3. Dünya savaşında gelinen durum
Politik Analiz / 16 Mayıs 2017 Salı Saat 15:41
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Küreselleşmenin gelişimine paralel olarak sorunlar da sınırları aşarak küreselleşmektedir. Dolayısıyla şu an sorunlu ve çatışmalı bölgeler sadece kendilerini, çevrelerini değil, tüm dünyayı etkilemektedirler. Bundan dolayı Savaş ve çatışmalar yaşandığı zemindeki halklar için ölüm, yıkım gibi tahripkâr bir rol oynarken, çevresine ve küresel alana da göç, terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılığın tetiklenmesi vb. sorunlar üretmektedir


Yüz yılın başlangıcı kaos aralığı olarak tanımlanmıştı. Bu gerçeklik her geçen gün bir sarmal biçiminde geniş alanlara yayılarak daha fazla kitleleri kapsamaktadır. Irakta başlayan kaos durumu zamanla Suriye, Libya, Somali, Afganistan, Pakistan, Yemen gibi alanları da kapsamına almıştır. Gelinen aşamada ise bu tabloya yeni alanların eklenme riski artmaktadır. Çünkü çatışmalar farklı kıta ve alanlara yayılma eğilimindedir. Bu konuda en büyük aday Venezüella’dır. Uzun süredir devam eden ekonomik kriz gelinen noktada siyasi bir krize dönüşmüş ve iç kargaşa-çatışma halini alarak hızla ülkeyi bir kaosa doğru sürüklemektedir. İran-Arabistan gerginliğinin derinleşmesi, mevcut çatışmalı tabloya bu ülkeleri de ekleyecektir. Daha geniş bölgelerde ise mezhep çelişkisi temelinde bir etkinlik kurma ve çatışma zeminine dönüştürecektir. Rusya-Ukrayna, Kore-ABD, Azerbaycan–Ermenistan, Pakistan-Afganistan, Pakistan-Hindistan, Gürcistan-Abhazya, Türkiye-Kürdistan, İsrail-Filistin vb. güçler arasındaki sorunlar-çatışmalar kaosu her an daha geniş alanlara taşırma potansiyeli taşımaktadır. İran’ın AB ve ABD ile sorunlu ilişkileri de her an yeni sorun ve çelişkilere gebedir. Kuzey Kore’nin içinde bulunduğu tablo ise pimi çekilmiş bir bombaya benzemektedir.  Dünyayı bir nükleer felaketle karşı karşıya getirme riskine sahiptir.

Küreselleşmenin gelişimine paralel olarak sorunlar da sınırları aşarak küreselleşmektedir. Dolayısıyla şu an sorunlu ve çatışmalı bölgeler sadece kendilerini, çevrelerini değil, tüm dünyayı etkilemektedirler. Bundan dolayı Savaş ve çatışmalar yaşandığı zemindeki halklar için ölüm, yıkım gibi tahripkâr bir rol oynarken, çevresine ve küresel alana da göç, terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılığın tetiklenmesi vb. sorunlar üretmektedir. Savaş, çatışma ve tahripkarlığın merkezi Ortadoğu’dur. Yansımalarının en güçlü görüldüğü yer ise Avrupa’dır. Bu nedenle Ortadoğu’da savaş derinleşip-yaygınlaştıkça, Avrupa’da sistem daha fazla çatırdamaktadır. Buraya doğru daha geniş yığınların göç etmesi, terör ihracı, yabancı düşmanlığının yükselmesi ve ırkçılığın zirveleşmesi AB sisteminde yeni gediklerin açılmasına neden olmaktadır. Son olarak Fransa’da yapılan seçimleri kaybetmesine rağmen tek özelliği yabancı düşmanlığı ve ırkçılık olan Le pen’in %35 gibi yüksek bir oy oranına ulaşması bu alanda yabancı düşmanlığının toplumu zehirleme düzeyini göstermektedir. Özet olarak savaş ve çatışmalara neden olan ve tetikleyen merkezler, savaşın yakıcı sonuçları ile karşılaştıkça bulundukları merkezlerde de sistemin tahrip olarak, sürdürülemez hale gelmesine tanık olmaktadırlar. Bu tablo her geçen gün derinleşip, yaygınlaşarak, küresel çapta sistemsel bir kriz halini almaktadır.

