AKP’nin Kürdistan’ın Demografik Yapısını Değiştirme Politikaları
Dizi Yazı / 10 Mayıs 2019 Cuma Saat 05:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Demografi kavramı, Yunanca bir kelime olup, demos (halk) ve graphein (yazmak) kelimelerinden oluşmuştur.

Demografi kavramı, Yunanca bir kelime olup, demos (halk) ve graphein (yazmak) kelimelerinden oluşmuştur. Demografi kavramı yoğun olarak 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra kullanılmaya başlanmış ve sonraki süreçlerde bir bilim dalı olarak gelişim göstermiştir. Demografi, nüfus bilimi olarak bilinmektedir. Dünyada veya bir toplumdaki nüfus hareketlerini( doğum, ölüm, göç, nüfus yoğunluğu vb.) inceleyen bilim dalıdır. Konumuz; toplumlarda doğal yollarla gerçekleşen demografik yapı değişikliğini değil, devletçi-iktidarcı sistemlerin bir asimilasyon-soykırım politikası olarak bir etnik, dini, mezhebi grup veya gruplara karşı onların nüfus yapısını ortadan kaldırma veya azaltmaya dönük sergiledikleri uygulama ve yaklaşımları ele almaktadır.

Demografik yapı ile oynama, iktidarcı-devletli uygarlık sisteminin gelişimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Devletli uygarlık sistemi halkları, toplumları tahakküm altına almak, işgal ve sömürü sistemini sürdürmek için katliamlarla, sürgün, göçertme vb. politikalarla halkların, toplulukların demografik yapısını değiştirmeye sıklıkla başvurmuşlardır. Fakat bunu bir sistem dâhilinde planlı bir şekilde, toplum mühendisliği tarzında yapılması 19. Yüzyılda ulus-devlet yapılarının ortaya çıkmasıyla birlikte gelişim göstermiştir. Ulus devlet anlayışı; homojen, tekçi bir ulus yaratmak için, egemen ulustan farklı özellikler gösteren etnik, dini, mezhepsel vb. yapıları yurtlarından kopartıp ulus-devlet sınırları içerisinde dağıtarak daha hızlı ve sistematik bir şekilde egemen ulus içerisinde eritmeyi hedef almıştır. Bunun için demografi bilimini de geliştirerek, nüfus sayımı, demografik araştırmalar, istatistiki veriler geliştirilip farklı etnik, dini, mezhepsel yapılara sahip kesimler hakkında detaylı bilgiler derlenerek, bu türden toplulukların nasıl asimile edilebilecekleri konusunda edinilen veriler temelinde yol-yöntem geliştirmişlerdir. Bu türden araştırma ve veri toplama çalışmaları genellikle gizli yapılmıştır. Ulus devlet yapılarının hâkim olmaya başladığı dönemlerde, homojen ulus yaratmak amacıyla yapılan demografik yapı değişiklikleri bu temel üzerinden geliştirilmiştir. Demografik yapı değişikliği ile amaçlanan; farklı etnik, dini, siyasi, kültürel yapıların Özyurtlarındaki nüfus yoğunluğunu en aza indirgeyerek egemen ulus içerisinde eritmektir. Ve sürüldükleri yerde de bir nüfus yoğunluğu oluşturmamaları için ulus-devlet sınırları içerisinde küçük gruplar halinde dağıtılarak kolay asimile olabilecekleri yerlere yerleştirmeyi esas alırlar. Genellikle onlardan boşalttıkları yerlere ya göçmenleri ya da en azılı faşist kesimleri yerleştirmeyi de ihmal etmezler. Toprağından kopartılan insanların kısa ve orta vadede kültürlerini yitirecekleri ve dolayısıyla egemen ulus içerisinde daha kolay ve hızlı bir şekilde eriyebilecekleri hesabıyla yapılır. 

Bir asimilasyon-soykırım politikası olarak Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirme politikaları, tarihte Kürdistan’ı egemenliğinde tutan işgalci, sömürgeci güçlerin sıkça başvurdukları bir yöntem olmuştur. Fakat Kürdistan tarihinde en büyük sömürgeleştirme hareketleri son iki yüzyıl içerisinde gerçekleştirilmiş, dolayısıyla en kapsamlı demografi hareketlerine de bu iki yüzyılda rastlanılmaktadır. Özellikle 19. Yüzyılda Osmanlı’nın Kürdistan’da başlattığı demografik yapıyı değiştirme politikaları, İttihat-Terakki ile bir demografi mühendisliğine dönüşmüş ve akabinde tekçi-faşist bir ulus devlet anlayışı üzerine kurulan T.C Devleti’nde ise; Şark ıslahat Planı, Mecburi İskân Kanunları ve katliamlarla demografik yapıyı değiştirme uygulamaları devletin resmi politikasına dönüşerek bir sistem, plan dâhilinde günümüze kadar uygulanmaktadır. Sömürgeci Türk devleti cumhuriyet tarihi boyunca;  tehcir, katliam ve iskân kanunlarıyla Kuzey Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeyi, Kürdistan coğrafyasını Kürtsüzleştirmeyi kendine temel amaç olarak bellemiştir.

