarat yada askeri hedefleri belirleyen gizli dosyaların içinden çıkarılmadı.

Ancak 2000’li yılarda ABD’nin Irak’a yönelik müdahalesinden sonra ortaya çıkan yeni jeopolitik durumu değerlendirirken Kürdistan jeopolitiğine yönelik vurgular kaçınılmaz hale geldi. Bunların en önemlisini 2005 yılında Rusya Oryantal Enstitüsü’nden yapılan bir yuvarlak masa toplantısına sunulan bir makaleydi. Makaleyi Kürdolog Mixail Lazer’in sundu. Lazerev, makalesinde jeopolitika konusunun uluslararası ilişkilerde taşıdığı önemi bildiği için daha öncekilerin taşıdığı kaygı ve hesapları tamamıyla gözardı etmedi. Bu yüzden Kürdistan’ın Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeleri kapsamadığı Kürtlerin diğer alanlarda da yaşadığını gerekçe göstererek “Kürt bölgesi” kavramını kullanacağını vurguladı. Yani Kürdistan’ın hukuksal sınırları ile askeri ve işgal sınırlarına açık bir tanımlama getirirken bazı manevralar yaptı. Ancak Lazerev, makalesinin birçok yerinde Kürdistan jeopolitiğini ve dinamiğini objektif olarak ortaya koymaya çalıştı.

Kürdistan jeopolitiği konusunda 2008 yılında Harward Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehrdad R. Izady de bir makale kaleme aldı. Ancak Izady’nin yazısı daha geçici bir jeopolitik durumu kişisel yorumlara da yer vererek açıklamaya çalışıyordu.

Kürdistan jeopolitiği konusuna Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da ‘Stratejik Derinlik’ kitabında irdeledi. Ancak Davutoğlu bu alanın jeopolitiğini bilim insanına yakışır bir objektiften uzak milliyetçi çıkarlara hizmet eden ve Türk devletinin işgalci pozisyonuna meşruluk kazandırmaya yönelik değerlendirmeleri öne çıkardı. Ancak o bile bu bölgenin taşıdığı jeopolitik önemi tamamıyla gözardı edemedi.

Bu yüzdende biz daha çok Lazerev’in geliştirdiği makalenin çevresinde kalmaya özen gösterdik.

 

KÜRDİSTAN COĞRAFYASI İÇ BÜTÜNLÜĞE SAHİPTİR

Davutoğlu’nun Kürdistan’ın jeopolitik bir bütünlük oluşturamamasını denizlerle bağlantısının olmamasına dayandırmasın jeopolitika kapsamında yapılan en önemli çarpıtmalardan biridir. Avrupa, Latin Amerika, Afrika ve Asya derinliklerinde denizlerle hiçbir bağlantısı olmayan onlarca ülke var ve bunlar BM ve uluslar topluluğu tarafından resmi olarak tanınan devletlerdir.

Lazerev, bu konuyu coğrafya biliminden de yararlanarak çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Makalesine etnografik bir tanım yaptığını belirterek, “Kürdistan özce ve tam olarak Kürtlerin vatanıdır” vurgusuyla başlıyor. Her ne kadar bugünkü politik sınırları ile tam örtüşen bir devlet kurulmamışsa bile “Kürdistan” kelimesinin tam anlamı tartışmasız net olarak doğal coğrafik belirlemeden oluşuyor” şeklinde tanımlıyor Lazerev ve bununla çok önemli bir tespitte bulunuyor. Ona göre Kürdistan coğrafik bütünlüğü tartışmasız ve sabittir. Makalesinde şöyle diyor: ‘’Kesintisiz süren bu coğrafya üzerindeki siyasi ve politik tufan önemlidir. Onlar bu süreklileşen savaşların sonucunda etno demografik değişimlere uğramışlardır. Kürtler ve onların yanında yaşayan halklar (Ermeniler ve Süryaniler gibi) sürekli zorlu göç ve kitlesel jenositlere maruz kalkmıştır. Bunun sonucunda Kürtler yapılandırma olarak kendi doğal sınırları içinde yaşıyorlar.”

Lezerev’e göre eğer Kürdistan adı yetersiz görülecekse bu Kürtlerin sadece Kürdistan’da değil aynı zamanda yoğun olarak Horasan, Azerbaycan ve daha farklı yerlerde de (bugün Türkiye’nin ana kentlerindeki yoğun Kürt nüfusu gibi) yaşamalarından kaynaklanabilir. Lazerev bu konuda şu ifadeleri dikkat çekiyor: “Kürtlerin yaşadığı bugünkü Kürdistan’ın sınırları yarım milyon kilometre kare (yani Fransa yada İspanya kadardır) ve doğrusal olmayan bir form oluşturuyor.”

Lazerev, Kürdistan’ın bugünkü sınırlarını teorik olarak tanımladıktan sonra sonderece önemli bir noktaya, yani Kürdistan’ın fiziki coğrafik bütünlüğüne değiniyor: “Diğer bir nokta buranın Fiziki-coğrafik özellikleridir. Kürtlerin anayurdu sadece öz olarak değil aynı zamanda geçmişten bugüne tarihi kaderiyle de değişmezdir. Kürdistan tabii derinliği ve dağlık yapılanması ile de değişmezdir. Dağ silsilesi hem boyuna hem de enine bu ülkeyi boydan boya örtüyor. Ayrıca diğer tabi özellikleri ile hem uzunlamasına hem de enlemesine “orograph”si (dağlarla, bilhassa dağların konumları) şaşırtıcıdır. Ayrıca tüm diğer tabiatı özellikleri: hidrografik ( fiziki coğrafyanın sular kısmını inceleyen dalı. Sular coğrafyası da denir. Yer üstü ve yeraltı sularının özelliklerini ve dağılışlarını inceler ç.n) toprak ve iklimi (sert kıtasaldır), bitki ve canlı örtüsü, iki büyük gölü (Van, Urmiye) ve Asya’nın iki büyük Irmağı (Fırat, Dicle) ile tabii ve coğrafik bir bütünlük oluşturuyor.

Kürdistan’ın bu fiziki coğrafik özellikleri Kürt halkının etno genetiğinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Dağlar Kürt halkının sürekli yaşadığı yer olarak bir nevi kale rolünde olmuştur. Bu onları asimilasyondan, istilalardan, ağır iç çatışmalardan ve hesaplaşmalarından -ki tüm bunlar bu batı Asya dörtgeninde yüzyıllarca devam etmiştir- korumuştur. Bu doğal faktörler onun tarımsal hayatını da belirlemiş ve geleneksel Kürt toplumunun sosyal özgünlüğünü de örgütlemiştir.”

Bu jeopolitiğin bu fiziki coğrafi yönü sadece Kürdistan bütünlüğü açısından değil savunmaya elverişli yapısı ulusal savunmaları açısından da olumlu ve olumsuz etkilerine gönderme yapılıyor.