Birinci paylaşım savaşı kapitalizmin ilk küresel krizinin tetiklemesiyle patlak vermişti.  Sonuçları savaşa tutuşan ülkeleri tahrip etmişti. İkinci paylaşım savaşı, güçlenen Almanya ve İtalya’nın iç sorunlarını ihraç eme ve güçleri oranında küresel çapta hâkimiyet kurma çabalarının sonucunda patlak vermişti. Bu savaşın cepheleri, karşıtlıkları ve ittifakları belirgindi. Sonuçları da bu kapsamda kalmıştı. Mevcut durumda süregelen 3 Dünya savaşı ise kesin sınırları, belirgin cepheleri ve katı ittifaklaşmaları olmayan bir karakterdedir. Bu nedenle daha yerel, iç-içe ve karmaşıktır. Ne zaman, nereden ve hangi biçimde patlak vereceği, hangi ülkeleri, güçleri kapsayacağı ve bir sonraki gün nerelere sıçrayacağı belirsizdir. Bu özelliği ile kapsam alanı sınırsızdır. Tahripkarlık düzeyi yüksektir. Bu nedenle çatışma süreci eskinin kuram, kavram ve kurumlarını önemli oranda aşındırıp- tahrip etmektedir. Eskiye dair her şeyi ya aşındırıyor, yâda sorun üretir duruma düşürüyor. Kapitalist Modernitenin başta Ulus devlet örgütlenmesi, ulusal sınırlara dayalı sistemi olmak üzere her yönüyle enkaza dönüşmesi bu tablonun toplam sonucu oluyor.

Küresel sistemin oyun kurucu gücü durumundaki AB, kendi içinde yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve bunların tetiklediği sorunlarla boğuşmaktadır. Her geçen gün ABD gücünün Tanrısal olmadığı daha fazla anlaşılmaktadır. Hem bu güçler, hem de Rusya, Çin vb. küresel merkezlerin ekonomik, siyasi ve askeri güçlerine rağmen her istediklerini yapma kudretinde olmadıkları daha fazla görülmektedir. Küresel düzeyde oluşan nükleer ve biyolojik silahlara dayalı dehşet dengesi süren savaşların topyekûn düzeye gelmesini engellemekte ve mutlak yenilgi ya da zaferi imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle çatışmalar, cephesi, sınırları, aktörleri belli olmayan iç-içe ve karmaşık bir tarzda sürmektedir. Bu durum hem birçok ülkede ulusal sınırları, örgütlenmeleri, kurumları param-parça hale getirmekte, eskiyi yıkmakta, hem de karmaşık, kaotik bir tablo yaratmaktadır.

Başta ABD ve AB olmak üzere küresel güçlerin bu tabloyu kendi lehlerine çevirmek ve yeniden dizayn çabaları ise henüz köklü bir sonuç yaratmamıştır. Bu kapsamda ABD’nin Irak, Suriye savaşlarına daha fazla müdahil olmasına, İran’a dönük baskıcı ve yeni yaptırımlar öngören yaklaşımları ile Kuzey Kore hamlesi aracılığıyla Çini sınırlama hamlesi izlemektedir. Yeniden şer odağı politikasına benzeyen bu yaklaşımla Kore üzerinden Çini, İran üzerinden de Rusya’yı sınırlama, kendi alanlarına hapsetme ve darbeleme amaçlanmaktadır. Bu nedenle İsrail aracılığıyla Lübnan ve Suriye’de İran’ı darbelemeyi esas alırken, Arabistan eliyle de Yemen ve mümkünse içerde İran’ı yıpratma, sınırlama ve darbeleme çabalarını yoğunlaşmaktadır.

Bu durum Irak’a daha fazla karmaşa biçiminde yansımaktadır. Ülkede ekonomik ve siyasi krizler birbirini izlemektedir. Ülke ABD ve İran’ın oluşturduğu iki uç arasında adeta her an kopacak bir ip gibi gerilmektedir.  Bir yanda son derecece yıpratıcı DAİŞ savaşı-saldırıları, Şiilerin iç sorunları, Sunni-Şii çelişkisi, Kürdistan bölgesel yönetimle olan sorunlar, Irak’ın mevcut bölünmüşlüğü, diğer yanda ise alan üzerinde ABD’nin İranı sınırlama, İran’ın ise TC ve Arabistan’ın etkinliğini önleme, kırma çabaları her geçen gün mevcut krizi derinleştirmekte, yeni çelişki ve çatışmaları tetiklemektedir. Dış müdahaleler içteki çelişki ve çatışmalarla birleşerek ülkeyi adeta üçüncü dünya savaşının odaklandığı bir merkeze dönüştürmektedir. Bu tablo içinde Şii bloğunun mevcut hükümete karşı eylemlere girişmesi, Kerkük özgülündeki gelişmeler, Barzani’nin Şengal’e dönük girişimleri ve bağımsızlık söylemleri dikkat çekicidir. Tüm bu sorunlar Irak’ı hızla daha derinleşmiş bir biçimde bölmekte ve bir arada kalmasını imkânsızlaştırmaktadır. Musul’un kurtarılması ve ABD’nin İran’a dönük yönelimleri sertleştikçe bu tablo daha dramatik bir hal alacaktır.

