Mezopotamya'da Doğal Tedavi
Ekoloji / 17 Nisan 2010 Cumartesi Saat 06:25
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mezopotamya halkları için doğal tedavi yöntemleri ve bitkisel tedavi,

Mezopotamya halkları için doğal tedavi yöntemleri ve bitkisel tedavi, doğal toplum özelliklerini hala yaşattıklarından dolayı hayatın içinden çıkagelmiş ve adına 'alternatif tıpî denilmeden binlerce yıldır yaşatılan sağlık alanıdır. Bütün yörelerimizde 'Dermanê Kurdî' ya da 'Dermanê Hekîmê Loqman' diye bildiğimiz doğal tedaviler ve bu bilgilere sahip hekimler, doktorlar hep olagelmiştir. Bitkilerle beslenme, yetiştirme, bitkilerden dermanlar yapma Bölge toplum yaşamının önemli bir dokusudur.

Mezopotamya'da doğal tedavi, hastaları iyileştiren bir alanla sınırlı ele alınamaz. Beslenme kültüründen yaşam biçimine, düşünce yapısından duygu dünyasına kadar uzanan doğal yaşam köklerini taşıyıcılığıyla 10 - 15 bin yıllık kültürü bugünlere kadar getirmiştir.

 

GÜCÜN VE ENERJİNİN SEMBOLÜ

Kürtler doğayla olan bağlarını en güçlü koruyan Mezopotamya halklarındandır. İnsanın içinde olan ve Japonların Ki, Çinlilerin Çi, Yunanlıların Prevma, Polonyalıların Mana, İbranilerin Ruah, Sanskritçe'de de Prana denilen 'esrarengiz' yaşam enerjisi vardır. Kürtler için ise güneş ve ateş enerjiyi (hêz, vejen, wuze) sembolize eder. Kürtlerin eski dini Zerdüşt inanışında da ateş ve güneş, gücün ve enerjinin sembolüdür. Aynı zamanda kutsallık atfedilmiştir. Güne güneşi selamlayarak başlanır. İbadetgahlarda ateşler sönmez. Güneş ve ateş yaşamın sürdürücü ışığıdır.

 

DERMANÊ KURDÎ

Kürt köylerinde bitkiler üzerine yoğunlaşan ve dağ-bayır gezen insanlar vardır. Bitkileri baharda ya da bazı özel bitkileri yazın ve sonbaharda toplar, kurutur ve özenle kaldırırlar. Bitkilerin yaprakları, kökleri, tohumları yapılacak dermanlarda kullanılır. Hazırlanan dermanlar yaraları iyileştirir, hastalara şifa verir. Bölge'de bu insanlara hekîm (otacı), nojdar (doktor), bijîşk (sağaltıcı, doktor), pîrik (ebe) denilir. Bin yılların tecrübelerini taşıyan ve adına Dermanê Kurdî denilen sağlık alanı günümüze kadar da şifa kaynağı olmuştur. Aslında bu alanı gizemli kılan ve doğanın derinlerinde saklı yaşatan, şifa veren koruyucu özelliğidir.

Doğa, insan bedenine en uyumlu olan ürünlerle doludur. Özellikle yeni geliştirilen genetiği değiştirilmiş gıdalar ve suni ilaçlar insan vücuduyla uyum göstermez. İnsanın organik evrimi aslında karşıt bir saldırıyla karşı karşıya kalır ve bu saldırı 'modern besinler' olarak ya da 'modern beslenme alışkanlıkları' olarak lanse edilir. Doğadan koptukça topluma neredeyse kapsüllerde, tabletlerde gıdalar sunulur.

 

HEKİMLER DOĞAYA YAKIN DURMALI

Diğer yandan şehirlerde açlık, yoksulluk çeken insanlarımız buza kesmiş beton yığınlarıyla örülmüş hastane koridorlarında günlerce kuyruklarda bekleyip derman aramaktadır. İnsanların bu kapılarda hastalıklarını iyice derinleşmekte, çaresizliğe, sevgisizliğe, inançsızlığa terk edilmektedir. Dilini bile anlayamadığı doktorlara derdini anlatıp bir umut aramaktadırlar. Görüldüğü, bilindiği ve yaşanıldığı gibi hasta ve doktor arasında büyük bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Oysa ki şifacılar, bin yıllarca hastalarını başta iyileştireceklerine inanır, adeta ruhlarına girer, şifa veren elleriyle muayene ederlerdi. Hekim, hastanın iyileşeceğine inanmıyorsa, tek başına bu inançsızlık bile tüm emekleri boşa çıkarabilirdi. Şimdi birçok doktor hastalarına iyileşemeyeceklerini çok rahat söyleyebiliyor. Hastasının iyileşeceğine inanmayan ve ona 'tıp bilimi' dışında deva veremeyen, hastasını aydınlatmayan, ruhuna girmeyen, sevgisini vermeyen, hastasının anlayamadığı bir dilde yazılmış bir kağıt parçasını ona vererek gönderen bir doktor doğayla, insanla, toplumla bağlarını koparmıştır. Oysa ki bin yıllar öncesinde hekimler doğaya yakın oldukları için insana da yakın olmuşlar ve hekimlere kurtarıcı gözüyle bakılmış ve inanılmıştır.