Lezerev’in Kürt Jeopolitiğini üstüne kurduğu bu belirlemeler son derece önemlidir. Kürdistan’ı işgal eden egemen mantığın kullandığı bilimsellikten uzak bir argümanı ellerinden alıyordu.

Davutoğlu, işgalci pozisyonla çelişkiye düşmemek adına kendisiyle çelişkiye düşmeyi göze alarak Kürdistan jeopolitikası konusundaki değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Bu coğrafya kendi içinde bir jeopolitik bütünlük oluşturmaması güç bir geçiş alanı teşkil etmektedir. Ortadoğu ve Avrasya’nın en önemli geçiş alanını oluşturan bu coğrafya bu yönüyle Küresel ve bölgesele rekabetin çekim alanı haline gelirken jeopolitik bütünlük oluşturamamasından dolayı istikrarsızlık kaynağı olmaktadır.”

Ancak Davutoğlu’nun ima ettiği kargaşaların sebebi coğrafik bütünlük sorun değil jeopolitik ve jeoekonomik zenginlik olduğu güncel ve tarihi tüm değerlendirmelerin ortak fikri olduğunu bilinir.

Lazerev, Kürdistan’ın fiziki özeklilerin anlatırken şöyle diyor: ”Kürdistan’ın fiziki coğrafyasının diğer önemli bir parçası onun yeraltı kaynaklarıdır. Petrol bu ülkenin en önemli yeraltı kaynağıdır, bunun en başında da Kerkük petrolleri gelmektedir. Ortadoğu’nun diğer alanlarınki kaynakların çoğunun keşfedilip kullanılmasına rağmen Kürdistan’da hala petrol arama çalışmaları önemini korumaktadır. Bu kullanılmamış rezervlerin yoğunluğunu göstermesi açısından önemlidir. Diğer önemli zenginlikleri yeraltı kaynakları su ve su enerjisi potansiyeli (barajları) tarım ve ormanlar.

 

KÜRDİSTAN’I KENAR MAHALESİ GİBİ DÜZENLİYORLAR

Burada ön plana çıkan değişken olan unsurlardır. Bunlar politik ve ekonomik jeopolitiğe aittirler ve Fundamentals değerlerden faktörlerden kaynaklanıyor Ki bu bölgede tüm tarihi süreçleri etkiliyor. Bu faktörlerden en önemli olanı onun yaşadığı devletlerin çakıştıkları yerlerin kenar mahalleri gibi duruyor. Kürdistan ortaçağda bile bütün ana parçasıyla büyük Ortadoğu imparatorluklarının içine girmiştir. Müslüman Arap yada Moğol Türkleri istilalarına uğramıştır. İmparatorlukların kenarında askeri alanların merkezindeydi. Böylece imparatorluklar bu alanı bir savaş meydanı olarak kullanıyorlardı. Kürt savaşçı aşiretleri her taraf için çok değerli ortaklar oluyordu. Böylece eski dönemlerde bile Kürdistan askeri stratejik yönüyle çok önemli jeopolitik anlamlar taşıyordu. Bu durum Kürdistan’ın bölünüp parçalanması döneminde daha net ortaya çıktı.”

 

BU GÜNKÜ SINIRLAR ASKERİDİR

Lazerev, yeni sömürgecilik dönemindeki jeopolitiği şöyle değerlendiriyor: “16. yy ortalarında İran ve Osmanlı imparatorlukları tarafından parçalandı ve büyük kısmı Osmanlıya kaldı. O dönemden buyana onun jeopolitik yönü daha da önemli hale geldi. Bu sınır Türk-İran sınırı oldu ama bu tamamıyla askeri bir sınırdır. Ancak birinci dünya savaşından sonra Kürdistan için olan mücadeleleri sona erdi. Kürdistan’ın jeopolitik önemi yeni dönemde Türk- İran ilişkilerini aştı. 19 yy. başlarında başlayarak bu arazi Rusya ve İngiltere’nin sömürge alanı olarak dikkatlerini çekti. 19. yy. sonunda buna Almanya’da eklendi. 20. yy. ilk yarısı Fransa ve Almanya’nın çatışma unsuru oldu. İşte yeni dönemde Kürdistan’ın jeopolitik durumu bir taraftan Türk-İran ilişkileri diğer taraftan Rusya ile Batı’nın (daha çok İngiltere) sömürgesel istekleri ve onların yakın doğu da hegemonya mücadelesiyle belirleniyordu. O dönem Kürdistan için mücadele de sadece doğal zenginlikleri rol oynamıyordu. Ama onun nüfusu sürekli olarak dikkate alınıyordu. Katliam ve çatışmalar gündeme girdi. Kısaca 19. yy. yarısından itibaren Kürdistan’ın jeopolitik durumun belirlenmesinde ulusal sorunun gerginleşmesi çok önemli bir faktör oluyor….

Birincisi savaşta başaran itilaf devletleri dayatmasıyla Kürdistan’ın ayrıştırılması yeniden yapılandırıldı (Kürdistan bölgesel ve küresel güçler tarafından yeniden bölüşülmesi süreci)…

İran ile aynı seviyede Ortadoğu petrolünün en esas tedarikçisi oldular. Kürdistan’ın diğer paçaları gelecek vaat ediyorlardı. Petrol kadar diğer ekonomik ve coğrafik özellikler vardı ki bunlar sömürgeci güçler için çok çekici geliyordu. Tüm bu jeopolitik çıkarlar Atlantik güçlerinin Kürdistan olan ilgisini artırdı.”

 

RUSYA KÜRDİSTAN’I ÖNCE SÖMÜRGECİ SONRA SAVUNMACI MANTIKLA ELE ALDI

Lazerev, Rusya’nın bu yüzyıldaki Kürt stratejisini ise şöyle özetliyor: “Üçüncüsü, dönem devrim sonrası Rusya’nın pozisyonu Kürdistan sorununa olan ilgisini değiştirdi. Öncesinde sömürgeciydi sonrasında ise savunma amaçlı bir mantıkla ele alıyordu. Moskova Kafkasların güvenliğini almak istiyordu Tabiî ki bu sadece Ankara ve Tahran dış politikasına değildi aynı zamanda Kürdistan’daki durumuna da bağlıydı. Bir taraftan devrimsel ve özgürlükçü maneviyatını şekillendiren ideolojinin -her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını savunma söylemi- diğer taraftan buradaki ayaklanmaların Kafkasya’yı etkileme ve karşı cephenin müdahalelerine yol açması kaygısı güdülüyordu. İş bu noktaya geldiğinde -sözümona- sınıfsal eğilim gösteriliyordu. Sovyetlerin Kürt ayaklanmalarını feodal ve yabancı ajanların yönlendirmesi olarak değerlendirmesinin bir sebebi de buydu. Ama Kürt ulusal hareketleri tüm bunlara karşı ayaklanmalar daimi bir faktör olarak sürmüştür.