Suriye’de Kimyasal saldırı ve sonrasında ABD’nin füze misillemesi yeni bir dönemi başlatmıştı. Suriye rejimi ve müttefiklerinin askeri zafer arayışlarını sonlandırmıştı. Rusya, ABD’nin bunu takip edecek yeni hamlelerini beklemeden kendisi harekete geçti. TC ile Helep benzeri bir al-ver süreci başlatarak, Suriye’nin fiilen parçalanmış durumunu resmileştirerek rejimin hükümranlığını yok edecek güvenli bölgeler sürecini başlattı. Bu yolla kontrolündeki alanları tahakküm etme, ABD’nin olası yeni hamlelerini daha güçlü karşılama ve sahada Halep benzeri bir sonuç yaratmayı amaçlamaktadır. Fakat bu antlaşma bağrında birçok çelişki barındırmaktadır. En başta ABD’nin İran’ın garantörlüğüne çekince koyması, çetelerin anlaşmayı tanımayacaklarını ilan etmeleri ve öngörülen güvenli bölgelerin geleceğinin ne olacağının muğlak kalması antlaşmayı sorunlu kılmaktadır. Bu nedenle ABD’nin direk olmasa bile İsrail vb. güçler aracılığıyla sürece müdahale etmesi ve işlemez kılması yüksek olasılıktır.

Rojava ve Suriye’de yeni süreç

Her geçen gün yeni aşamalar kat eden Rakka hamlesi devam ederken, Rusya’nın öncülük ettiği Astana 4 görüşmeleri, 4 bölgede çatışmasızlığın ilanı ile sonuçlanmıştır. Bunun anlamı çok parçalı Suriye gerçeğinin daha fazla kalıcı hale geleceğidir.  Bu durumun esas nedeni ise Suriye’de taraflar arasındaki çatışmalarda yaşanan pata durumudur. Sahada yenişememe bu sonucu kaçınılmaz kılmıştır. Buna rağmen çatışmasızlık antlaşmasının nasıl sonuçlanacağı ve nereye evirileceği henüz net değildir. Fakat esas olarak cephenin iki tarafı da savaşın daha fazla derinleşmesini kendi çıkarlarına uygun görmedikleri açığa çıkmıştır. Zira savaşın daha fazla derinleşmesi, başta ABD ve Rusya olmak üzere onlar etrafında kümelenmiş güç ve devletlerin daha açık olarak karşı karşıya gelmesini kaçınılmaz kılacaktır. Buda tüm güçler için bir çıkmaz sokaktır.

DAİŞ ile savaş Rakka ’da sürmektedir. Fakat daha sonraki aşamada Deyr ez Zor bölgesi için hazırlıkların şimdiden yapıldığı anlaşılmaktadır. Ürdün’de hazırlıkları yapılan ve öncülüğünü ABD’nin yapıp Suudi Arabistan, İsrail, İngiltere vb. ülkelerin desteğini alan ‘‘ Yeni Suriye Ordusu’’ ile Deyr ez Zor bölgenin alınması hedeflenmektedir. Buna karşı Suriye rejimi erken davranarak bu oluşuma karşı hava saldırıları düzenlemiştir. Çünkü Deyr ez Zor bölgesinin bu güç tarafında DAİŞ çetelerinden temizlenmesi, Suriye-Irak sınırını tamamen rejim güçlerine kapatacaktır. Bu nedenle rejim ve destekçilerinin tek umudu Deyr ez Zor merkezinde bulunan ikiye bölünmüş gücünü korumak ve olası DAİŞ saldırısında etkin bir rol oynayarak o bölgenin denetimini elinde tutmaktır. Bu plan daha çok İran tarafından devrede tutulmaktadır. Çünkü esasta İran bu aradaki bağlantıyı koruma gayretindedir. Fakat mevcut durumda boş çöl arazileri dışında bulunan ve sivil nüfusun yerleşik olduğu tüm Suriye sınırı (Deyr ez Zor vilayetine bağlı olan) zaten DAİŞ’in denetimindedir. Rejim sadece şehir merkezinde bulunan havaalanında ve şehrin birkaç mahallesinde varlığını sürdürebilmektedir. Karadan hiçbir yerle bağlantısı bulunmayan bu alanların tüm ihtiyaçları da havadan yapılan yardımlarla karşılanmaktadır. Dolayısıyla Deyr ez Zor vilayeti üzerine geliştirilecek savaşta Suriye rejimi ve İran’ın kendi başlarına sonuç alabilmeleri oldukça zordur.