Bir soykırım belgesi olan Şark Islahat Planı, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt soykırım-asimilasyonunu gerçekleştirmenin bir yol haritası olarak hep devrede tutulup dönemlere uyarlanarak günümüze kadar uygulanmıştır. 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte güncellenerek, AKP tarafından uygulanmaktadır. Varlık gerekçesini Kürt soykırımına bağlayan AKP ve Tayyip Erdoğan, iktidara geldiğinden bu yana sadece Kuzey Kürdistan’da değil, Kürdistan’ın diğer parçalarında da Kürt soykırımını sonuca götürmek için Kürtlerin demografik yapısını değiştirmek için birçok yol-yöntemi devreye sokmaktadır.

Bu yazımızda, AKP’nin Kuzey Kürdistan’da demografik yapıyı değiştirmeye dönük uygulamalarını ele alacağız.  

     AKP’nin Kuzey Kürdistan’da Demografik Yapıyı Değiştirme Politikaları

AKP, Kuzey Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmek için birçok uygulamayı iç içe yürütmektedir. Bu uygulamaların en başından gelenlerden bir tanesi; bölgeye baraj inşa etme politikasıdır. Yapılan barajlarla hem yerleşim birimleri, hem de bölgenin tarihsel belleği olan tarihi eserler sular altında bırakılmaktadır. Kuzey Kürdistan’da inşa edilen barajların temel amacı sulama yapmak ya da elektrik üretmek için değildir. Temel amacı, Kürtleri yurtlarından koparmak ve asimilasyona tabi tutmaktır. Şimdiye kadar Kürdistan’da ellinin üstünde baraj inşa edilerek faaliyete sokulmuş ve inşa edilmek istenen baraj sayısı da yüzün üstündedir. AKP baraj politikasıyla Kürdistan coğrafyasının ağırlıklı bölümünü sular altında bırakmayı hedeflemektedir. Böylelikle katliam, talan ve sürgünlerle başaramadıklarını bu defa baraj inşalarıyla denemeye çalışmaktadır. AKP, baraj politikasıyla Kürtleri anayurtlarından kopartıp, Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeyi amaçlamaktadır. Nitekim inşa edilen Barajlarla binlerce Kürt yaşadığı toprakları terk edip Türkiye metropollerine göç etmek zorunda kalmıştır.