Kürdistan bölgesi çok çatışmalı bir bölge oldu. Sadece bölgesel ülkelerin değil aynı zamanda Batılılar ile Rusya arasındaki çıkar çatışmalarına da sahnesi haline geldi. Kürdistan üzerinde yürütülen savaş Ortadoğu’nun jeopolitiğini etkiliyordu. İngiltere Kürdistan’ın durumunu bölgedeki pozisyonunu güçlendirmek için kullanmaya çalışıyordu. Ayrıca bu mücadele Türkiye ve İran’ın yakın durmasına yol açıyordu. Kürt milliyetçiliği ise bu güçlü düşmanlarla baş etmeye yetmiyordu. Ruslar gerekli desteği vermiyordu ayrıca ikinci dünya savaşı öncesi faşist blok Kürdistan’a ilgi duymaya başlamıştı. Bu çok tehlikeli bir durumdu”

 

SOĞUK SAVAŞ KÜRDİSTAN ÜZERİNDEN BAŞLADI

Kürdistan jeopolitiğinde diğer bir süreç ise ikinci dünya savaşıdır. Stratejik önem arz eden bölgede ve ona yakın alanda bir birine karşıt ülkelerin dikkatini çekiyordu. Bu alan Kafkas cephesi için çok önem arz etmeye başladı. Çünkü Körfezi Sovyetlerin Kafkas bölgesine bağlıyordu ve askeri mühimmat aktarımı için kullanılıyordu. Ama asıl önemli olan bu değildi asıl önemli olan Kürdistan’ın Rusya Güney Batı İran’ın ise İngilizler tarafından ele geçirilmesiydi. Kürdistan gelecek soğuk savaşın içine çekilmişti. Ortadoğu’nun eski ortakları Rusya ve İngilizler karşı karşıya gelmesi ve soğuk savaşın ilk seslerinin Kürdistan ve Azerbaycan bölgesinde ortaya çıkması tesadüf olmasa gerek.

Kürdistan tarihindeki bu yeni jeopolitik durum İran, Irak ve Türkiye’yi batı askeri bloklarına katılmaya götürdü: Türkiye’yi NATO’ya katılmasına, Türkiye, Irak İran’ı Bağdat ve CENTO gibi paktlara katılmaya götürdü. Savaşta ve sonraki yıllarda Kürdistan SSCB’nin Kafkas sınırları için tehlike potansiyeli olarak görülüyordu. Çünkü batılıların askeri yapıları bu alana yerleştiriliyordu.

Batı taraftarı olan hükümetlere karşı antiemperyalist fikirlerle yola çıkanlar Kürt ulusal hareketleri Moskova için desteklenmesi gereken ortak oluyordu. Ama bu reel değil potansiyel olarak böyleydi. Bunun iki gerekçesi vardı. Birincisi Sovyet iktidarı kendi sınırlarına yakın alanlar da sıcak bölgelerin oluşmasını istemiyordu. Çünkü bu Batı ülkelerinin buraya müdahalelerine gerekçe oluşturmasından çekiniyordu. Daha sonraki yıllarda (1950’lerden sonra) ise Sovyet devleti Arap milliyetçi hareketlerini desteklemeye başladı. Ancak 1958’de Baas Irak’ta iktidar olunca Kürtler ile Araplar arasındaki ilişkiler sertleşti ve 1960 sert bir mücadeleye dönüştü. Bu dönemde Kürt hareketlerine önemsiz bir destek veriyordu ama özgürlük ve bağımsızlık taleplerini de ret ediliyordu.”

Bu konuda Prof. Dr. Mehrdad R. Izady’nin 2008 yılında Kurdistanica sitesine yazdığı ‘jeopolitik’ adlı makalesinde Kürdistan’ı Kafkasya’nın ön savunma cephesini ayrıştıran kalkan olarak tanımlıyor. Izady, “Sovyetler Birliği’nin dağılması, Rusya’nın azalan gücü ile birleştiğinde, Kürdistan’ın tampon bölge olarak hizmet görmeye devam ettiği Ortadoğu’nun kuzey ufukları üzerinde belirsiz bir gelecek baş gösterdi. Kürtler, tartışmalı bölüşme ile dünyada 4 çatışmalı jeopolitik güç yapılanması içerisinde yerli temsilcileri olan tek etnik gruptur: Arap Dünyası (Irak ve Suriye), NATO (Türkiye), Varşova Paktı ve Sovyet Bloğu (Kafkaslar), ve Güney Asya- Merkez Asya Bloğu (İran ve Sovyet Türkmenistan)” diyor.

 

IZADY; EGEMENLER KÜRTLERİN KÜLTÜREL BİRLİKTENLİĞİNE ZARAR VERİYOR

1980’li yıllarda Kürt bölgesinin jeopolitik durumu giderek onun tarihinde yeni bir dönem ortaya çıkarıyordu. Bu üç fundamentals, iki iç ve bir dış nedenden dolayı ortaya çıktı.

Profesör Izady makalesinde, “Kürtler kendilerini çevreleyen komşu ülkelerin hiçbiriyle aynı etnik kimliği paylaşmamaktadır. Kürtler kendi stratejik konum ile dünya jeopolitik kaygıların kurbanıdırlar” diye yazıyor.

Izady, makalesinin bir yerinde ise Kürtler üzerine yürütülen asimilasyon konusunda şu çarpıcı değerlendirmelere yer veriyor: ‘’Günümüzde Doğu ve Güney Kürtlerinden geleneksel İran İslam ideolojisini takip etmeleri beklenirken, Irak ve Suriye Kürtlerinden, miraslarından vazgeçerek, varlıklarını bu iki batı karşıtı ülkede radikal Arap milliyetçiliği altında kanıtlamaları istenmektedir. Anadolu’da Kürt kültürü güneydoğu Avrupa görünümlü ve sadık Batı yanlısı modern hükümetli Türkiye ile karşı karşıyadırlar. Bu kültürel, ekonomik ve politik güçler Kürt ulusal kesimlerini çeşitli yönlere yönlendirilmektedirler. Durdurulmazlarsa, kuşkusuz uzun vadede Kürtlerin ulusal kimliği ile kültürel birlikteliğine zarar vererek, eski üzerinden yeni ulus yaratacaklar.“

Türkiye Kürtleri kendi ulusal hakları için silahlı mücadeleye başladılar. En güçlü ve en uzun karakterli bu solcu hareket Kürdistan işçi partisi PKK öncülüğünde gelişiyordu. İkincisi ise Batı Asya’daki uluslar arası boyuttaki en kızışmış tehlikeli konularda biri Irak başındaki Baas rejimi idi. Saddam Hüseyin belli bir döneme kadar Varşova paktı (daha sonra da ABD ve Avrupa’dan) muazzam silah almıştı ve politik oyunlara başlamıştı. Kanlı İran-Irak savaşı, Kuveyt işgali vb dış girişimler olumsuz sonuçladı. Ayrıca Halepçe saldırısı Kürtlerde büyük tepki yaratarak ulusal hareketlerini hızlandırmalarına yol açtı.