Irak’ta olası gelişmeler ve KDP’nin durumu

Irak’ta bir taraftan Musul operasyonu sürmekte, diğer taraftan da Hawice operasyonunun hazırlıkları son hızla devam etmektedir. ABD ve ırak hükümeti bir süredir bu operasyonun hazırlıklarını başlatmış bulunmaktalar. Bu operasyon ile DAİŞ’in Kerkük üzerindeki tehditleri ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu operasyona hangi güçlerin katılacağı ise henüz tam olarak netleşmiş değildir. Bu husus önümüzdeki süreçte daha fazla gündemleşecektir.

Güneyde Barzani hanedanlığı iktidarını güvenceye almak için her çareye başvurmaktadır. Seçime dayalı oluşturulan tüm kurumlar işlevsizleştirilmiştir. Parlamento göstermelik hale getirilmiştir. Barzani hanedanlığı İktidarı kaybetme korkusu ile daha fazla TC milisi haline gelmemektedir. Bunu bataklık haline gelen, tüm toplumsal değerleri çürüten rüşvet-yolsuzluk ve adaletsizliği kitlelerden gizlemek için daha fazla Bağımsızlığın dilendirilmesi tamamlamaktadır. KDP son derece zayıflamış pozisyonunu ekonomik ve askeri olarak TC’ye, istihbarı olarak ise İsrail’e dayanarak güçlendirmeye çalışmaktadır. Fakat KDP yaşadığı kronikleşmiş iç sorunlarını çözmeden, YNK, Goran ve diğer grupları yanına çekmeden özgürlük güçlerine karşı daha fazla saldırganlaşması, saldırılarını daha ileriye taşıması olası görülmemektedir. Güneyin genelinde mevcut partiler hızla aşılmaktadırlar. Başta KDP olmak üzere tüm partiler içte klik kavgaları ile boğuşmaktadır. Sadece çıkara dayalı birer koalisyon biçiminde bir arada kalmaktadırlar. KDP’deki sorunlar iç infaz düzeyini alırken, diğer güçlerde ise irade olamama, çözüm üretememe ve toplum nezdinde itibar kaybetme tarzında bir seyir izlemektedir.

TC’nin Qereçox ve Şengal’e dönük operasyonunda KDP’nin rolü belirgindir. Mesut ve Neçirvan’ın Ankara temaslarının ana konusunu buralara dönük planlar oluşturmuştur. Bu alanlar darbelenerek ‘Roj Peşmergeleri’ denilen paramilliter güce yol açılmak istenmiştir. KDP ne olursa olsun Şengal alanını yeniden denetimine almak istemektedir. Bu TC’nin anti Kürt stratejisi ile örtüşmektedir. Bu nedenle Şengal özgülünde iki gücün ortaklaşması daha da belirgin hale gelmektedir. Buna rağmen Tayip Erdoğan’ın saldırıdan önce bölgesel hükümete haber verdiklerini açıklaması ve Dr. Aydın isimli gerillaya  yönelik haberlerin basına yansıtılması oldukça dikkat çekicidir. Bu iki durum özel bir şüphe ile yaklaşmayı gerektirmektedir. Bu durum TC ile KDP ilişkilerinde uç veren sorunlara işaret olabilir. Bu nedenle TC bir yanda KDP’yi ekonomik ilişkilerle kendisine bağımlı hale getirirken, diğer yanda sürekli Özgürlük hareketinin KDP’ye saldıracağı, her yeri ele geçireceği yönünde manipülasyon yapmaktadır. Bu yolla KDP’yi özgürlük hareketi ile çatıştırarak daha fazla bağımlı hale getirmek ve milis gücüne dönüştürmek istiyor.