AKP diğer yandan da Kuzey Kürdistan’da tarım ve hayvancılık ekonomisini çökerterek Kürtleri göçertme politikası izlemektedir. Ekonomik soykırım bugün AKP eliyle daha kapsamlı, daha derinleştirilerek sürdürülmekte ve ekonomik yoksullaştırma demografik yapıyı değiştirmenin bir aracı olarak geliştirilmektedir. Kürtleri ekonomik olarak çökertip yurtlarından göç ettirmek için, ekonomik alan üzerinde özel politikalar uygulanmaktadır. Kürdistan’da tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimlerin üretim alanları vergi, kredi, devlet ofisleri, ilaçlama, mühendislik, arz-talep dengesi, patent adı altındaki baskı araçlarıyla sınırlandırılmakta ve giderek üretim yapamaz hale getirilmektedir. Tarımdaki devlet tekeline ek olarak AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte özel sermaye tekelleri de Kürdistan’da tarım alanına el atmış ve tarımı kapitalist tarzda dönüştürme konusunda epey yol almışlardır.  Devlet ve özel sermaye eliyle köylülerin toprakları ellerinden alınarak, devletin daha önceki dönemlerde çeşitli gerekçelerle el koyduğu araziler de dâhil edilerek özellikle AKP iktidarı ile birlikte Türk ve yabancı şirketlere peşkeş çekilen bu geniş arazilerde yaygın bir şekilde kapitalist-endüstriyel tarım işletmeleri kurulmaktadır. Bununla birlikte 2000’li yıllardan itibaren yoğun teknoloji, seracılık, tekelci pazar, hormon ve ilaçlama yöntemlerinin egemen hale getirilmesi de eklenince Kuzey Kürdistan’da köylü ve çiftçi kendi imkânlarıyla üretim yapamaz ya da yapsa da ürününü satamaz bir duruma getirilmiştir. Yine, yapılan barajlarla binlerce hektarlık tarım alanları sular altında bırakılmakta ve bu da üzerinde tarım yapılabilecek verimli alanların giderek azalmasına yol açmaktadır. İnşa edilen barajlarla binlerce köy su altında bırakılırken, köyleri boşaltılan bu insanların ekonomik faaliyet yürütme imkânları ortadan kaldırıldığı için yoksullaşarak işsiz ya da ucuz işgücü konumuna düşmekte ve Kürdistan’da iş bulma koşulları da olmadığı için Türkiye kentlerine göç etmek zorunda bırakılmaktadır. Benzer bir yaklaşımın hayvancılık alanında da uygulandığını görmekteyiz. AKP, yandaşlarına çeşitli imkânlar sunarak, onların eliyle kapitalist mantık üzerine kurulu büyük besi çiftlikleri kurmakta ve geçimini sağlamak amacıyla yapılan geleneksel hayvancılık ekonomisini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Kürtlerin temel geçim kaynaklarından biri olan hayvancılığı ortadan kaldırmaya dönük sömürgeci TC devleti elli yıldır bu alana dönük özel politikalar geliştirmektedir. AKP iktidarı ile birlikte bu alana dönük politikalar daha da derinleştirilerek sistematize edilmiştir. Bu kapsamda da; Mera ve yayla yasakları, mera alanlarının baraj suları altında bırakılması. Havadan ve karadan yapılan bombardımanlar sebebi ile hayvanların telef olması, orman ve otlakların yakılması, hayvan ticaretinin tekelleşmesi, en yüksek et ve süt üretimini gerçekleştirmek için yurtdışından hayvan ithalinin yapılması gibi geliştirilen politikalar sonucu hayvancılık, Kuzey Kürdistan’da yok edilmenin eşiğine getirilmiştir.

AKP’nin tarım ve hayvancılık alanında uyguladığı bu ve buna benzer politikalarla Kürtlerin elindeki tek geçim kaynağı elinden alınarak, Kürtler ekonomik anlamda yoksullaştırılıp göçe zorlanmaktadır. Yoksullaştırıp göçertme politikası ile bir yandan Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin nüfus yoğunluğunu azaltma yoluyla demografik yapıyı değiştirme, diğer yandan yaptığı, bildiği işi elinden alınan binlerce Kürt; İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi Türkiye metropollerine göçe zorlanarak yad ellerde ucuz işgücünün nesnesi haline getirilerek asimilasyon ve soykırım cenderesine alınmaktadır. Böylelikle göçertme politikasıyla ülkesinden kopartılan Kürdün yönü Türkiye metropollerine verilerek, buralarda daha kolay asimile edebileceğinin hesabı yapılmaktadır.