BM ambargosu Kürdistan’ın 36. paralelden sonrasının Bağdat’ın denetiminden çıkarılarak askeri boyutuyla ABD ve NATO’ya bağımlı hale getirildi. Kürt toprakları iç bağımsızlı kazandı Bu olayın tarihi önemini hakkını vermek imkânsızdır.

 

GELENEKSEL POLİTİKALARI İFLAS EDİYOR

Batı Asya’daki jeopolitik konumun değiştiği gerçektir. Son yıllarda Kürdistan’da ulusal bilinç o kadar yükselmiş ki vazgeçilmez karakter kazanmıştır ve kendisiyle birlikte net sonuçlar getiriyor. Bu devletlerin iktidarı ve politik elitleri bu Kürt ulusal hareketlerini durduramayacaklarını gördüklerinden dolayı geleneksel politikalarını gözden geçirmek zorunda kalıyor. Kürtleri bütün ulusal haklarını ret etme politikasını gözden geçirmeye başladılar. Bu yeni başladı yavaş ve belirsizce devam ediyor.

Kürt halkının kaderini tayin etmek giderek zorlaşıyor. Güney Kürdistan’a yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Ankara Kürt isyancılara karşı amansız bir mücadele yürüttü ama şimdi siyasi çözümüne yavaş kaymak zorunda kalıyor. İran ve Irak’ın da bu yöne gidecekleri görüntüsü var. Batı da Kürt diasporasının aktif çalışmasının politik anlamı giderek büyüyor. Kürdistan’ın dünya politikasında ve uluslar arası ilişkilerde obje değil subje olmaya başlıyor. Bunlar Kürt bölgesindeki jeopolitik durumun değişiminin göstergeleridir.’’

Ahmet Davutoğlu ise stratejik derinlik kitabında buradan şöyle söz ediyor: ‘’Geçiş alanı niteliği taşımasını sağlayan ve Kürt meselesinin jeopolitik arka planı ikisi kıtasal diğeri bölgesel dört ana nitelikten söz edilebilir. Birincisi Avrasya Ana kıtasının Doğu-Batı ekseninde kritik geçiş hatlarından birini oluşturmasıdır. İkincisi Kuzey Güney ekseninde Avrasya steplerini Kuzey denizlerine bağlayan jeopolitik hattının geçmesidir. Bölgesel olarak ise birincisi Batıya ve Anadolu’yu Asya’nın derinliklerine bağlıyor. İkincisi Karadeniz- Hazar-Basra-Doğu Akdeniz bağlantısı bu bölgeyi jeopolitik çatışmaların merkezi yapıyor.

Petrol-su –Petrol dengesi Mezopotamya su havzası körfez petrol kaynaklarına bağlayan jeoekonomik hat bölgeyi uluslar arası rekabetin odak noktası yapıyor. Türkiye GAP ile kaynak-güç ilişkisi kurmaya başlamıştır.”

Davutoğlu’nun geçiş hatları olarak belirttiği konum bu gün aynı zamanda Nabucco gibi önemli enerji hatlarına ana geçiş güzergâhı olma gibi çok işlevsel durumdadır.

 

BATI ASYA JEPOLİTİĞİ DEĞİŞTİ

Lazerev, Sovyet sonrası bölgede meydana gelen jeopolitik değişikliği ise şöyle özetliyor: ”Sovyetler birliğinin bitişi Batı Asya’yı etkiledi, Kürdistan bölgesini etkiledi Sovyet baskısının bertaraf olmasından sonra politik boşluk dünya savaşından gelen jeopolitik görüntüyü değiştirdi. Batı Asya’daki Sovyet etkisi minimuma inerken ABD etkisi büyüdü. Washington burada rahat manevra etmeye başladı ABD Kürt bölgesinde çok iyi zemin elde etti. Birincisi Rusya’nın çıkışından sonra rakibi kalmadı ikincisi Kürt milliyetçileri için kendilerini karalayacak bir sicili yok. ABD Kürt sorunu konusunda net bir politikası olmadı. Üçüncüsü ABD’nin şu veya bu şekilde Kürdistan’ı bölen devletlerle sorunlar yaşamaya başladı. O yüzden Kürt kartını oynamak gelecekte çok farklı boyutlar kazanıyor…

Şimdi Güney Kürdistan var. Tabiî ki bu coğrafi olarak Kürdistan’ın onda birinden biraz fazladır. Ama o merkezi stratejik bir konuma sahiptir. Washington’un özgür Kürdistan’a desteği geçici değil ileriye dönük uzun vadeli bir politikadır. Tabiî ki ABD’nin şu andaki diğer Kürt bölgelerine yönelik etkisi azdır. Bunun engellerinden birisi o ülkelerin hükümetleri ile olan çelişikleri (İran gibi) yada sıcak (Türkiye gibi) ilişkileridir.

ABD’liler kendilerine karşı rakiplerini de buluyor, Almanya, İngiltere ve Fransa’da geçmiş etkinliklerinin etkisini korumaya çalışıyorlar ama bu rekabet Washington için tehlike değil. Onlar için bu bölgede en tehlikelisi Rusya’dır ki oda bölgede “yokluğuyla parlıyor”.

Bu süreç Kürdistan’ın çağdaş jeopolitik konumunda en dikkate değer dönemidir. Ama şu anda Kürdistan’da Rusya’nın pozisyonunu yok denecek noktaya gelmiştir. Batı ise sadece güney parçasına inmiş. Tabiî ki bu eski işgalci dönemlerin diriltildiği anlamına gelmiyor. O zaman Kürdistan uluslar arası çatışmanın bir objesiydi. Ama artık Kürt özgürlük mücadelesinin çok büyük güce ulaştı, yayıldı ve dünya politikasında bağımsız rol oynuyor. Bunu sadece Güney Kürdistan ile ilgili değil. Güney

Kürdistan’a ilişkin batılı patronları ne düşünürse düşünsün özellikle de Türkiye’deki Kürdistan parçası sadece bir iç sorun olmaktan çıkıyor. Bu hareketin geleceği konusunda iyimser bir öngörü yapmamıza vesile oluyor. Kürdistan jeopolitik anlamda dünyanın en sıcak bölgesi haline geliyor. Bu Kürt halkının ulusal kaderini belirleme hakkı konusunda net bir şey elde edene kadar böyle devam edecek.