TC’nin faşizan politikaları

Bu tablo içinde TC ise denklem dışına çıkmama çabasındadır. Bu amaçla bir yandan kayıtsız-şartsız ABD’nin politikalarının uygulayıcısı olacağını ilan ederken, en etkili bürokratlarını göndererek Kürtleri denklem dışına çıkarıp, kendisi rol çalmaya çalışırken, diğer yandan da Kürt karşıtlığı temelinde Rusya ile görüşmekte, anlaşmaya çalışmaktadır. Son anlaşma ile İdlib ve çevresindeki varlığını güvenceye almaya uğraşmaktadır. Bunun karşılığında ise birçok bölgeyi rejime terk etmekte, âdeta Rusya’nın emir-komutasına girmektedir. Mevcut antlaşmanın yeni bir El Bab, Halep diyalektiği yaratma şansı yoktur. Hatta anlaşma TC için yeni sorunlar, çelişkiler yaratacaktır. TC ilişkilerinin İran ve Suriye ile, Rusya ve ABD ile daha sorunlu hale gelmesine neden olacaktır.

TC’nin AB ile ilişikleri ise kötüleşme trendini sürdürmektedir. T. Erdoğan seçim öncesi AB’ye dönük söylemlerinde çark edip, müzakereleri ilerletmek istediğini ifade etse de bunun karşılık bulma olasılığı zayıftır. Mevcut durumda AB ile ilişkileri Papa’nın insanlık dışı olarak tanımladığı göçmen ve iade anlaşmasına dayanmaktadır. Bunu aşabilecek bir kapasite ve irade yoktur. Bu nedenle dışta daha fazla yalnızlaşma, tecrit durumuna gelme, içte ise her geçen gün katmerleşen faşizan baskılar kaçınılmazdır. Şengal ve Qereçox saldırıları bu gerçeklikten bağımsız değildir. Bu alanlara saldırıların birçok hedefi bulunmaktadır. TSK resmi açıklamasında Amed eylemine vurgu yaparak misillemeyi ima etmiştir. Tayip meşru hak biçiminde değerlendirmiştir. Fakat tüm veriler bu saldırının Barzani-TC ortaklığına dayandığını göstermektedir. Bu saldırılarla Uluslararası alanda Ermeni soykırımından dolayı yaşananlar ve referandum sonrası içte oluşan meşruiyet sorunu gölgelemek amaçlanmıştır. Ayrıca saldırdığı alanlarda bir korku-panik, bozgun yaratarak ’Roj Peşmergelerinin’ alana geçişini sağlamak ve kendi güçlerinin kara operasyonu-işgali için zemin hazırlamaya çalışılmıştır. Fakat TC ve KDP, Qereçox kayıplarına rağmen kaybettiler. Saldırı KDP’yi daha fazla teşhir edip zayıflatırken, TC’nin, DA İş’i kurtarmaya çalışan güç olduğunu alenileştirmiştir. Bu nedenle kendisine karşı güçlü bir bölgesel-küresel tepki oluşmuştur. Bu saldırıda açığa çıkan başarısızlık TC’nin iç dengelerine de yansımıştır. AKP-MHP faşist kliği çatırdamaya başlamış, ayakta kalmak için baskı, yasak, tutuklama ve yaygın operasyonlara dayalı faşizan uygulamaları boyutlandırmışlardır. Klik çatışmaları her geçen gün kartopu misali büyüyen operasyonlara dönüşmüştür. Bu durum başta ordu ve polis teşkilatı olmak üzere tüm bürokrasiyi tırpan gibi biçip, devleti felç etmiştir. Bunu AKP, MHP ve CHP içi kaynama, hizipleşme, kavga ve bunların bir-birini alt etmeye dönük acımasız çatışmaları izlemektedir. Sistemin dayanağı tüm partiler ve silahlı-sivil bürokrasi kendi içinde bir-birleriyle, rakip gördükleri ile acımasız bir kavga ve tasfiye halini yaşamaktadır. Buna karşı faşist kliğin tek çözümü baskıları daha da arttırmaktır. Bu durum ise her geçen gün muhalif cepheye daha yeni kitleleri katmaktadır. Muhalefeti büyütmekte ve başarma şansını arttırmaktadır.

Özgürlük güçleri, azgınlaşan faşist saldırılar karşısında mevzilerini korumuştur. Bakur ’da 8 Mart, Newroz ve referandumda açığa çıkan güçlü irade yeni mevzilerin kazanıldığını göstermiştir.  Bu durumu Rojava zemininde ki kazanımlar tamamlamıştır.  TC’nin en çılgın saldırılarına rağmen gelişmenin durmaması, sekteye uğramaması son derece önemlidir. Bu nedenle direniş güçlerinin yaratığı sinerjiyi daha fazla ortaklaştırmak, diyalektik bir bütünlük haline getirmek ve faşizme karşı birleşik direniş cephesini güncelleyerek daha güçlü hamlesel çıkışlara dönüştürmek gerekmektedir.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  3  Dunya  savasinda  gelinen  durum    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.