  2014’de Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın hazırladığı, AKP’nin 2015 yılında devreye koyduğu “çöktürme” planın ağırlıklı bir bölümü, Kuzey Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeye dönük uygulama ve planlamaları içermektedir. “Çöktürme” planının aşamalarından bir tanesi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin taban bulduğu şehir ve ilçelerin ablukaya alınarak bir bütünen boşaltılmasına dönüktür. Bu göç ettirme hareketine karşı bir direniş geliştiğinde ise, nelerin yapılacağı raporda açık bir şekilde dile getirilmiştir. “Ablukaya alınan yerleşkelerde, yaşamsal alanlar tahrip edilerek geri dönüş koşulları ortadan kaldırılacak, kitlesel imhalar, tutuklama ve boşaltmalarla yerleşkeler huzura kavuşturulacaktır. Raporun 8. sayfasında ‘yapılacak bastırma operasyonlar da 10 bin illa 15 bin imha, 8 bin civarı yaralı, 5-7 bin arası tutuklama, bombalanmış küçük ve büyük yerleşim alanlarında 150-300 bin civarı insanın yer değiştirmesinin ‘terör’ örgütünü felç etmesini, işlevsizleştirmesini sağlaması düşünülmektedir” denilmektedir*.  Bu plan dâhilinde Cizre, Silopi, Şırnak, İdil, Nusaybin, Silvan, Dargeçit, Diyarbakır-Suriçi yerleşim yerleri hedef alındı. Bu planın başarılı olması halinde, bu plan PKK’nin güçlü bir tabana sahip olduğu diğer yerlere de sırasıyla uygulanacaktı. Öncelikli olarak bu yerleşim birimleri sömürgeci Türk Devletinin paralı özel kuvvetlerince kuşatılıp dışarı çıkma yasağı ilan edildi. Diğer yandan halkın yerleşim yerlerini terk etmesi için, zaman zaman dışarı çıkma yasağı kaldırılıp süre tanınarak halkı göç etmeye zorladılar. Ve akabinde kuşatılmaya alınan Kürt yerleşim birimleri tank, toplarla bombardımana tabi tutuldular. Gaye, yerleşim yerlerini imha etmek ve halkın geri dönüş koşullarını ortadan kaldırmaktı. Gelişen halkın direnişi karşısında istedikleri zaman ve şekilde gerçekleşmese de sonunda girdikleri bu yerleşim yerlerinde halkı göç ettirdiler ve ardından ağır iş makineleriyle girilen mahallerde evler ve iş yerleri yerle bir edildi. Bu süreçte 400.000’den fazla insan yerlerinden göç ettirildi. Bu defa faşist TC’nin planladığı gibi olmadı, Kürt halkı Türkiye metropollerine değil, Kürdistan’ın içlerine doğru göç etti. Yürütülen kırk yıllık mücadele ile bilinçlenen Kürt halkı, AKP’nin adına “çöktürme” planı dediği kirli savaşla ne yapmak istediğini rahatlıkla anlayacak düzeye gelmişti. Botan halkı Türkiye kentlerine göç etmektense kırsal alanda çadır açarak, civar köy ve kasabalara yerleşerek nerede ve nasıl yaşayacağını sömürgeci T.C sistemine net bir şekilde gösterdi. Faşist Türk Devleti planlamış olduğu bu kapsamlı tasfiye hareketinde ısrar ederse direnişin tüm Kürdistan’a yayılacağını gördüğü için belirli yerlerle sınırlı tuttu ve direnişe geçen yerleşim yerlerin bastırılmasıyla yetinmeye çalıştı.

AKP bu planı geliştirirken, Kuzey Kürdistan’ı Kürtlerden boşaltarak, Kürtleri Türkiye metropollerine sürmeyi, onların yerine, Suriye’den gelen Arap ve Türkmenleri yerleştirip Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeyi hedeflemişti. Buradan da anlaşılıyor ki, Suriye’deki Arap nüfusu bilinçli ve “çöktürme” planın bir parçası olarak Türk devleti tarafından göçe teşvik edilmiştir. Eğer plan başarılı olsaydı, Kürtler Türkiye’nin büyük kentlerine göçertilecek, Kürdistan’a Suriye’den getirilen Araplar ve Türkmenler yerleştirilecekti. Böylelikle Kürdistan’ın demografik yapısı değiştirilecekti. Doksan yıllık Cumhuriyetin yarım bıraktığı işi, Erdoğan tamamlayacaktı. Gelişen direniş ve halkın kendi ülkesinde kalmada ısrarı, AKP’nin hevesini kursağında bırakmıştır.

Kirli politikalarını sürdüren faşist AKP iktidarı bu sefer de, Kürdistan’ı terk etmeyip civar yerleşim birimlerine yerleşen halkın tekrardan yaşadığı yerlere geri dönüşünü engellemeye çalıştı. Bu kapsamda da Şırnak gibi bazı yerler özel olarak hedef alındı ve bu yerlere halkın geri dönüşünü engellemek amacıyla özel önlemler alındı. Kürt halkının göstermiş olduğu direniş karşısında, Suriye’den getirdiği Arap ve Türkmenleri yerleştirme projesini hayata geçiremeyince, işgali derinleştirmek ve İktidarını seçim hileleri üzerinden sürdüren AKP, seçim hesapları da yaparak buralarda nüfus yoğunluğunu kendi lehine değiştirmek için binlerce asker ve polis yerleştirdi.  Nitekim 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde AKP yapmış olduğu bu kirli oyunla seçim kazanma adı altında Şırnak belediyesini tekrardan gasp etmiştir.    