 

Rahmi Yağmur / Mamed Mustafayev- ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke
Ancak 2000’li yılarda ABD’nin Irak’a yönelik müdahalesinden sonra ortaya çıkan yeni jeopolitik durumu değerlendirirken Kürdistan jeopolitiğine yönelik vurgular kaçınılmaz hale geldi. Bunların en önemlisini 2005 yılında Rusya Oryantal Enstitüsü’nden yapılan bir yuvarlak masa toplantısına sunulan bir makaleydi. Makaleyi Kürdolog Mixail Lazer’in sundu. Lazerev, makalesinde jeopolitika konusunun uluslararası ilişkilerde taşıdığı önemi bildiği için daha öncekilerin taşıdığı kaygı ve hesapları tamamıyla gözardı etmedi. Bu yüzden Kürdistan’ın Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeleri kapsamadığı Kürtlerin diğer alanlarda da yaşadığını gerekçe göstererek “Kürt bölgesi” kavramını kullanacağını vurguladı. Yani Kürdistan’ın hukuksal sınırları ile askeri ve işgal sınırlarına açık bir tanımlama getirirken bazı manevralar yaptı. Ancak Lazerev, makalesinin birçok yerinde Kürdistan jeopolitiğini ve dinamiğini objektif olarak ortaya koymaya çalıştı.

Kürdistan jeopolitiği konusunda 2008 yılında Harward Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehrdad R. Izady de bir makale kaleme aldı. Ancak Izady’nin yazısı daha geçici bir jeopolitik durumu kişisel yorumlara da yer vererek açıklamaya çalışıyordu.

Kürdistan jeopolitiği konusuna Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da ‘Stratejik Derinlik’ kitabında irdeledi. Ancak Davutoğlu bu alanın jeopolitiğini bilim insanına yakışır bir objektiften uzak milliyetçi çıkarlara hizmet eden ve Türk devletinin işgalci pozisyonuna meşruluk kazandırmaya yönelik değerlendirmeleri öne çıkardı. Ancak o bile bu bölgenin taşıdığı jeopolitik önemi tamamıyla gözardı edemedi.

Bu yüzdende biz daha çok Lazerev’in geliştirdiği makalenin çevresinde kalmaya özen gösterdik.

 

KÜRDİSTAN COĞRAFYASI İÇ BÜTÜNLÜĞE SAHİPTİR

Davutoğlu’nun Kürdistan’ın jeopolitik bir bütünlük oluşturamamasını denizlerle bağlantısının olmamasına dayandırmasın jeopolitika kapsamında yapılan en önemli çarpıtmalardan biridir. Avrupa, Latin Amerika, Afrika ve Asya derinliklerinde denizlerle hiçbir bağlantısı olmayan onlarca ülke var ve bunlar BM ve uluslar topluluğu tarafından resmi olarak tanınan devletlerdir.

Lazerev, bu konuyu coğrafya biliminden de yararlanarak çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Makalesine etnografik bir tanım yaptığını belirterek, “Kürdistan özce ve tam olarak Kürtlerin vatanıdır” vurgusuyla başlıyor. Her ne kadar bugünkü politik sınırları ile tam örtüşen bir devlet kurulmamışsa bile “Kürdistan” kelimesinin tam anlamı tartışmasız net olarak doğal coğrafik belirlemeden oluşuyor” şeklinde tanımlıyor Lazerev ve bununla çok önemli bir tespitte bulunuyor. Ona göre Kürdistan coğrafik bütünlüğü tartışmasız ve sabittir. Makalesinde şöyle diyor: ‘’Kesintisiz süren bu coğrafya üzerindeki siyasi ve politik tufan önemlidir. Onlar bu süreklileşen savaşların sonucunda etno demografik değişimlere uğramışlardır. Kürtler ve onların yanında yaşayan halklar (Ermeniler ve Süryaniler gibi) sürekli zorlu göç ve kitlesel jenositlere maruz kalkmıştır. Bunun sonucunda Kürtler yapılandırma olarak kendi doğal sınırları içinde yaşıyorlar.”

Lezerev’e göre eğer Kürdistan adı yetersiz görülecekse bu Kürtlerin sadece Kürdistan’da değil aynı zamanda yoğun olarak Horasan, Azerbaycan ve daha farklı yerlerde de (bugün Türkiye’nin ana kentlerindeki yoğun Kürt nüfusu gibi) yaşamalarından kaynaklanabilir. Lazerev bu konuda şu ifadeleri dikkat çekiyor: “Kürtlerin yaşadığı bugünkü Kürdistan’ın sınırları yarım milyon kilometre kare (yani Fransa yada İspanya kadardır) ve doğrusal olmayan bir form oluşturuyor.”

Lazerev, Kürdistan’ın bugünkü sınırlarını teorik olarak tanımladıktan sonra sonderece önemli bir noktaya, yani Kürdistan’ın fiziki coğrafik bütünlüğüne değiniyor: “Diğer bir nokta buranın Fiziki-coğrafik özellikleridir. Kürtlerin anayurdu sadece öz olarak değil aynı zamanda geçmişten bugüne tarihi kaderiyle de değişmezdir. Kürdistan tabii derinliği ve dağlık yapılanması ile de değişmezdir. Dağ silsilesi hem boyuna hem de enine bu ülkeyi boydan boya örtüyor. Ayrıca diğer tabi özellikleri ile hem uzunlamasına hem de enlemesine “orograph”si (dağlarla, bilhassa dağların konumları) şaşırtıcıdır. Ayrıca tüm diğer tabiatı özellikleri: hidrografik ( fiziki coğrafyanın sular kısmını inceleyen dalı. Sular coğrafyası da denir. Yer üstü ve yeraltı sularının özelliklerini ve dağılışlarını inceler ç.n) toprak ve iklimi (sert kıtasaldır), bitki ve canlı örtüsü, iki büyük gölü (Van, Urmiye) ve Asya’nın iki büyük Irmağı (Fırat, Dicle) ile tabii ve coğrafik bir bütünlük oluşturuyor.

Kürdistan’ın bu fiziki coğrafik özellikleri Kürt halkının etno genetiğinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Dağlar Kürt halkının sürekli yaşadığı yer olarak bir nevi kale rolünde olmuştur. Bu onları asimilasyondan, istilalardan, ağır iç çatışmalardan ve hesaplaşmalarından -ki tüm bunlar bu batı Asya dörtgeninde yüzyıllarca devam etmiştir- korumuştur. Bu doğal faktörler onun tarımsal hayatını da belirlemiş ve geleneksel Kürt toplumunun sosyal özgünlüğünü de örgütlemiştir.”

Bu jeopolitiğin bu fiziki coğrafi yönü sadece Kürdistan bütünlüğü açısından değil savunmaya elverişli yapısı ulusal savunmaları açısından da olumlu ve olumsuz etkilerine gönderme yapılıyor.

Lezerev’in Kürt Jeopolitiğini üstüne kurduğu bu belirlemeler son derece önemlidir. Kürdistan’ı işgal eden egemen mantığın kullandığı bilimsellikten uzak bir argümanı ellerinden alıyordu.