 

KADIN, DOĞA VE HEKİMLİK

Mezopotamyalılar doğadan şifayı görmüş, iyileşmişler ve doğayla yaşamışlardır. Anneler bu geleneği taşımada değerli bir yere sahiptirler. Tek bir bitkiyi tanımayan bir kişi bile annesi sayesinde hafızasında doğayla ilgili birkaç bilgiye yer edindirmiştir. Bizim doğayla bağımızı koparmamamızı sağlayan annelerimizdir. Bin yıllarca kadınlar doğaya tutkun yürekleriyle, doğa ana gibi çocukları beslemiş, insan toplumunun yaratıcısı olmuşlardır. Bölge'de analarımızın hafızamıza kazıdıkları bitkiler dışında derin bitki bilgisine sahip, uygulayıcı kadın hekîmler (sayıları az da olsa) bu köklü geleneği günümüze kadar getirmişlerdir.

 

DOĞADAN AKAN ŞİFA NEHRİ

Mezopotamya'da her bitkinin bir hikayesi, her yemeğin bir doğa-insan kaynağı vardır. Doğadan akan şifa nehri sofraları da zenginleştirmiştir. Baharda otlar pişirilerek, salataları yapılarak bolca yenir. Toplanır, kurutulur, baharatları yapılır. Kahvaltılıklar, kışlık hazırlıklar doğal ürünlerle hazırlanır. Köylerde halen ekmekler kendi buğdaylarıyla yapılır, ateşte, tandırlarda ya da sac üzerinde pişirilir.

Botan'ın şifalı bitkileriyle dermanlar yapılır, Gever Yaylası'nın siyabo, kenger ve mendê otlarıyla keladoş pişirilir. Mehîr Bölge'nin hemen hemen her yerinde adeta baharı karşılayan bir yemek olarak çeşit çeşit otlarla, ayranla, dövülmüş buğdayla ateşte pişirilir. Yaz sonu buğdayların toplanıp kaynatılması ardından damlara serilip kurutulması, ayıklanıp değirmene gönderilmesi de ayrı bir şölen havası verir. Çünkü bu işler kolektif yapılır. Aileleri, komşuları, köylüleri bir araya getirir. Hepsinde geçmişten gelen doğanın nimetlerine karşı teşekkürlerini ifade eden doğa ritüelleri vardır. Toplumun kutsal-kolektif işleridir. Tüm bunlar Bölge toplumunun kültürel yaşantısını geliştirip zenginleştirmiştir.

Bir çobanın dağlarda özgürce koyunlarını, keçilerini otlatması, kavalının sesiyle dağlardan aşağılara kadar tüm canlılara gazeller okuması kadar insanı doğayla bütünleştiren vakitler, bugün mega kentlerde insanların mumla aradığı, nice paralar döktürdükleri ruh-beden sağlığı, bu sadelik ve doğallığıyla bulunabilir mi? İnsanlar için kırda bir saat yürümek, otların, çiçeklerin, toprağın kokusunu içine çekmek, yürüdükçe terleyip vücuttaki zehirli maddeleri atmak başlı başına dermandır, iyileştirici ve arındırıcıdır.

Her ne kadar günümüzde yoğun nüfuslarla patlayan şehirlerde bu gelenekler pek uygulanmıyorsa da Bölge'de birçok yöremizde hâlâ doğayla yaşam, doğayı tahrip etmeden, yakıp yıkmadan doğadan beslenme, şifasına inanarak dermanlar yapma köklü bir gelenek olarak devam etmektedir. Mezopotamya'nın teknolojiden, endüstriden uzak yerlerinde doğayla yaşayan insanlar daha sağlıklıdırlar. Mezopotamya'nın toprakları zengin florasıyla insanlarını yaşatacak, iyileştirecek öze ve eşsiz güzelliğe sahiptir. Bizler bu köklere tutunarak, onu yok edicilerden, kemiricilerden koruyarak, bu uğurda mücadele vererek doğaya dönüşü sağlayabiliriz.

 

Pelin Dicle

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.