AKP’nin Kuzey Kürdistan’da demografik yapıyı değiştirmeye dönük bir başka girişimi ise, özellikle Urfa ve Antep hattında görülmektedir. Bu hat son iki yüzyıl boyunca yoğun bir şekilde asimilasyon ve demografik yapı değişikliğine uğratılmasına rağmen, halen çok kalabalık sayıda bir Kürt nüfusu barındırmaktadır. Ve Kuzey Kürdistan’ın bu iki büyük kenti, özellikle Rojava Devrimi’nin yarattığı etki ile birlikte son yıllarda tekrardan kendi Kürtlük değerleri ile kendi kökleri ile buluşmada bir canlanma ve gelişim içerisindedir. Bu iki il aynı zamanda Fırat’ın Batısı olarak da tabir edilen Kuzey-batı Kürdistan’ın diğer kentleri olan Adıyaman, Maraş, Malatya ve Kilis’i etkileme kapasitesine sahiptir. Urfa ve Antep, bu bölgenin hem bir tür ticari ve ekonomi merkezi konumunda, hem coğrafi yakınlık ve hem de bu illerden çok yoğun bir göç almıştır. Bu durumlardan kaynaklı Urfa- Antep hattı, sadece Urfa ve Antep’ten ibaret değildir, geniş bir Kürt coğrafyasını etkileme gücüne sahiptir. Bu iki kentteki her gelişme, Kuzeybatı Kürdistanı etkileme düzeyine sahiptir. Yine Urfa ve Antep Rojava ile geniş bir sınırı oluşturmaktadır ve Rojava Devrimi buraları ciddi düzeyde etkilemekte ve bu etki sömürgeciliğin Kürtler arasına çektiği sınır tellerini gün geçtikçe anlamsız kılmaktadır. Bunun en bariz örneğini Kobani direnişinde gördük. Sömürgeci TC devletinin Şark Islahat Planı ve mecburi iskân kanunları ile yürürlüğe koyduğu Fırat’ın Batısını Kürtsüzleştirme ve burayı Kürdistan’dan koparma politikaları boşa çıkmaktadır. Bunu fark eden sömürgeci T.C Sistemi, bu yeniden canlanmanın önüne geçmek için AKP’nin eliyle buralara dönük özel politikalar yürütmektedir. Özellikle bu kentlerde Kürt nüfusunu geriletmek, demografik yapıyı değiştirmeye dönük politikalar uygulamaktadır. Bu bağlamda da Suriye’den göç eden Arapları bu iki kent merkezine ve ilçelerine yerleştirmektedir. Şark Islahat planı ve Mecburi iskân yasalarıyla devreye sokulan ve devlet politikası haline getirilen Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirme projesi, bugün AKP eliyle buralarda yürütülmektedir. AKP’nin günümüzde buralara Arapları yerleştirme politikası gelişmekte olan Kürtlük bilincini bastırma, iki parçadaki Kürtleri birbirinden kopartıp fiili bir tampon oluşturma ve Rojava Devrimi’nin bu hattaki etkilerini bertaraf etmek ve tüm bunların bir sonucu olarak da buralardaki Kürtleri değişik yol-yöntemlerle göçertip, Urfa ve Antep hattını tümden Kürtsüzleştirmeye dönüktür. Bu kapsamda da Suriye’den göç etmiş kalabalık sayıda bir Arap nüfusu bu iki kente iskân edilmiş durumdadır.

Sonuç olarak; Türk özel savaş rejimi, AKP ve onun faşist şefi Tayyip Erdoğan’ı Kürt soykırımını-asimilasyonunu sürdürmek ve sonuca götürmek üzerinden iktidara getirmiştir. Tayyip Erdoğan’da adeta ‘bu işi en iyi ben yaparım’ anlayışıyla hareket etmekte ve Kürt toplumsallığını parçalayıp dağıtmak ve Kürtleri yaşadıkları topraklardan koparıp asimilasyon-soykırım cenderesine almak için her türden kirli savaş uygulamalarını devreye sokmaktadır. Bunu boşa çıkarmak için; AKP’nin bölgeyi Kürtsüzleştirmek amacıyla yürütmüş olduğu bu kirli savaş yöntemlerinin bilincinde olmak ve bu bilinci tüm topluma yaymak ve bununla birlikte, bu saldırıların ancak örgütlenmeyle bertaraf edilebileceği bilinci ile hareket edip demokratik ulus inşa çalışmalarına yüklenerek örgütlülüğümüzü güçlendirmemiz esastır.  Düşmanın, Kürtleri kendi ülkesinden koparmaya dönük her türden yaklaşımlarına karşı ülkede kalma ısrarını sürdürmek ve Önder APO’nun “Siyasal savaş yurtseverlik savaşı, tarihe ve toprağa sahip çıkma savaşıdır” düsturuyla hareket etmemiz gerekir.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html 

TAGS(ETIKETLER): kurdistan  demografya  degisimi  AKP  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR

ARAMA