Davutoğlu, işgalci pozisyonla çelişkiye düşmemek adına kendisiyle çelişkiye düşmeyi göze alarak Kürdistan jeopolitikası konusundaki değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Bu coğrafya kendi içinde bir jeopolitik bütünlük oluşturmaması güç bir geçiş alanı teşkil etmektedir. Ortadoğu ve Avrasya’nın en önemli geçiş alanını oluşturan bu coğrafya bu yönüyle Küresel ve bölgesele rekabetin çekim alanı haline gelirken jeopolitik bütünlük oluşturamamasından dolayı istikrarsızlık kaynağı olmaktadır.”

Ancak Davutoğlu’nun ima ettiği kargaşaların sebebi coğrafik bütünlük sorun değil jeopolitik ve jeoekonomik zenginlik olduğu güncel ve tarihi tüm değerlendirmelerin ortak fikri olduğunu bilinir.

Lazerev, Kürdistan’ın fiziki özeklilerin anlatırken şöyle diyor: ”Kürdistan’ın fiziki coğrafyasının diğer önemli bir parçası onun yeraltı kaynaklarıdır. Petrol bu ülkenin en önemli yeraltı kaynağıdır, bunun en başında da Kerkük petrolleri gelmektedir. Ortadoğu’nun diğer alanlarınki kaynakların çoğunun keşfedilip kullanılmasına rağmen Kürdistan’da hala petrol arama çalışmaları önemini korumaktadır. Bu kullanılmamış rezervlerin yoğunluğunu göstermesi açısından önemlidir. Diğer önemli zenginlikleri yeraltı kaynakları su ve su enerjisi potansiyeli (barajları) tarım ve ormanlar.

 

KÜRDİSTAN’I KENAR MAHALESİ GİBİ DÜZENLİYORLAR

Burada ön plana çıkan değişken olan unsurlardır. Bunlar politik ve ekonomik jeopolitiğe aittirler ve Fundamentals değerlerden faktörlerden kaynaklanıyor Ki bu bölgede tüm tarihi süreçleri etkiliyor. Bu faktörlerden en önemli olanı onun yaşadığı devletlerin çakıştıkları yerlerin kenar mahalleri gibi duruyor. Kürdistan ortaçağda bile bütün ana parçasıyla büyük Ortadoğu imparatorluklarının içine girmiştir. Müslüman Arap yada Moğol Türkleri istilalarına uğramıştır. İmparatorlukların kenarında askeri alanların merkezindeydi. Böylece imparatorluklar bu alanı bir savaş meydanı olarak kullanıyorlardı. Kürt savaşçı aşiretleri her taraf için çok değerli ortaklar oluyordu. Böylece eski dönemlerde bile Kürdistan askeri stratejik yönüyle çok önemli jeopolitik anlamlar taşıyordu. Bu durum Kürdistan’ın bölünüp parçalanması döneminde daha net ortaya çıktı.”

 

BU GÜNKÜ SINIRLAR ASKERİDİR

Lazerev, yeni sömürgecilik dönemindeki jeopolitiği şöyle değerlendiriyor: “16. yy ortalarında İran ve Osmanlı imparatorlukları tarafından parçalandı ve büyük kısmı Osmanlıya kaldı. O dönemden buyana onun jeopolitik yönü daha da önemli hale geldi. Bu sınır Türk-İran sınırı oldu ama bu tamamıyla askeri bir sınırdır. Ancak birinci dünya savaşından sonra Kürdistan için olan mücadeleleri sona erdi. Kürdistan’ın jeopolitik önemi yeni dönemde Türk- İran ilişkilerini aştı. 19 yy. başlarında başlayarak bu arazi Rusya ve İngiltere’nin sömürge alanı olarak dikkatlerini çekti. 19. yy. sonunda buna Almanya’da eklendi. 20. yy. ilk yarısı Fransa ve Almanya’nın çatışma unsuru oldu. İşte yeni dönemde Kürdistan’ın jeopolitik durumu bir taraftan Türk-İran ilişkileri diğer taraftan Rusya ile Batı’nın (daha çok İngiltere) sömürgesel istekleri ve onların yakın doğu da hegemonya mücadelesiyle belirleniyordu. O dönem Kürdistan için mücadele de sadece doğal zenginlikleri rol oynamıyordu. Ama onun nüfusu sürekli olarak dikkate alınıyordu. Katliam ve çatışmalar gündeme girdi. Kısaca 19. yy. yarısından itibaren Kürdistan’ın jeopolitik durumun belirlenmesinde ulusal sorunun gerginleşmesi çok önemli bir faktör oluyor….

Birincisi savaşta başaran itilaf devletleri dayatmasıyla Kürdistan’ın ayrıştırılması yeniden yapılandırıldı (Kürdistan bölgesel ve küresel güçler tarafından yeniden bölüşülmesi süreci)…

İran ile aynı seviyede Ortadoğu petrolünün en esas tedarikçisi oldular. Kürdistan’ın diğer paçaları gelecek vaat ediyorlardı. Petrol kadar diğer ekonomik ve coğrafik özellikler vardı ki bunlar sömürgeci güçler için çok çekici geliyordu. Tüm bu jeopolitik çıkarlar Atlantik güçlerinin Kürdistan olan ilgisini artırdı.”

 

RUSYA KÜRDİSTAN’I ÖNCE SÖMÜRGECİ SONRA SAVUNMACI MANTIKLA ELE ALDI

Lazerev, Rusya’nın bu yüzyıldaki Kürt stratejisini ise şöyle özetliyor: “Üçüncüsü, dönem devrim sonrası Rusya’nın pozisyonu Kürdistan sorununa olan ilgisini değiştirdi. Öncesinde sömürgeciydi sonrasında ise savunma amaçlı bir mantıkla ele alıyordu. Moskova Kafkasların güvenliğini almak istiyordu Tabiî ki bu sadece Ankara ve Tahran dış politikasına değildi aynı zamanda Kürdistan’daki durumuna da bağlıydı. Bir taraftan devrimsel ve özgürlükçü maneviyatını şekillendiren ideolojinin -her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını savunma söylemi- diğer taraftan buradaki ayaklanmaların Kafkasya’yı etkileme ve karşı cephenin müdahalelerine yol açması kaygısı güdülüyordu. İş bu noktaya geldiğinde -sözümona- sınıfsal eğilim gösteriliyordu. Sovyetlerin Kürt ayaklanmalarını feodal ve yabancı ajanların yönlendirmesi olarak değerlendirmesinin bir sebebi de buydu. Ama Kürt ulusal hareketleri tüm bunlara karşı ayaklanmalar daimi bir faktör olarak sürmüştür.

Kürdistan bölgesi çok çatışmalı bir bölge oldu. Sadece bölgesel ülkelerin değil aynı zamanda Batılılar ile Rusya arasındaki çıkar çatışmalarına da sahnesi haline geldi. Kürdistan üzerinde yürütülen savaş Ortadoğu’nun jeopolitiğini etkiliyordu. İngiltere Kürdistan’ın durumunu bölgedeki pozisyonunu güçlendirmek için kullanmaya çalışıyordu. Ayrıca bu mücadele Türkiye ve İran’ın yakın durmasına yol açıyordu. Kürt milliyetçiliği ise bu güçlü düşmanlarla baş etmeye yetmiyordu. Ruslar gerekli desteği vermiyordu ayrıca ikinci dünya savaşı öncesi faşist blok Kürdistan’a ilgi duymaya başlamıştı. Bu çok tehlikeli bir durumdu”

 

SOĞUK SAVAŞ KÜRDİSTAN ÜZERİNDEN BAŞLADI

Kürdistan jeopolitiğinde diğer bir süreç ise ikinci dünya savaşıdır. Stratejik önem arz eden bölgede ve ona yakın alanda bir birine karşıt ülkelerin dikkatini çekiyordu. Bu alan Kafkas cephesi için çok önem arz etmeye başladı. Çünkü Körfezi Sovyetlerin Kafkas bölgesine bağlıyordu ve askeri mühimmat aktarımı için kullanılıyordu. Ama asıl önemli olan bu değildi asıl önemli olan Kürdistan’ın Rusya Güney Batı İran’ın ise İngilizler tarafından ele geçirilmesiydi. Kürdistan gelecek soğuk savaşın içine çekilmişti. Ortadoğu’nun eski ortakları Rusya ve İngilizler karşı karşıya gelmesi ve soğuk savaşın ilk seslerinin Kürdistan ve Azerbaycan bölgesinde ortaya çıkması tesadüf olmasa gerek.

Kürdistan tarihindeki bu yeni jeopolitik durum İran, Irak ve Türkiye’yi batı askeri bloklarına katılmaya götürdü: Türkiye’yi NATO’ya katılmasına, Türkiye, Irak İran’ı Bağdat ve CENTO gibi paktlara katılmaya götürdü. Savaşta ve sonraki yıllarda Kürdistan SSCB’nin Kafkas sınırları için tehlike potansiyeli olarak görülüyordu. Çünkü batılıların askeri yapıları bu alana yerleştiriliyordu.

Batı taraftarı olan hükümetlere karşı antiemperyalist fikirlerle yola çıkanlar Kürt ulusal hareketleri Moskova için desteklenmesi gereken ortak oluyordu. Ama bu reel değil potansiyel olarak böyleydi. Bunun iki gerekçesi vardı. Birincisi Sovyet iktidarı kendi sınırlarına yakın alanlar da sıcak bölgelerin oluşmasını istemiyordu. Çünkü bu Batı ülkelerinin buraya müdahalelerine gerekçe oluşturmasından çekiniyordu. Daha sonraki yıllarda (1950’lerden sonra) ise Sovyet devleti Arap milliyetçi hareketlerini desteklemeye başladı. Ancak 1958’de Baas Irak’ta iktidar olunca Kürtler ile Araplar arasındaki ilişkiler sertleşti ve 1960 sert bir mücadeleye dönüştü. Bu dönemde Kürt hareketlerine önemsiz bir destek veriyordu ama özgürlük ve bağımsızlık taleplerini de ret ediliyordu.”

Bu konuda Prof. Dr. Mehrdad R. Izady’nin 2008 yılında Kurdistanica sitesine yazdığı ‘jeopolitik’ adlı makalesinde Kürdistan’ı Kafkasya’nın ön savunma cephesini ayrıştıran kalkan olarak tanımlıyor. Izady, “Sovyetler Birliği’nin dağılması, Rusya’nın azalan gücü ile birleştiğinde, Kürdistan’ın tampon bölge olarak hizmet görmeye devam ettiği Ortadoğu’nun kuzey ufukları üzerinde belirsiz bir gelecek baş gösterdi. Kürtler, tartışmalı bölüşme ile dünyada 4 çatışmalı jeopolitik güç yapılanması içerisinde yerli temsilcileri olan tek etnik gruptur: Arap Dünyası (Irak ve Suriye), NATO (Türkiye), Varşova Paktı ve Sovyet Bloğu (Kafkaslar), ve Güney Asya- Merkez Asya Bloğu (İran ve Sovyet Türkmenistan)” diyor.

 

IZADY; EGEMENLER KÜRTLERİN KÜLTÜREL BİRLİKTENLİĞİNE ZARAR VERİYOR

1980’li yıllarda Kürt bölgesinin jeopolitik durumu giderek onun tarihinde yeni bir dönem ortaya çıkarıyordu. Bu üç fundamentals, iki iç ve bir dış nedenden dolayı ortaya çıktı.

Profesör Izady makalesinde, “Kürtler kendilerini çevreleyen komşu ülkelerin hiçbiriyle aynı etnik kimliği paylaşmamaktadır. Kürtler kendi stratejik konum ile dünya jeopolitik kaygıların kurbanıdırlar” diye yazıyor.

Izady, makalesinin bir yerinde ise Kürtler üzerine yürütülen asimilasyon konusunda şu çarpıcı değerlendirmelere yer veriyor: ‘’Günümüzde Doğu ve Güney Kürtlerinden geleneksel İran İslam ideolojisini takip etmeleri beklenirken, Irak ve Suriye Kürtlerinden, miraslarından vazgeçerek, varlıklarını bu iki batı karşıtı ülkede radikal Arap milliyetçiliği altında kanıtlamaları istenmektedir. Anadolu’da Kürt kültürü güneydoğu Avrupa görünümlü ve sadık Batı yanlısı modern hükümetli Türkiye ile karşı karşıyadırlar. Bu kültürel, ekonomik ve politik güçler Kürt ulusal kesimlerini çeşitli yönlere yönlendirilmektedirler. Durdurulmazlarsa, kuşkusuz uzun vadede Kürtlerin ulusal kimliği ile kültürel birlikteliğine zarar vererek, eski üzerinden yeni ulus yaratacaklar.“

Türkiye Kürtleri kendi ulusal hakları için silahlı mücadeleye başladılar. En güçlü ve en uzun karakterli bu solcu hareket Kürdistan işçi partisi PKK öncülüğünde gelişiyordu. İkincisi ise Batı Asya’daki uluslar arası boyuttaki en kızışmış tehlikeli konularda biri Irak başındaki Baas rejimi idi. Saddam Hüseyin belli bir döneme kadar Varşova paktı (daha sonra da ABD ve Avrupa’dan) muazzam silah almıştı ve politik oyunlara başlamıştı. Kanlı İran-Irak savaşı, Kuveyt işgali vb dış girişimler olumsuz sonuçladı. Ayrıca Halepçe saldırısı Kürtlerde büyük tepki yaratarak ulusal hareketlerini hızlandırmalarına yol açtı.

BM ambargosu Kürdistan’ın 36. paralelden sonrasının Bağdat’ın denetiminden çıkarılarak askeri boyutuyla ABD ve NATO’ya bağımlı hale getirildi. Kürt toprakları iç bağımsızlı kazandı Bu olayın tarihi önemini hakkını vermek imkânsızdır.

 

GELENEKSEL POLİTİKALARI İFLAS EDİYOR

Batı Asya’daki jeopolitik konumun değiştiği gerçektir. Son yıllarda Kürdistan’da ulusal bilinç o kadar yükselmiş ki vazgeçilmez karakter kazanmıştır ve kendisiyle birlikte net sonuçlar getiriyor. Bu devletlerin iktidarı ve politik elitleri bu Kürt ulusal hareketlerini durduramayacaklarını gördüklerinden dolayı geleneksel politikalarını gözden geçirmek zorunda kalıyor. Kürtleri bütün ulusal haklarını ret etme politikasını gözden geçirmeye başladılar. Bu yeni başladı yavaş ve belirsizce devam ediyor.

Kürt halkının kaderini tayin etmek giderek zorlaşıyor. Güney Kürdistan’a yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Ankara Kürt isyancılara karşı amansız bir mücadele yürüttü ama şimdi siyasi çözümüne yavaş kaymak zorunda kalıyor. İran ve Irak’ın da bu yöne gidecekleri görüntüsü var. Batı da Kürt diasporasının aktif çalışmasının politik anlamı giderek büyüyor. Kürdistan’ın dünya politikasında ve uluslar arası ilişkilerde obje değil subje olmaya başlıyor. Bunlar Kürt bölgesindeki jeopolitik durumun değişiminin göstergeleridir.’’

Ahmet Davutoğlu ise stratejik derinlik kitabında buradan şöyle söz ediyor: ‘’Geçiş alanı niteliği taşımasını sağlayan ve Kürt meselesinin jeopolitik arka planı ikisi kıtasal diğeri bölgesel dört ana nitelikten söz edilebilir. Birincisi Avrasya Ana kıtasının Doğu-Batı ekseninde kritik geçiş hatlarından birini oluşturmasıdır. İkincisi Kuzey Güney ekseninde Avrasya steplerini Kuzey denizlerine bağlayan jeopolitik hattının geçmesidir. Bölgesel olarak ise birincisi Batıya ve Anadolu’yu Asya’nın derinliklerine bağlıyor. İkincisi Karadeniz- Hazar-Basra-Doğu Akdeniz bağlantısı bu bölgeyi jeopolitik çatışmaların merkezi yapıyor.

Petrol-su –Petrol dengesi Mezopotamya su havzası körfez petrol kaynaklarına bağlayan jeoekonomik hat bölgeyi uluslar arası rekabetin odak noktası yapıyor. Türkiye GAP ile kaynak-güç ilişkisi kurmaya başlamıştır.”

Davutoğlu’nun geçiş hatları olarak belirttiği konum bu gün aynı zamanda Nabucco gibi önemli enerji hatlarına ana geçiş güzergâhı olma gibi çok işlevsel durumdadır.

 

BATI ASYA JEPOLİTİĞİ DEĞİŞTİ

Lazerev, Sovyet sonrası bölgede meydana gelen jeopolitik değişikliği ise şöyle özetliyor: ”Sovyetler birliğinin bitişi Batı Asya’yı etkiledi, Kürdistan bölgesini etkiledi Sovyet baskısının bertaraf olmasından sonra politik boşluk dünya savaşından gelen jeopolitik görüntüyü değiştirdi. Batı Asya’daki Sovyet etkisi minimuma inerken ABD etkisi büyüdü. Washington burada rahat manevra etmeye başladı ABD Kürt bölgesinde çok iyi zemin elde etti. Birincisi Rusya’nın çıkışından sonra rakibi kalmadı ikincisi Kürt milliyetçileri için kendilerini karalayacak bir sicili yok. ABD Kürt sorunu konusunda net bir politikası olmadı. Üçüncüsü ABD’nin şu veya bu şekilde Kürdistan’ı bölen devletlerle sorunlar yaşamaya başladı. O yüzden Kürt kartını oynamak gelecekte çok farklı boyutlar kazanıyor…

Şimdi Güney Kürdistan var. Tabiî ki bu coğrafi olarak Kürdistan’ın onda birinden biraz fazladır. Ama o merkezi stratejik bir konuma sahiptir. Washington’un özgür Kürdistan’a desteği geçici değil ileriye dönük uzun vadeli bir politikadır. Tabiî ki ABD’nin şu andaki diğer Kürt bölgelerine yönelik etkisi azdır. Bunun engellerinden birisi o ülkelerin hükümetleri ile olan çelişikleri (İran gibi) yada sıcak (Türkiye gibi) ilişkileridir.

ABD’liler kendilerine karşı rakiplerini de buluyor, Almanya, İngiltere ve Fransa’da geçmiş etkinliklerinin etkisini korumaya çalışıyorlar ama bu rekabet Washington için tehlike değil. Onlar için bu bölgede en tehlikelisi Rusya’dır ki oda bölgede “yokluğuyla parlıyor”.

Bu süreç Kürdistan’ın çağdaş jeopolitik konumunda en dikkate değer dönemidir. Ama şu anda Kürdistan’da Rusya’nın pozisyonunu yok denecek noktaya gelmiştir. Batı ise sadece güney parçasına inmiş. Tabiî ki bu eski işgalci dönemlerin diriltildiği anlamına gelmiyor. O zaman Kürdistan uluslar arası çatışmanın bir objesiydi. Ama artık Kürt özgürlük mücadelesinin çok büyük güce ulaştı, yayıldı ve dünya politikasında bağımsız rol oynuyor. Bunu sadece Güney Kürdistan ile ilgili değil. Güney

Kürdistan’a ilişkin batılı patronları ne düşünürse düşünsün özellikle de Türkiye’deki Kürdistan parçası sadece bir iç sorun olmaktan çıkıyor. Bu hareketin geleceği konusunda iyimser bir öngörü yapmamıza vesile oluyor. Kürdistan jeopolitik anlamda dünyanın en sıcak bölgesi haline geliyor. Bu Kürt halkının ulusal kaderini belirleme hakkı konusunda net bir şey elde edene kadar böyle devam edecek.

 

Rahmi Yağmur / Mamed Mustafayev- ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

murat
DÜZELTME
bu bilgiler için teşekür ederiz. Ancak haritada Kürtlerin çoğunlukta olduğu yerler arasında Urmiye'nin batısı sonra ilam bölgesi ve aşağı tarafa doğru nerdeyse denize kadar Adıyaman merkez dahil olmak üzere Besni de içinde olması lazım. Ayrıca Ş.urfa merkez çoğunluğu Kürttür. Kendim de gidip gördüm. Diğer veriler doğrudur. Buraları düzeltirseniz sevinirim.
21 Eylül 2011 Çarşamba Saat 15:56